Yuklenirken kucuk bir hata olustu ! Lutfen sayfayi yenileyiniz ( press F5 )
 


2009 Mart Arşivi

Kamu Hukukunun Dalları 2

Kamu hukukunun en önemli özelliği devletin üstün durumda olma¬sıdır.

KAMU HUKUKU
1. Anayasa Hukuku
2. idare Hukuku
3. Ceza Hukuku
4. Yargılama Hukuku
5. Devletler Umumi Huk
6. Vergi Hukuku
7. İş Hukuku olmak üzere 7 kısma ayrılmaktadır.

1-) ANAYASA HUKUKU:
Türkiye Cumhuriyetinin 1982 tarihlidir. Bu anayasa 12 Eylül 1980 harekatından sonra oluşan Danışma Meclisince hazırlanmıştır. Anayasaya son şeklini Milli Güvenlik Konseyi vermiştir. 7 Kasım 1982 tarihinde halk oylamasına sunulmuş ve kabul edilmiştir.
Anayasamız bir başlangıç ve buna ilaveten (bunun haricinde) 7 kısım¬dan oluşmaktadır. Toplam 177 asıl madde ve 16 geçici maddesi vardır.

ANAYASANIN TEMEL İLKELERİ

1. İnsan Haklarına Saygılı Devlet ilkesi
2. Atatürk Milliyetçiliğine Bağlı Devlet ilkesi
3. Demokratik Devlet ilkesi
4. Laik Devlet ilkesi
5. Sosyal Devlet ilkesi
6. Hukuk Devleti ilkesi olmak üzere toplam 6 temel ilkeye dayanmaktadır.

1. insan Haklarına Saygılı Devlet İlkesi
İnsan Haklan Evrensel Bildirgesi Birleşmiş Milletler Genel KurullU1da 10 Aralık 1948 tarihinde kabul edilmiştir ve 30 maddeden oluşmaktadır.

2. Atatürk Milliyetçiliğine Bağlı Devlet İlkesi
Atatürk milliyetçiliği.ırk ,din, dil ayrımı yapmaksızın Türk vatan ve milletinin bölünmez bir bütün olduğu, Türk devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkesin Türk sayılması gerektiği temel inancına dayan¬maktadır.
Anayasamızın 66. maddesi Türk devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür demek suretiyle din, dil ve ırk farkı gözetmeksizin herkesi Türk saymıştır. Bu madde Atatürk milliyetçiliğinin bir yansımasıdır.

4. Laik Devlet İlkesi
Osmanlı devleti teorik bir yapıya sahipti.
Laiklik, dinsizlik, ahlaksızlık, dine ve Allaha karşı olmak demek

Anayasanın 24. maddesinde herkes vicdan ve dini inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir ilkesi ile de teminat altına alınmıştır.

5. Sosyal Devlet ilkesi

Sosyal devlet ilkesini gerçekleştirecek iki önlem vardır.
Bunlar;
1- Ulusal gelirin toplum bireyleri arasında adaletli bir biçimde dağıl¬masını sağlayacak mali, iktisadi önlemleri almak (GELİRİN ADALETLİDAĞILIMI)
2- Vatandaşlara insan haysiyetine yakışır asgari bir yaşayış düzeyi sağlayabilmek için gerekli sosyal yardım önlemlerini almak ve geliştirmek. (SOSYAL YARDIM)
Anayasamızda sosyal devlet ilkesinin gerçekleşmesini sağlamak için çeşitli ilkelere yer verilmiştir. Örneğin ailenin korunması, topraksız çift¬çilerin topraklandırılmaları, çalışanların sosyal ve ekonomik önlemlerle korunması, adaletli bir ücret rejiminin uygulanması, herkesin sosyal güvenlik hakkına sahip olması.

6. Hukuk Devleti İlkesi
Hukuk devleti vatandaşlara temel hak ve hürriyetleri tanıyan ida¬renin ve idare makamlarının hukuka bağlılıklarını sağlayarak vatandaş¬larına hukuki güvenlik sağlayan devlettir.

Hukuk devleti ilkesi için şu hususların gerçekleşmesi gerekir.
Hukuk devleti ilkesinin unsurları;
ı. Temel hak ve hürriyetler güven altında bulunmalıdır; Temel hak ve hürriyetler ancak kanunla sınırlanabilir.
2. Kanunların ve Kanun Hükmünde Kararnamelerin Anayasaya uygunluğu sağlanmalıdır; Bu görev anayasa mahkemesine verilmiştir. Anayasa mahkemesi kanunların, kanun hükmünde kararnamelerin ve TBMM meclis içtüzüğünün anayasaya uygun olup olmadığını denetler, anayasaya aykırı hükümlerin tamamını yada bir kısmını iptal eder.
3. İdarenin hukuka bağlılığı sağlanmalıdır. Anayasamıza göre idarenin her tür eylem ve işlemine karşı yargı yolu açıktır. Bu hüküm ile yönetimde keyfiliği önlemek istemiştir.

1. YASAMA ORGANI
2. YÜRÜTME ORGANI
A-) CUMHURBAŞKANI
B-) BAKANLAR KURULU
3. YARGI ORGANI

1. YASAMA ORGANI: Yasama Organı TBMM’dir.
TBMM genel oyla seçilen 550 milletvekilinden oluşur. 30 yaşını doldurnuş her Türk milletvekili seçilebilir. Seçimler 2Yılda bir yapılır.

2. YÜRÜTME ORGANI
a-) Cumhurbaşkanı;
Cumhurbaşkanı TBMM tarafından seçilir. Cumhurbaşkanı seçile¬cek kişilerin 40 yaşını doldurmuş olmaları ve yüksek öğrenim yapmış olmaları gerekir. 7 yıllık bir süre için seçilir. Bir kimse iki defa cum¬hurbaşkanı seçilemez.
Cumhurbaşkanı sorumsuzdur. Ancak vatana ihanet ile suçlanabilir.
Bunun haricinde suçlanamaz.
b-) Bakanlar Kurulu;
Bakanlar kurulu başbakan ve bakanlardan oluşur. Başbakan cumhur¬başkanı tarafından TBMM üyeleri arasından atanır. Bakanlar başbakanca seçilir ve cumhurbaşkanınca atanır. Bakanlar meclis dışından da seçile¬bilirler. Başbakanın meclis içinden seçilmesi gerekir.

3. YARGI ORGANI
Anayasaya göre yargı yetkisi Türk Milleti adına bağımsız mahkeme¬lerce kullanılır. Hakimler görevlerinde bağımsızdırlar.
Hakimler azlolunamaz, kendileri istemedikçe anayasada gösterilen yaştan önce (65) emekliye ayrılamaz, aylıklarından yoksun bırakılamaz. Mahkemelerin kurulması, görev ve yetkileri, işleyişi ve yargılama usulleri kanunla düzenlenir.
Yargı organlarının yüksek mercileri Yargıtay, Danıştay, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi, Askeri Yargıtay, Uyuşmazlık Mahkemesi, Sayıştay, Anayasa Mahkemesidir.
Yargı organları ile ilgili bir kuruluş da Hakimler ve Savcılar Yüksek Kuruludur. Bu kurulun başkanı Adalet bakanıdır. Bu kurul hakimlerin özlük işleri hakkında kesin karar verir.

2-) İDARE HUKUKU İdare terimi hukuki açıdan iki Biri idare işlerini gören teşkilat hizmeti ve faaliyetleridir.

İDARI TEŞKİLAT
Genel idare ve mahalli idare olmak üzere iki kısımdan oluşur.

1) Genel İdare
Genel idare bütün ülkeyi kapsamakta olup merkez teşkilatı ve taşra teşkilatı olmak üzere ikiye ayrılır.
a-) Merkez Teşkilatı
Cumhurbaşkanı, Bakanlar Kurulu ve bu kurulun üyeleri en önde gelir.
b-) Taşra Teşkilatı
Ülke yönetimi iller ve ilçelere ayrılır. İl idaresinin başında vali, ilçe idaresinin başında kaymakam bulunur. Her ilde her bakanlığın temsilcisi olarak birer müdür bulunur. (Milli Eğitim Müdürü, Sağlık Müdürü, Sanayi ve Ticaret Müdürü gibi).

2-) Mahalli İdareler
Mahalli idareler İl özel idareleri, Belediye İdareleri ve Köy idareleri
olmak üzere üç gruptan oluşur.
Mahalli idarelerde yerinden yönetim ilkesi hakimdir. Mahalli idareler kamu hukuku hükmi (tüzel) şahıslarıdır ve kanunla düzenlenirler. Seç¬menler tarafından seçimle oluşturulur.

İl özel idaresinin organlarından olan il genel meclisi üyeleri, belediye idaresinin organları olan belediye başkanı ve belediye meclisi üyeleri, köy idaresinin organı olan muhtarlar ve köy ihtiyar meclisi üyeleri seçimle işbaşına gelir.

İDARİ PERSONEL
Kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevleri yapmak üzere atanan kişiye memur denir. Memurların özlük işleri kanunla düzen¬lenir. Bununla ilgili kanun 657 sayılı devlet memurları kanunudur.

İDARİ İŞLEMLER
İdarenin hukuki işlemleri idari işlem ve idari sözleşme olarak iki gruba ayrılır.
İdari işlem idare tarafından yapılan tek taraflı bir işlemdir. İdari işlemler de yapıcı ve belirtici olmak üzere iki kısımda incelenir. Yapıcı işlem tüzük ve yönetmelik çıkarma, belirtici idari işlemler ise diploma düzenleme, vergi tahakkuk ettirme gibi.
İdari sözleşmeye örnek; Maden Kanununda düzenlenen madenlerle ilgili işletme imtiyazı.

3-) CEZA HUKUKU
Suç teşkil eden eylemleri ve bu eylemlere verilecek cezaları düzenler. Ceza Hukukunun kaynağı 1926 tarihli Türk Ceza Kanunudur.
Ceza Hukukunun temel ilkesi kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkesidir.
Suçlar ve cezalar mutlaka kanunla belirlenir.

SUÇUN UNSURLARI
Suç; Kanunun ceza tehdidi ile yasaklamış olduğu fiildir.
Suçun üç unsuru vardır;
1-) Kanuni Unsur (Tipiklik),
2-) Maddi Unsur (Hareket);
a-) İcra (Yapma),
b-) İhmal (Yapmama),
3-) Manevi Unsur (Kusurluluk)
a-) Kast
b-) Taksir

1-) Kanuni Unsur
Fiilin ceza kanununda yazılı olan tanıma uygun olmasıdır. Bu unsura tipiklik de denilmektedir. Bu unsur kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkesinin bir sonucudur.

2-) Maddi Unsur
Harekete dayanır. Maddi Unsur da kendi içerisinde ikiye ayrılır;
a-) İcra (Yapmak); Hırsızlık suçu, menkul bir malın bir yerden alınmasıyla işlendiği yani bir yapmayı gerektirdiği için icra-i bir suçtur.
b-) İhmal (Yapmamak); Örneğin geçit bekçisinin tren yolunu kapatması, hemşirenin öldürmek istediği hastaya ilaç vermemesi gibi.

3-) Manevi Unsur
Fiilin kusurlu bir irade tarafından yaratılmış olmasıdır ki buna kısaca kusurluluk denilmektedir. Kusurluluk kendi içerisinde ikiye ayrılır;
a-) Kast; Kanunun suç saydığı bir eylemi bilerek ve isteyerek işlernek iradesidir. Bilmek ve istemek kast unsurunun özetidir. Kanunu bilmek mazeret sayılmaz ilkesinin sonucudur.
b-) Taksir; Hukuka aykırı sonucu g örmek fakat istememektir. Kasttan sonucun istenmesi olması ile ayrılır.

CEZA VE CEZA EHLİYETİ
Ceza; Suçun karşılığı olarak öngörülen müeyyidedir.
Cezanın iki amacı vardır;
1-) Suçlunun ıslahı
2-) Suç işlemeyi önlemek.
Ceza Ehliyeti; İşlenen suç nedeniyle kişinin cezalandırılıp cezalan¬dırılmayacağını ifade eder.
Akıl maluliyetine (hastalığına) tutulmuş olan kimseye ceza verilmez. Tam ehliyetsizler; 0-11 yaş arası ceza yok.
Tam olmayan ehliyetliler;
1 -) 11-15 yaş arası grubu kapsar
a-) 11-15 yaş arasındaki kişi suç işlediğini bilincinde ise ceza verilir fakat indirim yapılır.
b-) Suç işlediğinin bilincinde değilse ceza verilmez.
2-) 15-18 yaş arası grubuna indirimli ceza uygulanır.
Tam Ehliyetliler; 18 yaşını bitiren herkes tam ehliyetlidir. Sağır ve dilsizler bakımından tam ehliyet 24 yaşın bitirilmesi ile başlamaktadır.

4-) YARGILAMA HUKUKU
Yargı hukuk kurallarının bağımsız ve tarafsız mahkemeler tarafından dava konusu olaya uygulanmasıdır. Dört çeşit yargıdan bahsedilir. Türk Yargı Sistemi;
1-) Anayasa yargısı (Anayasa Mahkemesi)
2-) İdari Yargı (Danıştay)
3-) Askeri Yargı (Askeri Yüksek İdare Mahkemesi ve Askeri Yargıtay)
4-) Adli Yargı (Yargıtay)
a-) Medeni Yargı
b-) Ceza Yargı
Adli yargı, medeni yargı ve ceza yargısı olmak üzere iki kısma ayrılır.

Yargılama Hukuku da buna uygun olarak medeni yargılama hukuku ve ceza yargılama hukuku olmak üzere ikiye ayrılır.

MEDENI YARGILAMA HUKUKU
Medeni yargı özel hukuk alanında ortaya çıkan uyuşmazlıkların mahkemece çözüme bağlanmasında takip edilecek usul ve esasları
düzenler. Medeni Yargılama Hukuku Özel Hukuk kapsamına girer.

Medeni Yargılama Hukukunun Kaynağı 1927 tarihli Hukuk Usulü Muhakemeler Kanunudur.

1-) Hüküm Mahkemeleri
Hüküm mahkemelerine İlk derece mahkemesi de denir. Hüküm (ilk derece) mahkemeleri ikiye ayrılır;
1-) Asliye Hukuk Mahkemesi
2-) Sulh Hukuk Mahkemesi
Her ilçede bir asliye hukuk mahkemesi bulunur. Asliye hukuk mah¬kemeleri tek hakimlidir. Ticaret mahkemeleri üç hakimlidir.
2-) Denetim Mahkemesi
Denetim Mahkemesi (kontrol=temyiz) Yargıtaydır. İlkderece mahke¬melerini Yargıtay denetler.

Medeni Yargılama Hukuku ikiye ayrılır.

1-) Çekişmeli Yargı (Nizalı Kaza)
2-) Çekişmesiz Yargı (Nizasız Kaza)

1-) Çekişmeli Yargı: Bu yargıda iki taraf arasında uyuşmazlık vardır. Bu uyuşmazlığın çözümü için yargıya başvurulur yani dava açılır, Örneğin bir tarla üzerinde iki kişinin aynı anda mülkiyet iddiasında bulunması ya da karı koca arasında varolan şiddetli geçimsizlik sebebiyle mahkemeye müracaat edilmesi.

Mahkemeye başvuran tarafa davacı,diğer tarafa (kendisine dava açılan tarafa) davalı denir.

Dava, dava dilekçesi ile açılır.

Üç çeşit dava vardır; 1-) İfa Davası, 2-) Tesbit Davası, 3-) İnşa-i Dava.

2-) Çekişmesiz Yargı; Zıt menfaatlere sahip iki taraf ve bunlar ara¬sında bir çekişme, anlaşmazlık yoktur. Ferdi menfaatleri korumak için alınacak tedbirleri kapsar. Örneğin; Akıl hastasına vasi tayin etme, evlat edinmeye izin alma, küçüğün kazai rüştüne karar verme, vakıfların mahkeme siciline tescili.

CEZA YARGILAMA HUKUKU
Ceza hukuk alanında mahkemelerin uygulayacakları yöntem ve esasları belirlemektedir. Temel Kanun i 929 tarihli Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunudur.
Medeni yargılamada davayı davacı açarken ceza yargılamasında dava savcılık tarafından açılır. Savcı tarafından açılan bu davaya kamu davası denir. Savcı devlet adına ceza davası açar.

Ceza yargılama hukuku mahkemeleri;
1-) Sulh Ceza Mahkemesi( Tek Hakimli)
2-) Asliye Ceza Mahkemesi( Tek Hakimli)
3-) Ağır Ceza Mahkemesi( Üç Hakimli)
Denetim mahkemesi ise Yargıtay dır.
Sulh ceza mahkemesi savcı hazır olmadan davaya bakabilir.
Ancak asliye ceza mahkemesi ile ağır ceza mahkemesinde savcının hazır olması bulunması gerekir.
Mahkumiyet kararından önce kişinin hürriyetinin kısıtlanmasına tutuklama (tevkif) denir.

İCRA VE İFLAS HUKUKU
Medeni yargılama hukukunun bir parçasıdır ve onu tamamlar. Borcunu ödemeyen kişilerin mallarının devlet organları vasıtasıyla zorla elinden alınarak satılmasını ve alacaklının alacağının ödenmesini düzenler. Bu amaçla kendisine başvurulan organa icra dairesi denir.
İcra dairelerinin kararlarına karşı başvurulacak makama icra tetkik mercii adı verilir.
Eğer icra takibi bir mahkeme kararına dayanıyorsa buna ilamlı takip denir. icra takibi mahkeme kararına dayanmıyorsa buna ilamsız takip denir.
İflas; Kural olarak tacirler iflas eder. İflasın açılmasıyla birlikte borçlu müflis adını alır. İflas eden kişinin mallarının meydana getirdiği bütüne iflas masası denir.

5. DEVLETLER UMUMİ HUKUKU
Devletler ile devletlerin ve devletler ile uluslararası kuruluşların ilişkilerini düzenler. Bu hukuk dalına milletlerarası hukuk da denir.
Bir devletin kendi ülkesindeki vatandaşlar arasındaki ilişkileri düzen¬leyen hukuka iç hukuk, bağımsız bir devlet ile diğer bir devletin ya da uluslararası kuruluşun ilişkilerini düzenleyen hukuka da dış hukuk denir.
Devletler Umumi Hukukunun Kaynakları şunlardır;
1-) Antlaşmalar,
2-) Milletlerarası Teamül (Yazısız kural, davranış kuralı)
3-) İçtihatlar (Mahkeme Kararları)
4-) Doktrin (Konu ile uğraşan bilim adamlarının görüşleri)

6. VERGİ HUKUKU
Vergi Hukukunda üç ilke vardır;
1-) Genellik
2-) Adalet
3-) Kanunilik

1-) Vergide Genellik; Vatandaşlar arasında ayrım yapmaksızın herkesin vergi yükümlüsü olmasını ifade eder.
2-) Vergide Adalet; Herkesten maddi gücüne göre vergi alınmasını ön görür.
3-) Vergide Kanunilik; Vergi ve buna benzeyen mali yükümlülüklerde
ancak kanunla korunabilmesini sağlamaktadır.

7. İş HUKUKU
İş Hukukunun Kaynağı1971 tarihli iş Kanunudur.
İş Hukukunun Konuları Şunlardır:
1. Hizmet akdi
2. Sendikalar
3. Toplu İş Sözleşmesi
4. Grev ve Lokavt

Hizmet akdi Borçlar Kanununda düzenlenmiştir. Hizmet akdinin iki unsuru vardır; İşçinin hizmet taahhüdü+işverenin ücret taahhüdü. İşçiler ve işverenler sendika kurabilirler. Memurlar sendika kuramaz. Sendikalar, Sendikalar Kanununda düzenlenmiştir. Sendikalar Kanunu işçi, iş veren, iş yeri, sendika ve konfederasyonu tanımlamaktadır. İşçi; Hizmet akdine dayanarak çalışanlara denir.
İş veren; İşçi sayılan kimseleri çalıştıran gerçek veya tüzel kişiye veya tüzel kişiliği olmayan kamu kuruluşlarına denir.
Sendika; İşçilerin ve iş verenlerin menfaatleri için kurdukları tüzel
kişiliğe sahip kuruluş.
Konfederasyon; Değişik iş kollarından en az beş sendikanın bir araya gelmesi suretiyle meydana getirdikleri tüzel kişiliğe sahip üst kuruluşa denir. Sendikalar federasyon oluşturamaz. Sadece konfederasyon oluşturabilir.

Sendikalar iş kolu esasına göre kurulur. İş yeri esasına göre sendika kurulamaz.
Toplu İş Sözleşmesi; Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Kanununda düzenlenmiştir. Toplu iş sözleşmesi işçi sendikası ile iş veren arasında ya da işçi sendikası ile işveren sendikası arasında imzalanır.
Hizmet akdi ferdi anlaşma niteliğindedir. Toplu iş sözleşmesi ise statü niteliğindedir.
Grev; işçilerin topluca çalışmamalarıdır. Kanun hükümlerine uygun yapılan greve kanuni grev, kanuni grev için aranan şartlar gerçekleşmeden yapılan greve ise kanun dışı grev denir. Siyasi amaçlı grev, genel grev, dayanışma grevi kanun dışı grevdir. İş yeri işgali, işi yavaşlatma, verimi düşürme ve diğer direnişler hakkında kanun dışı grevin müeyyideleri uygulanır.
Lokavt; işçilerin iş veren tarafından toplu halde işten uzaklaştırılmalarıdır. Kanun hükümlerine uygun yapılan lokavta kanuni lokavt, kanuni şartlar gerçekleşmeden yapılan lokavta kanun dışı lokavt adı veril¬mektedir.
Grev ve lokavt yasağının bulunduğu işler Şunlardır:
. Can ve mal kurtarma işleri
. Cenaze ve gömme işleri
. Banka ve noterlik işleri
. itfaiye, şehir içi kara deniz ve demir yolu ile raylı taşıma hizmetlerinde
. Su, elektrik, havagazı, termik santrali besleyen linyit üretimi, doğal gaz ve petrol sondajı, petrol kimya işlerinde
Grev ve Lokavtın yapılamayacağı iş yerleri ise şunlardır;
-Hastane, aşı ve serum imal eden yerler, klinik, senatoryum, dispanser,
eczane, prevantoryum
-Eğitim ve öğretim kurumlarında, çocuk bakım evlerinde, huzur ev¬Ierinde
- Mezarlıkta
- Milli Savunma Bakanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı, Sahil Güvenlik Komutanlığınca doğrudan işletilen yerlerde.

ÖZET:
Kamu hukuku bir üst kavram olup çeşitli dallardan oluşmaktadır. Kamu hukukunun dalları: Anayasa Hukuku, Ceza Hukuku, Yargılama Hukuku, Devletler Umumi Hukuk, Vergi Hukuku ve iş Hukukundan ibarettir. Ana¬yasa Hukuk, devletin şeklini, yapısını, organlarının görev ve yetkilerini, vatandaşların temel hak ve ödevlerini düzenleyen hukuk kurallarının tü¬müdür. idare Hukuku, Devlet idaresinin teşkilat ve işleyişini, şahısların idare ile olan ilişkilerini ve kamu hizmetlerinin görülmesini.düzenleyen hukuk kurallarının tümüdür. Ceza Hukuku, suç teşkil eden eylem ve dav¬ranışların nelerden ibaret bulunduğunu, suç işleyenlere ne gibi cezaların verileceğini belirleyen hukuk kurallarından ibarettir. Yargılama Hukuku, hukuk ve ceza davalarının görülmesinde uyulacak yöntemleri belirleyen hukuk kurallarından oluşmaktadır. Devletler Umumi Hukuku, devletlera¬rası ilişkileri düzenleyen hukuk dalıdır. Vergi Hukuku Devlet ile şahıslar arasındaki mali ilişkileri düzenleyen-hukuk Kurallarıdır. iş Hukuku, işçi ile işveren arasındaki ilişkileri düzenleyen hukuk kurallarının tümümden meydana gelir


Hukuk’a Giriş

• Hukuk; sosyal hayatı düzenleyen maddi yaptırımlı kurallar bütünüdür.
Sosyal ilişkiler; sosyal hayatta gelişen ilişkilerdir.
• Yaptırım(müeyide); sosyal kurallara uyulmadığında karşılaşılan tepkidir.
• Subjektif ahlak kuralları; kendi nefsimize karşı nasıl davranmamız gerektiğini belirten ahlak kurallarıdır.
• Objektif ahlak kuralları; sosyal hayatta kişilerin birbirleri ile ilişkilerinde nasıl davranmaları gerektiğini belirten ahlak kurallarıdır.
• Nafaka yükümlülüğü; yardım edilmediği takdirde yoksulluğa düşecek olan üstsoy, altsoy ve kardeşlerine yardım etmekle yükümlü olmaktır.
• Nafaka alacaklısı; yoksulluk içinde bulunan altsoy, üstsoy ve kardeşlerdir.
• Yargı organı; Bir kimseyi hukuk kurallarına uymaya zorlayan devlet organıdırç.
• Cebri icra; Hukuk kurallarına uymayan bir kimsenin, devlet zoru ile bu kuralın gereğinin yerine getirtmesidir.
• Hukuk, sosyal hayatı düzenleyen kurallardan sadece biridir. Diğer sosyal kurallar din, ahlak ve görgü kuralları olarak sayabiliriz.
Din kuralları; yüce güç tarafından konulmuş ve peygamberler vasıtası ile kişilere ulaşmış bulunan bir takım emir ve yasaklardan oluşan kurallardır. Yaptırımı manevidir. Kişileri bu kurallara uymaya zorlayamayız.
• Ahlak kuralları; sosyal hayatta gerek kişinin kendi nefsine karşı, gerekse kişilerin birbirlerine karşı nasıl davranması gerektiğini gösteren kurallardır. Bu kuralların yaptırımı da manevidir.
• Görgü kuralları; bir kimsenin belli bir olayda ne şekilde davranması gerektiğini gösteren manevi yaptırımlı sosyal kurallardır.
• Hukuk kuralları; sosyal hayatta kişilerin birbirleri ile ve devletle olan ilişkilerini düzenleyen maddi yaptırımlı, yani devlet gücü ile desteklenmiş kurallar olduğu için diğer sosyal kurallardan ayrılmaktadır. Kişiler hukuk kurallarına uymak zorundadırlar. Oysaki diğer sosyal kurallar manevi yaptırıma sahip oldukları için bu kurallara uymak zorunlulukları bulunmamaktadır.
• Hukuk kuralları ile diğer sosyal kurallar arasında bir takım ilişkiler ve benzerlikler vardır. Ahlak kuralları bunların başında gelir. Hukuk kurallarının toplumda geçerli ahlak kurallarına aykırı olması düşünülemez.
• Yaptırım( müeyyide); herhangi bir kuralın koymuş olduğu emir ve yasaklara uygun surette hareket etmeme, onun yap dediğini yapmama veya yapma dediğini yapma halinde karşılaşılacak olan tepkidir.
• Manevi yaptırım; hukuk kuralları dışındaki diğer sosyal kurallara uyulmadığında karşılaşılacak tepkidir.
• Maddi yaptırım; hukuk kurallarına uyulmadığında karşılaşılacak tepkidir.
Ceza, kanunun suç işleyen kişiye uygulanmasını öngördüğü yaptırımdır.
• Disiplin cezaları; belli bir statü içerisinde bulunan kimselere hizmetle ve iç düzenle ilgili kurallara aykırı davranmaları halinde uygulanan cezadır.
• Cebri icra; borcunu yerine getirmeyen kimseyi borcunu yerine getirmeye zorlama biçiminde bir yaptırımdır.
• Tazminat; hukuka aykırı olarak başkalarına verilen zararların ödettirilmesi biçimindeki yaptırımdır.
• Hükümsüzlük; bir hukuki işlemin, kanunun öngördüğü şekilde yapılmaması veya kanuna aykırı olarak yapılması halinde hukuki sonuç doğurmamasıdır.
• İptal; hukuki kurallara aykırı olarak yapılmış bir idari işlemin yargı organı kararıyla ortadan kaldırılmasıdır.
• Hukukun sistemi; kapsam ve özellikleri açısından birbirinden farklı olan çeşitli ilişkileri hukuk kurallarını düzen ve ayırıma tabi tutmaktır.
• Hukuk; birisi kamu hukuku, diğeri Özel Hukuk olmak üzere iki ana gruba ayrılır. Bir kişi ile diğer bir kişi arasındaki ilişkileri düzenleyen hukuk kurallarına Özel hukuk; bir kişi ile devlet, veya bir devlet ile diğer bir devlet arasındaki ilişkileri düzenleyen hukuk kurallarına da Kamu hukuku denir.
• Atatürk Milliyetçiği; ırk, din, dil ayrımı yapılmaksızın Türk vatan ve milletinin bölünmez bir bütün olduğu, Türk devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkesin Türk sayılmasıdır.
• Demokratik devlet; halkın devlet yönetimine katılması esasına dayanan devlettir.
• Laiklik; Dünya ve devlet işlerinin din işlerinden ve dini otoriteden arındırılarak bağımsız hale getirilmesidir.
Sosyal devlet; bireylerin sosyal durumları ile ilgilenen, onlara asgari hayat düzeyini sağlamayı, sosyal adalet ve sosyal güvenliği gerçekleştirmeyi ödev bilen devlettir.
• Yasama organı; yasa yapma yetkisine sahip organdır.
• Yasama sorumsuzluğu; TBMM üyelerinin meclis çalışmalarındaki oy ve sözlerinden, ve illeri sürdükleri düşüncelerinden ve bunların meclis dışında tekrarından ve açıklanmasından sorumlu olmamasıdır.
• Yasama dokunulmazlığı; TBMM üyelerinin seçimden önce veya sonra işledikleri ileri sürülen suçlar nedeniyle, meclis kararı olmaksızın tutulamamaları, sorguya çekilememeleri, tutuklanamamaları ve yargılanamamalarıdır.
• Genel idare; bütün ülkeyi kapsayan idaredir.
• Mahalli idare; köy kasaba ve şehir adı verilen belli yerleşim alanlarındaki halkın yerel ihtiyaçlarını gidermek üzere, çeşitli kamu hizmeti yürüten kuruluşlardır.
• Memur; kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevleri yapmak üzere atanmış olan kişilerdir.
• İdari işlem; idarenin idare hukuku alanında bir hukuki sonuç doğurmak veya doğmuş olan bir hukuki sonucu belirtmek üzere yaptığı tek taraflı bir işlemdir.
• İdari sözleşme; İdarenin idare hukukunca düzenlenen sözleşmeleridir.
• Suç; cezai yaptırıma bağlanış olan fiillerdir.
• İhmal; gereken ilgiyi göstermemedir.
• İcra; yapmak
• Kast; yasanın suç saydığı bir fiili bilerek isteyerek işleme iradesidir.
• Taksir; yasanın suç saydığı bir eylemi, onun sonuçlarını bilmeden ve istemeden işlemedir.
Ceza; Kanunun suç işleyen kimseye uygulanmasını öngördüğü yaptırımdır.
• Yargı; hukuk kurallarının bağımsız mahkemelerce belli bir olaya uygulanmasıdır.
• Adli yargı; mahkemelerdeki yargıdır.
• Davacı; mahkemeye başvurarak dava a.an taraftır.
• Davalı; davacı tarafından kendisine karşı dava açılan kişidir.
• İflas; İflasın açılması ile, müflisin haczi mümkün bütün mal ve haklarının oluşturduğu bütündür.
• Müflis, İflasın açılması ile borçluya verilen addır.
• Vergi; devletin kamu harcamalarına halkın parasal katılımıdır.
• İşyeri; işin yapıldığı yerdir.
• İşçi; hizmet akdine dayanarak çalışan kişidir.
• İşveren; işçi sayılan kimseleri çalıştıran gerçek veya tüzel kişilere ve tüzel kişiliği olmayan kamu kuruluşlarıdır.
• Sendika; işçilerin veya işverenlerin ortak ekonomi, sosyal hak ve menfaatini korumak ve geliştirmek amacıyla oluşturulmuş tüzel kişiliğe sahip mesleki kuruluşlardır.
• Toplu iş sözleşmeleri, İşçi sendikaları ile işverenler veya işveren sendikaları arasında akdedilen ve iş şartları ile tarafların hak ve borçlarını düzenleyen yazılı anlaşmadır.
• Grev; işçilerin bir iş yerinde veya iş kolunda hiç çalışmamak veya işin niteliğine göre önemli ölçüde aksatmak amacıyla toplu olarak işi bırakmalarıdır.
• Lokavt; bir iş yerinde veya iş kolunda, faaliyetin tamamen durmasına neden olacak şekilde, işçilerin işveren tarafından topluca uzaklaştırılmalarıdır.
Doktrin, İlmi görüşlerdir.
• Miras (tereke); miras bırakanın malvarlığının toplamıdır.
• Ayni hak; Eşya üzerinde doğrudan doğruya mutlak egemenlik yetkisi veren ve herkese karşı ileri sürülebilen haktır.
• Borç ilişkisi; iki taraf arasında doğan ve bunlarda birinin diğerine karşı bir edimi yükümlendiği ilişkidir.
• Edim; borçlunun yerine getirmekle yükümlü bulunduğu davranış biçimidir.
• Tacir; bir ticari işletmeyi kısmen dahi olsa kendi adına işleten kimsedir.
• Esnaf; ister gezici, ister bir dükkan veya sokağın belli bir yerinde sabit olsun, iktisadi faaliyeti nakdi, sermayeden çok bedeni çalışmasına dayanan ve kazancı ancak geçimini sağlamaya yetecek derecede az olan sanat ve ticaret sahipleridir.
• Şirket; iki yada daha çok kişinin, emeklerini ve mallarını ortak bir amaca ulaşmak için birleştirmeleridir.
• Kıymetli evrak; yazılı hakkın senede bağlandığı ve senetten ayrı olarak devredilmesinin mümkün olmadığı senetlerdir.
• Kombiyo senedi; poliçe, çek ve bono
• Ciro; kıymetli evrakta hak sahibi tarafından senette yazılı hakkın devredilmesi, rehnedilmesi veya tahsili için yapılan irade açıklamasıdır.
• Donatan; gemisini deniz ticaretinde kullanan gemi sahibidir.
• Navlun sözleşmesi; deniz yolu ile eşya taşımak üzere yapılan sözleşmedir.
• Sigorta; bir şeyin yada bir kimsenin, herhangi bir yönden ileride karşılaşabileceği zararı gidermek için, önceden ödenen prim karşılığında bu işle uğraşan kuruluşla yapılan iki taraflı sözleşmedir.
• Uyrukluk; Kişileri veya şeyleri devlete bağlayan hukuki bağdır.
• Vatandaşlık; gerçek kişileri devlete bağlayan siyasi bağdır.
• Medeni hukuk; kişilerin toplum halinde yaşaması bakımından bir hüküm ve değer arzeden bütün eylem ve davranışlarını, işlemlerini ve ilişkilerini düzenleyen hukuk kurallarının tümüdür. Medeni hukuk düzenlemekte olduğu ilişkilerin niteliğine göre beş bölüme ayrılır. Bunlar; 1- Kişiler hukuku 2- aile hukuku 3- miras hukuku 4- eşya hukuku 5- borçlar hukuku’dur.
• Ticaret hukuku; kişiler arasındaki ticari ilişkileri düzenleyen hukuk kurallarıdır. Ticaret hukuku da 5 bölüme ayrılır. Bunlar; 1- Ticari işletme hukuku 2- Şirketler hukuku 3- Kıymetli evrak hukuku 4- Deniz ticareti hukuku 5- Sigorta hukuku’dur.
• Devletler özel hukuku; çeşitli devletlere bağlı olan, aynı uyruklukta ( tabiiyette) olmayan kişiler arasındaki özel hukuk ilişkilerine hangi devletin kanununun uygulanacağını ve kişilerle şeylerin uyrukluğunu düzenleyen hukuk kurallarından oluşur.
• Mevzuat; yasa, tüzük, yönetmelik diğer hukuk kaynaklarının tümüdür.
• Kanun; yasama organı tarafından yazılı olarak çıkarılan genel, sürekli ve soyut hukuk kurallarıdır.
• Kanun tasarısı; Bakanlar kurulunun hazırlayarak Türkiye Büyük Millet Meclisine sunduğu kanun projeleridir.
• Kanun teklifi; Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin sundukları kanun projeleridir.
• Resmi gazete; Başbakanlık tarafından çıkarılan ve kanunların, kanun hükmünde kararnamelerin, tüzüklerin ve bazı yönetmeliklerin yayımlandığı gazetedir.
• Kanun hükmünde kararname; Türkiye Büyük Millet Meclisinin çıkardığı yetki kanununa dayanarak, Bakanlar kurulunca belli konuları düzenlemek üzere çıkarılan yazılı hukuk kuralları.
• Tüzük; bir kanunun uygulamasını göstermek veya emrettiği işleri belirtmek üzere, kanuna aykırı olmamak şartı ile ve Danıştay’ın incelemesinden geçirilerek Bakanlar kurulunca çıkarılan yazılı hukuk kurallarıdır.
• Yönetmelik; devlet örgütü içerisinde bulunan çeşitli kurum ve kuruluşların daha çok kendi alanlarını ilgilendiren, çalışma yöntemlerini düzenleyen hukuk kurallarıdır.
• Örf ve adet; topluluk içerisinde kök salmış olup, uyulması gerekli geleneklerdir.
• Paftos; başkasına ait bir arazide bağ yetiştirme.
• Bilimsel görüş; hukuk bilginlerinin hukuki sorunlarda ileri sürdükleri görüş, düşünce ve kanatlardır.
Yargısal karar; anlaşmazlık konusu hukuki bir olayın çözümü için mahkemece verilmiş olan karar.
• Hukuku doğuran kaynaklar; hukuk kurallarının nasıl ve ne şekilde meydana geldiklerini, nereden çıktıklarını ifade eder. Hukuku bildiren kaynaklar ise, hukuk kurallarının hangi şekillerde göründüklerini gösteren kaynaktır ki, bunlara Hukukun şekli kaynakları denir. Hukukun şekli kaynaklarını yazılı kaynaklar ve yazısız kaynaklar biçiminde bir ayırıma tabi tutarız. Bunlara yardımcı kaynakları da ekleyebiliriz.
• Yazılı kaynaklar deyimi ile; hukuk kurallarının yazılı bir biçimde yer almış oldukları metinler ifade edilmek istenir. Bunlar yazılı hukuk kurallarını içeren kaynaklardır. Yazılı hukuk kuralları yetkili mercilerce konulmuşlardır. Yazılı kaynaklar; kanunlar, kanun hükmünde kararnameler, tüzükler ve yönetmeliklerden oluşur.
• Yazısız kaynağı; örf ve adet ( gelenek) hukuku oluşturur. Bu kurallar yetkili bir merci tarafından konulmazlar. Bunlar toplumda kendiliğinden doğarlar. Bir adetin, bir geleneğin örf ve adet hukuku kuralı olabilmesi için üç unsurun bir arada olması gerekir. Bunlar; maddi unsur, manevi unsur ve hukuki unsurdur.
• Yardımcı kaynaklar ise; bilimsel görüşler (doktrin) ile yargısal kaynaklardan oluşur.
Hak; hukuken korunan yarardır.
• Mülkiyet hakkı; kişinin bir şey üzerinde egemenliğidir.
• Kamu hakları; kamu hukukundan doğan haktır.
• Özel haklar; özel hukuktan doğan haklardır.
• Kişisel hak; kişinin maddi ve manevi tüm varlığı ile ilgili olan ve bu varlığın serbestçe geliştirilmesi amacına yönelik olan haktır.
• Mutlak hak; sahibine maddi ve maddi olmayan bütün mallar ile kişiler üzerinde en geniş yetkiler veren ve herkese karşı ileri sürülebilen haktır.
• Eşya; maddi mallardır.
• İrtifak hakkı; bir eşyayı sadece kullanma ve ondan yararlanma yetkisi sağlayan ayni haktır.
• İntifa hakkı; yararlanma hakkı; başkasına ait malları kullanma ve bunlardan yararlanma yetkisi veren haktır.
• Rehin hakkı; bir alacağın yerine getirilmemesi durumunda, hak sahibine, belli bir malı sattırma yetkisi veren haktır.
• Fikri hak; bir kimse tarafından yaratılan yapıt üzerindeki düşünsel haktır.
• Telif hakkı; yazar hakkıdır.
• Patent; bulgu belgesidir.
• Velayet hakkı; ergin olmayan çocuklar üzerinde ana ve babaya tanınmış olan mutlak haktır.
• Haksız fiil; bir kimsenin hukuk kurallarına aykırı ve zarar verici davranışıdır.
• Mutlak haklar herkese karşı ileri sürülebildikleri halde, nisbi haklar belli bir kişiye veya kişilere karşı ileri sürülebilirler.
• Hakkın kazanılması; bir hakkın bir kişiye bağlanması.
• Hukuki olay; hukuki sonuç doğuran ve insan iradesi dışında gerçekleşen olay.
• Hukuki fiil; hukuki sonuç doğuran ve insan iradesi ile gerçekleşen olaydır.
• Hukuki İşlem; bir veya birden fazla kimsenin hukuki bir sonuca yöneltilmiş irade açıklamasıdır.
• Aslen kazanma; bir hakkın, kimseye ait olmayan bir hakkı kendi fiiliyle elde etmesidir.
• Devren kazanma; bir hakkın, sahibi bulunan kişiden elde edilmesidir.
• İyiniyet; bir hakkın kazanılmasında, buna ait engeli bilmemektir.
• Taşınır eşya; bir yerden başka bir yere taşınabilen ve taşınmaz mülkiyetine girmeyen ve edinilebilen doğal güçlerdir.
• Hakkın kaybedilmesi; bir hakkın hak sahibinden ayrılması, onun elinden çıkması.
• Dürüst davranma; bir hak sahibinin hakkını kullanırken veya bir borçlunun borcunu yerine getirirken iyi ve doğru hareket etmesi, yani dürüst, namuslu, aklı başında davranışının sonucunu bilen, orta zekalı her insanın benzer olaylarda izleyecek olduğu yolda hareket etmesidir.
• Hakkın kötüye kullanılması; bir hakkın kullanılmasında dürüst davranılmamsıdır.
• Dava hakkı; bir kimsenin devletin bağımsız ve tarafsız yargı organlarına yani mahkemelere başvurarak hakkının elde edilmesidir.
• Talep hakkı; bir kişinin hakkını elde etmek veya hakkına saygı gösterilmesini sağlamak üzere karşısındaki kişiye yönelttiği isteme yetkisidir.
• Meşru müdafaa; bir kimsenin, kendisine veya başkasına ya da mallarına yönelen, halen var olan haksız saldırıdan doğacak zararı önlemek için yapmak zorunda kaldığı eylemdir.
• Zaruret hali; kendisini ve başkasını bilerek sebebiyet vermediği zarardan ya da derhal ortaya çıkabilecek bir tehlikeden kurtarmak için başkasının mallarına zarar vermedir.
• Savunma; davalının, kendisine karşı ileri sürülmüş olan talebin tamamen veya kısmen doğru olmadığını ileri sürmesidir.
• İnkar; kabul etmemedir.
• İtiraz; bir hakkın doğumuna engel olan veya o hakkı sona erdiren olgulardır.
• Def’i; davalının borcunu, özel bir nedenden dolayı yerine getirmekten kaçınmasına olanak veren haktır.
• Karine; bilinen bir durumdan bilinmeyen bir durumun varlığını çıkarmadır.
• Resmi sicil; resmi makamlar tarafından tutulan sicildir.
• Resmi senet; Noterler veya resmi makamlar tarafından düzenlenen belgedir.
• Hakkın kötüye kullanılması; bir hakkın dürüstlük kurallarına apaçık derecede aykırı surette özellikle amacı dışında kullanılmış olması ve bundan da başkalarının zarar görmüş veya zarar görme tehlikesi ile karşılaşılmış bulunmaları demektir.
• Kişi; haklara ve borçlara sahip olabilen varlıklardır.
• Gerçek kişi; insanlardır.
• Tüzel kişi; başlı başına bir varlığı olmak üzere örgütlenmiş kişi toplulukları ve belli bir amaca örgütlenmiş olan bağımsız mal topluluklarıdır.
• Cenin; kendisine gebe kalınmış ve doğumu beklenilen çocuktur.
• Ölüm; gerçek kişiliği sona erdiren hukuki bir olaydır.
• Hukuki olay; hukuk düzeninin kendilerine bir sonuç bağladığı olaylardır.
• Ölüm karinesi; bir kimsenin ölümüne kesin gözle bakılacak bir durumda kaybolması halinde, ölmüş sayılması ve o yerin en büyük mülkiye amirinin emriyle kütüğüne ölüm kaydının düşülmesidir.
• Birlikte ölüm karinesi; birden fazla kişiden hangisinin önce veya sonra öldüğünün ispat edilememesi durumunda hepsinin aynı anda ölmüş sayılmasıdır.
• Gaip; yok olan kişidir.


Yargı

Genel Olarak yargı kavramının ne anlama geldiğini kavrayabilmek, yargı türlerini saptayabilmek Yargı yetkisi, Anayasamızdaki “yasama” ve “yürütme” yetkilerinin yanında yer alan üçüncü yetkidir. Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılır. Maddi anlamda yargı demek, hukuk kurallarının bağımsız mahkemeler tarafından belli bir olaya uygulanması faaliyeti demektir. Ülkemizdeki yargı türlerini, “Anayasa yargısı”, “İdari yargı”, “Askeri yargı” ve “Adli yargı” (Adalet yargısı) biçiminde bir ayırıma tabi tutarız. Anayasa yargısı kavramının tanımını verebilmek, Anayasa Mahkemesi’nin kuruluşunu, görevlerini belirleyebilmek ve Anayasaya uygunluğun denetim yollarını saptayabilmek Anayasa yargısı, Anayasa Mahkemesinin bu sıfatla baktığı işler ile Yüce Divan sıfatıyla gördüğü işlerdeki faaliyetleri kapsayan yargı türü veya koludur. Anayasa Mahkemesi, kanunların, kanun hükmünde kararnamelerin ve

Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün esas ve şekil bakımından, Anayasa değişikliklerinin sadece şekil bakımından Anayasaya uygunluğunu denetlediği gibi, Cumhurbaşkanını, Bakanlar Kurulu üyeleri ile yüksek yargı organlarının başkan ve üyelerini görevleriyle ilgili suçlardan dolayı Yüce Divan sıfatıyla yargılayan bir yüksek yargı organıdır. İdari yargı kavramının tanımını verebilmek, idari yargı yerlerinin hangileri olduğunu ve bunların görevlerini saptayabilmek İdari yargı ise, idari makamların idare hukuku alanındaki faaliyetleri dolayısıyla ortaya çıkan uyuşmazlıkların çözümlenmesini konu alan bir yargı türü veya koludur. İdari yargıyı, “Genel İdari Yargı” ve “Askeri İdari Yargı” olmak üzere ikiye ayırırız Genel İdari Yargı alanında, idare mahkemeleri, vergi mahkemeleri ve bölge idare mahkemelerinin yanında bir yüksek idare mahkemesi olan Danıştay yer alır. Danıştay, idari mahkemelerce verilen ve kanunun başka bir idari yargı merciine bırakmadığı karar ve hükümlerin son inceleme yeridir. Kanunla gösterilen belli davalara da ilk ve son derece mahkemesi olarak bakar. Askeri yargı kavramını tanımlayabilmek, askeri yargı türlerini belirleyebilmek ve bunların görevlerini saptayabilmek Askeri yargı, askeri mahkemelerin askeri ceza hukuku alanındaki yargısal faaliyetleri ile asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin bulunan idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların çözümlenmesindeki yargısal faaliyetler olarak tanımlanabilir. Askeri yargı, askeri mahkemeler ve disiplin mahkemeleri tarafından yürütülür. Askeri yargının, “Askeri ceza yargısı” ve “askeri idari yargı” olmak üzere iki türü vardır. Askeri ceza yargısı, askeri mahkemelerin askeri ceza hukuku alanındaki yargısal faaliyetleridir. İlk derece (hüküm) mahkemeleri olan askeri mahkemeler ve disiplin mahkemelerinin yanında kontrol mahkemesi olarak Askeri Yargıtay, askeri mahkemelerden verilen karar ve hükümlerin temyiz yoluyla son inceleme yeri olduğu kadar, belli davalara ilk ve son derece mahkemesi olarak da bakan bir yargı organıdır.

Askeri idari yargıda yargısal faaliyetleri yürüten yargı yeri, Askeri Yüksek İdare Mahkemesidir. Adli yargı kavramının tanımını verebilmek, adli yargı türlerini belirleyebilmek ve bunların görevlerini saptayabilmek Adli yargı, diğer yargı türleri dışında kalan yargısal faaliyetleri, yani adliye mahkemeleri tarafından yürütülmekte olan yargısal faaliyetleri kapsayan yargı türüdür. Adli yargının “ceza yargısı” ve “medeni yargı” olmak üzere iki türü vardır. Ceza yargısı, ceza mahkemelerinin ceza hukuku alanındaki yargısal faaliyetlerini; medeni yargı ise, hukuk mahkemelerinin özel hukuk alanındaki yargısal faaliyetlerini kapsar. Ceza yargısındaki ilk derece (hüküm) mahkemeleri, sulh ceza, asliye ceza ve ağır ceza mahkemeleri; medeni yargıdaki ilk derece (hüküm) mahkemeleri ise, sulh hukuk ve asliye hukuk (ve asliye ticaret) mahkemeleridir. Adli yargıda yüksek mahkeme Yargıtaydır. Yargıtay, adliye mahkemeleri tarafından verilen ve kanunun başka bir adli yargı merciine bırakmadığı karar ve hükümlerin son inceleme mercii olduğu kadar, belli davalara ilk ve son derece mahkemesi olarak bakan bir yargı organıdır.


Borcun İfası, İfa Edilmemesi ve Sona Ermesi

İfa kavramını tanımlamak; borcun türlerine göre ifa edilmesi gereken yeri belirlemek

• İfa, borç ilişkisinin konusu olan edimin borçlu tarafından alacaklıya karşı yerine getirilmesi ve böylece borcun sona erdirilmesidir. Böylece borçlu borcundan kurtulmakta, alacaklı alacağını almakta ve sonuçta taraflar arasındaki borç ilişkisi de ortadan kalkmaktadır. İfa, her borç ilişkisinin amacıdır. İfanın sonuç doğurabilmesi için, borçlunun üstlenmiş

olduğu edimi belirlenen yer ve zamanda yerine getirmiş olması gerekir. İfa yeri, borcun ifa edilmesi gereken yerdir. İfa yerini taraflar kendi aralarında serbestçe belirleyebilirler. Taraflar ifa yerini kendi aralarında belirlememişlerse, para borcu ödeme zamanında alacaklının yerleşim yerinde (ikametgahında), belli bir şeyin teslimi borcu sözleşme yapılırken o şeyin bulunduğu yerde, diğer borçlar ise borçlunun yerleşim yerinde (ikametgahında) yerine getirilirler.

İfa zamanı, borcun ifa edilmesi gereken andır. Borçlunun edimini yerine getirmekle yükümlü olduğu, alacaklının ise edimin yerine getirilmesini istemeye hakkı olduğu bu ana muacceliyet denir. Kural olarak her borç, doğduğu anda muaccel olur. Borcun ifa edilmemesi kavramını tanımlamak; borcun ifa edilmemesinin sonuçlarını kavramak

• Borcun ifa edilmemesi (ademi ifa), borçlunun üstlenmiş olduğu edimi hiç veya gereği gibi yerine getirmemesi demektir. Borcun ifa edilmemesinin çeşitli sonuçları vardır. Alacaklı, ifa etmeme halinin niteliğine göre çeşitli yollara başvurma olanağına

sahiptir. Borçlunun temerrüdünü kavramak; şartlarını ve sonuçlarını belirlemek Borçlunun temerrüdü (direnimi), borcun ifa edilmemesi hallerinden biridir. Borcun ifa edilmemesi iki biçimde ortaya çıkabilir. Borçlu edimi kendi kusuruyla imkansız hale getirdiği için ifada bulunamaz ki buna kusurlu imkansızlık denir. İkinci olarak, borçlu ifası halen mümkün olmasına karşın muaccel olan borcunu alacaklının ihtarına karşın zamanında yerine getirmemektedir ki, buna da “borçlunun temerrüdü (direnmesi)” denir. Borcun genel olarak sona ermesini saptayabilmek

• Borcun sona ermesi deyimi bir taraftan borç ilişkisinin ortadan kalkmasını, diğer taraftan iki taraf arasında kurulmuş borç ilişkisinden doğmuş olan tek bir borcun sona ermesini ifade etmektedir. Kural olarak asıl borcun sona ermesi halinde, buna

bağlı olan faiz ve cezai şart gibi yan borçlar da sona erer. Borcu sona erdiren sebeplerin başında ifa gelir. Bunun yanında yenileme, birleşme, kusursuz imkansızlık, takas, zamanaşımı ve ibra da borcu sona erdiren sebeplerdir.

Takas kavramını tanımlamak; türlerini, şartlarını ve hükümlerini kavramak

• Takas, bir borcun bir karşı alacağın feda edilmesi suretiyle sona erdirilmesidir. Takasın söz konusu olabilmesi için, borçların karşılıklı, benzer ve muaccel olması ve taraşardan birinin takas açıklamasında bulunması gerekir. Borçların takas yoluyla ortadan kaldırılabilmesi için, karşı tarafın bunu kabul etmesi gerekmemekle beraber, bazı borçların takas edilebilmesi için karşı tarafın da rızası gerekir. Takasın hükümleri kesindir, taraşarın anlaşmasıyla ortadan kaldırılamaz. Zamanaşımı kavramını tanımlamak, şartlarını tespit edebilmek ve hükümlerini belirlemek

• Borcu sona erdiren sebeplerden biri de zamanaşımıdır. Zamanaşımı, kanun tarafından belirlenmiş şartlar altında ve belli süre içinde alacaklının hareketsiz

kalması sonucu alacağın ifasını isteme yetkisinin sona ermesidir. Bir borcun zamanaşımına uğraması için, borcun muaccel olması, kanunun belirlediği sürenin geçmiş olması, zamanaşımının durmamış ve kesilmemiş bulunması gerekir. Kanunlarda çeşitli zamanaşımı süreleri öngörülmüştür. Genel zamanaşımı süresi on yıldır. Zamanaşımına uğramış olan borç ortadan kalkmaz ancak, dava yoluyla isteme yetkisi sona erer; bu borca eksik borç denir.

Sözleşme Türleri II Vekalet Sözleşmesi, Kefalet Sözleşmesi, Finansal Kiralama Sözleşmesi, Franchise Sözleşmesi, Factoring Sözleşmesi

Vekalet Sözleşmesinin tanımını verebilmek, Vekalet sözleşmesinin taraflarını ve bunların yükümlülüklerini kavrayabilmek, Sözleşmenin sona erme nedenlerini saptayabilmek Vekalet sözleşmesiyle vekil, vekalet verene karşı bir işin idaresini veya bir hizmetin görülmesini üstlenir. Vekalet sözleşmesi ücretli olabileceği gibi ücretsiz de olabilir. Vekil kural olarak üstlendiği işi bizzat yapmak zorundadır, başkasına yaptıramaz. Ancak kanunda belirlenen ayrık durumlarda, o işi başkasına yaptırabilir. Vekalet sözleşmesi, diğer sözleşmeler gibi normal sona erme sebepleriyle ortadan kalkabilir. Ayrıca vekalet sözleşmesine özgü sona erme sebebi olan azil veya istifa sebebiyle de vekalet sözleşmesi sona erebilir. İstifa, vekilin tek taraşı irade açıklaması ile sözleşmeyi sona erdirmesidir. Azil ise, vekalet verenin tek taraşı irade açıklaması ile vekilin görevine son vermesidir. Kefalet Sözleşmesinin tanımını verebilmek, Kefalet sözleşmesinin taraflarını ve bunların yükümlülüklerini kavrayabilmek, Sözleşmenin sona erme nedenlerini saptayabilmek Kefalet, teminat (güvence) amacını güden sözleş melerdendir.

Kefalet sözleşmesiyle kefil borçlunun borcunu ifa etmemesi halinde bundan şahsen sorumlu olmayı alacaklıya taahhüt eder. Kefalet borcu ancak geçerli bir asli borcun mevcudiyeti halinde hüküm ifade ettiğinden “fer’i” borçtur. Kefalet borcu aynı zamanda “tali” bir borçtur; zira önce asıl borçlunun takip edilmesi ve borç asıl borçlu tarafından ödenmezse ondan sonra kefile başvurulması gerekir. Kefalet sözleşmesinin geçerli olarak doğabilmesi için, geçerli bir asli borcun mevcut olması, kefilin ehliyeti, sözleşmenin yazılı olarak yapılması ve kefilin sorumlu olacağı tutarın belirtilmiş bulunması gerekir. Kefil asıl borçlu ile birlikte, borçlunun kusur veya temerrüdünün kanuni sonuçlarından, dava ve takip masraflarından ve faizlerden sorumludur. Finansal kiralama sözleşmesinin tanımını verebilmek, finansal kiralama sözleşmesinin taraflarını ve bunların yükümlülüklerini kavrayabilmek, sözleşmenin sona erme nedenlerini saptayabilmek

Finansal kiralama sözleşmesinin esası, malın mülkiyet hakkı ile ekonomik olarak işe yararlılığının birbirinden ayrılması, malın hukuki sahibi ile ekonomik sahibinin farklı kişiler olmasıdır. Finansal kiralama sözleşmesi kiralayanın, kiracının istemi ve seçimi üzerine üçüncü kişiden satın aldığı veya başka şekilde sağladığı malın zilyetliğini, her türlü faydayı sağlamak üzere ve belli bir süre feshetmemek şartı ile bedeli karşılığında, kiracıya bırakmayı öngördüğü bir sözleşmedir. Finansal kiralama sözleşmesinin esaslı unsurları; finansal kiralama konusu mal, finansal kiralama bedeli, feshedilmezlik süresi ve taraflar arasındaki anlaşmadır. Kiracının temel borcu, kiralama bedelini ödemek, kiralayanın temel borcu ise, sözleşme konusu malı satın alarak veya başka şekilde sağlayarak zilyetli ğini kiracıya bırakmaktır. Finansal kiralama sözleşmesi, süreli ise kendiliğinden sona erebileceği gibi, taraflardan birinin feshi ve sözleşmeden dönmesi gibi nedenlerle sona erer. Franchise sözleşmesinin tanımını verebilmek, franchise sözleşmesinin taraflarını ve bunların yükümlülüklerini kavrayabilmek, Sözleşmenin sona erme nedenlerini saptayabilmek Franchising, bir kimsenin, başkasının ilke ve buyruklarına uyarak ve bir bedel karşılığında onun ürününü ya da hizmetini değerlendirerek pazarlama imtiyazı sağlamasıdır. Franchise verenin borçları, malları franchise alana kullandırma ve franchise alanı desteklemektir. Franchise alanın borçları ise; mal ya da hizmetin sürümünü yapmak ve artırmak, kendisine sunulan maddi olmayan malları kullanmak, işletme pazarlama ilkelerine uymak ve ücret ödemektir. Franchise sözleşmesi, sürenin sona ermesi, olağan fesih, olağanüstü fesih, taraflardan birinin ölümü, işası ve ehliyetini kaybetmesi hallerinde sona erer. Factoring sözleşmesinin tanımını verebilmek, factoring sözleşmesinin taraflarını ve bunların yükümlülüklerini kavrayabilmek, sözleşmenin sona erme nedenlerini saptayabilmek Factoring, müşterinin üçüncü kişilerden olan alacaklarının, factoring şirketi tarafından bedeli peşin ödenerek satın alınmasıdır. Mal ve hizmet satışı yapan bir ticari işletmenin vadeli alacaklarının factor denilen bir mali kuruluş tarafından, alacaklıya başvuru hakkı olmaksızın satın alındığı finansal hizmettir. Verilen tanımdan da anlaşılacağı gibi factoring işleminde üç ilgili taraf bulunmaktadır:Müşterinin alacaklarını, karşılığını peşin olarak ödeyerek devir ve satın alan şirket (factor), alacaklarını factoring şirketine devreden işletme (satıcı) ve müşterinin alacaklı olduğu işletme ya da kişi (borçlu)


Temsil

Temsil, bir hukuki işlemin bir kimsenin adına ve hesabına bir başkası tarafından yapılmasıdır. Temsil ilişkisinde daima üç kişi vardır; Temsilci, temsil olunan ve üçüncü kişi. Temsil türlerini sıralayabilmek, bunları birbirleriyle karşılaştırabilmek, farklılıklarını ayırt edebilmek ve bunlara örnekler türetebilmek

• Temsilin dolaylı temsil-dorudan doğruya temsil ve yetkili temsil-yetkisiz temsil türleri vardır. Dolaylı temsilde, kendisine yetki verilmiş olan temsilci hukuki işlemi yaparken bunu başkasının adına ve hesabına yapmakta olduğunu karşısındaki üçüncü kişiye söylemez. Bu tür temsilde temsilci hukuki işlemi başkası hesabına kendi adına yaptığı içindir ki, bu işlemden doğan hak ve borçlar da kendisine ait olur.

• Doğrudan doğruya temsilde ise, kendisine yetki verilmiş olan temsilcinin yapmış olduğu hukuki işlemin hüküm ve sonuçları işlemin yapıldığı andan itibaren doğrudan doğruya temsil olunana ait olur. Doğrudan doğruya temsilin söz konusu olabilmesi için, temsilcinin temsil yetkisine sahip olması ve temsil olunan adına ve hesabına hareket etmesi gerekir. Temsil yetkisi, ya doğrudan doğruya kanundan veya temsil olunanın iradesinden doğabilir. Temsil yetkisi temsil olunan tarafından şekle tâbi olmadan tek taraşı bir irade açıklaması ile verilebilir. Temsil yetkisi özel ve genel yetki niteliğinde olabilir.

• Yetkisiz temsil, bir kimsenin gerekli olan yetkiye sahip olmaksızın bir başkasının adına ve hesabına hukuki işlemler yapması demektir. Bu işlemlerden doğan hak ve borçlar temsil olunanı bağlamaz, yani temsil olunana ait olmaz, temsil olunana ait olabilmesi için onun tarafından onaylanması gerekir.


Hukuk Kurallarının Özelliği (Hukukun Yaptırımı)

Yaptırım ve hukuki yaptırım türlerini tanımlayabilmek ve örnekleyebilmek

• Hukuk kuralları maddi yaptırımlı, yani uyulması zorunlu kurallardır. Hukuk kurallarına uymayanlar, diğer sosyal kurallardan farklı olarak birtakım maddi yaptırımlarla karşılaşırlar. Bu maddi yaptırımlar bazen ceza biçiminde; bazen cebri icra, yani zorla yaptırma biçiminde; bazen verilen maddi veya manevi zararın ödetilmesi (tazminat) biçiminde ortaya çıkarlar.

Aynı şekilde, hukuk kurallarına uymamanın sonucu, bazen yapılan bir hukuki işlemin hükümsüzlüğü, bazen de o işlemin ortadan kaldırılması (iptal) biçiminde gerçekleşir. Hukuk sistematiğinin ne olduğunu, hangi açılardan yapıldığını ve önemini kavrayabilmek

• Hukukun sistemi denilince, mahiyetleri ve özellikleri bakımından birbirlerinden çok farklı olan çeşitli ilişkileri düzenleyen hukuk kurallarının bir tertibe, bir düzene tabi tutulması anlaşılır. Böylece az çok birbirine benzeyen ilişkileri düzenlemekte olan hukuk kuralları bir isim altında bir araya toplanmış olur. Hukuk, birisi Kamu Hukuku, diğeri Özel Hukuk olmak üzere başlıca iki ana gruba ayrılmaktadır.

• Bir kişi ile diğer bir kişi arasındaki ilişkileri düzenleyen hukuk kurallarına özel hukuk; bir kişi ile devlet, veya bir devlet ile diğer bir devlet arasındaki ilişkileri düzenleyen hukuk kurallarına da “kamu hukuku” denir.


Kamu Hukukunun Dalları

Devlet örgütünü ve devlet örgütü içindeki organların görev ve yetkileri ile ilişkilerini saptayabilmek

Kamu hukuku bir üst kavram olup çeşitli dallardan oluşmaktadır. Kamu hukukunun dalları: Anayasa Hukuku, Ceza Hukuku, Yargılama Hukuku, Devletler Umumi Hukuku, Vergi Hukuku ve İş Hukukundan ibarettir. Anayasa Hukuku, devletin şeklini, yapısını, organlarının görev ve yetkilerini, vatandaşları n temel hak ve ödevlerini düzenleyen hukuk kurallarının tümüdür. Devlet idaresinin yapısını, işleyişini ve kişilerle olan ilişkilerini kavramak, bunlara ilişkin örnek türetebilmek

İdare Hukuku, Devlet idaresinin örgüt ve işleyişini, kişilerin İdare ile olan ilişkilerini ve anlaşmazlıklarını ve kamu hizmetlerinin görülmesi gibi konuları düzenleyen hukuk kurallarının tümüdür. Hangi eylem ve davranışların suç oluşturacağını ve bunlara hangi cezaların verilebileceğini kavrayabilmek

Ceza Hukuku, suç teşkil eden eylem ve davranışların nelerden ibaret bulunduğunu, suç işleyenlere ne gibi cezaların verileceğini belirleyen hukuk kurallarından oluşmaktadır. Hukuk kurallarının bağımsız ve tarafsız mahkemelerce belli bir olaya ne şekilde uygulandığını anlayabilmek

Yargılama Hukuku, hukuk ve ceza davalarının görülmesinde uyulacak yöntemleri belirleyen hukuk kurallarından oluşmaktadır. Türk yargı sistemi; Anayasa yargısı, İdari yargı, Askeri yargı ve Adli yargı olmak üzere başlı dört yargı sistemi tanımaktadır. Bağımsız devletlerin birbirleriyle ve uluslararası kuruluşlarla olan ilişkilerini kavrayabilmek

Devletler genel hukuku, egemen devletlerin birbirleriyle olan devletlerarası ilişkilerini veya devletler ile uluslar arası kuruluşların birbirleriyle olan ilişkilerini düzenleyen hukuk dalıdır. Devlet ile kişiler arasında vergi ilişkisinin nasıl kurulduğunu, bu ilişkide devletin ve kişilerin hak ve yükümlülüklerinin ne olduğunu ortaya koyabilmek

Vergi Hukuku, Devlet ile kişiler arasındaki mali ilişkileri düzenleyen hukuk kurallarından oluşmaktadır. Vergi hukukunun temel ilkelerinden birisi, vergide genellik ve adalet ilkesidir. Vergi hukukunda kanunilik esası geçerlidir. Hizmet sözleşmesinin tarafı olan işçi ve işverenin ilişkilerinin niteliğini anlayabilmek

İş Hukuku, işçi ile işveren arasındaki ilişkileri düzenleyen hukuk kurallarının tümünden oluşmaktadır.


Özel Hukukun Dalları

Kişilerin toplum içinde yaşamaları nedeniyle bir hüküm ve değer ifade eden eylem ve davranışlarını, işlem ve ilişkilerini düzenleyen hukuk kurallarının neler olduğunu ve bunların önemini kavrayabilmek Medeni Hukuk, kişilerin toplum halinde yaşaması bakımından bir hüküm ve değer arz eden bütün eylem ve davranışlarını, işlemlerini ve ilişkilerini düzenleyen hukuk kurallarının tümüdür. Medeni hukuk düzenlemekte olduğu ilişkilerin niteliğine göre, beş bölüme ayrılır. Bunlar, “kişiler hukuku”, “aile hukuku”, “miras hukuku”, “eşya hukuku” ve “borçlar hukuku”dur. Kişiler arasındaki ticari ilişkilerin türlerini; şirket, kıymetli evrak, sigorta kavramlarını ve bunlara iliş- kin örnekler türetebilmek Ticaret hukuku, kişiler arasındaki “ticari ilişkileri” düzenleyen hukuk kurallarıdır. Ticaret Hukuku ile medeni hukuk arasında çok sıkı bir bağ vardır.

Medeni hukuk kişiler arasında günlük yaşamdaki ticari işletme ile ilgili olmayan ilişkileri, ticaret hukuku ise, ticari işletme ile ilgili olanları düzenler. Ticaret hukuku, “ticari işletme hukuku”, “şirketler hukuku”, “kıymetli evrak hukuku”, “deniz ticareti hukuku” ve “sigorta hukuku olmak üzere beş bölüme ayrılır. Aynı uyrukluğa sahip olmayan kişiler arasındaki özel ilişkilerin niteliğini anlayabilmek ve bunlara uygulanabilecek hukuk kurallarını ne şekilde belirleneceğini anlayabilmek Devletler Özel Hukuku, çeşitli devletlere bağlı olan, aynı uyruklukta (tabiiyette) olmayan kişiler arasındaki özel hukuk ilişkilerine hangi devletin kanununun uygulanacağını ve kişilerle şeylerin uyrukluğunu düzenleyen hukuk kurallarından oluşur.

Devletler özel hukukunun düzenlediği ilişkiler daima bir yabancı unsur karışmıştır. Bu yabancı unsur “kişi” veya “yer” unsuru olabilir.


Hukuk Kavramı

Hukuk kavramını, doğasını oluşturan iki temel öğeyi kullanarak tanımlayabilmek

• Hukuk, bir toplum içindeki kişilerin birbirleri ile ve toplumla olan ilişkilerini düzenleyen, uyulması zorunlu, yani maddi yaptırımı bulunan kurallar bütünüdür. Hukukun gerekliliğini kanıtlayan bir örnek türetebilmek

Sosyal hayatın bir düzen içinde olması için kişilerin gerek birbirleriyle gerek toplumla olan ilişkilerinde uyacakları birtakım kuralların varlığı zorunludur. Kişiler sosyal hayattaki ilişkilerinde bu kuralların koymuş olduğu “emir” ve “yasaklar”a uygun biçimde davranmak zorundadırlar. Aksi halde, bir takım tepkilerle karşılaşırlar. Bu tepkiye yaptırım (müeyyide) diyoruz. Sosyal hayatı düzenleyen kuralların kaynaklarını ve bunlar arasındaki temel farklılıkları sıralayabilmek

• Hukuk, sosyal hayatı düzenleyen kurallardan sadece biridir. Diğer sosyal kuralları din, ahlak ve görgü kuralları olarak sayabiliriz.

Din kuralları, yüce güç tarafından konulmuş ve peygamberler vasıtası ile kişilere ulaşmış bulunan birtakım emir ve yasaklardan oluşan kurallardır. Yaptırımı manevidir. Kişiyi bu kurallara uymaya zorlayamayız.

Ahlâk kuralları, sosyal hayatta gerek kişinin kendi nefsine karşı, gerekse kişilerin birbirlerine karşı nasıl davranması gerektiğini gösteren kurallardır. Bu kuralların yaptırımı da manevidir.

• Görgü kuralları, bir kimsenin belli bir olayda ne şekilde davranması gerektiğini gösteren manevi yaptırımlı sosyal kurallardır.

• Hukuk kuralları, sosyal hayatta kişilerin birbirleri ile ve devletle olan ilişkilerini düzenleyen maddi yaptırımlı, yani devlet gücü ile desteklenmiş kurallar olduğu için diğer sosyal kurallardan ayrılmaktadır. Kişiler hukuk kurallarına uymak zorundadırlar. Oysaki diğer sosyal kurallar manevi yaptırıma sahip oldukları için bu kurallara uymak zorunlulukları bulunmamaktadır.


Burs Veren Kuruluşlar

  1. Abant İzzet Baysal Üniversitesi Araştırma ve Geliştirme Vakfı
  2. Adres : Abant İzzet Baysal Üniversitesi Gölköy Kampüsü/Bolu
    Telefon : 374-253 4511
    Fax : 374-253 4506
    Burs Şartları: Sadece kendi üniversitesindeki başarılı öğrencilere burs veriyor.

  3. Adana Ticaret Odası
  4. Adres : Abidin Paşa Cad. No:42/A Pk. 190 Adana
    Fax : 322-351 8009
    Burs Şartları: İktisat veya işletme okuyan öğrencilere burs veriyor.

  5. Afyon Ticaret ve Sanayi Odası
  6. Adres : Dumlupınar İkinci Cad. No:10 Afyon
    Telefon : 272-213 5657
    Fax : 272-213 5660
    Burs Şartları: Afyon doğumlu üniversite öğrencilerine geri ödemeli, faizsiz kredi veriyor.

  7. Akdeniz Üniversitesi Kurulmasına Yardım ve Destek Vakfı
  8. Adres : Elmalı Mah. Şube Sok. Bileydi İşhanı No:28 Antalya
    Telefon : 242-241 6759
    Burs Şartları: Akdeniz Üniversitesi’nin başarılı öğrencilerine karşılıksız burs veriyor.

  9. Alarko Eğitim ve Kültür Vakfı
  10. Adres : Muallim Naci No:113-115 Ortaköy Istanbul
    Telefon : 212-227 5200
    Fax : 212-260 7178
    Burs Şartları: Başarılı ve maddi olanakları kısıtlı öğrencilere 8 ay boyunca karşılıksız burs veriyor.

  11. Anadolu Eğitim ve Bilim Vakfı
  12. Adres : Necatibey Cad. Güneşli Apt. No 16 D:14 Sıhhıye/Ankara
    Telefon : 312-229 6816
    Fax : 312-231 6410

  13. Aydın Ticaret Odası
  14. Adres : Aydın Ticaret Odası Öğrenci Okutma Vakfı Ürgen Paşan Cad. No:15 Aydın
    Telefon : 256-213 2202
    Fax : 256-212 8254

  15. Bilkent Üniversitesi
  16. Adres : Bilkent Üniversitesi Genel Sekreterliği 06533 Ankara
    Telefon : 312-2664124
    Fax : 312-2664127

    Burs Şartları: Üniversitedeki burslu öğrencilerinin öğrenim ücretlerini ve eğer Ankara dışından geliyorsa 2 kişilik odada yurt ücretini karşılıyor. Ayrıca ders yılı boyunca 9 ay süreyle öğrencilere her ay 125 $ aylık ödeme de yapıyor.

  17. Boğaziçi Üniversitesi Vakfı (BÜVAK)
  18. Adres : Güney Kampüs, 80815 Bebek/İstanbul
    Telefon : 212-265 9946
    Fax : 212-257 3762
    Burs Şartları: Başarı bursu, gereksinim bursu, yemek bursu, yurt bursu, kitap bursu, yaz okulu bursu, harç artışı muafiyeti ve özel burslar farklı koşullarla üniversite öğrencilerine verilmektedir. Kitap bursu sadece dönem başında verilir.

  19. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Ereğli Kömür Havzası Amalebirliği Biriktirme ve Yardımlaşma Sandığı
  20. Adres : Ereğli Kömür Havzası Amelebirliği Biriktirme ve Yardımlaşma Sandığı Başkanlığı / Zonguldak
    Telefon : 372-
    Fax : 372-2533006
    Burs Şartları: Üyelerinin üniversitede okuyan çocukalrına karşılıksız eğitim yardımı yapıyor.

  21. Çaycuma Ticaret ve Sanayi Odası
  22. Adres : Esengin Cad. Saray Sok. Saray İşhanı 67900 Çaycuma
    Telefon : 372-6151073
    Fax : 372-6157112
    Burs Şartları: Annesi veya babası Çukurcumalı ya da Çukurcuma’da oturan; maddi durumu yetersiz öğrencilere burs veriyor.

  23. Eğitimciler Birliği Vakfı (EBV)
  24. Adres : Bayındır Sok. 15/20, 06420 Kızılay/Ankara
    Telefon : 312-
    Fax : 312-432 0279

  25. Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi
  26. Adres : Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanlığı 38039 Kayseri
    Telefon : 352-437 4910
    Fax : 352-437 5285

    Burs Şartları: Fen Puanı ile Türkiye sıralamasında ilk 1000 e giren üniversite öğrencilerine yıllık 1000 $ başarı bursu veriyor.

  27. Eskişehir Sanayi Odası
  28. Adres : Organize Sanayi Bölgesi 26110 Eskişehir
    Telefon : 222-236 0360
    Fax : 222-236 0041 Mühendislik, ekonomi,maliye,işletme ve iş idaresi bölümlerinde okuyan, birinci ve ikinci sınıf üniversite öğrencilerine burs verilir.

  29. Faisal Finans Kurumu Vakfı
  30. Telefon : 212-251 6520
    Fax : 212-2444411 2001-2002 eğitim yılında burs verilmiyor.

  31. Galatasaray Eğitim Vakfı
  32. Adres : Galatasaray Lisesi Binası İstiklal Cad. Beyoğlu 80060 İstanbul
    Telefon : 212-293 4310
    Fax : 212-293 4313 Sadece Galatasaray Lisesi ve Galatasaray Üniversitesi öğrencilerine burs verilir.

  33. Gaziantep Üniversitesi Vakfı
  34. Adres : Gaziantep Üniversitesi Rektörlüğü 27310-Gaziantep
    Telefon : 342-360 1040
    Fax : 342-360 1013
    Burs Şartları: Çalışkan, disiplin cezası alamamış ve maddi olanaklları kısıtlı öğrencilere 8 ay süreli burslar verilir.

    ÖYS sonuçlarına göre Gaziantep Üniversitesi’ne yerleştirilen öğrencilerden herhangi bir alandan Türkiye genelinde ilk 1000 öğrenci için

  35. Hacı Ömer Sabancı Vakfı (VAKSA)
  36. Telefon : 322-363 0988
    Fax : 322-363 1255
    Burs Şartları: Maddi desteğe ihtiyacı olan başarılı öğrencilere geri ödeme yükümlülüğü olan sosyal amaçlı burslar veriyor.

  37. İlim ve Piyasa Araştırmaları Vakfı
  38. Adres : 1. Cad. 54′ler Apt. No:26/A Demetevler, 06200 Yenimahalle/Ankara
    Telefon : 312-
    Fax : 312-336 3242

  39. İstanbul Eğitim Vakfı (İSTEV)
  40. Adres : Tünel Kumbaracı Yokuşu No:132, Beyoğlu/İstanbul
    Telefon : 212-2510604
    Fax : 212-251 4444

  41. İstanbul Ticaret Borsası Vakfı
  42. Adres : İstanbul Ticaret Borsası Bahçekapı Eminönü
    Telefon : 212-511 8440
    Fax : 212-511 7654

    Burs Şartları: Marmara veya İstanbul üniversitesi ekonomi bölümünde okuyan öğrencilere karşılıksız burs veriyor.

  43. İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi Araştırma, Geliştirme ve Eğitim Vakfı (Orek)
  44. Adres : İ.Ü. Orman Fakültesi 80895 Bahçeköy İstanbul
    Telefon : 212-226 1100 (10 HAT)
    Fax : 212-226 1113, 212-226 1814

    Burs Şartları: İ.Ü. Orman Fakültesi Lisans ve Lisansüstü Öğrencilerinden, aile durumu itibarıyla maddi yetersizliği bulunan; başka bir kurum ya da kuruluştan benzeri yardım görmeyen öğrencilere burs veriyor.

  45. İş Dünyası Vakfı (İDV)
  46. Adres : Mercan Semaver Sok. No:21, 34450 İstanbul
    Telefon : 212-528 4145
    Fax : 212-528 4104

  47. İzzet Baysal Vakfı
  48. Adres : İzzet Baysal Vakfı Belediye Meydanı Bolu
    Telefon : 374-215 7383, 374-253 4570
    Fax : 374-253 4969

    Burs Şartları: Abant İzzet Baysal Üniversitesi’nin 4 yıllık bölümlerine en yüksek puanla birinci sırada kayıt yaptıran her öğrenciye vakıf tarafından burs verilmektedir. Ayrıca, bölüm birincilerinden sonra gelen, Bolu merkez ilçe ile Bolu’nun diğer

  49. Kırıkkale Ticaret ve Sanayi Odası
  50. Adres : Osman Tiryaki Cad. No:5 Kırıkkale
    Telefon : 318-218 1262
    Fax : 318-218 7026
    Burs Şartları: Kırıkkale’li olan, liseyi Kırıkkale’de bitiren, maddi yetersizliği olan ve herhangi bir kurum veya kuruluştan burs almayan öğrencilere burs veriyor.

  51. Milli Eğitim Vakfı
  52. Adres : Azerbaycan Cad. Kasım Gülek Sok. No:6 Bahçelievler/Ankara
    Telefon : 312-215 4310
    Fax : 312-215 4097

    Burs Şartları: Açık Öğretim Fakültesi, özel üniversiteler, askeri ve polis okulları dışındaki devlet üniversitelerinde öğrenim görmekte olan, Milli Eğitim Bakanlığı mensubu anne veya babası olan öğrencilere burs veriyor.

  53. Nuh Çimento Sanayi Vakfı
  54. Adres : Akyar Mevkii P.K.7, 41800 Hereke/Kocaeli
    Telefon : 262-511 2674
    Fax : 262-511 4121 Burs verilip verilmeyeceği 15 Eylül’den sonra belli olacak.

  55. Ondokuz Mayıs Üniversitesi Vakfı
  56. Adres : 19 Mayıs Üniversitesi Kurupelit Kampüsü Samsun
    Telefon : 362-457 7326, 362-457 6000
    Fax : 362-457 6288
    Burs Şartları: 19 Mayıs Üniversitesi’nde okuyan, herhangi bir kurum veya kuruluştan burs veya öğrenim kredisi almamış, başarılı (en fazla 1 dersten bütünlemeye kalmış), lisans ve yüksek lisans öğrencilerine karşılıksız burs veriyor.

  57. Ormancılık ve Tabiatı Koruma Vakfı
  58. Adres : And Sok. No:6 D:3, 06680 Çankaya/Ankara
    Telefon : 312-467 6616
    Fax : 312-427 5365

  59. Sağlık ve Eğitim Vakfı (SEV)
  60. Adres : Rızapaşa Yokuşu 50, 34450 Mercan/İstanbul
    Telefon : 212-512 1878
    Fax : 212-519 0883
    Burs Şartları: 3. Sınıftan sonraki, ağırlıklı olarak tıp fakültesi öğrencilerine, not ortalamalarını gözönüne alarak veriyor.

  61. Selçuk Üniversitesi Güçlendirme Vakfı
  62. Adres : Selçuk Üniversitesi Rektörlüğü İçi Spor Salonu Üzeri Konya

    Telefon : 332-353 5317, 332-350 6591

    Fax : 332-350 6592

    Burs Şartları: Vakıf, Selçuk Üniversitesi’nde okumakta olan öğrencilere müracaatları halinde değil, fakülte ve yüksek okullarla işbirliği yapılarak, okulların belirleyeceği maddi durumu zayıf olan öğrencilere bir defaya mahsus olmak üzere burs veriliyor.

  63. Sema Yazar Gençlik Vakfı
  64. Telefon : 312-425 8003
    Burs Şartları: Başarılı ve sosyo-ekonomik durumu burs almasını gerektiren üniversite öğrencilerine burs veriyor. Bursun devamı her yıl başarılı olma koşuluna bağlı. Müraacatlar Ekim ayı başında sona eriyor.

  65. Teknik Eğitim Vakfı (TEKEV)
  66. Adres : Menekşe 1. Sok. Ümit Apt. 6/12, 06440 Ankara
    Telefon : 312-417 9931
    Fax : 312-419 4397 Teknik öğretmenlere burs veriliyor.

  67. Türk Eğitim Vakfı (TEV)
  68. Adres : Büyükdere Cad. No:111 Kocabaş İşhanı K.7-8, 80300 Gayrettepe/İstanbul
    Telefon : 212-217 5858 (pbx)
    Fax : 212-217 5690

  69. Türk Kültür Vakfı (TKV)
  70. Adres : Valikonağı Cad. Konak Apt. 67/4 K.5 Nişantaşı/İstanbul
    Telefon : 212-246 2328
    Fax : 212-232 4539 Lise 1,2 ve 3. sınıf öğrencilerine burs verilmektedir.

  71. Türk Petrol Vakfı (TPV)
  72. Adres : Ortaköy Muallim Naci Cad. 100, 80840 İstanbul
    Telefon : 212-227 9216

    Fax : 212-258 2434 Mühendislik, mimarlık, işletme ve iktisat bölümlerinde okuyan öğrencilere burs verilmektedir.

  73. Uludağ Üniversitesi Güçlendirme Vakfı
  74. Adres : Hamza Bey Cad. No.58 Villabiçen Bursa
    Telefon : 224-234 7692, 224-234 9888
    Fax : 224-236 7337

    Burs Şartları: T.C. vatandaşı olan ve maddi yetersizliği olan başarılı Uludağ Üniversitesi öğrencilerine burs veriyor. Burstan yararlanacak olan öğrencilerin kayıtlı bulundukları fakülte veya yüksek okulun disiplin yönetmeliğine göre herhangi bir

  75. Vehbi Koç Vakfı
  76. Telefon : 216-341 4650
    Fax : 216-343 1944
    Burs Şartları: Yetenekli ama maddi imkanları sınırlı öğrencilere burs veriyor. Hangi öğrencilerin burs alacağına öğrenim görülen üniversite karar veriyor.

  77. Yüzüncü Yıl Üniversitesi Rektörlüğü Vakfı
  78. Adres : 100.Yıl Üniversitesi-Van
    Telefon : 432-225 1690
    Fax : 432-225 1009, 432-225 1119

    Burs Şartları: 100.Yıl Üniversitesi’nde okuyan, korunmaya muhtaç, çalışkan ve disiplin cezası almayan öğrencilere öğrenim kredisi, tedavi giderleri, harç kredilerini içeren burs veriyor. İlk etapta hiçbir yerden burs almayan öğrencilere öncelik tanıyor.


Etiketler:

Kredi Yurtlar Kurumu Bölge Müdürlükleri

  • KYK Adana Bölge Müdürlüğü
  • Adres: Reşatbey Mah. Ordu Cad. 48 Sok. No: 4 ADANA
    Telefon: 322-453 6550
    Fax: 322-454 1750

  • KYK Ankara Bölge Müdürlüğü
  • Adres: Aydoğmuş Sok. No: 4 Kurtuluş ANKARA
    Telefon: 312-434 0180 (4 Hat)
    Fax: 312-431 4703

  • KYK Bolu Bölge Müdürlüğü
  • Adres: Tabaklar Mah. Cumhuriyet Cad. BOLU
    Telefon: 374-217 8883 (3 Hat)
    Fax: 374-217 77 78

  • KYK Bursa Bölge Müdürlüğü
  • Adres: Mimar Sinan Mah. Emniyet Cad. Polis Okulu Yanı Arabayatağı BURSA
    Telefon: 224-366 1864
    Fax: 224-366 1727

  • KYK Diyarbakır Bölge Müdürlüğü
  • Adres: Ekinciler Cad. Kışla Sok. No: 9 Ofis DİYARBAKIR
    Telefon: 412-228 9007-08
    Fax: 412-224 2021

  • KYK Edirne Bölge Müdürlüğü
  • Adres: Çavuşlar Mah. Londra Asfaltı No: 64 EDİRNE
    Telefon: 284-235 2741

  • KYK Erzurum Bölge Müdürlüğü
  • Adres: Atatürk Üniversite Kampusu ERZURUM
    Telefon: 442-234 9578 (7 Hat)
    Fax: 442-234 2772

  • KYK Eskişehir Bölge Müdürlüğü
  • Adres: Yunus Emre Cad. No: 54 ESKİŞEHİR
    Telefon: 222-230 2266
    Fax: 222-221 5308

  • KYK Gaziantep Bölge Müdürlüğü
  • Adres: Binevler Mah. 19. Sok. No: 9/A GAZİANTEP
    Telefon: 342-335 0435 (2 Hat)
    Fax: 342-336 1358

  • KYK İstanbul Bölge Müdürlüğü
  • Adres: Taşsavaklar Sok.No: 4 34410 Cağaloğlu/İSTANBUL
    Telefon: 212-520 7288-89
    Fax: 212-512 6539

  • KYK İzmir Bölge Müdürlüğü
  • Adres: Birleşmiş Milletler Cad. No: 16 Varyant / İZMİR
    Telefon: 232-227 5749
    Fax: 232-228 6098

  • KYK Kayseri Bölge Müdürlüğü
  • Adres: Yeniceismail Mah. İstasyon Cad. No: 45 Kocasinan / KAYSERİ
    Telefon: 352-231 7904 (3 Hat)
    Fax: 352-231 7926

  • KYK Konya Bölge Müdürlüğü
  • Adres: Tercüman Mah. Sultan Velet Cad. N: 47 Karatay / KONYA
    Telefon: 332-353 6690-91
    Fax: 332-353 6696

  • KYK Malatya Bölge Müdürlüğü
  • Adres: Tevfik Temelli Cad. No: 23 MALATYA
    Telefon: 422-326 5661

  • KYK Samsun Bölge Müdürlüğü
  • Adres: Mustafa Kemal Bul. No: 302 Atakum / SAMSUN
    Telefon: 362-437 4700-01
    Fax: 362-437 6031

  • KYK Trabzon Bölge Müdürlüğü
  • Adres: Karadeniz Teknik Üni. Kampusu TRABZON Telefon: Müdür: 325 31 94
    Telefon: 462-325 7425 / 325 7495
    Fax: 462-325 0318

  • KYK Van Bölge Müdürlüğü
  • Adres: 100. Yıl Üniversitesi Kampusu VAN
    Telefon: 432-225 1658-59
    Fax: 432-225 16 65

  • KYK Zonguldak Bölge Müdürlüğü
  • Adres: Mithatpaşa Mah. Ankara Cad. Dört Yol Hamam Sok. No: 22/A ZONGULDAK
    Telefon: 372-253 5346 / 253 4890
    Fax: 372-253 5302


Etiketler:

Engelliler Okulları

Zihinsel Engelliler Okulları
1- Çağdaş Özel Eğitim
       Adres : Etiler
Telefon : 212-695 5260
2- Eram Fatih Anaokul ve Mrk.
       Adres : Aksaray
Telefon : 212-631 0201
3- Hayriye Kemal Kusun
       Adres : Kadıköy
Telefon : 216-418 0395
4- İstanbul Zihinsel Engelliler Vakfı
       Adres : Mecidiyeköy
Telefon : 212-288 2535
5- Kartal Mesleki Eğitim Mrk.
       Adres : Kartal
Telefon : 216-353 5328
6- Kazım Beyaz Meslek Okulu
       Adres : Bahçelievler
Telefon : 212-651 3993
7- Mediha Turhan Tansel Eğitim
       Adres : Erenköy
Telefon : 216-386 8744
8- Mevlanakapı Mesleki Eğitim
       Adres : Fatih
Telefon : 212-585 0673
9- Mihrimah Sultan Meslek Okul
       Adres : Fatih
Telefon : 212-523 0494
10- Nefuz Nakipoğlu
       Adres : Bakırköy
Telefon : 212-561 3742
11- Özel Gelişim Zihinsel Özürlü
       Adres : Bakırköy
Telefon : 212-542 1608
12- Saadettin İİlköğretim
       Adres : Mecidiyeköy
Telefon : 212-288 2535
13- Sancaktepe
       Adres : Bağcılar
Telefon : 212-634 1979
14- Şöhret Kurşunoğlu
       Adres : Erenköy
Telefon : 216-478 1968
15- Vala Gedik Meslek Okulu
       Adres : Tuzla
Telefon : 216-392 4577
16- Yakacık Meslek Okulu
       Adres : Kartal
Telefon : 216-377 3465
17- Yaşar Doğu
       Adres : Kağıthane
Telefon : 212-284 3730

 

 

Görme ve İşitme Engelliler Okulları
1- Dost Eller İşitme Engelliler
       Adres : Göztepe
Telefon : 216-358 0961
2- Halıcıoğlu Görme Engelliler
       Adres : Üsküdar
Telefon : 216-310 4912
3- Halıcıoğlu İşitme Engelliler
       Adres : Beyoğlu
Telefon : 212-238 5079
4- Mimar Sinan İşitme Engeliler
       Adres : Fatih
Telefon : 212-521 9534
5- Veysel Vardar Görme Engelliler
       Adres : Sarıyer
Telefon : 212-220 1292
6- Vezneciler Ağır İşitenler
       Adres : Eminönü
Telefon : 212-528 6019
7- Yeditepe İşitme Engelliler
       Adres : Beykoz
Telefon : 216-433 3266
8- Yunus Emre İşitme Engelliler
       Adres : Ümraniye
Telefon : 216-364 6573

Türkiye’de Lise Kurumu

Lise, Türk eğitim sistemine göre, sekiz yıllık ilköğretimini (eski sistemdeki üç yıllık ortaokulu) bitirmiş olan öğrencileri, en az dört yıllık bir eğitimle hayata veya yükseköğretime hazırlayan ortaöğretim kurumu.

Türkiye’de Lise Türleri
  • Düz Lise
  • Anadolu Lisesi
  • Akşam Lisesi
  • Anadolu Lisesi (Y. Dille Öğretim Yapan Resmi Liseler)
  • Askeri Lise
  • Fen Lisesi
  • Genel Lise
  • Resmi ve Gündüz Öğretimi Yapan Liseler

  • Özel Akşam Lisesi
  • Özel Fen Lisesi
  • Özel Lise
  • Polis Koleji
  • Sosyal Bilimler Lisesi
  • Spor Lisesi
  • Yabancı Dille Öğretim Yapan Özel Lise
  • Açıköğretim Lisesi
  • Endüstri Meslek Lisesi
  • İmam Hatip Lisesi
  • Kız Meslek Lisesi
  • Ticaret Meslek Lisesi
  • Çok Programlı Liseler
  • Anadolu İmam Hatip Lisesi
  • Anadolu Meslek Lisesi
  • Anadolu Teknik Lisesi
  • Endüstri Meslek Lisesi
  • Sağlık Meslek Lisesi
  • Teknik Lise(Erkek Teknik)
  • Teknik Lise (Kız Teknik)
  • Güzel Sanatlar Liseleri

  • Anadolu Güzel Sanatlar Lisesi
  • Güzel Sanatlar Lisesi
  • Öğretmen Liseleri

  • Anadolu Öğretmen Lisesi
  • Öğretmen Lisesi
  • Öğretmen Okulu-Köy Enstitüsü
  • İmam Hatip Liseleri
  • Anadolu İmam Hatip Lisesi

  • İmam Hatip Lisesi
  • İmam Hatip Lisesi (Yabancı Dil Ağırlıklı)
  • İmam Hatip Okulu
  • Ticaret Meslek Liseleri

    Teknik Liseler

  • Akşam Ticaret Meslek Lisesi
  • Anadolu Dış Ticaret Meslek Lisesi
  • Anadolu Ticaret Meslek Lisesi
  • LİMME Programı Uygulayan Ticaret Meslek Lisesi
  • Özel Ticaret Meslek Lisesi
  • Ticaret Meslek Lisesi
  • Anadolu Gazetecilik Lisesi
  • Anadolu Teknik Lisesi (Erkek Teknik)
  • Anadolu Teknik Lisesi (Kız Teknik)
  • Anadolu Tekstil Teknik Lisesi (Kız Teknik)
  • İnşaat Teknik Lisesi
  • Kimya Teknik Lisesi
  • Meteoroloji Teknik Lisesi
  • Motor Teknik Lisesi
  • Teknik Lise (Erkek Teknik)
  • Teknik Lise (Kız Teknik)
  • Tekstil Teknik Lisesi (Erkek Teknik)
  • Tekstil Teknik Lisesi (Kız Teknik)
  • Ziraat Teknik Lisesi
  • Endüstri Meslek Liseleri
  • Ağaç ve Metal İşleri Meslek Lisesi
  • Anadolu Gazetecilik Meslek Lisesi
  • Anadolu Meslek Lisesi
  • Anadolu Tekstil Meslek Lisesi
  • Denizcilik Endüstri Meslek Lisesi
  • Denizcilik ve Su Ürünleri Meslek Lisesi
  • Endüstri Meslek Lisesi
  • Erkek Sanat Enstitüsü
  • Gemi Yapı Meslek Lisesi
  • Kimya Meslek Lisesi
  • LİMME Programı Uygulayan Endüstri Meslek Lisesi
  • Matbaa Meslek Lisesi
  • Motor Meslek Lisesi
  • Ortopedik Özürlüler Meslek Lisesi
  • Tekstil Meslek Lisesi
  • Yapı Meslek Lisesi
  • Kız Meslek Liseleri
  • Anadolu Hazır Giyim ve Deri Hazır Giyim M. L.
  • Anadolu Meslek Lisesi (Kız Teknik)
  • Anadolu Moda Tasarımı Meslek Lisesi
  • Anadolu Seramik Meslek Lisesi
  • Anadolu Süs Bitkileri Meslek Lisesi
  • Anadolu Tekstil Meslek Lisesi
  • Anadolu Terzilik Meslek Lisesi
  • Büro Yönetimi ve Sekreterlik Anadolu M. L. (Kız Tek.)
  • Geleneksel Türk Sanatları Meslek L. (Kız Teknik)
  • İç Mimarlık ve Restorasyon Anadolu M. L. (Kız Tek.)
  • Kız Enstitüsü
  • Kuaförlük Meslek Lisesi

  • LİMME Programı Uygulayan Meslek L. (Kız Tek.)

  • Meslek Lisesi (Kız Teknik)
  • Özel Meslek Lisesi (Kız Teknik)
  • Seramik Meslek Lisesi
  • Süs Bitkileri Meslek Lisesi
  • Tekstil Meslek Lisesi
  • Terzilik Meslek Lisesi
  • Turizm Anadolu Meslek Lisesi (Kız Teknik)
  • Uygulamalı Sanatlar Anadolu Meslek L. (Kız Teknik)
  • Sağlık Meslek Liseleri
  • Anadolu Sağlık Meslek Lisesi
  • Çevre Sağlığı Meslek Lisesi
  • Hayvan Sağlığı Memurları Meslek Lisesi
  • Hemşirelik Meslek Lisesi
  • Laborant Meslek Lisesi
  • Laboratuvar Sağlık Meslek Lisesi
  • Ortopedik Cihaz ve Protez Teknisyen Okulu
  • Özel Hemşirelik Meslek Lisesi
  • Özel Sağlık Meslek Lisesi
  • Sağlık Bilimleri Koleji
  • Sağlık Meslek Lisesi
  • Veteriner Sağlık Meslek Lisesi
  • Veteriner Sağlık Teknisyenleri Meslek Lisesi
  • LİMME Programı Uygulayan Otelcilik ve Turizm Meslek Lisesi

  • Otelcilik ve Turizm Meslek Liseleri
  • Anadolu Aşçılık Meslek Lisesi
  • Anadolu Otelcilik ve Turizm Meslek Lisesi
  • Otelcilik ve Turizm Meslek Lisesi
  • Özel Anadolu Otelcilik ve Turizm Meslek Lisesi
  • Özel Otelcilik ve Turizm Meslek Lisesi
  • Sekreterlik Meslek Liseleri
  • Anadolu Sekreterlik Meslek Lisesi
  • Sekreterlik Meslek Lisesi
  • Astsubay Hazırlama Okulları
  • Deniz Astsubay Hazırlama Okulu
  • Elektronik Astsubay Hazırlama Okulu
  • Jandarma Astsubay Hazırlama Okulu
  • Kara Astsubay Hazırlama Okulu
  • Mızıka Astsubay Hazırlama Okulu
  • Sağlık Astsubay Hazırlama Okulu
  • Teknik Astsubay Hazırlama Okulu
  • Diğer Meslek Liseleri

  • Adalet Meslek Lisesi
  • Anadolu Denizcilik Meslek Lisesi
  • Anadolu İletişim Meslek Lisesi
  • Anadolu Mahalli İdareler Meslek Lisesi
  • Anadolu Meteoroloji Meslek Lisesi
  • Anadolu Tapu Kadastro Meslek Lisesi
  • Anadolu Tarım Meslek Lisesi
  • Demiryolu Meslek Lisesi
  • Denizcilik Meslek Lisesi
  • Ev Ekonomisi Meslek Lisesi
  • İşitme Engelliler Meslek Lisesi
  • Konservatuvar
  • Mahalli İdareler Meslek Lisesi
  • Maliye Meslek Lisesi
  • Meteoroloji Meslek Lisesi
  • Spor Meslek Lisesi
  • Tapu Kadastro Meslek Lisesi
  • Tarım (Ziraat) Meslek Lisesi

  • 100 Temel Eserin Tam Listesi

    TÜRK EDEBİYATI

    01 Nutuk – M. Kemal Atatürk
    02 Kutadgu Bilig’den Seçmeler
    03 Dede Korkut Hikâyeleri
    04 Yunus Emre Divanı’ndan Seçmeler
    05 Mesnevî’den Seçmeler – Mevlana
    06 Nasreddin Hoca Fıkralarından Seçmeler
    07 Divan Şiirinden Seçmeler
    08 Halk Şiirinden Seçmeler
    09 Seyahatnâmesi’nden Seçmeler – Evliya Çelebi
    10 Kerem ile Aslı
    11 Sergüzeşt – Samipaşazade Sezai
    12 Mai ve Siyah – Halit Ziya Uşaklıgil
    13 Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç – Hüseyin Rahmi Gürpınar
    14 Şehir Mektupları – Ahmet Rasim
    15 Çağlayanlar – Ahmet Hikmet Müftüoğlu
    16 Hikâyelerden Seçmeler – Ömer Seyfettin
    17 Safahat – Mehmet Âkif Ersoy
    18 Bize Göre – Ahmet Haşim
    19 Eğil Dağlar – Yahya Kemal Beyatlı
    20 Kendi Gök Kubbemiz – Yahya Kemal Beyatlı
    21 Boğaziçi Mehtapları – Abdulhak Şinasi Hisar
    22 Diyorlar ki – Ruşen Eşref Ünaydın
    23 Kiralık Konak – Yakup Kadri Karaosmanoğlu
    24 Yaban – Yakup Kadri Karaosmanoğlu
    25 Memleket Hikâyeleri – Refik Halit Karay
    26 Gurbet Hikayeleri – Refik Halit Karay
    27 Sinekli Bakkal – Halide Edib Adıvar
    28 Mor Salkımlı Ev – Halide Edib Adıvar
    29 Anadolu Notları – Reşat Nuri Güntekin
    30 Çalıkuşu – Reşat Nuri Güntekin
    31 Çankaya – Falih Rıfkı Atay
    32 Zeytindağı – Falih Rıfkı Atay
    33 Han Duvarları – Faruk Nafız Çamlıbel
    34 Memleketimden İnsan Manzaraları – Nazım Hikmet
    35 Suyu Arayan Adam – Şevket Süreyya Aydemir
    36 Ayaşlı ile Kiracıları – Memduh Şevket Esendal
    37 Dokuzuncu Hariciye Koğuşu – Peyami Safa
    38. Fatih-Harbiye – Peyami Safa
    39 Türkçe’nin Sırları – Nihad Sami Banarlı
    40 Beş Şehir – Ahmet Hamdi Tanpınar
    41 Sahnenin Dışındakiler – Ahmet Hamdi Tanpınar
    42 İbrahim Efendi Konağı – Samiha Ayverdi
    43 Çile – Necip Fazıl Kısakürek
    44 Kuyucaklı Yusuf – Sabahattin Ali
    45 Şiirler – Ahmet Kutsi Tecer
    46 Şiirler – Ahmet Muhip Dıranas
    47 Dostlar Beni Hatırlasın – Âşık Veysel
    48 Bütün Şiirleri – Orhan Veli Kanık
    49 Otuzbeş Yaş (Bütün Şirleri) – Cahit Sıtkı Tarancı
    50 Esir Şehrin İnsanları – Kemal Tahir
    51 Eskicinin Oğulları – Orhan Kemal
    52 Kayıp AranıyorSait Faik Abasıyanık
    53 Hikâyelerinden Seçmeler – Sait Faik Abasıyanık
    54 Aganta Burina Burinata – Halikarnas Balıkçısı
    55 Cemo – Kemal Bilbaşar
    56 Kalpaklılar – Samim Kocagöz
    57 Küçük Ağa – Tarık Buğra
    58 Tütün Zamanı – Necati Cumalı
    59 Karartma Geceleri – Rıfat Ilgaz
    60 Yedinci Gün – Orhan Hançerlioğlu
    61 Kaplumbağalar – Fakir Baykurt
    62 Drina’da Son Gün – Faik Baysal
    63 Yılkı Atı – Abbas Sayar
    64 Hikâyelerinden Seçmeler – Haldun Taner
    65 Bir Bilim Adamının Romanı – Oğuz Atay
    66 Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz – Aziz Nesin
    67 Gazoz Ağacı – Sabahattin Kudret Aksel
    68 Anayurt Oteli – Yusuf Atılgan
    69 Bu Ülke – Cemil Meriç
    70 Gençlerle Başbaşa – Ord. Prof. Dr. Ali Fuat BAŞGİL
    71 Türk Masalları – Naki Tezel
    72 Boğaziçi Şıngır Mıngır – Salâh Birsel
    73 Sokakta – Bahattin Özkişi

    DÜNYA EDEBİYATI

    74 Kelile ve Dimne – Beydeba
    75 Devlet – Eflatun
    76 Sokrates’in Savunması – Eflatun
    77 Gülistan – Sadi
    78 Don Kişot – Servantes
    79 Vadideki Zambak – Balzac
    80 Sefiller – Viktor Hugo
    81 Faust – Goethe
    82 Robenson Cruzoe – Daniel Daefo
    83 Suç ve Ceza – Dostoyevski
    84 Ölü Canlar – Gogol
    85 Babalar ve Oğullar – Turgenyev
    86 Savaş ve Barış – Tolstoy
    87 Madam Bovary – Gustav Flaubert
    88 İki Şehrin Hikâyesi – Charles Dickens
    89 Açlık – Knut Hamsun
    90 Beyaz Diş – Jack London
    91 Gora – Rabindranath Tagore
    92 Çanlar Kimin İçin Çalıyor – Ernest Hemingway
    93 Ses ve Öfke – William Faulkner
    94 Drina Köprüsü – İvo Andriç
    95 Akdeniz – Paniat İstrati
    96 Fareler ve İnsanlar – John Steinbeck
    97 Derviş ve Ölüm – Meşa Selimoviç
    98 Onlar da İnsandı – Cengiz Dağcı
    99 Beyaz Gemi – Cengiz Aytmatov
    100 Gün Olur Asra Bedel – Cengiz Aytmatov


    Din Felsefesi

    A. DİN FELSEFESİNİN KONUSU

    Din felsefesi, dini konu edinen, dinin temellerini ve öğelerini ele alan, sorgulayan felsefe dalıdır. Başka bir deyişle din felsefesi, dinin felsefe açısından ele alınması, din hakkında düşünme ve açıklamadır. Din felsefesi dine ahlak ve sanat felsefelerinde olduğu gibi rasyonel, objektif ve eleştirel olarak yaklaşır.
    Dine Felsefi Açıdan Yaklaşım:
    Dine felsefi yaklaşım her şeyden önce din gerçeğini kabul eden ve anlamladırmaya çalışan bir yaklaşımdır. Dini dinin temel kavramlarını ve inançlarını değerlendirmek, din gerçeğine eleştirel bir gözle yaklaşmakla olur. Bunu da felsefe yapabilir.
    Din felsefesi, dini tanımlamaya, açıklamaya ve anlamlandırmaya, dinsel kavramları ve davranış biçimlerini felsefi temeli üzerinde savunmaya ya da eleştirmeye, dinlerin kullandığı dili çözümlemeye yönelik felsefe araştırmalarından meydana gelir.

    Teoloji İle Din Felsefesinin Farkı:
    Teoloji (ilahiyat) de tıpkı din felsefesi gibi dini ve Tanrıyı konu alır. Teoloji, doğrudan doğruya inanca dayanır; inancın sınırları dışına çıkmaz. Teoloji açıklamalarında Tanrının gönderdiği kutsal kitaplara, peygamberlerin bildirdiklerine ve din alimlerinin yorumlarına dayanır.

    • Teoloji dogmatik ve otoriteye dayalıdır, din felsefesi özgür düşünme, nesnel olma ve sorgulamayı temel alır.
    • Teolojinin amacı inananların inançlarını güçlendirmektir, din felsefesi ise dinin ilkelerini sorgular kişilerin dindar olmalarına çalışmadığı gibi inançları sarsmaya da kalkışmaz.
    • Teoloji belli bir dini ele alırken, din felsefesi genel olarak din ya da dinleri ele alır.

    Dinin Felsefi Temellendirilmesi:

    • Felsefe dini temellendirirken dine rasyonel açıdan bakmak zorundadır. Akla dayanmalıdır. Tutarlı olmalı çelişkilere düşmemelidir.
    • Felsefe dini temellendirme çabasında nesnel olmak ve eleştirel bir tavır takınmak durumundadır.
    • Felsefe dini temellendirirken, konuya olabildiğince geniş kapsamlı ve kuşatıcı bakışla yaklaşmalıdır.
    • Din felsefesi nesnel olmak zorundadır. Nesnel olmak, dogru olana varmak amacıyla taraf tutmadan inceleme yapmak, yargıda bulunmak demektir.

    B. DİN FELSEFESİNİN TEMEL KAVRAMLARI

    Tanrı: Evrende var olan herşeyin yaratıcısı olduğuna ve tekliğine inanılan yüce varlık.
    Mucize: Mucize, insan aklının ölçülerini aşan, doğa yasalarının dışına çıkın, düşünce ilkelerinde değil de, dini inanca dayanan bir oluştur.
    Vahiy: Peygamberlere gelen ilahi ilham anlamına gelir. İlahi bir nitelik taşıyan ana düşünce, vahiy yoluyla peygamberlere bildirilir.
    Peygamber: Peygamber, her dinde Tanrı’nın buyruğnu insanlara bildiren elçidir.
    İman: Dinin ortaya koyduğu doğrulara inanmaya denir.
    İbadet: Tanrının buyruklarını yerine getirmeye ibadet adı verilir.
    Yüce: İncanca ölçüleri aşan, sınırlanamayan, önünde eğinilen üstün varlık anlamına gelir.
    Kutsal: Din açısından saygıya değer olan, Tanrı ya da peygamberler tarafından kutsanmış olandır.

    C. DİN FELSEFESİNİN TEMEL PROBLEMLERİ

    1. Dinin Tanımları: dinler kaynaklarında bulunan Tanrıya göre tanımlarınlar, tek Tanrılı (monoteist) ve çok Tanrılı (politeist) söz edilmektedir.
    2. Tanrının Varlığı Problemi: Din, Tanrının var olduğu inancına dayanır. Ban göre dinin temellendirilebilmesi için , Tanrının varlığının kanıtlanması gerekir. Din felsefesinin de temelinde Tanrının var oluşuyla ilgili kanıtlamalar bulunmaktadır. Tanrı var mıdır? Tanrının varlığını gösteren kanıtlar nelerdir?
    3. Tanrının Temel Niteliklerinin Tanımlanması Problemi: Bu konuda Tanrının evrene aşkın ya da içkin olduğu şeklinde farklı yaklaşımlar görülür. Tanrı, bir olan, yaratılmamış olan, ezeli ve ebedi, her şeye gücü yeten, her şeyi bilen varlık olarak tanımlanır.
    4. Vahyin İmkanı Problemi: İnsan ile Tanrı, iki ayrı kategoride varlıktırlar. İnsanın sonlu, ölümlü, bir yanıyla da maddi varlık olduğu yerde, Tanrı sonsuz, ölümsüz ve tümüyle manevi bilinen bir varlıktır. Bundan dolayı vahiy açıklamasına ihtiyaç duyulmaktadır.
    5. Tanrıyla Evren Arasındaki İlişkinin Ne Olduğu Problemi: Tanrı doğaya aşkın bir varlıkmıdır yani doğaüstü bir varlık mıdır yoksa panteistlerin (tümTanrıcılar) söylediği gibi Tanrı evrenin içinde midir?
    6. Evrenin Yaratılışı Problemi: Evren Yaratılmış Mıdır? Yoksa evren öncesiz ve sonrasız mıdır? Bazı görüşler Tanrı tarafından yaratıldığını söylerken bazıları ise yaratılmadığını ezeli ve ebedi olarak var olduğunu söylerler.
    7. Ruhun Ölümsüzlüğü Problemi: insan ruhu acaba beden yok olup gittiği zaman ortadan kalkar mı yoksa başka bir yerde var olmaya devam eder mi? Bu konuda da diğerleri gibi iki görüş ortaya çıkmıştır.

    D. TANRI’NIN VARLIĞINA İLİŞKİN BAZI YAKLAŞIMLAR

    Tanrının varlığı konusunda üç temel yaklaşım bulunmaktadır.

    1. Tanrının Varlığını Kabul Edenler: Tanrının varlığını kabul eden yaklaşımlar üç tanedir. Teizm, Deizm, Panteizm.

    a) Teizm: Tanrıya inanma anlamına gelir, Tanrıya inanmama anlamına gelen Ataizm’e karşıdır. Teizm, Tanrının varlığını ve onun evrenin yaratıcısı, koruyucusu ve egemeni olduğunu kabul eden dini felsefedir. Teizme göre Tanrı öncesiz ve sonrasızdır. Dünyayla sürekli ilişki içindedir. Evrende olup biten her şey onun iradesinin ürünüdür. Tanrının varlığını akıl yoluyla kanıtlamak için kanıtlar ileri sürülmektedir bunlar;

    • Ontoloji Kanıt: Kanıtın ontolojik olması Tanrının varlığından hareket edilmesinden kaynaklanmaktadır. İlk kez öne süren St. Anselmus’tur. Tanrı tasarlanabilen en yetkin (mükemmel) varlık olarak tanımlanır. Tanrı kendisinden daha büyük ve yetkin olan bir varlığın tasarlanamayacağı varlıktır. Yetkin bir varlık, var olmadığı takdirde yetkin olamaz. İşte bu anlaşıta, Tanrının var oluşu Tanrı tanımından zorunlu olarak çıkacaktır. Descartes de bu kanıtı kullanmıştır.
    • Kozmolojik Kanıt: İlk neden kanıtı olarak da bilinen bu kanıt, aynı zamanda nedensellik ilkesine dayanır. Hiçbir şey nedensiz olamaz, var olan her şeye mutlak olarak, kendisinden önce gelen bir şey neden olmuştur. Kozmos (evren) de bu şekilde dir. Evrenin var olduğunu bildiğimize gir onu bu günkü durumuna bir dizi neden ve sonucun getirmiştir. Neden sonuç ilişkisindeki sonuç ilk nedenin Tanrı olduğudur.
    • Düzen ve Amaç Kanıtı: Bu kanıt çevremizde doğal dünyaya baktığmızda, her şeyin kendi işlevini yerine getirecek şekilde, en ince ayrıntısına kadar düzenlenmiş ve ayarlanmış olduğunu göreceğimizi belirtir. İşte bu durum bir yaratıcının var oluşunu kanıtlar. Gözün yapısındaki düzen ve amaç bu kanıtı örneklendirir. Düzen ve amaç kendi kendine ortaya çıkmaz, belli amaca hizmet eder, irade sahibi Tanrı tarafından gerçekleştirilir.
    • Ahlak Kanıtı: Tanrı olmasaydı her şey mübah ( sevap ya da günah olmayan) olurdu. İyi ve kötünün bir anlam ifade edebilmesi için karşılıklarının görülebilmesine bağlıdır. İyi ve kötünün karşılığının teminatı ise Tanrı’dır.
    • Dini Tecrübe Kanıtı: Bir çok insan Tanrının varlığının kanıtı olarak iç duygularını ve sezgilerine başvurmaktadır. Tasavvufta da Mevlana, Yunus Emre gibi düşünürler bu gruba girerler. Tanrıyı ispat etmeye gerek yoktur. O zaten sezgiyle kavranabilir.

    b) Deizm: Deizm, Tanrının varlığına inanmakla birlikte Tanrının evrenden aşkın (transandantal) olduğunu, evrenin dışında olduğunu, bir kez yaratıp sonradan evrene müdahale etmediğini savunur. Deizm iki temel ilkeye dayanır.

    • Varlığı akılla bilinen Tanrı anlayışı
    • Evrenin yaratıldıktan sonra kendi yasalarına göre işleyişi

    Deizm dine akılcı açıdan yaklaşmıştır. Mucizelere karşıdır. Batıl inançlara ve dogmalara itiraz eder. Locke, Rousseau ve Voltaire bu görüşün savunucularıdır.

    c) Panteizm: Panteizim, Tanrı ile evreni bir kılan, her şeyi Tanrı olarak gören felsefi öğretidir. Tanrı evrenden ayrı değildir, tam tersine evren ile bir ve aynıdır. Tanrının doğanın dışında olması mümkün değildir. Tanrı evren ile özdeştir. En önemli temsilcisi Spinozadır. İlk panteist filozof ise Xenofanes’tir.

    2. Tanrının Varlığını Reddedenler:
    Tanrının varlığını reddeden görüşlere ateizm, kişilere de ateist adı verilir. Ateizm Tanrıtanımazlık” olarak dilimize çevrilmiştir. Genel anlamda dini inançsızlığı ve tüm dinlere karşı olmayı ifade eder. Din felsefesinde ateizm evreni yine evrene dayanarak açıkladığından Tanrı ya da doğal güç diye birşeyi mümkün kabul etmez. Ateizmin felsefi temeli Materyalizmdir. Tanrının var olmadığını savunan kanıtlar bulmaya çalışır. Bunlar:

    • Kötülük Kanıtı: İçinde yaşadığımız dünyada kötü olarak nitelediğimiz oluşumlar vardır. Savaşlar, hastalıklar, depremler, açlık vb… Ateist bu noktada kötülüğün karşısında nasıl olup da mutlak iyi olan bir Tanrıdan bahsedileceğini sorar. Olsaydı bu kötülüklere karşı çıkardı der. Ateizmin karşısındaki filozoflar bu kanıta “Bu dünyada kötülüğün var oluşu, daha yüksek ahlaki iyiliklere yol açtığı için haklı kılınabilir. Buna göre eğer yoksulluk olmasa, yoksullara yardım etme gibi ahlaki bakımdan iyi olan eylemler temelsiz kalırlar. Savaşlar, işkence ve toplu kıyımlar vardır ama, kahramanlar, azizler ancak bunlar sayesinde ortaya çıkar.
    • Ahlaki gerekçeler Kanıtı: Bu çerçevede içinde değerlendirmemiz gereken iki düşünür vardır. Nietzsche ve Sartre. İki düşünür de felsefelerinde ahlakı ön plana çıkarmışlardır. Ahlak söz konusu olduğun da ise, insanın Tanrı tarafından önceden belirlenmiş bir özü bulunmadığını, insanın özünü kendisinin yarattığını savunmuşlardır.

    Sartre’a göre evrende kendi kendini yaratan tek varlık insandır. Her nesnenin bir özü, bir varlığı bir de varoluşu vardır. Ona göre yalnız insanda varoluş özden önce gelir. İnsan önce vardır, sonra şöyle ya da böyle olur. Çünkü özünü kendisi yaratır. (Varoluşculuk – Egzistansiyalizm)
    Nietzsche’ye göre insan gücünün bir değeri olacaksa, insan için bir özgürlük ve ahlaktan söz edilebilecekse, soncuzca güce sahip olan bir varlığın var olması gerekir. İnsanın kendisini özgürce yaratabilmesi için Tanrıdan vazgeçmek gerektiğini söyler.

    3. Tanrının Varlığının Bilinemeyeceğini Ya da Yokluğunun Bilinemeyeceğini Öne Süren

    Tanrıya ilişkin bilgiye sahip olunamayacağını, dolayısıyla Tanrı’nın var olduğunun da var olmadığının da kanıtlanamayacağını savunan öğretiye felsefe de agnostisizm (bilinemezlik) adı verilir. Tanrının var olduğunun ya da olmadığının ilke olarak bilinemeyeceğini öne süren bir görüştür. Bu görüşü ilk olarak Sofist Protogoras vermiştir.


    Etiketler:

    Sanat Felsefesi (Estetik)

    Estetik olaylar da, tıpkı bilgi olayında olduğu gibi, bize süje ile obje arasındaki ilgiyi gösterir. Estetik olay da aynı şekilde estetik olarak algılayan süje ile bu süjenin estetik algı ile kendisine yöneldiği varlık, doğa ya da sanat eseri dediğimiz obje arasındaki ilgidir.

    ESTETİĞİN KONUSU
    Eski Yunanca bir sözcük olan estetik duyumlamak, algılamak anlamındadır. Estetik güzellik felsefesidir. Güzel üzerine düşünme ve ne olduğunu araştırma etkinliğidir. Estetik, 18. Yüzyılda Baumgarten (1714-1762) tarafından kurulmuştur. Her ne kadar estetik bağımsız bir felsefe disiplini olarak iki yüz yıllık bir geçmişi gösteriyorsa da, aslında estetik problemler ile uğraşma daha ilkçağa kadar geri gider. Uzun bir geçmişe sahip olan estetik problemler özel bir ad altında toplanmamıştı. İşte, Baumgarten bu problemleri ortak bir ad altında toplayarak ona estetik adını vermiştir. Estetik olaylar da, tıpkı bilgi olayında olduğu gibi, bize süje ile obje arasındaki ilgiyi gösterir. Estetik olay da aynı şekilde estetik olarak algılayan süje ile bu süjenin estetik algı ile kendisine yöneldiği varlık, doğa ya da sanat eseri dediğimiz obje arasındaki ilgidir. Estetiğin görevi, bulanık ve karmaşık olan duyusal bilginin mükemmelliğini araştırmaktır. Duyusal bilginin mükemmelliği güzellik adını alır. Buna göre, estetiğin konusu güzelliktir. Estetiğin konusu içine yalnız güzellik ve estetik değerler girmez, sanat da girer. Çünkü sanatın amacı da sanat eserlerinde güzelliği ya da estetik değerleri ortaya koymaktır.

    FELSEFE AÇISINDAN SANAT
    Sanat da felsefenin bir konusu, bir disiplinidir. Sanata felsefe açısından yaklaşım sanat felsefesini oluşturmuştur. Sanat felsefesinin temel sorusu, sanatın nasıl bir etkinlik olduğudur. Sanat felsefesi sanatın, beğenilerin, sanat eserinin özünü ve anlamını konu alır. SANAT FELSEFESİ ESTETİĞİN BİR BÖLÜMÜDÜR. Yalnız insan etkinliği sonucu ortaya çıkan sanat ürünlerini değerlendirir. Estetik ise, sanatın yanında doğadaki ‘güzeli’ de kapsamına alır. Sanat felsefesinde, sanat eserlerinin nasıl oluştuğu üzerine değişik yaklaşımlar oluşmuştur. Bu yaklaşımlarım bazıları şunlardır.

    SANAT

    Taklit Olarak Sanat :
    Bu görüşe göre, sanat eserinde gördüğümüz, sanatçının algıladığı şeyleri taklit ederek bize yansıtmasıdır. Sanatçı, doğanın güzelliğini eserinde ne kadar aslına uygun olarak yansıtabilirse, eseri o kadar güzel olarak yargılanır. Bu nedenle bu kurama yansıtma kuramı da denir. Yansıtma kuramı İlkçağın idealist filozofu Platon’a kadar geri gider. Aristoteles’de sanatı bir taklit olarak görür. şair dil, müzikçi ses, ressam da boya aracıyla nesneleri taklit eder, onları yansıtır.

    Yaratma Olarak Sanat :
    Sanat eseri, sanatçının kendi yaratıcı gücü, yeteneği ve coşkusunun oluşturduğu estetik objedir. Doğa kendi başına güzel değildir. Nesneler dünyası tinsellikten yoksun, bir madde dünyasıdır. Yaratma olayı, sanatçının algıladığı maddi varlığa duygu, düşünce ve hayal gücünü katması olayıdır. Bir sanat eseri, sanatçının kendinden kattığı değerlerle anlam kazanır. Maddi varlığı böyle tinselleştirmek, maddeye biçim vermek demektir. Biçim kazanmış, tinsellik kazanmış maddi varlık artık maddi varlık olmaktan çıkar ve bir sanat eseri olur. Ölümlü olan madde, tinselleşince, biçim alıp bir sanat eseri haline gelince, ölümsüzleşir. Sanat eseri bir kere oluşan bir üründür. Bu nedenle sanat eseri özgündür, ikinci örneği yoktur.Önemli temscilcisi Crocedir.

    Oyun Olarak Sanat :
    Sanat ile oyun arasında daima bir benzerlik görülmüştür. Çünkü, her iki etkinliğin de ereğinin kendinde olmasıdır. Oyun oynayan bir çocuk için oyunun dışında bir başka erek , bir başka dünya yoktur, çocuk oynamak için oynar. Bu görüşe göre, sanat etkinliğini bir oyun gibi değerlendirmek gerekir. Nasıl oyunda çıkar, günlük kaygı yoksa ve olabildiğince özgürlük varsa, sanatçı da bir oyuncu gibi gerçek dışı bir dünyada eserini oluşturur. Alman Düşünür Kant, Alman şair Schiller ve psikolog Wundt bu görüşü savunmuşlardır.

    SANAT ESERİ :
    Sanatçı tarafından bir estetik tavır sonucu oluşan bir eserdir. Her sanat eserinin bu nedenle estetik değeri vardır. Çünkü, sanatçının kendine özgü duyguları, heyecanları, hayal gücü ve yetenekleri eserinde birleşmiştir. Sanat eserinin en önemli özelliği tek olmasıdır. Çünkü, sanatçı eserini oluştururken oluşan duyguları ve hayal gücünü bir kez daha aynen yaşayamaz. Bir ürünün sanat eseri olarak belirlenmesinde üç temel öğe etkendir. Bunlar, estetik süje (sanatçı) , estetik obje (sanatçının sanat eserine dönüştürmek istediği her şey) ve estetik yargıdır (sanat eseri hakkında ortaya konan beğeni değeri, yani güzel ya da güzel olmamayı belirten yargı.)

    ESTETİĞİN TEMEL KAVRAMLARI
    Güzellik Problemi
    Felsefe tarihi boyunca güzellik problemi filozofların çoğunu ilgilendirmiştir. Biz hoşumuza giden bir manzara karşısında ya da dinlediğimiz bir müzik karşısında yalnız haz almakla kalmaz, aynı zamanda yaşadığımız estetik durumu bir değer yargısı ile ifade ederiz. Güzel bir manzara, güzel bir müzik gibi. O halde güzel ya da güzellik estetik olayın ayrılmaz bir parçasıdır. Buna göre güzellik nedir? Bu soru bir güzellik felsefesinin varlığına götürür ve estetik sorunlar arasında ilk sorulan soru olur. Güzelliğin bir felsefe sorunu olması Platon ile başlar. Platon’a göre güzellik bir ideadır ve idea olduğu için de zaman ve mekan dışı mutlak varlıktır. Böyle bir güzelliğe Platon “kendiliğinden güzel” adını verir. Platon için yaşadığımız varlık alanı eksik ve kusurludur. İdea dünyasına ait olan güzellik, sanat eserinde bir görüntü kazanır. Sanat, güzellik ideasından ne kadar pay alırsa o kadar güzel olur.
    Aristoteles’e göre güzellik bir ahenk, orantı ve düzendir. Bu nedenle orantıdan yoksun olan hiçbir şey güzel olamaz. Buradan anlaşılacağı gibi Aristoteles güzelliği matematik olarak açıklamıştır. Eski Yunan’da ortaya atılan, bütün güzellikleri açıklayıcı bir formül olarak düşünülen ” altın oran ” düşüncesi özellikle Rönesans’ta ve sonrasında tekrar ön plana çıkar. Düşünürler bir biçimi oluşturan parçaların oranının bir güzellik tılsımı olarak kendi içinde bulunduğunu düşünmüşler ve bu oranı bulmak için yüzyıllar boyu doğada ve sanatta biçim araştırması yapmışlardır. Güzelliğin metafizik anlamda ele alınması İlkçağla başlamış, daha sonra günümüze kadar yaşamını sürdürmüştür. Örneğin, Hegel’e göre, güzellik mutlak ruhun nesnelere yansımasıdır. Schopenhauer’e, göre güzellik mutlak iradenin kendisini dışlaştırmasıdır. Çağdaş felsefede de , örneğin N. Hartman’a göre tinin maddede kendini göstermesidir. Estetiğin kurucusu Baumgarten’e göre güzellik duyumsal bilginin mükemmelliğidir. Benedetto Croce’a göre ise güzellik, mutluluk veren bir biçimleniştir. Görüldüğü gibi filozoflar güzel hakkında farklı yorumlar yapmışlardır. Ancak, hepsinin ortak noktası, güzelin insanı olumlu etkileyen bir değer olarak görülmesidir.

    Doğada Güzel – Sanatta Güzel
    Güzellik problemi hem doğada hem de sanatta güzelliği kapsar. Doğadaki pek çok varlık ve varlıksal düzenlilik güzelliği yansıtmaktadır. Sanatta güzellik ise doğadakinden farklı özellik taşır. Düşünürlerin doğa güzelliği ile sanat güzelliği üzerine görüşleri farklılık göstermektedir. Kimileri doğada güzelliğin olamayacağını, kimileri sanattaki güzelliğin doğadaki güzellikten üstün olduğunu, kimileri doğada güzelliğin var olduğunu, ancak, bunun sanatın gelişmesi ile fark edilebildiğini belirtmişlerdir. şimdi şu sorular sorulabilir: Doğada karşılaştığımız güzellik ile sanat eserlerindeki güzellikler birbirleriyle örtüşen güzellikler midir? Acaba doğada güzel olarak nitelediğimiz bir varlık, bir sanat eseri haline gelince, doğada güzel olduğu için yine güzelliğini sürdürür mü? Yine doğada çirkin diye nitelediğimiz bir varlık, sanat eseri haline gelince, bu yine çirkin olmakta devam eder mi? Doğada bulduğumuz güzellik ile sanatta bulduğumuz güzellik arasında bir örtüşme yoktur. Eğer olsaydı, doğada güzel bulduğumuz bir şeyin sanatta da zorunlu olarak güzel olması, yine doğada çirkin bulduğumuz bir şeyin de sanatta aynı şekilde çirkin olması gerekirdi. Ama, durum hiç de öyle değil, doğada çirkin olan sanatta güzel olabildiği gibi, doğada güzel olan sanata çirkin olabiliyor. Çünkü, her iki güzellik birbirinden farklıdır. Doğa güzelliğinde nesnelerin canlılığı, hareketi bir etken olduğu halde, sanat güzelliği nesnelerin form özelliğine dayanır Bunun için sanat güzelliği doğa güzelliğinin bir yansıması değildir. Çoğunda insan, sanat güzelliği ile eğitildikten sonra doğadaki güzelliği fark edebilir. Güzellik, bunu fark edende bir duyusal etkilenme oluşturabiliyorsa, doğada da sanatta da güzellik söz konusudur. Ancak, hem doğa hem sanat güzelliğini fark edebilmek için estetik bir duyum, bir tavır gereklidir. Delacroix (Delakrua) bunu şöyle belirtmiştir: ” Biz romantik olduktan sonradır ki, dağlar güzelleşti.”

    ESTETİĞİN TEMEL SORULARINA YAKLAŞIMLAR
    Estetik Yargıların Yapısı :
    Bir sanat eseri hakkında verilen beğeniye ait yargılar estetik yargılardır. Estetik yargılar GÜZEL ve ÇİRKİN kavramlarına dayanır. Bu nedenle estetik yargılara değer yargıları denir. Bu yargılar bilgi ve ahlâk yargılarından farklıdır.
    Estetik yargıların özelliklerini şöyle sıralayabiliriz:
    *Bilgisellik ve objektiflik yoktur. Yani doğrulanıp yanlışlanamaz.
    *Sübjektif yargılardır. Zihin bütün insanlarda ortaktır. Beğeni ise kişilere göre değişir. Bu nedenle ” beğeniler üzerine tartışılamaz ” denir. Bunun sonucu olarak da, estetik yargılar öznel olmaları nedeniyle genel – geçer olamazlar.
    *Kültürden kültüre değişebilen yargılardır. Ancak, estetik eğitimin yaygınlaşması ve insanlar arasındaki kültür farklılıklarının azalması, kişiler arasındaki estetik yargıların farklılığını en aza indirebilir.

    ORTAK ESTETİK YARGILARIN OLUP OLMADIĞI :
    Düşünürler tarafından estetik yargılar üzerine iki farklı görüş geliştirilmiştir. Bu görüşlerden biri ortak estetik yargıların olamayacağını, diğeri ise olabileceğini savunan görüşlerdir.
    Ortak Estetik Yargıların Varlığını Reddedenler :
    İnsanların estetik yargıları arasında bir uzlaşma olabilir mi? Birinin güzel dediğine bir başkasının da güzel demesini bekleyebilir miyiz? Bu konuda kimi düşünürler bunun mümkün olmadığını ileri sürer. Bunlardan biri B. Croce’dir. Croce’ye (Kroçe) göre, sanat eserleri üstüne verilen yargılar, ortak yargılar niteliğinde değildir. Çünkü, sanat eserleri sanatçının ruhunda bir an için meydana gelen bir ifadenin (güzelliğin) maddi görünüşleridir. Sanat adına ortaya konan her ifade tarzı bireysel bir nitelik taşır. Bu nedenle herkesin bu ifade biçimi karşısındaki değerlendirmesi farklı olabilir. Öyleyse ortak estetik yargı olamaz.

    Ortak Estetik Yargıların Varlığını Kabul Edenler :
    Estetik yargıların genel – geçerliğini temellendiren Kant olmuştur. Kant’a göre sanat eserinin en önemli özelliği insanlarda ortak bir duygu oluşturmasıdır. Sanat eserinde ortaya konan güzellik, her türlü çıkardan uzak haz duymayı sağlar. Bir şeyden haz duyan kişi, başkalarının da aynı duyguya varmasını ister. Ortak duygu, zorunlu bir estetik duygudur. Bu duygu ortak estetik yargıyı gerekli kılar. Kant sorunu metafizik bir ortak estetik duygu prensibine dayanarak çözmek istemiştir. Günümüzde felsefe ve psikolojide yapılan araştırmaların ortaya koyduğu sonuç şudur: Estetik yargılarda, beğeni yargılarında görülen sapmalar tümden ortadan kaldırılamaz. Ancak, toplumlar arasındaki kültür farklılıklarının ve kişiler arasındaki eğitim farklılıklarının azaltılmasıyla oldukça aza indirilebilir.


    Ahlak Felsefesi (Ethik)

    1. AHLAK FELSEFESİNİN KONUSU:
    Ahlak Felsefesinin konusu insanın davranışları,yapıp etmeleridir.İnsanın yalnızca iradeli davranışları ahlak felsefesinin konusuna girer.İstenç dışı davranımlarla ahlak felsefesi
    ilgilenmez.
    Ahlak(Moralite): Bir toplumda uyulması gereken kurallar bütünüdür.Toplumdan topluma,kültürden kültüre, zamandan zamana değişiklikler gösterir. Göreceli ve özneldir. Bu anlamda” ahlak”değil “ahlaklar” vardır.Ahlak kuralları “iyi” ve “kötü” nün ne olduğunu bildiğini savlar ve buna göre iyinin yapılmasını kötünün yapılmamasını emreder.Yani kural koyucu (normatif) bir özellik gösterirler.Uyulmadığında yaptırımlara sahiptirler ve bireyleri kendisine uymaya zorlarlar.
    Etik(Ethic): Varolan ahlak(moralite) üzerine düşünme,varolan ahlakı sorgulama etkinliğidir.İnsanın ahlaka ilişkin davranışlarının doğurduğu sorunları ele alan felsefe dalıdır.Etik her zaman,her yerde ve her koşul altında geçerli olabilecek ahlak kuralları olup olmadığını sorgular.”İyi” ve “kötü”nün ne olduğunu bir problem olarak ele alır ve dolayısıyla “şunu yap”,” bunu yapma” biçiminde kurallar koymaz.Yani normatif değildir.Ayrıca yaptırımlara da sahip değildirler. Kısacası “ahlak” bir toplumda kendisine uymaya zorlayan kurallar bütününü ifade ederken, “etik” varolan bu kuralları sorgulama etkinliğini ifade etmektedir.

    2. AHLAK FELSEFESİNİN TEMEL KAVRAMLARI
    BİREY: Toplumsallaşmış insan,toplum içerisinde yaşayan insanı ifade eder.Her birey biyolojik bir organizma olmak zorundadır ama her biyolojik organizma olan insan birey olmayabilir.
    İYİ: İnsanın yapması gereken davranışlardır.Ahlakça değerli olandır.
    KÖTÜ: İnsanın yapmaması gereken davranışlardır.
    ÖZGÜRLÜK: Bireyin salt kendi iradesi ile “iyi” ve “kötü” olan davranışlardan birisini seçebilme gücüdür.
    ERDEM (FAZİLET): İnsanın eylemlerinde hep iyi olana yönelmesidir.
    SORUMLULUK: Bireyin iyi ya da kötü olanı özgürce seçmesinin getirdiği sonuçlardır. İnsanın kendi eylemlerinin ya da yetki alanına giren herhangi bir olayın sonuçlarını üstlenmesidir.
    VİCDAN: Tutum ve eylemlerimizin ahlakça değerli olup olmadığını yargılama bilincidir. Bir çeşit içsel mahkemedir.Bireyin iyi ya da kötü olanı seçmesini içsel bir muhasebeye tabi tutmasıdır.
    AHLAK YASASI: Uyulması ahlak açısından gereken,genel-geçer kurallardır.
    AHLAKİ KARAR: Ahlak kurallarına özgürce uymaktır.
    AHLAKİ EYLEM: Ahlaka uygun davranışı gerçekleştirmedir.Ahlaka uygun eylem davranış olarak dışa yansır. Eylemin dışa yansımayan yönü ise tutumdur. ÖRNEK:Derse geç gelen öğrencinin öğretmene gerekçeyi belirtirken doğruyu söylemesi “İYİ”,yalan söylemesi “KÖTÜ”,bu davranışlardan birini seçmesi “ÖZGÜRLÜK”,Doğru söylemeyi seçmesi “ERDEM” dir.

    3.AHLAK FELSEFESİNİN TEMEL SORULARI
    1-Ahlaki eylemin amacı var mıdır?Varsa nedir?
    2-Toplumca belirlenen,insana zorla kabul ettirilen eylem biçimleri gerçekten “iyi” midir?
    3-İnsan ahlaki eylemde bulunurken özgür müdür?
    4-İnsanın doğası ahlaklı olmasına elverişlimidir?
    5-Tüm insanların ortaklaşa benimseyebilecekleri evrensel ahlak yasaları var mıdır?

    4.AHLAK YARGISINI DİĞER YARGI TÜRLERİNDEN AYIRAN NİTELİKLER
    Bir iddiayı dile getiren söz dizisine yargı denir.Yargılar ikiye ayrılır;
    1-Gerçeklik yargıları;
    Nesneler dünyasına ilişkin yargılardır.Kişiden kişiye değişmez nesneldir.”Doğru” ve ya “yanlış” olurlar.Kanıtlanabilir ya da çürütülebilirler.
    2-Değer yargıları; Bir gerçekliği değil, bir değerlendirmeyi içeren yargılardır,özneldir.Kişiden kişiye değişir.Değer yargılarının alanı geniştir.Kanıtlanamaz ve çürütülemezler.
    *Mantık yargıları-“doğru”,yanlış”
    *Sanat yargıları-“güzel”,”çirkin”
    *Din yargıları –“sevap”,”günah”
    *Ahlak yargıları-“iyi”,”kötü” şeklindedir.
    *Bilim yargıları herkes tarafından kabul edilir,din yargıları (o dine inana kişilerce kabul edilir ve kişilere göre) değişmez,ahlak yargıları değişir.

    5.ETİK’İN PROBLEMATİĞİ VE YAKLAŞIMLAR

    * ÖZGÜRLÜK PROBLEMİ
    Ahlak konusunda bazı filozoflar,insanın özgür olduğunu,bazı filozoflar özgür olmadığını savunur.

    1- DETERMİNİZM : Özgür olmadığını savunanlar: (gerekircilik); deterministlere göre, insanın irade ve eylemleri içten ve dıştan gelen nedenlerle belirlenmiştir.Bireyin içinde bulunduğu şartlar iradeyi belirler ve kişinin özgür karar vermesini engeller.Bu yüzden insan eylemlerinde özgür değildir.
    2- İNDETERMİNİZM : Özgür olduğunu savunanlar (gerekirci olmayanlar);indeterministlere göre,insan ahlaki eylemde tamamıyla özgürdür.İnsan kendini özgür hissettiği için toplumdaki ahlak yasalarına özgürce uyar.Bu görüşlerden her ikisi de insan gerçekleri ile bağdaşmadıklarından üçüncü bir görüş ortaya çıkmıştır.
    3-OTO-DETERMİNİZM: Oto-deterministler, iradeyi ve ahlaki eylemleri bir kişilik ürünü olarak görürler. İnsan bilgi birikimini zenginleştirerek, kişiliğini geliştirerek ve aklını kullanarak özgürleşmiştir. Sonuç olarak kişiliği gelişmiş olanlar,gelişmemiş olanlardan daha özgürdür.

    * EVRENSEL AHLAK YASASININ OLUP OLMADIĞI PROBLEMİ

    A-EVRENSEL AHLAK YASASININ VARLIĞINI KABUL ETMEYEN GÖRÜŞLER
    1.HEDONİZM (HAZ AHLAKI) Kurucusu Aristippos’tur.O’na göre haz veren şey “iyi”,haz vermeyen “kötü”dür. İnsan sadece kendi yaşadığı hazzı bilebilir.Başkalarının hazzını bilemez.Bu nedenle evrensel ahlak yasası yoktur.
    2.FAYDA AHLAKI: Bireye yarar sağlayan davranış “iyi”,sağlamayan “kötü”dür.Yararlı olan kişiden kişiye değiştiği için evrensel ahlak yasası yoktur.
    3.EGOİZM (BENCİLLİK) Bencillik, başkalarını dikkate almadan sadece kendi çıkarını düşünme anlamına gelir. İnsanın yalnızca kendi “ben”ine uygun olanı “iyi”nin ölçütü sayan düşüncesidir.Hobbes’a göre, insanı yönlendiren ‘kendini sevme’ ve ‘kendini koruma’ içgüdüsüdür.Bu yaklaşıma göre evrensel ahlak yasası yoktur.
    3.ANARŞİZM Başta devlet olmak üzere tüm baskıcı kurumların ortadan kalkması gerektiğini öne süren öğretidir.Temsilcisi Max Stiner ‘dir.Evrensel ahlak yasasını reddeder.O tüm ahlaki değerlerin bir takım soyutlamalardan ibaret olduğunu düşünür.

    4. NİHİLİZM(HİÇCİLİK)-FRIEDRICH NIETZSCHE

    O’na göre yapılması gereken;insanlığı ahlaktan kurtarmaktır.İnsan doğasına yaraşan, güçlü, korkusuz, acımasız olmaktır. Oysa tüm ahlaklar insanın güdülerini köreltir,onu pasifliğe yöneltir.Nietzche’ye göre; toplumda iki tür insan ve bunların oluşturduğu iki tür sosyal sınıf vardır. Birincisi Halk Sınıfı;sürü durumundadır Din ve ahlak kuralları bu sınıf için yeterlidir.İkincisi Seçkin Sınıf;Seçkin sınıfa yakışan ahlak, insanın doğasına uygun olan, bireyci, bencil, acımasız ahlaktır. Amaç, ”üstün insan”a ulaşmaktır. Üstün insan; sıradan,korkak,zayıflığı öğütleyen vicdan ahlakından kurtulup “iktidara doğru giden güç”ahlakına ulaşmakla oluşur. O’na göre “güç” en yüce iyi; yenilgi, kaybetmek,zayıflık ise kötüdür. İnsan için gerekli olan güçlü olmaktır.

    5. EXISTANSIYALIZM(VAROLUŞÇULUK)-JEAN PAUL SARTRE

    İnsanın kendi varoluşunu ancak özgürce davranarak gerçekleştirebileceğini savunur.Ancak bu özgürlük sınırsız değil,sorumlulukla belirlenmiştir.Sartre’a göre insan insanlığını kendisi yapar,değerlerini kendisi yaratır,yolunu kendisi seçer.Bu nedenle seçiminde tek başınadır ve sorumluluklar da kendisinindir.

    B-EVRENSEL AHLAK YASASININ VARLIĞINI KABUL EDEN GÖRÜŞLER:

    a)AHLAK YASASINI ÖZNEL (SUBJEKTİF)TEMELDE AÇIKLAYANLAR

    Bu düşünceyi savunanlara göre evrensel bir ahlak yasası vardır.Ancak bu yasa varlığını insandan,insanın özel dünyasından alır.İnsanın karşısına bir buyruk biçiminde çıkar.Dürüst ol,insanları sev,…. gibi.
    *J.S.Mill J.Bentham:Onlara göre insan doğası gereği acıdan kaçınır hazza yönelir,mutluluğa erişmek ister. Ancak kişinin mutluluğu,çevresindeki insanların mutluluğu ile ilişkilidir.Kişi mutluluğu ancak üyesi bulunduğu yarar sağlayan şeyi
    yapmakla bulabilir.
    *J.Bentham’a göre “Olabildiğince fazla sayıda insan için olabildiğince yararlı davranışlar yap!…” ahlak yasasını karakterize ederken, J.St.Mill’e göre “Herkes için,tüm insanlık için,evrensel mutluluk için yararlı eylemlerde bulun!..”.ahlak yasasını karakterize etmektedir.
    * H.Bergson: O’na göre insan iyi ve kötüyü ancak sezgi ile kavrayabilir.İnsanın sezgisine uyarak yaptığı davranış “iyi”,sezgisine uymayan davranışı “kötü”dür.Bergson’daki ahlak anlayışı “Sezgilerinin sesine kulak ver ve ona uygun
    eylemlerde bulun!…” biçiminde özetlenebilir. ÖRN:Boş zamanımı müzik dinleyerek,eğlenerek geçirebileceğim gibi,yardıma ihtiyacı olan birisine yardım ederek de geçirebilirim.Ben içimden gelen sezgiye uyarak,eğlenmekten vazgeçip yardım edersem ahlaki olanı (iyi) yapmış olurum. O’na göre zekanın oluşturduğu ahlak kapalı toplum ahlakıdır,yasakçıdır.Sezgi ahlakı ise;içinde sevgi ve özgürlüğün olduğu açık toplum ahlakıdır.

    b)AHLAK YASASINI NESNEL (OBJEKTİF) TEMELDE AÇIKLAYANLAR

    1.SOKRATES
    Sokratese göre akıl ve onunla elde edilmiş bilgi her şeyin üstünde başlı başına bir erdemdir.O’na göre bilgili insan aynı zamanda erdemli insandır.Hiç kinse bilerek kötülük yapmaz.Kötülükle bilgisizlik aynı ve bir şeylerdir.İyi belirli bir amaca mutluluğa hizmet der.Dolayısıyla hiç kimse isteyerek iyiden kaçmaz ;ancak bilmediğinden kaçar..Ona göre kişi uruma göre davranarak ahlaklı olamaz.Durum ahlakı diye bir şey yoktur. Kişinin her zaman e her yerde uyması gereken evrensel ilke ve evrensel ahlak vardır.Bunlara ancak akıl ve bilgi aracılığıyla ulaşılabilir.

    2.PLATON
    Ona göre evren “gölgeler” ve idealar olmak üzere ikiye ayrılır.Nesnel varlıklar birer gölgedir çünkü sürekli değişmektedirler.Hiçbir kalıcılıkları bulunmamaktadır.Aslolan varlıklar idealardır ve her ideanın bir gölgesi bulunmaktadır.Nesnel varlıklar alanında iyi dediğimiz şeylerin aslı “iyilik” ideasıdır.Ahlaklı olmak için bu ideaya akıl yoluyla ulaşmamız gerekmektedir.

    3.FARABİ
    Farabi’ye göre iki türlü varlık bulunmaktadır.Birincisi özü tözü bir olan, karşıtı olmayan, herhangi bir belirlenimi bulunmayan, kendi kendinin nedeni olan zorunlu varlık.Tanrı. İkincisi ise zorunlu varlığın var ettiği mümkün varlıklar.İnsan ve diğer varlıklar.İyinin ne olduğu “Zorunlu Varlık”ın sahip olduğu etkin akıl tarafından bilindiği için, “mümkün varlık”, “ zorunlu varlık”ın etkin aklına kendi aklıyla ulaşıp bu evrensel ilkeleri öğrenmelidir.

    4.SPİNOZA
    Spinoza’ya göre evren “Makro Kozmos” ve” Mikro Kosmos” olarak ikiye ayrılmıştır.Başlangıçta bir olan bu iki evren, insanın duygu ve tutkularının esiri olması yüzünden ayrışmıştır.Neyin iyi neyin kötü olduğu “makro kosmos”un doğasında belli ve gizlidir.”Mikro kosmos” olarak insan duygu ve tutkularının esiri olmaktan kurtularak “makro kosmos”un doğasına geri dönüp bu evrensel ilkelere sahip olmalıdır.

    5.KANT
    Kant insan eyleminin amacının ne mutluluk ne de yarar olabileceğini söylemiştir.Ona göre insan Teorik Akıl ve Pratik Akıl olmak üzere iki ayrı akla sahiptir.Teorik akıl insanı duyusal dünyanın bilgisine ulaştıran Fenomenler aleminin bilgisini edindiğimiz aklımızdır.Öte yandan Pratik akıl ise numenler aleminin bilgisine ulaştıran aklımızdır. Kant’a göre insan pratik aklı aracılığıyla kendisine ödev edindiği bir takım ilkelere sahip olmalı ve ne pahasına olursa olsun bu ilkelere uygun davranmalıdır.Ancak o zaman ahlaklı olabilir. Örneğin: Doğru söyle!…(Güç durumda kalmamak için değil,ne olursa olsun,zarar görsen de,acı çeksen de, hatta hayatına mal olacak olsa da)
    Kant’ın ödev ahlakının belli başlı ilkeleri şunlardır:
    1.Öyle davran ki;eylemine ölçü olarak aldığın ilkeyi herkes için geçerli bir yasa olarak isteyebilesin!…
    2.Öyle davran ki,eylemlerinde insan basit bir araç değil başlı başına bir amaç olarak ortaya çıksın!.
    3.Öyle davran ki;insan istenci kendisini bir yasa koyucu gibi hissetsin!…(Yani herkes kendi kendinin yargıcı olsun!…)


    Etiketler:

    Siyaset Felsefesi

    SİYASET FELSEFESİNİN KONUSU
    Siyaset (Politika Latince) dilimize Arapça’dan geçmiş bir sözcüktür ve devlet ve toplum yönetimi ile ilgili tüm etkinlikleri ifade eder.Bu alanı, hem siyaset bilim hem de siyaset felsefesi inceler.Siyaset bilim devlet biçimlerini, siyasi olguları ve süreçleri ele alır,betimler ve olanı olduğu gibi inceler. Siyaset felsefesi ise varolan siyaset üzerine bir sorgulama ve akıl yürütme
    etkinliğidir.Siyaset felsefesi ideolojiler üstü bir tutumla olması gerekeni araştırır.

    SİYASET FELSEFESİNİN TEMEL KAVRAMLARI
    Birey: Kendisini başkalarından ayıran,kendisine özgü bir kimliği olan her tek toplumsal insan
    Toplum: Bireylerden oluşan ve kendisine özgü bir yapısı bulunan, aralarında sosyal ilişki ile ortak bir kültürü ve sürekliliği bulunan insan topluluğudur.
    Devlet: Bir yurt üzerinde yaşayan ortak bir kültür yaratmış olan insanların oluşturduğu hukuksal ve siyasal otoritedir.
    İktidar: Yönetme gücünü elinde bulundurma demektir.
    Meşruiyet: Egemenliğin haklı nedenlere dayalı olarak kullanılmasını ifade eder. Bir toplumda meşruiyet ya sosyal haklılığa ya da yasalara dayalı olarak kullanılabilir.
    Yönetim: Bir örgütün ya da bir kurumun belirlenen ilke ve amaçlar doğrultusunda işletilmesidir.
    Egemenlik: Yönetme gücünün kaynağı yönetme yetkisini elinde bulundurmanın nedenidir.
    Hak: Kullanma ve isteme yetkisine sahip olduğumuz şeylerdir.
    Hukuk: Devlet-birey ve birey-birey ilişkilerini düzenleyen yazılı normlar bütünüdür.
    Yasa: Hukuku meydana getiren zorlayıcı olan ve yaptırımları bulunan yazılı normların her biridir.
    Bürokrasi: Kamu alanında çalışan aşamalı(hiyerarşik) bir düzen içinde örgütlenmiş olan memurlar topluluğudur.

    SİYASET FELSEFESİNİN TEMEL SORULARI
    1.Devletin varlık nedeni nedir?
    2.Devlet olmalı mı olmamalı mı?
    3.Devletin fonksiyonu nedir?
    4.İktidar kaynağını nereden alır?
    5.Egemenlik türleri nelerdir?
    6.Sivil toplum nedir?
    7.Demokratik yaşamda sivil toplumun yeri nedir?
    8.Eşitlik nedir?
    9.Adalet nedir?
    10.Bürokrasiden vazgeçilebilir mi?
    11.En iyi yönetim biçimi nedir?
    12.Herkesin memnun olabileceği bir yönetim biçimi olabilir mi?

    İKTİDAR KAYNAĞINI NEREDEN ALIR?
    *İlk yaklaşım iktidarın, toplumun içten ve dıştan gelebilecek tehlikelere karşı korunması ihtiyacından kaynaklandığını söyler.
    *İkinci yaklaşım iktidarın kaynağı olarak Tanrı’yı görür.Bu yaklaşıma göre iktidar Tanrı’nın yeryüzündeki temsilcisidir.
    *Üçüncü yaklaşıma göre iktidar kaynağını toplumda yaşayan insanların ortak iradesinden kaynaklanır.

    MEŞRUİYETİN ÖLÇÜTLERİNELERDİR?
    *Birinci yaklaşıma göre devlet ve iktidar bireylerin ahlaki bakımdan olgunlaşma ihtiyacına yanıt vermek amacıyla ortaya çıkmıştır.Bu amacı yerine getirebildiği oranda meşrudur.
    *Devlet Tanrı’nın yeryüzündeki temsilcisidir yaklaşımını savunanlara göre ise iktidar dinsel misyonun yerine getirilmesi temelinde meşrudur.
    *Marksizm’e göre devlet egemen sınıfların üretim araçlarını elinde bulundurmasına hizmet eden bir araçtır.Devletin meşruluğu hizmet ettiği sınıfın çıkarlarını gözetmesi ve sonuçta sınıfsız bir toplumu amaç edinmesi ile ölçülür.
    *Bir başka yaklaşıma göre ise devlet ortak iradenin temsilcisidir.Devletin uygulamaları ortak iradeye hizmet ettiği sürece meşrudur.

    KAÇ TÜR EGEMENLİK TARZI VARDIR?
    1.Geleneksel Egemenlik:
    Geleneksel egemenliği toplumun dayandığı geleneksel değerler (gelenekler, örfler, adetler, görenekler) belirler.Bu egemenlik türü gelişmemiş ilkel toplumlarda geçerlidir. Egemenlik halka değil belirli bir kişiye ya da belirli bir aileye aittir.Emirlik,krallık,şeyhlik vb ülkeler bu egemenlik türüne örnek olarak verilebilir.
    2.Karizmatik Egemenlik:
    Liderde bulunan karizmaya dayalı bir egemenlik türüdür. Karizma üstün ve büyüleyici niteliklere sahip liderleri ifade etmede kullanılan bir terimdir. Karizmatik liderler güçlerini topluma sağladıkları başarılardan alırlar.
    3.Demokratik ve Hukuksal Egemenlik:
    Bu egemenlik tarzı insanın akıl ve mantığına dayalıdır.Egemenlik hukuka dayanır ve hukuk kuralları çerçevesinde kullanılır.Egemenliği elde etme ve kullanma yolları ve sınırları anayasalar tarafından belirlenmiştir. İktidarın egemenliği kullanırken halkın iradesini kullanması esastır.

    Devlet
    Felsefe tarihinde devleti ele alan yaklaşımlar iki ana başlık altında toplanabilirler.
    1.Devleti Doğal Bir Varlık Sayan Yaklaşımlar: Bu yaklaşımın en önemli temsilcisi Platon’dur.Ona göre toplum insan vücuduna benzer. Nasıl vücudumuzda her organın bir görevi varsa toplumdaki her organın da belli bir görevi bulunmaktadır. Devlet ise insan vücudundaki tüm organların birbiriyle uyumlu çalışmasını sağlayan beyni temsil etmektedir.Devletin belli bir başlangıcı bulunmamaktadır.Ona göre devlet insan toplumuyla birlikte hep vardı ve hep varolmaya da devam edecektir.
    2.Devleti Yapay Bir Varlık Sayan Yaklaşımlar: Bu yaklaşımın felsefe tarihindeki en önemli temsilcileri Thomas Hobbes,J.J.Rousseau ve J.Locke’tur. Bunlara göre insan toplulukları başlangıçta “Doğal Durum” adı verilen bir durumda yaşıyorlardı. Doğal durumda insanları yöneten ne kurallar ne de kurumlar bulunuyordu.Daha sonra insanlar barış içinde ve belirli bir düzen içerisinde yaşama gereksinimi duyduklarında devlet düşüncesi ortaya çıktı.Yani onlara göre devlet sonradan insan ihtiyaçlarına cevap vermek üzere oluşturulmuş bir kurumdur.

    İDEAL DÜZEN ARAYIŞLARI:
    Felsefe tarihinde ideal bir düzenin olup olmadığı tartışmaları iki ana grupta toplanır.Bunlardan ilki ideal bir düzenin olamayacağını öne süren görüşler ve ikincisi ideal bir düzenin olabileceğini öne süren görüşlerdir.

    1.)İDEAL BİR DÜZENİN OLAMAYACAĞINI SÖYLEYEN GÖRÜŞLER: Sofistlere ve nihilistlere göre ideal bir düzen yoktur.Çünkü düzenin amacı insan mutluluğunu sağlamaktır.Tüm insanların mutluluğunu sağlamak ise olanaksızdır.Bu anlamda bugüne kadar hiçbir düzen mutlak insan mutluluğunu sağlayabilmiş ve bundan sonra da sağlayabilecek değildir ve bu yüzden de ideal bir düzenden söz edilemez.

    2.)İDEAL BİR DÜZENİN OLABİLECEĞİNİ ÖNE SÜREN GÖRÜŞLER:
    İkinci ana yaklaşımlar ideal bir düzenin olabileceğini söyleyen yaklaşımlardır.Bu yaklaşımlara göre ise asıl sorun ideal düzeni belirleyen ölçütlerdedir.

    a.) Özgürlüğü Temel Alan Yaklaşım (Liberalizm)
    Liberalizm olarak bilinen bu görüş Adam Smith,J.Locke ve St Mill tarafından savunulmuştur.Bu yaklaşım Batı dünyasının kapitalist üretim tarzının dayandığı felsefi temel olarak karşımıza çıkar.Smith’in “bırakınız yapsınlar,bırakınız geçsinler” sözüyle özetlenebilecek olan liberalizme göre ideal bir düzen mutlak anlamda birey özgürlüğünü sağlayabilen düzendir.Bir düzenin ideal sayılabilmesi için özgürlükçü olması gerekmektedir.

    b.) Eşitliği Temel Alan Yaklaşım (Sosyalizm)
    Bu yaklaşımın başlıca temsilcileri S.Simon, C.Fourier, Prodhon,Owen ve Karl Marx’dır.Bunlara göre ideal düzeni belirleyen ölçüt eşitlik ilkesidir.Bu yaklaşımla birlikte sosyalist ekonomik sistemin felsefi düşüncesi ortaya çıkmış olmaktadır.

    c.) Adaleti Temel Alan Yaklaşım (Sosyal Hukuk Devleti)
    Özgürlüğü veya eşitliği temel alan yaklaşımların dayandığı ekonomik sistemler insan ve toplum problemlerini çözmeye yetememiştir.Bu nedenle daha sonra ideal düzeni belirleyen ölçüt olarak adalet ilkesi öne sürülmüştür.Bu yaklaşıma göre özgürlüğün olmadığı yerde eşitlikten, eşitliğin olmadığı yerde ise özgürlükten söz etmek olanaksızdır.Adalet ilkesini temel alan yaklaşım sosyal hukuk devleti denilen yeni bir devlet modelinin ortaya çıkmasını sağlamıştır.

    ÜTOPYALAR:
    Şimdiye kadar öngörülen veya uygulanan hiçbir devlet tarzı mutlak anlamda insan mutluluğunu sağlayamamıştır. Bu yüzden insanlar yeni devlet arayışlarını sürdürmektedirler.Bu çabalar kapsamında düş gücüne dayalı hayali devlet biçimleri de üretilmiştir.Bu hayali düzen tasarımlarına olmayan yer anlamına gelen Ütopya denir.Ütopya hiçbir yerde bulunmayan hayali bir devlet yazınıdır.Tarih içerisinde ütopya yazarları iki başlık altında toplanır:

    1.İstenilen Ütopyalar:
    Bu tür ütopyalar her şeyin yolunda gittiği, toplumsal alanda herhangi bir sorunun bulunmadığı, kusursuz bir devlet ve düzen tasarımını ifade eder.Bunlar iyimser bir bakış açısıyla kaleme alınmış ütopyalardır.Bu tür tasarımlara şunlar örnek olarak verilebilir:
    a.)Platon : Devlet
    b.)Farabi :El Medinet’ül Fazıla
    c.)Thomas More :Ütopia
    d.)Campenella :Güneş Ülkesi
    e.) F.Bacon: Yeni Atlantik

    2.İstenilmeyen Ütopyalar:
    Dünyanın ve toplumun geleceği konusunda iyimser bir bakış açısıyla kaleme alınmış yukarıdaki ütopyaların yanı sıra kötümser bir bakış açısıyla yazılmış ütopyalar da vardır.Bunlar gelecek için karamsardırlar.İnsanlığın geleceğinin özellikle kontrolsüz teknolojik gelişmeler yüzünden kötü olacağına ilişkin bir karamsarlık içermektedirler.Bu ütopyalara şunlar örnek olarak verilebilir:
    a.)Aldous Huxley :Yeni Dünya
    b.)George Orwel :1984 Ütopyası


    Etiketler:

    Varlık Felsefesi (Ontoloji)

    1.VARLIK FELSEFESİNİN KONUSU VE TEMEL KAVRAMLARI:
    Varlık Felsefesinin konusu varlıktır.Varlık;var olan her şeydir. Varlık Felsefesi açısından var olanlar iki biçimde ele alınır.
    1-Reel Varlıklar: İnsan bilincine bağlı olmadan varolanlar.Gerçekte,nesnel olarak var olanlar: Gerçek varlık,gerçekliğini nesnelerden,olaylardan,kişilerden alan;belli bir zaman ve mekanda var olandır.Gerçekte var olanlar duyu organları ile algılanır.Örneğin:masa,sıra,kitap v.b.
    2-İdeal Varlıklar: İnsan bilincine bağlı olarak varolanlar.İdea’da (zihinde,düşünsel) olarak var olanlar:İnsanların zihinlerinde oluşturdukları kavramlardır.Zihinde var olanları insanlar bir takım olay ve ilişkilerden soyutlayarak elde ederler,bu nedenle duyu organları ile kavranamazlar. Varlık felsefesinin konusu “varolanlar”dır.Varlık felsefesinin konusunu oluşturan “varlık”, şu ya da bu varlık olmayıp, tüm bu varlıkları da içine alan tümel varlık ya da varlık kavramının kendisidir.Yani varlık felsefesi, bilimlerin konu edindiği reel varlıklar alanındaki varlıklarla değil, daha çok ideal varlıklar alanındaki varlıkla ilgilenir.

    2.BİLİM VE FELSEFE AÇISINDAN VARLIK:
    Bilim ve Felsefenin varlığa bakış açıları şu noktalardan farklılaşır: Bilime göre varlık tartışmasız vardır.Bilim varlığın var olduğunu ön kabul olarak benimser ve var kabul ettiği varlıkla ilgili neden-sonuç ilişkileri kurar. Felsefe varlığın var olup olmadığını da tartışır. Nedenlerin nedenlerini de araştırır. Bilimler konularına göre varlığı parçalara ayırarak ,kendilerine özgü yöntemlerle inceler. Felsefe, varlığı bütün halinde görür ve bütün halinde incelemeye çalışır.Bunun içinse gerekirse tüm bilimlerin sonuçlarını kullanarak genel kuramsal açıklamalar yapar.

    3.METAFİZİK VE ONTOLOJİ:
    Metafizik sözcüğünü felsefe tarihinde ilk kullanan filozof Aristoteles’tir.Yazmış olduğu ve daha çok ontoloji(varlık) problemlerini ele aldığı kitabının ilk bölümüne “Fizik”,ikinci bölümüne “Metafizik” adını vermiştir.Buradaki anlamıyla “metafizik”, “fizik” adlı bölümden sonra gelen bölüm anlamını taşımaktadır. Aristoteles kitabının bu bölümünde ontoloji problemlerini ele almış, yani metafizik ile ontolojiyi bir ve aynı anlamda kullanmıştır.Bununla birlikte geçen yılar içerisinde “metafizik” sözcüğü ile “ontoloji” sözcüğünün anlamları farklılaşmıştır. “Metafizik”;bugünkü anlamıyla, ispatlanması ve çürütülmesi mümkün olmayan , daha çok doğa üstü varlıklar alanına ilişkin sorunlarla ilgilenir. “Ontoloji” varlığı konu edinen ve onu sorgulayan felsefe dalıdır.

    4.VARLIK FELSEFESİNİN TEMEL SORULARI:
    Ontolojinin soruları şunlardır:
    1. Varlık var mıdır?
    2. Varlığın ana maddesi nedir?
    3. Evren nasıl oluşmuştur?
    4. Evrenin bir amacı var mıdır?
    5. Varlıkta özgürlük var mıdır?
    6. Ruh nedir?
    7. Ruh ölümsüz müdür?
    8. Ölüm nedir?

    5.VARLIK FELSEFESİNİN SORULARINA YAKLAŞIMLAR:
    VARLIĞIN OLUP OLMADIĞI PROBLEMİ:
    Varlığın var olup olmadığı ilk çağlardan bugüne ontolojinin tartıştığı temel problemdir.Bu probleme genelde iki bakış açısıyla yaklaşılmıştır.

    A.NİHİLİZM (HİÇCİLİK)
    Antik Nihilizm:
    Antik Nihilizm’in temsilcileri Gorgias, Protogoras ve Hippias’dır.Antik nihilizmin temsilcisi olan sofistler, varlığı bir duyum ve algı problemi olarak ele alırlar. Ontoloji alanında nihilizmin ilk temsilcileri ilk çağ sofist filozoflarından Gorgias’tır. Gorgias,”varlık var mıdır?”sorusuna “yoktur” cevabını verir.Gorgias’a göre;”varlık yoktur.Olsa bile bilinemez.Bilinse bile bildirilemez.” Protogoras’a göre ise aynı varlığa ilişkin herkesin duyum ve algısı farklı farklıdır.Bu yüzden de bir tek değil pek çok varlık anlayışı ortaya çıkmaktadır.Varlık göreceli,kişiden kişiye değişen bir özellik gösterir.
    Taoizm:
    İlk çağda Çin’de Lao-Tse ‘nin kurduğu taoizm. gerçeğin tüm çeşitliliğine karşın “bir”(tao) olduğunu ve bunun adının,biçiminin, maddesinin, görüntüsünün olmadığını savunur. Ona göre “Tao” evrendeki tüm karşıtlıkları kendisinde birleştiren tanımlanamaz bir şeydir.İyidir,aynı zamanda kötüdür; güzeldir, aynı zamanda çirkindir;vardır,aynı zamanda yoktur vb. O’na göre aldatıcı olan dünya, varlıktan yoksundur.
    Anarşizm:
    Nihilizm’e göre hiçbir varlık gerçekten var değildir ve varlığı var olan olarak kabul eden görüşlere karşı çıkar. Nihilizm hiçbir değer ve kural tanımayan bir görüştür ve toplumda düzeni sağlayan tüm otoriteleri reddeder. Nihilizm bu biçimiyle siyasal anlamda anarşizme temel oluşturur.Anarşizmin en önemli temsilcisi Cernişevski’dir. Öte yandan Nietzsche; Toplumsal değer ve normları tümüyle inkar ederek nihilizmin 19.yy.daki önemli temsilcisi olmuştur.

    B.REALİZM (GERÇEKÇİLİK)
    Varlık vardır anlayışı realizmdir. Realizm varlığın insan bilincinin dışında insan bilincinden bağımsız olarak var olduğunu savunur.Realizme göre dış dünya bizden bağımsız olarak vardır.Var olan nesnel olandır,duyu organları aracılığıyla algılanabilir olandır. Kısacası realizm insan bilincinden bağımsız bir varlığın olduğunu öne süren yaklaşımdır.Tarih içerisinde pek çok realizm anlayışı görülür.Bunlar:

    1.Kavram Realizmi
    Kavramların insan zihninden bağımsız gerçek varlıklar olduğunu öne süren yaklaşımdır.Güzel insan, güzel çiçek, güzel kuş geçici varlıklar iken güzellik kalıcı gerçekliktir.Bu örnekteki kavram, güzellik, soyut, genel ve değişmez bir varlıktır.Demek ki asıl varolan şu ya da bu insan değil insan kavramıdır.Ortaçağ boyunca süren “tümel varlıklar mı, yoksa tekil varlıklar mı gerçek varolandır?” tartışması kavram realizmini ikiye ayırmıştır:
    a.Nominalizm
    Bu görüşü savunan filozoflar kavramların sadece nesnelerin adları olduğunu,asıl gerçek varlıkların ise tekil kavramlar “şu insan”,”bu ağaç”, “o ev” vb. olduğunu savunurlar.
    b. Konseptualizm
    Ortaçağın sonlarında görülen bu yaklaşım bu tartışmaya bir son vermek istemiş ve Aristotelesçi bir yaklaşımla tümel tekil tartışmasını sentezlemeyi denemiştir.Tümel kavramların varolduğunu ama kendi başlarına bir anlam taşımadıklarını,ancak bir tekille birleşmeleri halinde gerçek varlığın ortaya çıktığını öne sürerler.
    2.Epistemolojik Realizm
    Günümüzde yeni bir biçimle karşımıza çıkan ve ünlü matematikçi ve filozof Bertrand Russel’ın temsil ettiği epistemolojik realizm,gerçek varlıkların duyu verilerinden ibaret olduğunu ileri sürer.Kısaca bu yaklaşıma gör gerçek varlık, dış dünyada insan bilincine bağlı olmadan varolan nesnelere ait duyu verileridir.

    VARLIĞIN NE’LİĞİ (MAHİYETİ) PROBLEMİ
    Varlığın ne olduğu sorusuna farklı cevaplar verilmiştir;

    1.MATERYALİZM:
    Varlığı Madde Kabul Etme.Varlığın özünü madde olarak kabul eder.İdea cinsinden özlerin ise ancak maddeye bağlı olarak varlığını sürdürdüğünü öne sürer.En Önemli temsilcileri ilk çağ’da Naiv Materyalizmi temsil eden doğa filozofları (Thales,Aneximenes,Aneximandros,Demokritos vb.),Yeni Çağ’da Mekanik materyalizmi temsil eden La Metrie ve günümüzde diyalektik materyalizmi temsil eden K.Marx’tır.

    2.İDEALİZM:
    Varlığı idea olarak kabul etme.Varlığın özünün madde gibi sınırlı bir cevherden meydana gelemeyeceğini, varlığın özünün ancak ideal bir varlıktan meydana gelebileceğini öne süren yaklaşımdır.En önemli temsilcileri Sokrates,Platon,Aristoteles,Farabi,Hegel ve Kant’tır.

    3.DUALİZM:
    Varlığı hem madde hem idea olarak kabul etme.Descartes tarafından temsil edilen bu yaklaşım idealizmle materyalizmi sentezlemeyi denemiştir. Ona göre varlığın özünde bir değil iki cevher bulunmaktadır: madde ve idea.Bu ikisini birbirinden ayırmak olanaksızdır.Bu yaklaşım iki cevher saptamasında bulunduğu için dualizm(ikicilik) adını alırken diğer yaklaşımlar varlığın özünü tek cevherle açıkladıklarından tekçilik(monizm) adını almışlardır.

    4.OLUŞÇULUK:
    Varlığı oluş kabul etme.Herakleitos ve Whitehead tarafından temsil edilen bu yaklaşıma göre varlık sürekli bir oluş yokoluş ve yeniden varoluş süreci içinde olduğundan özünü saptamak olanaksızdır.Herakleitos’a göre örneğin “her şey akar!..”.(Panta Rai).Ona göre “bir derede bir insan iki kez yıkanamaz;hem dere hem de insan değişim içerisindedir.” Bu nedenle evrende değişmeden kalan hiçbir şey yoktur.Fakat bu değişme de rastlantısal bir değişme olmayıp belli bir mantığa bağlı olarak değişmektedir.Yani değişmeden kalan tek şey değişme mantığı (logos)tur. Herakleitos her şeyi hızla değiştiren ama kendisi hiç değişmeyen ateş” i ,bu niteliğinden ötürü arkhe (ilk-kök varlık) saymıştır.

    5.FENOMENOLOJİ:
    Varlığı Fenomen kabul etme.Edmund Husserl tarafından temsil edilen bu yaklaşıma öre insan varlığa değerler yükleyerek yaklaştığından onun özüne hiç yaklaşamamaktadır.Varlığın özü değerlerden arındırılmış(ayraç içine alınmış) salt varlığın kendisidir.Buna Husserl “fenomen” adını vermiştir.Kısacası “fenomen” insanın varlığa yüklediği tüm değerliklerin arındırılmasından sonra artakalan özüdür.


    Bilgi Felsefesi (Epistomoloji)

    BİLGİ FELSEFESİ

    Doğayı meydana getiren ana öğe (arkhe)’nin ne olduğunun merak edilip araştırılmasından itibaren ortaya çıkan felsefeye önceleri İlkçağ Felsefesi daha sonra Metafizik denilmiştir.Metafiziğin başlıca problemlerinin (Varlık,Tanrı,Ruh) duyu organlarımızın sağladığı bilgilerle çözümlenemeyeceği anlaşılınca;bu problemlerin akıl ve sezgiye başvurularak çözülebileceği görüşü ortaya çıkmıştır.O halde bu yetiler (akıl ve sezgi ) gerçekten insan zihninde var mıdır? Varsa,varlığın gerisindekileri bilmemizi sağlar mı? Türünden sorular ortaya çıkmıştır.Bu ve buna benzer soruların cevaplarının araştırılması,bilgi felsefesini ortaya çıkaran en önemli gelişme olmuştur.Çünkü bu tür problemler bilgi felsefesini ilgilendirmektedir.
    Bilgi Felsefesi;
    1-Bilgi Kuramı(Epistemoloji)
    2-Mantık alanlarından oluşur.

    1-BİLGİ KURAMI (Epistemoloji):

    Bilgi Kuramının Konusu:
    Bilginin; kaynağı,yapısı,metotları,imkanı,sınırları ve değeri (doğruluğu) ile ilgili problemlerin eleştirici bir gözle araştırılmasıdır.
    Bilgi Kuramının Temel Kavramları:
    Bilgi kuramının temel kavramları“suje”,”obje”, ve “bilgi” kavramlarının yanında; “doğruluk (hakikat,verite)”, ”gerçeklik(realite)”,”temellendirme” dir.

    Doğruluk (hakikat,verite):
    Algılar,kavramlar,bilimsel kuramlarla nesnel gerçek arasındaki uygunluktur.Yani bir ifadenin nesnesine uygunluğudur.Dünyadaki şeylerin ve olayların (olup bitenlerin)doğru ya da yanlış olması söz konusu değildir. Doğruluk, sadece düşüncelerin, yargıların,önermelerin özelliğidir. Doğruluk aynı zamanda nesne ili ilgili bilgilere verdiğimiz niteliktir.

    Gerçeklik (realite):
    Zamanda ve mekanda var olanların tümüdür.Yani nesnenin kendisidir. Gerçeklikle hakikati (doğruluğu) birbiriyle karıştırmamak gerekir.Çünkü gerçeklik, somut olarak var olanların bütünüdür.Hakikat (doğruluk)ise, var olana (ister gerçek var olana ister düşünsel var olana) ilişkin bilginin özelliğidir. Örneğin;Pamuğun yumuşaklığı-Gerçeklik Yer çekimi kanunu-Hakikat(doğruluk) tur. Matematik ve mantık kuralları da bir hakikattir.

    Temellendirme:
    Bir düşüncenin, bir yargının,önermenin doğruluğunu gösterme,bu doğruluğun dayanaklarını gerekçelerini ortaya koyma demektir.Doğrulama daha çok deneysel bilimlerin,Temellendirme ise formel bilimler ile felsefenin başvurduğu bir yoldur. Örneğin:Felsefede önermelerin yargıların deney ve gözlem yoluyla doğrulanması söz konusu olmadığından gerekçe ve dayanak göstererek temellendirme yoluna gidilir.Bilgi Kuramı temellendirmek istediği kavram ya da soruları derinliğine,genişliğine araştırır ve aydınlatmaya çalışır.Bunu da genellikle çözümleme (analiz) ve betimleme (tasvir etme) yoluyla yapar.

    Bilgi Kuramının Temel Soruları:
    1-Bilginin değeri ile ilgili sorular;Varlığın doğru bilgisi var mıdır?Varsa bu bilgiler gerçek midir? Elde edilen bilgiler kesin midir? Kesin ve doğru bilgilerin ölçütü nedir? Hakikat var mıdır? Zihnimiz hakikate erişebilir mi?
    2-Bilginin kaynağı ile ilgili sorular: İnsanın elde ettiği bilgilerin kaynağı nedir?Bilgilerimizin kaynağı akıl mıdır? Bilgilerimiz,duyuma ve deneye mi dayanır?Bilgilerimiz doğuştan mıdır? Bilgilerimiz sezgiye mi dayanır? Bilgi kuramının problemleri arasında,genel geçer doğru bilgi var mıdır? Sorusunun önemli bir yeri vardır. Bu soru birbirinden farklı cevapların verilmesine yol açmıştır.Bu cevaplar şunlardır:
    Akla dayanan bilgi doğru bilgidir (Rasyonalizm,İnneizm(doğuştancılık),A Priorizm)
    Deneye,tecrübeye dayanan bilgi doğrudur.(Empirizm)
    Fayda ve başarı sağlayan bilgi doğrudur (Pragmatizm)
    Olgulara dayanan bilgi doğrudur. (Pozitivizm)
    Duyulara dayanan bilgi doğrudur. (Sensüalizm)
    Sezgiye dayanan bilgi doğrudur. (Entüisyonizm)
    İnsanın iç tecrübesinden elde ettiği bilgi doğrudur.(Mistisizm,Egzistansiyalizm)
    Vahye ve İmana dayanan bilgi doğrudur. (Fideizm)
    Saf fenomenlere dayanan bilgi doğrudur. (Fenomenoloji)

    2-MANTIK
    Mantık;insan aklının kendi hakkındaki bilgisidir.Dar anlamda doğru düşünme kurallarını öğreten bilgidir. Bilgi Kuramı–Mantık ilişkisi;
    -Bilgi Kuramı bilginin objesi ile uygunluğunu temellendirirken mantığın kural ve ilkelerine dayanır.
    -Mantık,düşüncenin akıl yürütme yoluyla ilgilenir,yargılar arası ilişkilerin doğruluğu önemlidir, Bilgi kuramı için ise, içeriklerin doğruluğu önemlidir

    BİLGİ KURAMININ TEMEL PROBLEMLERİ
    Bilgi Kuramının temel problemi Doğru bilginin imkanı (mümkün olup olmadığı) problemidir. İlkçağ filozofları bilginin kaynağını sorgulamadan önce,bilginin değeri yani kesin doğru bilginin olup olmadığı üzerinde durmuşlardır.Bu soruya iki şekilde cevap verilmiştir:
    1-Doğru Bilginin İmkansızlığı : İlkçağ felsefesinin ilk dönemi bir doğa felsefesi niteliği gösterir.O dönemin filozofları sadece duyularla evrenin açıklamasını yapmaya çalışmışlardır.Yani naiv(yöntemsiz,sistemsiz) bir empirizm (deneycilik) ile evren hakkında esin bilgilere varılabileceğini sanmışlardır. Evrenin oluşumu ve varlıkların kökeni ile ilgili sorulara cevap verilirken çelişkili görüşlerin ortaya çıkması,her filozofun kendi görüşlerinin doğru,diğerinin yanlış olduğunu iddia etmeleri,bu tür görüşleri şüphe(kuşku) ile karşılayan sofist denilen yeni bir grup düşünürün ortaya çıkmasına neden olmuştur.Sofistler genel-geçer doğru bir bilginin varlığından ilk kez şüphe edenlerdir.

    SOFİZM (Sofistler):
    Sofistler, herkesin üzerinde birleşebileceği bir bilginin olamayacağını savunurlar. ”Gezgin öğretmenler” olarak da bilinen sofistlere göre hakikatler ve değerler toplumlara ve hatta insanlara göre değişebilir.Çünkü bilgi olarak yalnızca duyu algılarından oluşmuş zan(sanı)lar vardır. Bunlar da insandan insana değişir.Dolayısıyla herkesin kabul edebileceği genel-geçer bilgi olamaz. NOT:Kişiden kişiye değişen bilgilere göreli bilgi; Bilginin kişiden kişiye değiştiğini savunan düşüncelere de görecilik (relativizm) denir. Sofistlerin en ünlüsü Protagoras’tır.O’na göre İnsan her şeyin ölçüsüdür. Diğer bir sofist Gorgias’tır.O’na göre gerçek yoktur,olsaydı bilinemezdi,bilinseydi bile başkasına bildirilemezdi.

    SEPTİSİZM (şüphecilik) :
    (Duyularımız bizi yanıltır,gerçeği bilmek mümkün değildir,yapılacak şey yargıdan kaçınmaktır) Septisizm Sofizm’in sistemleştirilmiş şeklidir. Septisizm akımının önde gelen isimleri Pyrron,Timon,Arkesilaos ve Karneadestir. Septisizm, insan zihninin kesin bilgiye ulaşamayacağını,gerçeğin özünü bilemeyeceğini bu bakımdan herhangi bir konuda (ana varlık,ruh,Tanrı gibi konularda) olumlu ya da olumsuz yargıda bulunmanın yersiz olduğunu ileri süren bir öğretidir. Septikler gerçeği bütünüyle inkar etmez, sadece KESİN yargıdan kaçınırlar. Septiklerin şüphesi Descartes’in şüphesinden farklıdır. Septiklerde şüphe amaç, Descartes’te araçtır.Descartes şüpheyi bir yöntem olarak kullanmıştır.Descartes açık ve seçik olmayan hiçbir şeyi doğru olarak kabul etmez.Descartes;önce Tanrı da dahil her şeyden şüphe etmiştir.Bu şüphesi kesinlik ifade eden bir esasa ulaşıncaya kadar devam etmiştir.Bu esas O’na göre,DÜŞÜNMEKTİR.Sadece düşündüğünden şüphe edemez olmuştur.Böylece COGİTO ERGO SUM “düşünüyorum öyleyse varım” formülüne ulaşmıştır.Bu formülü bulunca varlığın ancak Tanrıdan gelebileceğini düşünmüştür.”Tanrı da mükemmel olduğuna göre aldanmaz ve aldatmazdır.Öyleyse O’nun bilgisi kesindir.” Diyerek doğru bilginin temeline Tanrının yanılmazlığını almıştır. O’na göre artık “Tanrının bildirdikleri ve kendisinin düşünebildiği hakikatinin dışında her şeyden şüphe etmelidir. Ta ki açık seçik bilgiye ulaşıncaya kadar. Bu şüpheciliğe Bilimsel şüphecilik de denir Bunda ilkçağ septisizminin (dogmatizme karşı insan zihnini uyardığı için) etkisi büyüktür. Septisizm bilimin ve teknolojinin olağanüstü başarıları sonunda varlığını sürdürememiştir.Çünkü “doğru bilgi mümkün müdür?” diye bir soru kalmamıştır.

    2- Doğru bilginin İmkanı:
    Doğru Bilginin mümkün olduğunu ileri sürenlerdir.Burada bilginin değeri ve kaynağı konusu birleştirilmiştir.Bunlara Dogmatikler de denilebilir. Dogmatizm: Bir takım ilkelerle insan bilgisinin mutlak hakikate ulaşabileceğini iddia eden anlayışa denir.Septisizmin tam zıddıdır.

    RASYONALİZM:
    (Genel geçerli doğru bilgi vardır ve kaynağı akıldır) Rasyonalizm; felsefede dogmatik bir akılcılık olarak tanımlanırken;günlük dilde,önyargılardan ve duygusal saplantılardan arınmış bir akıl yürütme olarak tanımlanır. Rasyonalizme göre;” genel-geçer bir bilgi vardır ve kaynağı akıl ve düşünmedir. Akıl doğuştandır. ”İlkçağdan günümüze kadar başlıca Rasyonalistler şunlardır.Sokrates,Platon,Aristoteles,Farabi,Descartes,Hegel.
    Sokrates: Sokrates’e göre;”insan bilgisi doğuştan gelir.” Atina sokaklarında dolaşarak,her konuyu tartışır,halka değer yargılarına körü körüne inanmanın yanlışlığını göstermeye çalışır.Bunu yaparken diyalektik yöntemini kullanmıştır.Bu yöntem diyalog esasına dayanır.İki aşaması vardır:

    1-İroni (alay): Sorular sorarak çok şey bildiğini zanneden kişinin hiçbir şey bilmediğini ortaya çıkarır.Onunla alay ederek yeni cevaplar aramaya yöneltir.

    2-Maiotik (düşünce doğurtma): Hiçbir şey bilmediğine inanmaya başlayan kişinin bulduğu cevaplarla aslında çok şey bildiğini kanıtlar. (örneğin bu yöntemle bir çobana geometri problemi çözdürdüğü söylenir) O’na göre;Bilgilerimiz doğuştandır ve doğuştan olan bu bilgilerimiz genel-geçerdir.Bu anlamda Sokrates’e göre öğretmen aslında öğrencisine yeni bir şey öğretmez sadece doğuştan onun aklında var olan bilgiyi açığa çıkarır.
    Platon: Platon’a göre İdealar ve görünenler(fenomenler) evreni olmak üzere iki türlü evren vardır. İdealar evreni;doğmadan önce içinde bulunduğumuz ve her şeyin gerçeğinin bulunduğu evrendir.Ancak akılla kavranır. Görünenler (fenomenler) evreni;halen içinde yaşadığımız nesneler evrenidir. Görünenler evreni idealar evreninin bir kopyası,gölgesi (yansımasıdır.).Görünüşler dünyası olan bu evrenin bilgisi duyu organları ile elde edildiği için doxa (sanı) dır, aldatıcıdır.Çünkü duyu verileri kişiden kişiye değişen aldatıcı,göreceli bilgilerdir.Bu nedenle doğru bilginin kaynağı duyular olamaz.İdealar evreninin bilgisi akılla elde edildiği için doğru genel-geçer bilgidir.Akılla idealar evreni hakkında kesin bilgi elde edilebilir.Bu nedenle doğru bilginin kaynağı akıldır.Platon’a göre bilmek ideaları hatırlamaktır.
    Aristoteles: Hocası Platon’un birbirinden ayırdığı,biri duyularla diğeri akılla(düşünceyle)kavranan iki evreni bir araya getirmek ister.O’na göre idealar nesnelerden bağımsız değildir, İdealar tek tek nesnelerin özünde tümel kavramlar olarak vardır. Bilginin amacı tekil yani bireysel olanı bilmektir. Ancak tekilin bilgisine genelin(tümel)in bilgisinden hareketle ulaşılır.Gerçek bilgi ise,tümel yargılara dayanan önermelerdir. Aristoteles’e göre gerçekte var olanlar tek tek şeylerdir.şu anda görmediğimiz idealar değildir.Tümel önermeler içinde tekiller(tek tek nesne ve olaylar) olduğundan,yapılacak iş tekilleri tümellerden üretmektir. Örneğin:
    Bütün insanlar ölümlüdür.
    Aristo’da insandır.
    O halde Aristo’da ölümlüdür.
    Sokrates’e göre bilgi edinme yetisi (meleke)akıldır. Akıl;edilgin (pasif)akıl ve etkin (aktif)akıl olmak üzere ikiye ayrılır.Etkin akıl duyularımızı saptayarak bilgimizin içeriğini sağlar.Aktif akıl ise pasif aklın sağladığı bu duyuları işleyerek,biçimlendirerek akli hakikatleri sağlar. Aristoteles bir rasyonalist olmasına rağmen O’nu kendisinden önceki rasyonalistlerden ayıran en önemli özellik bilgilerimizin doğuştan olmadığını savunmasıdır.O’na göre bilgilerimiz duyu organlarınca elde edilir (pasif akıl)ve işlenerek (aktif akıl)tümel kavramlar oluşturulur.Akıl bilgi üretme gücüne sahiptir. Örneğin:Bir armut tohumu armudu çekirdeğin içinde güç halinde bulundurmaktadır.Buğday tanesi unu,ekmeği güç halinde taşımaktadır.İşte bu güç tecrübeyle temas haline gelince fiile dönüşür ve buğday ekmek haline gelir.
    Farabi:(870-950) (Ebu Nasr Muhammed bin Turhan bin Uzluğ )Aristotelesçi düşünürdür.İslam felsefesinin kurucusu sayılır. Farabi’ye göre gerçeğin başında zorunlu varlık olan Allah vardır.Allah varlığını kendisinden alır.O,hakiki ve sonsuz varlıktır.Allah doğrudan ve bir varlık yaratır.Yarattığı bu ilk varlık akıldır.Bilme aklın kendisinde vardır.Hem kendini hem de Allah’ı bilir.İnsan aklı doğuştan bazı bilgileri beraberinde getirir,aslında pasiftir.Deney ile temasa geçince aktif hale gelir.Böylece duyular ve mantıksal çıkarımlarla elde edilen bilgilere ulaşılır.Bu bilgiler doğru ve ya yanlış olabilir.Farabi’ye göre akıl,daha sonra Doğrulanmış bilgiler(tasdikat) dediği doru bilgiye ulaşır. Farabi’ye göre bilginin kaynağı duyu,akıl ve nazar(derinliğine düşünme) dir. Duyu ve akıl doğrudan ,nazar ise dolaylı bilgiyi verir.Duyusal bilgiler,duyu organlarınca algılanan,tekil olan bilgilerdir.Bilimsel değildir.Bilimsel bilginin maddesini oluşturarak bilimsel bilgiye imkan sağlarlar.Akıl da bu tekil(duyusal)bilgileri biçimlendirerek ve bir takım kalıplara sokarak genel kavramlara ve yargılara dönüştürür.Böylece kesin ve genel-geçer bilgilere ulaşır.En yüce erdem bilgidir.Aklın edindiği bilgilerle insan iyiyi kötüden,doğruyu yanlıştan,güzeli çirkinden ayırabilir.O’na göre evrendeki varlıları bilen ve bundan yaşam için doğru anlamlar çıkaran kişi,böylece Allah’ın varlığına dair işaretleri içeren tüm varlıkların bilgisinden, Allah’ın varlığı bilgisine ulaşır.
    Rene Descartes: (1596-1650) Modern felsefenin kurucusu sayılır.Modern Rasyonalizm’in öcüsü ve Analitik Geometrinin kurucusudur. Descartes’a göre üç türlü bilgi vardır:
    1-Doğuştan gelen
    2-Yapma
    3-Arızi bilgiler

    Allah fikri, ruh, uzay ve tüm matematiksel düşünceler doğuştandır.Doğuştan gelen düşünceler doğduğumuzda hazır olarak bulunmazlar.Tıpkı doğuştan gelen hastalıklar gibidir.Yani hastalık bebekte kesin kes görülmez ancak görülme ihtimalinin varlığını gösterir.Bunun gibi doğuştan gelen düşünceler de doğduğumuzda hazır olan düşünceler değildir.Bizde hazır olan bu düşünceleri doğuran yetenektir.Aklın doğrudan kavramasıdır.Bu yetenek Tanrı tarafından eşit olarak dağıtılmıştır.Aklın kavradığı doğuştan olan bu bilgilerin dışındaki bütün bilgilerimiz duyularla kavranmış niteliktedir,arızi geçici bilgilerdir.Descaretes’ göre bu bilgiyi elde etmenin dört aşaması vardır;
    1-Doğruluğunu apaçık bilmediğim şeyi doğru kabul etmemek (apaçıklık)
    2-İncelenecek şeyleri bölümlere ayırmak (bölme,analiz)
    3-En kolay bilinenden,en karmaşığa doğru yükselmek (Basitleştirme ve sıra)
    4-Gözden geçirmek (sayma ve kontrol)
    Descartes, duyulara güvenmediği için,duyularla elde edilen bilgilerin şüpheli olduğunu düşündü. Matematiği ve Fiziği apaçık ve kesin bilginin modeli olarak aldı.Onun dışındaki her şeyden bir kere de olsa şüphe etti.O’na göre kesin bilgi bu şüphe edişten çıkmaktadır.Descartes böylece ;“Mademki her şeyden şüphe ediyorum,öyleyse düşünüyorum;Madem ki düşünüyorum,öyleyse varım”(Cogito Ergo sum) formülüne ulaşır. Bu sonuç O’na göre apaçık,kesindir.O’na göre kendisinde var olan düşünme yeteneği Tanrı’yı;en yetkin ve aldanmaz-aldatmaz olan Tanrı fikri de dış dünyayı kanıtlanır. Descartes’in rasyonalizmi,iyi yönetilen her zihnin kesin,genel-geçer bilgiye ulaşabileceği örüşüne dayanır.
    Hegel:(1770-1831) Alman idealizminin ve rasyonalizminin öncülerindendir. Hegel’e göre deneye başvurmadan sırf düşünce (spekülasyon) ile kesin bilgiye ulaşılabilir.Çünkü suje ile obje aynı aklın değişik biçimlendirmeleridir.Objenin kendisi de suje gibi akla dayanır. Yani objenin kesin bilgisine akılla ulaşılan kavramlar üzerinde düşünülerek ulaşılacağını savunur.O’na göre her ussal(rasyonel)olan şey de gerçek (reel)dir.Duyu organlarınca elde edilen bilgilerin kesin genel-geçer bilgiler olmadığını düşünür. (O’na göre “zaten felsefe de,objelerin düşünce ile görülmesi,evrenin düşünülmesidir”)Bu nedenle kavramlar felsefenin ana konusudur. Hegel felsefesi,gelişme kavramına dayanır.Her şeyin değişme ve hareket halinde ve birbirine bağlı olarak değiştiğini savunur.Herakleitos’un diyalektik yöntemini geliştirmiştir.Düşüncedeki değişmeler maddedeki değişmelere yol açar.Hegel’e göre her şey üç aşamalı bir gelişme sonucu gerçekleşir.Bu süreç Tez-Antitez-Sentez sürecidir.Örneğin;”varlıkkavramı üzerinde düşünürsek,Varlık(tez) bunu düşününce hemen karşıtını düşünürüm,Yokluk (antitez) buradaki çatışma uzlaştırıcı bir kavrama götürür,Oluş (sentez) sonucuna ulaşırız. Çiçek (tez),çiçeğin yok olması (antitez),meyve(sentez) Çiçek,meyvenin ortaya çıkmasına yol açar,ama meyvenin ortaya çıkması için çiçeğin yok olması gerekmektedir. Demek ki her olmakta olan şey,hem var olan hem hem yok olan şeydir. Sonuç olarak Rasyonalizm,insan aklını tüm insanlar için aynı ve değişmeyen bir şey olarak ele almıştır. Oysa çağdaş psikoloji ve antropoloji yaptığı çalışmalarda aklın da değişmekte olduğunu göstermiştir.Ayrıca Rasyonalizm,aklı doğadan ayrı bir öz,farklı bir varlık olarak ele alıyor.Böylece akıl ile nesne arasında bir ikilik yaratıyor.Bilgi suje ile obje arasındaki ilişkiden doğmaktadır.O zaman birbirinden tamamen ayrı olan akıl ve nesnenin birbiriyle
    nasıl çakışarak bilgiyi ortaya çıkaracağı sorunu ortaya çıkıyor.Böylece Rasyonalizmin bilgi sorununu çözemediği görülüyor.Zaten Hegel bu ikiliği “objenin kendisi de suje gibi rasyoneldir” diyerek bu ikiliği aşmaya çalışmıştır.


    Bilim Felsefesi

    Bilimlerde görülen büyük gelişmeler dikkatleri bilime yöneltmiştir.Bilim felsefesi bilimsel kesinlik ve bilimsel sistem düzeyine erişen bir bilgiyi inceler. Bilim felsefesinin inceleme alanına,bilimin yanında bilimin özel yöntemleri,düşünce biçimleri bilimlerin hangi ana gruplara girebileceği gibi problemler girer.

    BİLİMİN TARİH İÇİNDEKİ GELİŞİMİ
    İlk çağda bilim felsefe ile iç içe iken, matematiğin felsefeden ayrılmasıyla bilimlerin felsefeden ayrılışı başlamıştır. Avrupa ortaçağda bir durgunluk dönemi geçirdiğinden 5. ve10. Y:Y arasında felsefe ve bilim alanında önemli bir gelişme olmamıştır.Bu dönemde İslam ülkelerinde felsefe yanında bilim ve teknikte gelişmiştir. Ortaçağda duraklayan, bilimlerin felsefeden ayrılma hareketi Rönesans ve sonrasında hızlanmıştır. Bilim adamları ve filozoflar yeni görüşler geliştirerek;bilim felsefesinin ortaya çıkmasını hızlandırdı.

    BİLİMİN FELSEFENİN KONUSU OLUŞU
    19. ve 20. Y:Y.da bilimin olağanüstü başarı sağlaması, ona olan ilgiyi büyük ölçüde arttırmıştır.Bu ilgi düşünen kişileri;neyin bilim olduğu neyin olmadığını; ayırmaya , birtakım ölçütler aramaya ve bilimi sorgulamaya yöneltmiştir. Bu da bilimin felsefenin konusu içine alınmasına yol açmıştır. Sorun, felsefeyi bilimleştirmekten çok bilime aykırı düşmeyen ve bilimlerle verimli etkileşim içinde bulunan bir felsefe türünü oluşturmaktır.

    BİLİME FARKLI YAKLAŞIMLAR

    1-ÜRÜN OLARAK BİLİM:
    Temsilcileri Reichenbach ve Carnap’tır.. Bu yaklaşım; bilimi anlamak için,bilim diye ortaya konmuş eserleri(ürünleri) ele alır ve onları tarihsel gelişmeleri içinde anlamaya çalışır.Bunun yolunu da bilim eserlerini mantık açısından çözümlemekte görür.Böyle bir çözümleme bilimlerin dillerini incelemek ve yöntemlerini belirtmektir.. Bilimle ilgili eserler,günlük dille yazılmış metinlerle oluştuklarından,çözümleme işlemini kolaylaştıracak bir tekniğe ihtiyaç vardır.Bu da söz konusu metinleri sembolik mantık diline çevirmekle sağlanır. Yani “Doğru” ve “Yanlış” değerleri ile çözümlenir. Böylece incelenen metnin genel-geçerli olup olmadığı ortaya çıkarılabilir.. Bu yapılırken metindeki önermelerin doğrulanabilirliği veya yanlışlanabilir olmasına bakmak yeterlidir. Çünkü doğrulanabilir önerme,”anlamlı” önermedir. Anlamlı önermeler ise bilgi veren,bilimsel önermelerdir. Carnap’a göre doğrulanamayan önermeler metafizik önermelerdir.. Carnap’a göre;iki türlü doğrulama yapılabilir;.
    1-Doğrudan doğrulama:Herhangi bir nesnenin belirtilen yerde bulunuşunun gözlenmesi söz konusudur. Örn:”şu anda bu yazıyı okuyorum” önermesi doğrudan doğrulanabilen bir önermedir..
    2-Dolaylı Doğrulama:Doğrulanabilir önermeler, doğrulanmış başka bazı önermelerle birleştirilerek doğrulanmaları sağlanır.Örn:”Anahtar demirden yapılmıştır” önermesini doğrulayalım; Fizik kanununa göre “demirden yapılmış; nesne mıknatısla çekilir”. “mıknatıs çubuk şeklindedir”(doğrulanmış bir önermedir) Anahtar çubuk nesneye yakın konmuş (doğrudan doğrulanmıştır) Sonuç olarak anahtar şimdi çubuk nesne tarafından çekilecektir. Bu durumda anahtarın demirden yapıldığı dolaylı olarak doğrulanmıştır.

    2-ETKİNLİK OLARAK BİLİM:
    Temsilcileri Kuhn ve Toulmin’dir Bu yaklaşıma göre bir kültür ortamında oluştuğundan bilimi, anlamak için bilim adamları topluluğunun yaşayış biçimlerine,inançlarına,kültürlerine bakmak gerekir. T.Kuhn bilimi anlamaya yönelik çalışmasında çıkış noktası olarak “Paradigmakavramını kullanır. Paradigma: Belli bir bilimsel yaklaşımın,doğayı ya da toplumu sorgulamak ve onlarda bir ilişkiler bütünü bulmak için kullandığı açık ya da üstü kapalı tüm inançlar, kurallar,değerler,kavramsal ve deneysel araçlardır. Bilim adamları topluluğunca paylaşılan ortak paradigmada bilime ait temel sorular ve onlara verilebilecek cevapların genel çerçevesi çizilmiştir.Paradigma aynı zamanda bilim adamları için dünyaya bakılan bir standartlar ve ölçüler yumağı olduğu gibi,gerçekliğin belirli kurallara göre algılanmasını kavranmasını ve genelleştirilmesini sağlayan bir şablondur. Paradigmalar arası tartışmalar sonucunda iki paradigmadan birinin galip çıkması,paradigmanın değiştirilmesini ve algı dönüşümünün gerçekleşmesini sağlar.

    KLASİK GÖRÜŞ AÇISINDAN BİLİM
    Klasik görüşe göre;
    1-Bilim yeryüzündeki nesneleri araştırma etkinliğidir.
    2-Bütün bilimler temelde birleştiklerinden birbirleriyle bağlantılıdır.
    3-Bilim (yanlış bilgilerin ayıklandığı) birikimsel bir süreç izler.
    4-Bilimin yardımıyla daha önce bilinenler kesinleştirilir,bilinmeyenler bilinir duruma getirilir.
    Klasik görüşün en iyi temsil edildiği felsefe akımı Pozitivizm ve daha sonra Mantıkçı Pozitivizm’dir

    KLASİK GÖRÜŞE GÖRE BİLİMİ NİTELEYEN ÖZELLİKLER
    1-Bilim olgusaldır
    2-Bilim mantıksaldır
    3-Bilim genelleyicidir
    4-Bilim nesnel(objektiftir)
    5- Eleştiricidir.

    BİLİMSEL YÖNTEMİN ÖZELLİKLERİ

    Bilimsel yöntem olguları betimleme –açıklama amacıyla izlenen sistemli bilgi edinme yoludur. Betimleme ilk aşamayı oluşturur.Betimleme gözlem ve deneyden oluşur. Açıklamayla ilk aşamada betimlenmiş olan olgular ve birbirleriyle ilişkilerini yansıtan empirik genellemeler bazı teorik kavramlara başvurularak anlaşılır hale getirilir.O zaman varsayımlara başvurulur.Doğrulanmış varsayımlar teorileri oluşturur.Teorilerin genelleştirilmesiyle ortaya çıkan kesin,genel-geçer doğrular da kanunları oluşturur.

    BİLİMSEL AÇIKLAMA-ÖNDEYİNİN ÖZELLİKLERİ

    Öndeyi olgular arası ilişkilerden ve ya bu ilişkileri ifade eden genellemelerden yararlanılarak henüz olmamış bir olguyu önceden kestirmedir.Örn:Newton fiziğindeki bazı yasalardan yararlanılarak gelecekteki ay ve güneş tutulmalarını önceden bilmek gibi.Bir teori ve ya hipotezden çıkarılan her mantıksal sonuç bir öndeyidir.Bir olguyu izah etme oluş nedenini ortaya koyma işi bir açıklamadır.Her açıklamada önceden bir öndeyinin olmasına karşılık; öndeyi niteliğindeki her çıkarımın bir açıklama sağlayacağı iddia edilemez.

    Varsayım-Kuram İlişkisi:
    1-Varsayımlar kuramlara dönüşebileceği gibi;gelişmiş kuramlar da genellikle varsayımsal öğeler içerir.
    2-Varsayım bir tek önermeyle ifade edildiği halde ;kuram bir bütünlük içinde düzenlenmiş önermeler sistemiyle dile getirilir.
    3-Varsayım belli ve sınırlı bir açıklamadır;oysa kuram kapsamlı ve köklü açıklamalar getirir. Bilgi edinme süreci aşamasında ortaya atılan geçerliliği ve güvenilirliği bilimsel yöntemlerle saptanmış olan iç tutarlılığı bulunan bilgiler ve açıklamalar bütününe BİLİMSEL KURAM denir.

    KLASİK GÖRÜŞE YAPILAN ELEŞTİRİLER
    1-Bilime gereğinden çok değer verilmiştir
    2-Klasik görüşün; bilinmeyen şeylerin nedenini bilimin gelişmemiş olmasına bağlamaları doğru değildir.Çünkü evren sonsuz ve sınırsızdır ve bilmeye konu olacak olanların tümünü bilim açıklayamaz.
    3-Tüm bilimlerin bir tek bilime indirgenmesi mümkün değildir.
    4-Klasik görüşün sandığı gibi bilim; birikimsel bir süreç izlemez.Çünkü bilim eğer birikimsel bir süreç izlemiş olsaydı bilimdeki ani değişiklikler olmaz gelişmeler birbirini tamamlardı..
    5-Bilimi oluşturan bilim adamları topluluğunun varlığı görmezlikten gelinmemelidir.

    BİLİMİN DEĞERİ
    Tarih boyunca; bilimi bilgiye giden önemli ve tek yol olarak görenler olduğu gibi bilimden korkan ve kuşku duyanlar da olmuştur..
    Oysa bilim ne en yüce varlığın en yüksek düzeydeki etkinliği ; ne de zavallı insanın zarar verici bir etkinliğidir.. Bilim insanın diğer etkinliklerinden biri olarak çok yönlü bir varlık alanına sahiptir.. İnsan ilgi ve isteği doğrultusunda bilimsel bilgiden başka gündelik bilgi,dini bilgi,sanat bilgisi, v.b ile de uğraşmaktadır.. Diğer bilgi türleriyle birlikte bilimsel bilginin ve onun ürünü olan teknolojinin insan hayatındaki yeri açıkça bilinmektedir


    Felsefenin Diğer Alanlarla İlişkisi

    1. Felsefenin Bilim, Din ve Sanatla İlişkisi

    a. Bilim ve Felsefe :
    Felsefe ve bilim var olduklarından bu yana hep içiçe yaşamışlardır. Felsefe, bilimsel araştırmalar doğrultusunda zenginleşerek yeni sorunlarla uğraşmıştır. Bilim ise felsefi gö-rüşlerle bir amaç ve yön kazanmıştır. Ayrıca, felsefenin eleştirisiyle ve sınıflandırmasıyla disiplinler arası bağ kurar. Bununla beraber, ikisi arasındaki farklılıkları ve benzerlikleri de bilmek gerekir.

    * Her ikisi de;
    - anlama ve bilme merakından doğmuşlardır,
    - mantığa ve akla dayanırlar, sistemli ve düzenlidirler,
    - doğru olma iddiasındadırlar,
    - eleştirel bir tutum ortaya koyarlar,
    - evrenseldirler.

    * Farklılıklar;
    - Bilim test edilebilir, gözlenebilir tek tek olgu ve olayları ele alır, felsefe ise genel olgularla uğraşır.
    - Bilimde ölçme olduğu için bir teknoloji kurulabilir, ancak felsefenin teknolojisi yok-tur.
    - Bilimin sonuçları belli bir kesinlik ifade edebilir, felsefenin ise kesinliği yoktur.
    - Bilimde genellikle objektiflik (nesnellik) söz konusudur, felsefede ise subjektiflik (öznellik).
    - Bilim sebep-sonuç ilişkisiyle uğraşır ve “nasıl ?” sorusunu sorar, felsefe ise konusu olan şeylerin ne olduklarını (mahiyetlerini) ve anlamlarını inceler.
    - Bilim dış olaylara yönelirken, felsefe olaylarda içe (zihne) yönelir.
    - Bilimler parçacı bir yaklaşıma sahiptir (özelleştiricidir), felsefe ise bütünleştirici-dir.
    - Bilimsel bilgi genel-geçer bir bilgidir, felsefi bilgi ise genel-geçer değildir.

    b. Din ve Felsefe :
    İlk felsefi düşünceler din kökenlidir. Belki de bu sebepledir ki konuları itibariyle pek çok benzerlikler gösterirler. Felsefe tarihi boyunca adı geçen filozofların büyük bir kısmı da ilahiyatçıdır. Ancak felsefe, konularını akla dayalı temellendirmeğe çalışırken dinin te-mellendirmesi inanca dayanır. Bunun yanında, felsefe insan davranışlarına doğrudan kurallar koymazken dinin böyle bir işlevi vardır.

    c. Sanat ve Felsefe :
    Hem sanat hem de felsefe insana özgü şekliyle hayatı ve varlığı ele alır. Ancak felse-fe, burada hakikate ulaşmak isterken, sanatın ulaşmak istediği amaç “güzel”dir. Ayrıca, sa-natçı bir kerede meydana getirdiği nesnelerle uğraşır, felsefe ise kavramlarla ve mantık il-keleriyle. Tarih boyunca felsefi düşünüşler empresyonizm,ekspresyonizm, sürrealizm gibi sanat akımlarının oluşmasına yol açmışlardır. Diğer taraftan felsefe de bir konu olarak sa-natı ele alarak incelemiş ve genel olarak “güzel” kavramı üzerinde tartışmıştır.

    2. Felsefenin Gereği

    a. Geçmişten Geleceğe Felsefenin İşlevi :

    İnsanoğlu, düşünen tek varlıktır. Bu itibarla, felsefenin tarihi bugün çok daha eskile-re uzanır. Felsefeyi, felsefe tarihçilerinin Eski Yunan’dan başlatmalarının sebebi ilk siste-matik felsefi düşüncenin bu dönemde ortaya çıkmış olmasıdır. İlk sistematik felsefenin baş-langıcından bu yana felsefenin konuları varlık, evren, insan, bilgi gibi temel sorunlar olmuş-tur. Ancak felsefe, bilim gibi sadece herhangi bir olayla ilgili bilgi üretmekle kalmamıştır. Denilebilir ki felsefe, bilgi üzerine bir bilgidir. Yani, sadece bilgi ortaya koymakla kalmayıp, ‘bilgi’nin kendisini de kritiğe tabi tutmuştur. Bu şekliyle de felsefe, bir tür eleştiri (tenkit, kritik) tarzıdır da. Ancak bu eleştiri, gündelik şekliyle tek tek durumlara yapılan bir eleştiri değil, olgular ve kavramlar üzerinedir.

    Peki, bu konular aynı mı kalmıştır ? Diğer bir ifadeyle felsefe gelişmemiş midir ? Hep, bir laf kalabalığı mı yapılmıştır ? Tarih boyunca insanın akli etkinlikleri çok çeşitli şe-killerde ortaya çıkmıştır. Aynı konu hakkında her birimiz (çok sıradan dahi olsalar) aynı fik-re sahip değilizdir. Felsefi yaklaşımların bu kadar fazla olmasının temel sebebi de buradan kaynaklanır. Ayrıca, insan etkinlikleri ve ürünleri açısından bakıldığında, bilgi hiç bir konuda yerinde durmamış, hep artmıştır. Böylece de felsefenin uğraştığı kavramlar genişlemiş, yeni durumlarla ilgili tartışmalar ortaya çıkmıştır. Bu durumu dinlerle de karşılaştırabiliriz. En eski dinlerle bugünküler arasında konu itibariyle pek fark olmamasının sebebi de bazı temel tartışmaların ve olguların hala gündemde olmasıdır.

    Felsefe, bu şekilde düşünüldüğünde bitmemiş ve sonu gelmez bir insan etkinliği ola-rak, değişik şekillerde ve görüşlerde var olacaktır. Bütün dinler gibi felsefe de Sokrates’ten Yunus Emre’ye dek uzanan ve çağımıza ulaşan “kendini bil” geleneğini sürdü-recektir.

    b. Metafizik ve Felsefe :

    İnsan zihni sadece rasyonel (akılcı) olgu ve kavramlarla uğraşmaz. Aklı aştığı düşünü-len, cevabının akılla bulunması mümkün görünmeyen konular da insan için sorun oluşturur. Böyle sorunlarla uğraşan bir insan etkinliği olarak metafizik, felsefenin her zaman içinde yer almıştır. Kelime olarak “fizik (doğa) ötesi” anlamına gelir. Bu anlamıyla metafizik varlık, ruh gibi bazı özlerle (cevher, substans) uğraşır. Bilimle veya akılla açıklanamayan olay ve ol-gular var oldukça metafiziğe ihtiyaç duyulacak ve metafizik var olacaktır. Ancak unutulma-malıdır ki, günlük hayat içerisinde anılan ruh çağırma, astroloji gibi etkinlikler birer metafi-zik etkinlik değildirler. Metafizik “varlık nedir ?”, “ruh ölümsüz müdür ?”, “evrenin bir amacı var mıdır ?” gibi genel olgular üzerinde duran bir bilgi dalıdır. Metafiziği belli başlı üç şekil-de anmak mümkündür:

    1. Alanlarla ilgili metafizikler : Kant’a göre a) Rasyonel kozmoloji (evrenbilim), evre-nin varlığı ve varlık amacıyla, b) Rasyonel teoloji (ilahiyat), tanrının varlığıyla, c) rasyonel psikoloji ruhun varlığı ve ölmezliğiyle uğraşır ve bunları ispata çalışır. Bu üç alanda insan çe-lişkiye (antinomi) düşer. Çünkü bunlar hakkında ortaya konan fikirlerde lehte ve aleyhte ko-nuşmak her zaman mümkündür, her zaman aksi bir görüş ortaya atılabilir.

    2. Sistem felsefelerine ait metafizikler : Bunlar da rasyonalist (akılcı), konstrüktif (inşacı) ve spekülatif (kurgucu) olarak ayrılabilir. Descartes’in düalist (ikici) metafiziği, Hegel’in mutlak Geist (ruh) metafiziği, Marx’ın tarihsel materyalizmi (maddecilik) savunan metafiziği buna örnektir.

    3. Problem metafiziği : Yine Kant’a göre her alanda (bilim, sanat, ahlak gibi) bir çok problemle (çözülmekte güçlük çekilen veya çözülemeyen soruyla) karşılaşılır. Bu problemler de, tarih metafiziği, doğa metafiziği biyoloji metafiziği gibi alanların doğmasına yol açar.


    Felsefenin Konusu, Alanı ve Tanımı

    1. Bilgi

    Bilgi, özne (süje, bilen) ile nesne (obje, bilinen) arasındaki ilişkilerden oluşan bir üründür. Bilgi düşünme, kavram oluşturma ve çıkarım yapma sonucu oluşur. Bilgilerin tümünü biz doğrudan edinemeyiz. Hayatımız boyunca elde ettiğimiz bütün bilgilerin ancak çok küçük bir kısmını doğrudan elde ederiz. Pek çok bilgi bize başka kaynaklardan verilir.

    Bilgi, çeşitli alanlarda ortaya çıkış biçimine göre türlere ayrılabilir.

    2. Bilgi Türleri

    a. Gündelik (empirik, amiyane) Bilgi :
    Tecrübeye (deneyime) dayalı, tek tek olaylarla ilgili sebep-sonuç ilişkisi kurularak el-de edilen bilgidir. Ancak bu bilgide akılla temellendirme yerine sezgiyle kavranan bir ilgi söz konusudur. Örneğin, havada koyu renkli bulutlar gördüğümüzde yağmur yağacağı kanaatine ulaşırız, ancak bunun akli temelini bilemeyiz.

    b. Dini Bilgi :
    İnanç aktıyla (bağıyla, edimiyle) kurulan bir bilgidir. Kişi için doğruluğundan (geçerli-liğinden) kuşku duyulmayan bilgidir. İnsana ve genel olarak varlığa ilişkin sorulara verilen inanca dayalı cevaplar önemlidir. İnsanlar bunları hakikat olarak kabul ederler. Örneğin, in-sanın bir kul olduğu fikri deneye değil inanca dayanır veya insanın cennet ya da cehenneme olan inancının deneysel bir temeli yoktur.

    c. Teknik Bilgi :
    İnsan hayatını kolaylaştıran, nesneleri araç ve gerece dönüştürmeyi (pratik faydayı) amaçlayan bilgidir. İki şekilde karşımıza çıkar; gündelik bilgiye dayanan teknik bilgi ve bilim-sel bilgiye dayanan teknik bilgi. Gündelik bilgiye dayanan teknik bilgi, akli bir sebep-sonuç ilişkisi kurulmadan nesnelerin pratik faydaya yönelik kullanılması anlamını taşır. Burada be-ceri önemlidir. Örneğin, tarihi oluşturan madenlerin kullanılması, suyun kaldırma kuvveti bi-linmeden deniz araçları yapılması bu tür bilgiyle ilgilidir. Bilime dayanan teknik bilgi ise bili-min verilerinden faydalanarak pratik faydaya yönelik araçları geliştirme ve oluşturma anla-mına gelir. Burada bilime dayalı bir sebep-sonuç ilişkisi kullanılır. Örneğin, fizik bilimindeki gelişmeler ışığında yapılan mikrodalga fırınlar, cep telefonları buna örnektir.

    d. Sanat Bilgisi :
    Sezgi ve hayal gücüne dayalı, duyguların ürün olarak ortaya çıktığı bilgi olarak tanım-lanır. Burada duygular, ürünler ve etkilenimler subjektiftir (özneldir). Örneğin Picasso’nun herhangi bir resmi doğru ya da yanlış olarak değil güzel ya da çirkin olarak nitelenir. Diğer taraftan Picasso da bu resmi tabiatın aynısı olarak yapmamıştır.

    e. Bilimsel Bilgi :
    Belli bir alandaki olgu ve olayların akla dayalı olarak, aralarındaki ilişkilerin araştırılıp bulunması sonucu elde edilen bilgidir. Anlama ve açıklama amacını taşır. Tutarlı, düzenli ve sistemli olma özelliğine sahiptir. Kendine has yöntemleri vardır. Bu genel özelliklerinin ya-nında bilim, konu metotları bakımından formel (ideal) bilimler, doğa bilimleri ve insan bilim-leri olarak üç grupta toplanabilir.

    * Formel (ideal) bilimler : Doğa olayları yerine zaman ve mekana bağlı olmayan kav-ramları inceleyen matematik ve mantık gibi bilimlerdir. Apriori (deney öncesi) yargılar sonu-cu oluşur. Bu nedenle, ortaya konan ürün de sadece düşüncede bulunur. Genel olarak kural koyuculuk özelliği vardır. Metot olarak tümdengelimi kullanır. Örneğin, matematikte kullanı-lan sayılar gerçeklikte gösterilemez, genel bir kural olan asal sayıların kendisinden ve 1 (bir)’den başka sayılara bölünememesi kuralı bütün asal sayılara uygulanır.

    * Doğa bilimleri : Doğa olaylarını konu edinen, bu sebeple de deney ve gözleme dayalı metotlarla sebep-sonuç ilişkisine ulaşan bilimlerdir. (Fizik, kimya, biyoloji gibi) Formel bilim-lerin aksine tümevarım metoduna ağırlık verir. Böylece de bazı doğa yasalarına ulaşma iddia-sını taşır. Örneğin, bir madde pek çok deneyde belli bir sıcaklıkta eriyorsa, maddenin belli sıcaklıkta eridiği şeklindeki genel yargıya ulaşılır ve bu yargı belli bir süre yasa olarak kulla-nılır.

    * İnsan bilimleri : İnsan ve onun etkinliklerinin araştırılmasını amaç edinen, bunun için de diğer bilimlerin metotlarının yanında anlama ve sezgiye ağırlık veren bilimlerdir. (Sosyo-loji, psikoloji, etnoloji, antropoloji, tarih gibi) İnsan bilimleri, konusu doğa olayları gibi sü-rekli tekrar eden ve böylece de genel yasalara ulaşılamayan olgu ve olaylar olmadığı için, ge-nel yasalara ulaşmaz. Bunu yerine, insan etkinliklerini anlama ön plana geçer. Bununla birlik-te belgelere ya da kendine has yöntemlere dayandığı için bilimsel bir bilgidir ve birtakım genellemelere ulaşır.

    [Not: Psikoloji her ne kadar doğa bilimleri gibi deney ve gözlem metotlarıyla sebep-sonuç ilişkileri kursa da, konusu olan olaylar hep aynı şekilde tekrar edici bir özelliğe sahip değildir, bu yüzden de genel yasalara ulaşmaz, sadece genellemeler yapar. Örneğin, fizikte E=m.c² formülü genel bir yasa kabul edilebilirken, öğrenme, duyum, algı gibi faaliyetlerde bu tür bir formül ortaya konulamaz, ancak sözgelimi öğrenmede nelerin etkili olabileceği tü-ründe genellemelere ulaşılır.]
    f. Felsefe Bilgisi :
    Felsefe bilgisi evreni, varlığı, değeri ve benzer insan etkinliklerini bir bütün halinde anlama, bilme ve tümel bir açıklamaya ulaşmağa çalışan bir etkinliğin ürünü olan bilgidir. Fel-sefi bilgi bir bilme, anlama merakından doğar. Diğer bir ifadeyle felsefe insanın soru sorma faaliyetinin meydana çıkmasıdır. Onu diğer bilgi türlerinden ve bilme etkinliklerinden ayıran da soru sorma tarzıdır. Bilimsel bilgiye ulaşmayı sağlayan sorular bir sebep-sonuç ilişkisini bulmak için sorulan “…nasıl ?” veya “…neden ?” türündendir. Felsefe ise konusu olan tümel bilgiye ulaşmak için varlık, evren ya da bir insan etkinliği hakkında mahiyetini araştırır tarz-da “…nedir ?” veya açıklama tarzında, bir sebebi açıklayabilmek amacıyla “…niçin ?” şeklinde sorular sorar. Örneğin anatomi, insanla ilgili olarak, onun nasıl olup da kendi başına çalışan bir varlık mekanizması olduğunu araştırır, felsefe ise insanla ilgili bu parçacı yaklaşım yeri-ne onu tümel olarak sorgular ve “insan nedir ?” veya “insan niçin bir değer yargısına göre davranmalıdır ?” türünden sorular sorar. Bu soruların yanında insanın “gerçeği bilmek müm-kün müdür ?”, “Tanrı var mıdır ?”, “evrensel bir ahlak yasası mümkün mü ?” türünden, ama aynı tümel açıklama merakının ürünü olan sorular da bir felsefe sorusudur.

    3. Felsefe Bilgisinin Özellikleri
    - Felsefi bilgi, eski bilgilerin birbirine eklenmesiyle büyüdüğü için birikimsel (yığılan, kümülatif) bir bilgidir.
    - Felsefi bilgi, filozofların mantığa dayalı ve tutarlı düşüncelerinin bir ürünü olarak sistemli ve düzenlidir.
    - Felsefi bilgi, genişleme ve zenginleşme özelliğine sahiptir, genellikle ilerleme özelli-ğine sahip değildir.
    - Felsefi bilgi, filozoflardan ve kültürlerden bağımsız değildir, bu sebeple de subjektif (öznel) bir bilgidir.
    - Felsefi bilgi subjektif olduğu için de doğruluğu ya da yanlışlığı gözlenebilir olgulara bağlı olarak test edilemez.
    - Felsefi bilgi, varlık ve bilgiyi bir bütün olarak ele aldığı için bütünleştiricidir.
    - Felsefi bilgi, var olan bilgiler üzerine tekrar dönüp eleştirel bir tarzda ele aldığı için refleksif bir bilgidir.
    - Felsefi bilgi, varlığı, hayatı, insanı bir bütün olarak açıklama amacını taşıdığından dolayı evrenseldir.
    - Felsefi bilginin, konusu itibariyle bir teknolojisi yoktur.


    Felsefeye Giriş

    Felsefe araştırma tüm evreni seçmiştir. Diğer bilim dalları ve bilgi türleri de evreni araştırma konusu olarak seçmiştirler. Bununla birlikte diğer bilim dalları evrenin belli bir parçasından hareketle evrenin tümünü tanımlamaya çalışmaktadırlar. Örneğin biyoloji canlılardan ,fizik cansızlardan,sosyoloji toplumdan yola çıkarak realiteyi açıklamaya çalışmaktadır. Oysa nasıl filin kulağından yola çıkılarak filin tamamı tanımlanamazsa, evrenin belli bir parçasından yola çıkılarak evren de tanımlanamaz. İşte felsefe evrenin tümünü kendisini inceleme konusu olarak seçer. Ve diğer bilgi dalları gibi evreni parçalarına ayırmaz ve belli bir parçadan yola çıkmaz. Ama sınırsız ve sonsuz bir varlık olarak evrenin tümünün herhangi bir duyu organıyla incelenebilme olanağı yoktur. Bu yüzden de felsefe evreni incelerken salt akıl yürütme yolunu yöntem olarak benimsemek zorundadır. Nasıl ki, fili bir bütün olarak kavrayabilmek için gözleri görmeyen insanların göze ihtiyacı vardıysa, evreni bir bütün olarak kavrayabilmek için ise insanların akla ihtiyacı vardır. Bununla birlikte akılla da olsa evreni bir bütün halinde kavrayabilmek tam olarak mümkün de değildir. Felsefe bu yüzden kesin hatları ve bilgileri olan bir bilim veya bilgi dalı olmaktan çok bir çaba,bir gayret veya bir uğraştır. Kısacası felsefeyi, “evreni (realite) parçalara ayırmaksızın bir bütün halinde ve salt akıl yoluyla anlama ve kavrama çabasıdır” biçiminde tanımlayabiliriz. Bilgi çok boyutlu ve çok yönlüdür. Bilgi varlığa ilişkindir. Bu nedenle bilgi ait olduğu alan,elde edilişi,özne-nesne ilişkisi, ve bilgi akti açısından çeşitli türlere ayrılmaktadır. Bilginin türlere ayrılmasında birçok etken olmakla birlikte en önemli etken obje ile subje arasındaki anlam aktıdır. Obje ile subje arasındaki anlam aktinin değişmesine göre aşağıdaki bilgi türlerinden söz etmek mümkündür.

    ANLAM AKTİ
    SUBJE (ÖZNE) OBJE (NESNE)

    I.GÜNDELİK BİLGİ:
    *Obje ile subje arasındaki anlam bağı sezgi ve/veya deneyimlerdir
    *Belirli bir yöntemle elde edilmiş bilgiler değildir.
    *Sistemli ve tutarlı bilgiler değildir.
    *Genel geçerliliğe sahip evrensel bilgiler değildir.
    *Kesin bir nedenselliğe bağlı bilgiler değil, kısmi nedenselliğe bağlı bilgilerdir.
    *Kesin deney ve gözleme bağlı bilgiler değildir,kısmi deney ve gözleme dayalı bilgilerdir.
    *Her türlü gündelik yaşam bilgisi,deneyim ve tecrübeye bağlı bilgiler,batıl inançların bilgisi ve kocakarı ilaçları bu tür bilgilerden oluşur.
    *Örneğin “yeşil elmalar ekşi olur” veya “üşütmede nane limon kabuğu suyu içmek gerekir” bilgileri gibi

    II.DİNSEL BİLGİ:
    *Obje ile subje arasındaki anlam bağı iman-inanca dayanır
    *İnanç bağına bağlı olduğu için öznel bir bilgidir.
    *Mutlak ve kesin olma İDDİASINDAKİ bilgilerdir.
    *Evrensellik iddiasındaki bilgilerdir.
    *Dogmatik ve değişmez bilgilerdir.
    *Vahiy yöntemiyle elde edilmiş bilgilerdir.
    *Her türlü dinsel inanç ve ritüele ait bilgi bu türden bir bilgidir.
    *Örneğin “Evreni var eden bir yaratıcı vardır” ya da “iyilik yapan insanlar cennete gider” vb. gibi

    III.TEKNİK BİLGİ:
    *Subje ile obje arasındaki anlam akti beceri-yeteneğe dayanır.
    *Yarar amacı gözetilerek elde edilen bilgilerdir.
    *Kesin bilgilerden meydana gelirler
    *Evrensel bilgilerdir.
    *Belirli bir metotla üretilmiştir.
    *Değişen ve gelişen bilgilerdir.
    *Yığılarak(kümülatif olarak) ilerler
    *Nesnel bilgilerdir.
    *Gündelik yaşantıda ürettiğimiz her türlü araç ve gereç ile bunları kullanma bilgisi teknik bilgidir.
    *Örneğin bilgisayar üretimi ve üretilen bilgisayarların kullanımı için gereken her türlü bilgi teknik bilgidir.

    IV.SANATSAL BİLGİ:
    *Subje ile obje arasındaki anlam bağı imgelem-güzelduyu-yaratıcı hayal gücüdür.
    *Belirli bir yönteme bağlı olarak üretilmezler,yaratıcı bireyin bireysel etkinliğidir.
    *Sistemli bir bilgi türü değildir.
    *Özneldir. Kişinin duyuş ve düşünüş biçimine göre değişir.
    *Sanat yapıtı tektir ve ikinci kez üretilemez.
    *Evrensel ve tümelin bilgisini hedefler.
    *Tüm güzel sanatlarda kullanılan bilgiler sanatsal bilgilerdir.
    *Örneğin Mozart’ın 40.Senfonisindeki notaların dizilişi sanatsal bilgiyi gerektirir.

    V.BİLİMSEL BİLGİ:
    *Obje ile subje arasındaki anlam bağı deney ve gözlemdir.
    *Evrensel ve genel geçer bilgilerdir.
    *Nesnel bilgilerdir.
    *Yığılarak ilerler (kümülatiftir)
    *Sistemli ve tutarlı bilgilerden oluşur.
    *Belirli bir yöntem (Bilimsel Yöntem) kullanılarak üretilmiştir.
    *Yüksek bir doğruluk değerine sahip bilgilerdir.
    *Akılcı ve eleştirel yolla elde edilirler.
    *Örneğin “su 100 derecede kaynar” ya da “bir cismi h yükseklikten serbest bırakırsak m x g kadar kuvvetle yere düşer” vb. gibi Bilimsel bilgiler ele aldıkları konu, konuyu ele alış tarzları ve elde ettikleri bilginin niteliği bakımından birbirinden ayrılırlar:

    VI.FELSEFİ BİLGİ:

    *Subje ile obje arasındaki anlam bağı akıl yürütmedir.Kişi evrenin bilgisini salt akıl yürütme yoluyla elde etmeye çalışır.
    *Evrensel bilgilerdir, genel geçerliliğe sahiptirler.Elde edilen bilgiler zamana ve mekana aşkın bilgiler olup her zaman ve her yerde geçerlilik iddiası taşırlar.
    *Öznel bilgilerdir. Yaratıcısı filozofun hayal gücüne bağlıdırlar.Bir filozofun elde ettiği bilgi diğer bir filozof tarafından kabul görmeyebilir.
    *Sistemli ve tutarlı bilgilerdir.Felsefi bilgiler kendi içinde tutarlı bir bütünlük, belirli bir sistem meydana getirirler.
    *Evreni parçalara bölmeden bir bütün halinde kavrayan tümel bilgilerdir.Bilimler gibi belirli bir parçadan yola çıkan bilgiler olmayıp evrenin tümüne ilişkin kavramları ele alırlar.
    *Yığılarak ilerlerler (Kümülatiftir).Belirli bir felsefi bilgi ispatlanamadığı ya da çürütülemediğinden sürekli olarak artarak çoğalırlar.
    *Olmuş bitmişlik ve kesinlik yoktur.Evren sürekli bir değişme halinde olduğundan felsefi bilgiler de sürekli yinelenmekte ve böylelikle hiçbir zaman tam ve kesin bilgiye ulaşılamamaktadır.
    *Elde ettiği bilgiler kanıtlanamaz; ancak temellendirilebilir. Temellendirme belirli bir iddianın ya da belirli bir kavramın kendisinden daha açık başka iddialar veya kavramlarla desteklenmesi işidir.Bilimlerdeki deney ve gözlem yoluyla ispatlamanın yerine felsefede temellendirme kullanılmaktadır.
    *Örneğin “Varlığın özü toprak,su,hava ve ateştir”, ya da “ Evrensel genel geçer bir ahlak yasası vardır” vb. gibi

    FELSEFENİN KONULARI
    1.BİLGİ FELSEFESİ(EPİSTEMOLOJİ) Bilgi nedir?
    2.BİLİM FELSEFESİ Bilim her şeyi bilebilir mi?
    3.VARLIK FELSEFESİ(ONTOLOJİ) Varlık var mı? Özü nedir?
    4.AHLAK FELSEFESİ(ETİK) İyi nedir?
    5.SANAT FELSEFESİ(ESTETİK) Güzel nedir?
    6.DİN FELSEFESİ Tanrı var mıdır?
    7.SİYASET FELSEFESİ İdeal bir düzen var mıdır?
    8.MANTIK FELSEFESİ(LOGİK) Doğru nedir?

    (1) Felsefe-Bilim İlişkisi
    Her iki bilgi türü de varlığı anlamaya yönelir.Basmakalıp bilgilerle yetinmez.Felsefe sorularıyla bilime yol gösterir, bilim ise sorulara yanıt buldukça felsefenin yeni sorular sormasına neden olur.Her ikisi de eleştirel ve kuşkucu bir bakış açısıyla konularını ele alır.Her ikisi de akılcılığa dayanır.Felsefe bilimin konu,yöntem,sınıflandırmalarını birer problem olarak görür ve bundan Bilim Felsefesi alanı doğmuştur.Farklılıkları ise:
    *Bilim deneysel yöntemi kullanarak doğa yasaları bulmaya çalışır;oysa felsefe akıl yürütme yoluyla varlığı anlamaya çalışır.
    *Bilimsel bilgi teknoloji üretir;oysa felsefe bilgisi hiçbir yarar gözetmeden elde edilen bir bilgidir.
    *Bilimler parçadan yola çıkarak varlığı açıklamaya yönelirler; felsefe tümel bir bilgidir,varlığı bir bütün halinde ele alır
    * Bilim varlığın özünden çok olaylar ve olgular arasındaki neden sonuç bağlarıyla ilgilenir ve nasıl? Sorusunu sorar?; Felsefe ise varlığın özünü bilmek ister ve buradan yola çıkarak varlığa nedir? Sorusu sorar;
    *Bilimlerde ilerleme vardır ve ortaya atılan bir iddia ya çürütülür ya da ispatlanır. Felsefede ortaya atılan bir soru kalıcıdır ve hiçbir zaman kesin bir yanıta ulaşılamaz

    (2) Felsefe-Sanat İlişkisi
    Felsefe ve sanatın amaç ve yönelişleri bakımından benzerlikleri vardır.Her ikisi de evreni,doğayı,insanı anlamaya çalışır. Her ikisinde de yaratıcılık ön plandadır.Her ikisinde de zorunlu olarak uyulması gereken bir yöntem bulunmamaktadır. Her ikisi de öznel bir bilgi türüdür.Her ikisi de tümel bilgileri hedefler. FARKLILIKLARI ise Sanatsal bilgi sezgi ve yaratıcı hayal gücüyle elde edilen bir bilgi türü iken felsefe akıl yürütme yoluyla elde edilir.Filozofun amacı doğru bilgiye ulaşmakken sanatçının amacı güzele ulaşmaktır. Alışverişleri ise felsefe sanatı ve güzeli kendisine problem edinerek Sanat Felsefi alanını doğurmuştur.Bununla birlikte her sanat dalının da dayandığı bir felsefi anlayış bulunmaktadır.

    (3) Felsefe-Din İlişkisi
    Her ikisi de varlığı ve yaşamı bütünsellik içinde ele almaya çalışır.Amaç ve yöneliş bakımından benzerlikleri vardır.Her ikisi de varlığın ilk nedenlerine yönelirler.Her ikisi de tümel bilgiler elde etmeye çalışır.Her ikisi de özneldir. Dinsel bilgiler varlığın bilgisini inanca dayalı olarak edinmeye çalışır.Kaynağı ise ilahidir.Dinsel bilgilere vahiy yoluyla ulaşılmıştır ve buz yüzden de akıl ve mantıkla sorgulanamazlar.Eleştiriye kapalı ve dogmatiktirler. Oysa felsefe bilgisi mantıksal analizler ve akıl yürütmeler yoluyla bilgiye ulaşır ve dogmatik değildir.Bilgide otorite kabul etmez ve eleştirel sorgulayıcı bilgilerdir. Felsefe dini problem edinerek inceler ve buradan Din Felsefesi ortaya çıkmıştır.Öte yandan her dinin de kendi içinde felsefi bir dayanağı bulunmaktadır.Örneğin İslam Felsefesi,Hıristiyanlık Felsefesi vb.

    FELSEFENİN GEREĞİ

    Felsefe öğrenmenin bilimler gibi insan yaşamına doğrudan katkısı olmayabilir ancak dolaylı olarak insan yaşamını etkiler.Bilgi pratik yaşamda kullanıldığı oranda önem kazanır.
    Felsefi bilgi:
    1-İnsanın dünyaya bakış açısını değiştirir olaylara eleştirici ve sorgulayıcı yaklaşmamızı sağlar.
    2-Hoşgörü kazandırır ve insanı olgunlaştırır.
    3-İnsanın anlama ve gerçeği görme ihtiyacını karşılar.İnsanın çevresinde olup bitenleri körü körüne kabullenmeyip her şeye eleştirel ve sorgulayıcı yaklaşmasını ve böylece kendi akıl ve düşünce gücüyle olayları anlamasını sağlar.
    4-Kişiye kendi görüşlerinden başka görüşlerin de olabileceğini, başkalarının da doğru düşünebileceğini gösterir başkalarının görüşlerine saygı duymayı onlara karşı hoşgörülü olmayı kazandırır.Düşünceyi ifade etme özgürlüğünün önemini kavratır.
    5-Evreni ve insanı düşünce temelinde sorgularken,bilimlere ışık tutar bilimlerin gelişmesine yol gösterir.Bilimlerin gelişmesinin dinamiğini oluşturur.
    6-Bilgi toplumu haline gelmemizde, bilginin üretilmesinde katkıda bulunur.
    7-Toplumsal yaşam içerisinde başka insanlarla iletişim kurma, onları anlama ve sorunlarını paylaşmada yardımcı olur Kısaca Felsefe; evrende düşünen, anlamaya çalışan, sorgulayan, eleştiren, yorumlayan bir varlık olmamızın ayrıcalıklı onurunu hissettirir.

    GEÇMİŞTEN GELECEĞE FELSEFENİN FONKSİYONU
    Felsefe eski yunanda doğa filozoflarıyla başlamıştır.Thales, Anaximandros, Anaximenes, Herakleitos, Parmenides, Pisagor. Demokritos gibi ilk filozoflar varlığı merak etmişler evrenin nasıl ve nerden oluştuğu sorularına cevap aramışlardır.
    Hepsinin evrenin ilk öğesi (arkhesi)nedir diye sorduklarını görürüz.
    Evrenin ilk maddesi;
    Thales’e göre; su
    Anaximenese göre Hava
    Herakleitosa göre Ateş
    Demokritosa göre Atomdur.
    Daha sonra varlık ve arkhe sorunun çözümsüzlüğünü gören ilk çağ filozofları sofistlerle birlikte insana yönelmişler,insan ve sorunları üzerine tartışmışlar açıklamalar getirmişlerdir.Sokrates,Platon ve Aristoteles kendilerinden önceki görüşleri toparlayarak daha bütüncül felsefi sistemler kurmuşlardır.Antik yunanın hemen ardından Hellenistik felsefe dönemi başlamıştır İskender’in doğu seferinde doğu ve batı felsefesinin tanışması sağlanmıştır. Bu nedenle Hellenistik felsefe doğu felsefesinin kısmi etkilerini taşır.Hellenistik Felsefe döneminde yaşamın amacını, insanın mutlu olmasının yollarını araştıran Epikürosçuluk ,Stoacılık, Septisizm gibi akımlar doğmuştur.Roma İmparatorluğunun kurulmasıyla doğu ve batı felsefelerinin senteze doğru gittiğini görürüz. Roma felsefesinde; doğu mistisizmiyle platon idealizmini uzlaştıran Plotinos yeni Platonculuk akımını kurmuştur.Ortaçağa gelindiğinde batıda Hıristiyanlığın yaygınlaşmasıyla felsefe ve akıl,dinin hizmetine girmiş Platonla Hıristiyanlığın uzlaştırıldığı skolastik felsefe, döneme damgasını vurmuş;din merkezli teokratik ve dogmatik nitelikli skolastik felsefe, batıda bilimde felsefede duraklamaya hatta gerilemeye yol açmıştır. Ortaçağda;Ticaret amacıyla batıya seferler yapan Müslümanların, İlkçağ Yunan dönemine ait eserlerle tanışmaları, İslamiyet’in ilime,akla ve öğrenmeye verdiği önem neticesinde onları alıp getirmeleri; Ayrıca orada kilisenin baskısından kaçanların ticaret kervanlarıyla doğuya gelmeleri sonucu oluşan kültürel alışveriş neticesinde, İslam dünyası bilim ve felsefede altın dönemini yaşamıştır.İslam dünyası Felsefede, Farabi ve ibn-i Rüşd;Bilimde, İbn-i Sina, Harezmi, Biruni gibi ünlü düşünürlerini yetiştirmiştir. Batı; İslam dünyasındaki felsefi ve bilimsel gelişmelerin etkisiyle kendi geçmişini hatırlayınca Rönesans ve Reform hareketlerini yaşamış ve uzun mücadeleler sonucu yeniden felsefe ve bilime yönelmiştir. Bu dönemde Kopernik, Kepler, Galilei, Newton’un buluşları kilisenin otoritesini sarsmış, bilim yeniden güncelleşmiştir. 20 Y.Y. a gelindiğinde felsefenin salt soyut bir uğraş olmaktan çıkması gerektiği görüşü önem kazanmış ve insanı toplum ve çevresi ile bağlantılı bir varlık olarak ele alan diyalektik materyalizm, pozitivizm, pragmatizm, fenomenoloji ve egzistansiyalizm gibi akımlar doğmuştur. Özellikle pozitivizmin bilimi felsefenin temeline koyan yaklaşımının etkisiyle bilim felsefesi güncelleşmiş modern mantık çalışmaları dil çözümlemeleri yeni pozitivizmle birlikte felsefede yeni bir uğraşı alanı olmuştur.

    METAFİZİK
    Doğa üstü konuları ele alan bunları akıl yoluyla açıklamaya çalışan evren ve insanla ilgili çürütülmesi ve ispatlanması mümkün olmayan yorumlar getiren felsefe alanı metafiziktir.Metafizik kavramı Aristo’nun yazılarını düzenleyen öğrencilerince kullanılmış, Aristo’nun fizikle ilgili yazılarından sonra yazılanların Metetafizika (fizikten sonra gelen) olarak adlandırılmasıyla doğmuştur. Metafiziğin konusu Aristo tarafından varlığın ilk nedenlerinin araştırılması olarak belirlenmiştir.Metafizik tarihsel gelişim sürecinde varlığa, bilgiye, insana;Tanrı ve ruh gibi doğa üstü kavramlarla yaklaşmış duyu organlarının kavradığı nesnel gerçekliği dışlamıştır.

    Metafiziğin Tartıştığı Başlıca Sorunlar:
    1-Varlıkla ilgili (ontolojik) sorunlar;
    “Gerçekte var olan nedir?”sorusu metafiziğin yüzyıllardır tartıştığı temel sorunlardan biridir.Bu soruya verilen cevaplar iki akımın doğmasına sebep olmuştur.
    a-Materyalizm:Gerçekte var olan maddedir.Düşünce ve ruh maddenin ürünüdür.
    b-İdealizm:Gerçekte var olan düşünce ve ruhtur.Madde düşünce ve ruhun ürünüdür.
    2-Evrenle ilgili (kozmolojik)sorunlar:Metafizik evrenin nasıl oluştuğunu tartışır.Evrenin oluşumu ile ilgili sorunların tartışılmasından üç ana akım doğmuştur.
    a-Teleoloji(Erekbilim):Evren bir ereğe (amaca)göre oluşmuştur.Genelde Tanrının evreni bilinçli ve planlı bir biçimde yarattığını savunan görüştür.
    b-Mekanizm:Evrende her şey nedensellik ilkesine göre oluşmuştur.
    c-Teoloji:evrende olup biten her şeyi Tanrıya bağlayan görüştür.
    3-Ruhun varlığı ile ilgili sorunlar: Metafizik “Ruh var mıdır?” ,”Varsa Niteliği nedir?,Ruh bedenle nasıl ilişkiye geçer?”,”Ruhun ölümsüzlüğü nasıl açıklanır?”gibi sorulara cevap arar.


    Kültür ve Toplumsal Kurumlar

    A. KÜLTÜR

    1- Kültürün Anlamı
    Bir toplumun ortaklaşa meydana getirdiği, benimsediği, kuşaktan kuşağa aktardığı maddi ve manevi değerlerin tümüdür. İnsanların yaptığı aletler, kullandığı araçlar kültürün maddi boyutunu; gelenek, görenek, eğitim, din gibi unsurlar ise kültürün manevi boyutunu oluşturur. Kültürün bu “maddi” ve “manevi” öğeleri arasında karşılıklı etkileşim vardır. Birinde meydana gelen bir değişme diğerini de etkiler. Kültürün maddi öğeleri, manevi öğelerine oranla daha hızlı değişirler.

    Kültürün Özellikleri:
    Kültürü toplum üretir.
    Kültür duygu, düşünce ve hayat tarzıdır.
    • Toplumdan topluma ve zamanla değişir.
    Kültür kuşaktan kuşağa aktarılır.
    Kültürün taşıyıcısı dildir.
    Kültür birleştirici ve bütünleştiricidir.
    Kültür öğrenme ile kazanılır.
    • Kuşaktan kuşağa aktarılarak devam eder.

    ÖRNEK :
    Atalarımızın yaratıp bize miras bıraktığı kültür, bizi yaratırken bizim o mirasa kattıklarımızla birlikte gelecek kuşaklara miras kalır, onları yaratır.
    Burada, kültürün hangi yönü üzerinde durulmaktadır?

    A) İnsanların hem kültürden etkilenip hem de kültürü etkilemesi
    B) Her toplumun kendine özgü bir kültürünün olması
    C) Kültür öğelerinin etkileşim halinde olması
    D) Kültür birliğinin ulusal dayanışmayı güçlendirmesi
    E) Kültürlerin giderek birbirine benzemesi
    (1987/ÖYS)

    Çözüm :
    Kültür, insanların ortak yaşamlarında ortaya çıkan ve kuşaktan kuşağa aktarılarak zenginleşen birikimlerin ve değerlerin bütünüdür. Bu yönüyle içerisine toplumu tarihsel geçmişi de girmektedir. Aynı şekilde bugünün toplumsal yaşamı da yarınlar için “geçmiş” değeri taşıdığında, toplumun günümüz yaşantısı, gelecek kuşaklar için “tarihsel birikim” olacaktır.
    Bu sebeplerle, toplumsal yaşam içerisinde kültür, hem o anda ki toplumu etkiler, ayrıca kendisinden sonra gelen kuşakları da etkiler.
    Bu nedenle cevap: A’ dır.

    2- Kültürün İşlevleri
    Kültür, toplumun tarihsel süreç içerisinde sahip olduğu tüm değerlerin insandan insana aktarılarak yaşatılmasını sağlar. Ayrıca bu aktarım sırasındaki eğitimle bireyin sosyalleşmesine de katkıda bulunur. Ortak bir kültür etrafında birleşen bir toplum, çok daha iyi bir dayanışma ortaya koyacaktır. Yani kültürün birleştirici ve bütünleştirici bir yönü vardır.

    3- Kültürün Kazanılması
    İnsan doğumuyla zaten belli bir toplumun içerisinde bulunur. Bu şekilde bu toplumun üyesidir de aynı zamanda. Bulunduğu toplumun kültürünü ilk olarak sadece ailesinden, sonra buna ek olarak arkadaşlarından ve okulundan, daha ileriki dönemlerde de iş ortamından kazanır. Kültürü kazanma, bulunulan toplumun değer yargılarını ve genel kabullerini benimsemesidir. Buna “kültürlenme (kültüre katılma)” denir. Bu toplum kültürünün tüm öğelerini kazanıncaya kadar geçen bir “sosyalleşme” sürecidir. Bu süreç ile birlikte toplumuyla benzer özellikler kazanmanın yanı sıra kişilik oluşumunda da olgunlaşmayı sağlar.

    ÖRNEK :
    Bazı yörelerimizde erkek evleneceği kızın babasına başlık parası öderken, Yunan töresinde kızıyla evlenecek erkeğe drahoma (para) öder; Japonlar pirinci çubukla, İngilizler çatalla yer; Hintliler ineği kutsal sayıp etini yemezken çoğu toplumlar ineğin etinden ve sütünden yararlanır.
    Bu tür davranış örneklerinde, kültürün hangi özelliği üzerinde durulmaktadır?

    A) Doğal koşullardan etkilenme
    B) Dil aracılığıyla taşınabilme
    C) Zamanla değişikliğe uğrayabilme
    D) Toplumdan topluma farklılık gösterme
    E) Kuşaktan kuşağa aktarılma
    (1990/ÖSS)

    Çözüm :
    Anlatılan tüm özellikler farlı toplumlarla karşılaştırma yapmak amacıyla seçilmiştir. Kültürün en önemli özelliklerinden birisi de biricik olmasıdır. Yani her kültür sistemi, ait olduğu topluma özgüdür. Bu nedenle kültür ile ilgili olguları değerlendirirken her kültürel yapıyı kendi toplumu içerisinde değerlendirmekteyiz.
    Paragrafın bize özellikle belirttiği durum, kültürün, “toplumdan topluma farklılık göstermesidir”.
    Bundan dolayı doğru yanıt: D’ dir.

    4- Kültürel Süreçler

    • Kültürlenme: İnsanın kendi toplumunun kültürünü almasıdır.
    • Kültürleşme: Kişinin başka bir kültürle etkileşim halinde olarak o kültürden etkilenmesidir.
    Kültür Şoku: Bir kültürden başka bir kültüre geçen bireyin yeni kültür karşısında yaşadığı bunalımdır.
    Kültürel Yozlaşma: Bir kültürün eskimiş ve artık işlevsizleşmiş kısımlarının gereksiz yere korunmaya devam edilmesiyle oluşan değer boşluğudur.
    Kültürel Çözülme: Normalde bir kültürü oluşturacak maddi ve manevi öğelerin bir toplumda bir araya gelememesidir.

    ÖRNEK :
    “Toplumun bireyleri tarafından yaratılan ve kullanılan her türlü araç ve gereç ‘maddi kültür’, toplum yaşamını düzenleyen tüm değerler ve inançlar ise ‘manevi kültür’dür. Bu iki kültür birbirini etkiler.”
    Aşağıdakilerden hangisi maddi veya manevi kültürden birinin diğerini etkilemesine bir örnek olabilir?

    A) Eğitimde demokratik tutumun kişilerde bağımsız davranma eğilimini artırması
    B) Kitle iletişim araçlarının gelişmesiyle, bölgeler arası değer farklılıklarının azalması
    C) Ulaşım araçlarının gelişmesiyle ticaretin kolaylaşması
    D) Eğitim düzeyinin yükselmesiyle eski inançların zayıflaması
    E) Tarımda makineleşmenin üretimi artırması
    (1985/ÖYS)

    Çözüm :
    Toplumsal yapılar kendi içlerinde iki grupta toplamaktayız: Maddi yapı (günlük yaşamda kullandığımız araçların, mimarinin, teknolojinin… somut bilgisi) ve Manevi yapı (toplumun inandığı değerler, insanların arasındaki ilişkiler, anlaşmalar…gibi soyut bilgiler).
    “A” ve “D” seçeneklerinde iki, manevi yapının birbirini etkilemesine yönelik örnekler görmekteyiz. “C” ve “E” seçeneklerinde ise maddi yapının manevi yapıyı şekillendirmesine örnekler verilmiştir. Oysa “B” seçeneğinde maddi yapılardan olan “kitle iletişim araçlarının”, ”değerler” gibi bir manevi yapıları nasıl şekillendirdiğine örnek vermiştir.
    Doğru yanıt: B’ dir.

    B. TOPLUMSAL KURUMLAR

    1- Toplumsal Kurumun Anlamı

    Toplumun temel ve önemli bir ihtiyacını gidermek amacıyla bir araya gelmiş, örgütlenmiş, bütünleşmiş insanların tüm inançlar, kurallar, simgeler, kalıp davranışlar, değer ve normlar bütünüdür. Başka bir ifade ile kurum; toplumda yaşayan bireylerin ihtiyaçlarından doğan toplumsal yapının ve değerlerin korunması için zorunlu, bazı yönlerden sürekli, bazı yönlerden ise geçici kurallar bütünüdür.
    Kurumlar kuruluşlardan farklıdır. Kuruluş somut, kurum ise soyuttur. Aynı amaca yönelik çok sayıda kuruluş bir isim altında toplanarak kurumları oluşturur. Örneğin okul, parlamento, hastane, adliye, cami birer kuruluştur. Oysa bunların işlevi olan eğitim, din, siyaset ve ekonomi ise birer kurumdur.
    Bütün toplumlarda beş temel kurum vardır:
    1. Aile kurumu
    2. Ekonomi kurumu
    3. Siyaset kurumu
    4. Din kurumu
    5. Eğitim kurumu

    Toplumsal Kurumların Özellikleri:
    • Bir toplum içinde belli bir ihtiyacı gidermek için vardırlar.
    • Toplumsal ihtiyaçlardan doğmuşlardır.
    • Aynı kurum, toplumlar arasında ve bir toplumda zamanla biçim ve işlev değişikliğine uğrayabilir.
    • Bir toplumsal kurumdaki değişme, diğer kurumlarda da değişmeye yol açar.
    • Yeni ihtiyaçlar, yeni kurumları ortaya çıkarır.
    • İşlevini tümüyle yitiren, toplum içerisinde hiçbir ihtiyacı karşılayamayan kurumlar ortadan kalkar
    • Toplumsal kurumların değişme hızları birbirleriyle aynı değildir. Herhangi bir kurum çok hızlı değişirken bir başkası daha yavaş değişebilir.

    ÖRNEK :
    Türkiye’de cumhuriyetin ilanından hemen sonra eğitimde, dinde, yönetimde, hukukta, ekonomide, sanatta, aile yapısında gerçekleştirilen devrimlerle kültürel yaşamda önemli değişmeler sağlanmış ve toplum yeni bir kültürel yapıya kavuşmuştur.
    Buna göre, toplumun yeni bir kültürel yapıya kavuşturulması aşağıdakilerden hangisindeki değişikliklerle sağlanmıştır?

    A) Toplumsal kurumlar
    B) Toplumsal roller
    C) Toplumsal statüler
    D) Toplumsal dayanışma
    E) Toplumsal işbölümü
    (1994/ÖYS)

    Çözüm :
    Herhangi bir toplumda değişikliğe gidilmesiyle birlikte insanlar arasında var olan tüm ilişki biçimleri de değişim göstermektedir. Çünkü gerek toplum bireyi belirlemektedir; gerekse de birey toplumu…
    Cumhuriyetin ilanından hemen sonra çok büyük bir ilişki değişimi geçirmiştir. Ancak ilişkilerin değişebilmesinin yegâne yolu, toplumsal kurumları değiştirmektir. Eğer kişi karşılaştığı tüm kurumlarda da eski ilişkilerini yaşabiliyorsa, yeni yaşamına yer açma ihtiyacını hissetmeyecektir.
    Bu nedenle en köklü değişim, kurumların da birlikte değişebildiği değişimlerdir.
    Bu nedenle doğru yanıt: A’ dır.

    2- Kültür–Toplumsal Kurum İlişkisi
    Toplumun değerler bütünü olarak kültür, insanların nasıl davranacaklarını ve hangi temel de bir araya geleceklerini belirler. Toplumsal kurumlar ise kültürün taşıyıcıları konumundadır. Topluma yeni katılacak olan birey kültürü toplumsal kurumlarda kazanır. Bunun yanında topluma zaten üye olmuş bireylerinde toplum normlarından ve değer yargılarından uzaklaşması engellenir.

    3- Toplumsal Kurumların Çeşitliliği
    Toplum yaşamı için vazgeçilmez durumda olan temel özelliklerin her biri karşımıza birer toplumsal kurum olarak çıkar. Bunlar: aile, din, ekonomi, siyaset, hukuk…

    C. TEMEL KURUM OLARAK AİLE

    1- Ailenin Anlamı

    Aile, toplumun en küçük temel kurumudur. Dolayısıyla kişinin toplum değerleriyle ilk karşılaşması ailede olur. Kişi ilk olarak bulunduğu ailede sosyalleşmeye başlar. Aile, kan veya akrabalık bağıyla birbirine bağlı olan, aralarında toplumca belirlenmiş hak ve ödevler olan bireylerin oluşturduğu bir kurumdur. Aile, bütün toplumlarda evrensel olarak bulunur. Ailenin üyelerinin birbirleriyle ilişki biçimi tarihsel süreç içinde çeşitli değişimler geçirmiştir. Ailenin bu değişiminde etkili olan önemli faktörlerden biri de toplumdaki “üretim ilişkileri” olmuştur.

    Bu değişimi sırasıyla şöyle özetleyebiliriz:

    Aile Çeşidi Üretim İlişkisi Ailedeki Otorite
    I. Anaerkil Aile Toplayıcılık ve Avcılık Anne
    II. Ataerkil Aile Yerleşik Tarım Baba
    III. Çekirdek Aile Sanayi ve Hizmet Anne+Baba

    a. Aile ve Akrabalık
    Aile sadece anne, baba ve çocuklardan oluşmaz. Bunun yanında kan bağıyla aile üyelerine bağlı bulunan diğer insanlar da geniş anlamda aileyi (sülaleyi) oluşturur. Temel olan çekirdek aileye eklenmeler ilk olarak doğrudan kan bağıyla (teyze, hala, dayı, amca) sonradan da dış evlenmelerle (enişte, yenge) olur. Toplumsal ilişki biçimlerine göre bu kan bağı daha da uzaklara götürülebilir. Tüm bu kişiler akrabalık ilişkisini oluşturmaktadır. Akrabalık, bireyin sosyalleşmesinde ikinci adımı sağlar.

    b. Ailenin Temel İşlevleri

    • Neslin devamını sağlama
    • Çocuğu sosyalleştirme
    • Bireyin psikolojik ihtiyacını karşılama
    • Üretim ve tüketim birimi olma
    • Bireylere kimlik ve kişilik kazandırma

    2- Evlilik Türleri

     İnsanların aile oluşturmak için bir araya gelmeleri evlilik ile olmaktadır. Ancak evlilik biçimleri de toplumdan topluma ve bir toplumda zaman içerisinde değişim gösterebilmektedir. Bunlar:

    I. Eş sayısına göre:
    a. Monogami (Tek Eşlilik): Kadın veya erkeğin tek bir kişi ile yaptığı evliliktir.

    b. Poligami (Çok Eşlilik): Kadın veya erkeğin aynı zamanda birden fazla kişiyle yaptığı evliliktir. Poligami, şu şekilde ikiye ayrılır;
    – Polijini : Erkeğin birden fazla kadınla evlenmesi.
    – Poliandri : Kadının birden fazla erkekle evlenmesi.

    II. Eş seçimine göre:
    a. Endogami (İçten Evlilik): Evlenenin, eşini kendi akraba ya da kabilesinden seçmesidir. Genellikle tarıma dayalı toplumlarda, sahip olunan toprağın çeyizliklerle dağılmasını önlemek için yapılmaktadır.

    b. Egzogami (Dıştan Evlilik): Ait olunan aile veya kabilenin dışından evlenmedir. Kaynakların yetersiz olduğu ya da geçim sıkıntısının olduğu toplumlarda ortaya çıkmıştır. Ailenin veya kabile üyelerinin diğer aile veya kabilelerle birleşmesini sağlayarak yeni kaynaklar yaratmak amacıyla yapılmıştır. Özellikle günümüzde tıp alanındaki ilerlemelerle bu biçimdeki evliliğin olumlu sonuçları ortaya çıkınca modern toplumlarda teşvik edilmiştir.

    III. Oturma Yerine göre:
    a. Matrilokal (Ana çevresi): Evlenen erkeğin, kadının aile çevresine katılması ve onlarla aynı mekanda yaşaması (iç güveyilik). Anaerkil toplumlarda genellikle veya ataerkil toplumlarda ancak kadının aile çevresinde yetişkin erkek birey yoksa görülür.

    b. Patrilokal (Baba çevresi): Evlenen kadının erkeğin ailesine katılması ve onlarla aynı mekanda yaşaması. Ataerkil toplumlarda genellikle veya anaerkil toplumlarda ancak erkeğin aile çevresinde yetişkin kadın birey yoksa görülür.

    c. Bilokal (İki yerlilik): Hem kadının hem de erkeğin ailesinin yanında evliliği sürdürme. Göçebe toplumlarda görülür. Eşlere yeni bir çadır kurulmaz.

    d. Neo-lokal (Ev Açma): Evlenen çiftin bağımsız yeni bir evde oturmaları. Modern toplumlarda görülür. Özellikle çalışma koşulları aileden farklı bir şehirde yaşamayı dayattığı için yaygınlaşmıştır.

    IV. Dul Eşlerin evlenmelerine Göre:
    a. Levirat: Eşi ölen kadının, kocasının evli veya bekar kardeşlerinden biri ile evlenmesi.

    b. Sorarat: Eşi ölen erkeğin, bekar baldızlarından biri ile evlenmesi.

    3- Aile Türleri
    Toplumlarda görülen aile biçimleri, ailelerin kapsadığı birey sayısına ve ailede egemen olan cinsiyete göre ikiye ayrılır. Bunlar:
    I. Bireyin sayısına göre:
    a. Geniş Aile: İkiden fazla kuşağın bir arada ve aynı mekanda yaşadığı ailedir. Genellikle geleneksel toplumlarda bulunur. Otorite babada ya da evin en büyük erkeğindedir.

    b. Çekirdek Aile: Anne, baba ve evlenmemiş çocuklardan oluşan bir ailedir. Modern toplumların yaygın aile biçimidir. Otorite eşler arasında paylaşılmıştır.

    II. Otoriteye göre:
    a. Anaerkil Aile (Maderşahi) Aile: Anne hukuku ve otoritesinin egemen olduğu ailedir. Hem ailede, hem de toplumda egemen konumda bulunan kadındır. Ailenin genel yaşam biçimini belirleyen kadın ve kadının yaşama biçimidir. Bazı ilkel toplumlarda görülür.

    b. Ataerkil (Pederşahi) Aile: Baba otoritesi ve hukukunun egemen olduğu ailedir. Hem ailede, hem de toplumda egemen konumda bulunan erkektir. Aile, erkeğin yaşama biçimine göre biçimlenir. Tarım toplumlarında yaygın aile biçimidir

    ÖRNEK :
    “Çekirdek aile tipinin yaygın olduğu toplumlarda, ölümün verdiği büyük kederin nedeni, bu aile tipinin yapısında aranabilir. Anne, baba ve çocuklardan oluşan bu aile tipinde başlıca görevler birer kişi tarafından yerine getirilir. Ölen üyenin yeri, bir başkası tarafından kolayca doldurulamaz. Oysa geniş aile tipinin yaygın olduğu toplumlarda, ölen üyenin görevini aileden bir başkası hemen üstelenebilir.”
    Bu açıklama, aşağıdakilerden hangisi için bir örnek olabilir?

    A) Aile yapısı karmaşıklaştıkça duygular abartılır.
    B) Ölenin ardından duyulan yasın derecesi, ailenin yapısı ile ilgilidir.
    C) Geniş aile tipinin yaygın olduğu toplumlarda, yas tutulması hoş karşılanmaz.
    D) Çekirdek ailede yas, ölene duyulan sevgiye dayanır.
    E) Çekirdek ailede yasın yoğun olması, az sayıda kişi tarafından paylaşılmasından kaynaklanır.
    (1981 /ÖSS)

    Çözüm :
    Paragrafta iki ayrı toplumda aile üyelerinden herhangi birinin ölümünde, nasıl davranacakları üzerine yapılan araştırma anlatılmaktadır. Buna göre, özellikle çekirdek ailede (anne, baba, ve kardeşlerden oluşan aile tipi) bir ölüm durumunda aile bireylerinin çok üzüleceği vurgulanmıştır. Bunun yanında geniş aile tipinde ise ölenin ardından çok büyük yaslar tutulmadığı bildirilmiştir.
    Kısaca, insanların ölüm haberine karşı verdikleri tepki, bulundukları ailenin yapısıyla yakından ilgilidir.
    Bu sebepten yanıt: B’ dir.


    4- Boşanma ve Sonuçları

    Aileyi oluşturan anne ve babanın birlikte yaşayamayacaklarına karar vermesiyle yasal yollarla birbirinden ayrılmalarına boşanma denir. Tarih içerisinde bazı toplumlarda boşanma tümüyle yasaklanmış, bazılarında ancak ağır şartlar altında izin verilmiştir. Bu uygulamaların temel nedeni aile kurumunun korunmasıdır. Oysa günümüz modern toplumlarında temel öğe birey olduğu için boşanmalarda geniş bir esneklik tanınmaktadır.

    Boşanma nedenleri şöyle sıralanabilir:
    • Eşlerden herhangi birinin bir başka kişiyle zinası (yasak ilişki kurması).
    • Eşlerin uzun bir zamandır zaten birbirlerinden ayrı yaşıyor olmaları.
    • Eşlerin birbirleriyle ilişkilerinde şiddetli geçimsizlik.
    • Eşlerden herhangi birinin kötü alışkanlıkları.
    • Aile içerisinde eşlerden birinin diğerine uyguladığı fiziksel şiddet.
    Akıl sağlığı bozukluğu.

    D. DİN

    1- Sosyolojik Açıdan Din
    İnsanların doğa içerisinde anlamadıkları ve karşısında aciz kaldıkları olayları doğaüstü, yüce ve mistik nitelikli bazı güçlerle açıklamaya çalışmalarıdır.
    Tarih içerisinde çeşitli toplumlarda çok farklı din biçimleri ortaya çıkmıştır. Ancak yine de dinlerin kaynaklarında yatan temel nedenler, din inancının insanlara vermiş olduğu iç rahatlık, güven ve engellenemeyecek olaylar (hastalık, sakatlık ve ölüm gibi durumlar) karşısında gönül huzuru vermesidir.
    Bir bilim dalı olarak sosyoloji, dini verdiği bilgilerle ya da buyruklarıyla araştırarak asla yargılamaz. Sosyolojinin yaptığı şey, dinin toplum yaşamındaki yerini belirlemeye çalışmaktır.

    Dinlerin ilkel dönemlerden günümüze kadar geçen sürede ortaya çıkış biçimleri ve geçirdiği evreler şöyle sıralanabilir:
    • Totemizm (Totemcilik)
    • Natürizm (Doğa güçlerine tapınma)
    • Politeizm (Çok tanrıdin)
    • Monoteizm (Tek tanrıdin)

    2- Dinin Temel İşlevleri

    • Güvenlik ve düzen sağlama.
    • Toplumsal kontrolü kolaylaştırma.
    • Toplumdaki bireylerin birbirleriyle dayanışmasını kuvvetlendirme.
    • Toplumsal ahlakı oluşturma ve yaygınlaştırma.

    3- Din ve Laiklik
    Laiklik temel anlamıyla din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması ve birbirlerine müdahale etmesinin önlenmesidir. Bu yönüyle laiklik, dine karşı olmak değildir. Aksine inanç sahibinin baskı altında kalmasının önlenmesidir. Demokrasi: eşitlik ve özgürlüğü savunduğu için, lâik olmak demokratik toplumlar için vazgeçilmezdir.

    E. EKONOMİ

    1- Ekonominin Anlamı
    İnsanlar yaşamları boyunca bir çok şeye gereksinim duyarlar. Bu gereksinimlerinin büyük bir kısmını doğadan elde ederler. İnsan, doğadan ihtiyaçlarını karşılarken elinde oldukça sınırlı miktarda doğa aracı vardır.
    Yaşamlarını devam ettirmek isteyen insanların doğayı emek harcayarak dönüştürme ve ihtiyaçlarını karşılama sırasında gösterdikleri faaliyetler ekonominin alanına girer. Ekonomi, insanın bu faaliyetlerinden en çok verimi almasının yollarını araştırır. İnsanın doğayı dönüştürme faaliyetinden ortaya “ekonomik mal” çıkar.

    Ekonomik Olarak Mal:İnsanın her türlü gereksinimlerini karşılayan maddi unsurlara denir.
    Ekonomi içerisinde mallar, üretiminde kullanılan emeğe göre ikiye ayrılırlar:

    I. Serbest Mallar:

    Hiçbir emek veya çaba harcanmayan, doğada zaten hazır halde bulunan mallardır. Serbest mallar, coğrafi mekana, iklimsel özelliklere bağlı olarak bölgeler ve mevsimler arasında değişikliğe uğrar. Örneğin: hava, su, ağaç… gibi.

    II. Ekonomik Mallar:

    Üretilmesinde veya elde edilmesinde belli bir emek ve masraf harcanmış olan, ancak çaba karşılığında elde edilebilecek mallardır.

    Ekonomik mallar da kendi içlerinde kullanılışlarına göre ikiye ayrılır:

    a. Üretim Malı: İnsanların ihtiyaçlarını dolaylı olarak karşılayan mallardır. Üretim malları, doğrudan tüketilemezler; ancak bu mallarla insanın doğrudan tüketebileceği mallar üretilebilir. Örneğin: ekmek pişirmek için kullanılan odun, taş fırın ocağı, ekmek hamurunun hazırlandığı ekmek teknesi…

    b. Tüketim Malı: İnsan ihtiyaçlarını doğrudan gideren mallardır. İnsan tüketim mallarını doğrudan tüketebilir. Örneğin: ekmek, meyve…
    Tüketim malları, insanın onlardan sağladığı faydanın süresine göre ikiye ayrılır:

    Dayanıklı Mallar: Faydası bir ya da birkaç kez kullanmakla bitmeyen, uzun süreli kullanılan mallardır: araba, buzdolabı…

    Dayanıksız Mallar: Bir ya da birkaç kez kullanmakla faydası biten mallardır: ekmek, süt…

    Hizmet: İnsanlar, sadece ekonomik olarak mala ihtiyaç duymazlar. Bunun yanında hizmete de ihtiyaç duyarlar. Hizmet, bir insanın yapabileceği her işe denir. Hizmet içerisinde en önemli alanlar: sağlık, eğitim, konaklama, eğlence ve ulaştırmadır.

    ÖRNEK :
    “— Hava, el sürülmemiş topraklar, kendi kendine yetişen ağaçlar vb. mal değildir.
    — Kendisi için bir kazak ören kişi mal üretmemiştir.
    — Ortaçağda köylülerin derebeyi için ürettikleri tahıl mal değildir.
    — Ürettiği tereyağını pazara götürüp satan ve elde ettiği parayla şeker alan bir köylünün sattığı tereyağı maldır.”
    Bilgilere göre bir nesnenin “mal” niteliği kazanması neye bağlıdır?

    A) İnsanın bir ihtiyacını gidermesine
    B) Çok sayıda insan tarafından kullanılmasına
    C) Üretiminde birden çok insanın rol almasına
    D) İşlendikten sonra kullanılır hale gelmesine
    E) Değişim amacıyla üretilmesine
    (1983/ÖSS)

    Çözüm :
    Verilen örneklere bakıldığında herhangi bir varlığa “mal” denmediğini görüyoruz. Bir şeyin “mal” olmasını sağlayan, taşıdığı özelliklerdir. Öncelikle üretilmiş ve değişim değeri olan bir şey “mal” olmaktadır. Ama bu ürünün nasıl üretildiği, malın kıstasları içerisinde bulunmamaktadır. Mal konusunda paragraftan bilinmesi gereken en önemli şeyin, belli bir değişim ilişkisi içerisinde bulunan ürünün mal olduğudur.
    Bu nedenle yanıt: E’ dir.

    2- Ekonominin Temel Unsurları

    a. Üretim İnsanların ihtiyaçlarını gidermek amacı ile herhangi bir şeyin yapısında, şeklinde ya da yerinde bir değişikliği yaparak yeni bir şeyler elde etmeye “üretim” denir. Üretim, ihtiyaç duyulan bir konuda kişiye fayda sağlamak için yapılır. Üretimin yapılabilmesi için birtakım faktörlerin olması gerekir. Bunlar: Doğa, Emek, Sermaye ve Teşebbüstür.

    b. Tüketim
    Bir mal ya da hizmetin insanlara sunmuş olduğu tüm faydanın yine insanlar tarafından kullanılmasıdır. Tüketim illa ki bir malın yok edilmesi anlamına gelmez. Bir çamaşır makinesinin kullanılması da bir tüketimdir. Buna göre, tüketim sonucunda bir malın veya hizmetin tümüyle kullanılmaz hale gelmesi de, uzun süreli kullanılabilmesi de mümkündür.

    c. Bölüşüm
    Üretim sonucunda ortaya çıkan malı veya hizmeti tüketenler, elde ettikleri faydaya karşılık belli bir değer öderler. Bu süreç sonunda elde edilen para veya değerin, üretime katılanlar tarafından paylaşılmasına bölüşüm denir.
    Bölüşümde, üretimde etkisi olan doğaya, kira; işgücüne, ücret (maaş); Sermayeye (yatırımda kullanılan anaparaya), faiz ve girişimciye (üretim araçlarının sahibine) kâr olarak ödeme yapılır. Örneğin: Düzenlenen bir konser sonrasında konserde harcanan emeğe katkısı geçenlerin (orkestra elemanlarının, organizatörlerin, arka plan hizmetlilerinin, konser salonu sahibinin…), bilet gelirinden elde edilen değeri aralarında, konsere katkılarına göre, paylaşması.

    d. Değişim
    Bir malın başka bir mal ya da para ile değiştirilmesidir. Başka bir ifade ile üretilen herhangi bir mal, pazara sürülerek elden çıkarılır ve başkasının eline geçer. Sonrasında malı elde eden kişi isterse malı tekrar değişime açabilir. Bu şekilde malın değeri arttırılabilir de. Örneğin: bir satıcının ürünlerini pazarda satışa sunması, açık arttırma ile antika bir tablonun satılışı…

    e. Değer
    Kullanıma sunulan bir mala veya hizmete ne kadar ihtiyaç duyulduğunu gösteren belirleyici özelliktir. Para, ürüne yüklenmiş olan değerin simgesel ifadesidir. Para sayesinde ürünün piyasada rahat dolaşımı sağlanmış olur.

    Bir ürünün iki türlü değeri bulunur:

    I. Kullanım değeri: Bir ürünün alıcısının ihtiyacını giderme kapasitesidir. Ürün, kullanıcının ihtiyacını ne kadar çok gideriyorsa o kadar değerlidir.

    II. Mübadele (değişim) değeri: Bir ürünün birçok alıcısının olması durumudur. Piyasa içerisinde eğer ürünün alıcısı çok ise bu durumda ürünün değeri de yükselir.

    Değeri açıklayan çeşitli kuramlar vardır. Bunlar:

    Emek – Değer Teorisi: Bir malın veya hizmetin üretilmesi sırasında harcanan emek miktarına göre değerinin belirlendiğini söyleyen anlayış. Örneğin: İyi bir ustanın elinden bin bir zahmetle çıkmış bir elbise, her zaman fabrika üretimi elbiseden değerlidir.

    Yarar (Fayda) Teorisi: Bir malın veya hizmetin, kullanıcısına ne kadar çok fayda sağlıyorsa o kadar değerli olduğunu savunan anlayış. Örneğin: Aynı kalitedeki iki televizyondan birçok fonksiyonu bulunan model, daha az özelliği bulunan diğer modelden daha değerlidir.

    Azlık – Çokluk Teorisi: Bir malın veya hizmetin ne kadar çok ihtiyaç duyan kişisi varsa değeri o ölçüde artar. Eğer mal veya hizmet çok bulunuyor ve ona kimse ihtiyaç duymuyorsa değersizdir. Örneğin: Beğeneni daha fazla olan komedyenin gösterisinin biletleri, beğeneni çok az olan komedyenin gösterisinin biletlerinden daha değerlidir.

    ÖRNEK :
    “1876 yılında Amerika’da 1000 sigara yapımı için işçilere ödenen para bir dolar kadardı. 1881 yılında icat edilen sigara sarma makinesi, 1000 sigara yapımı için işçilere ödenen parayı %97 oranında azalttı. Bu makinelerden bir teki bile Amerika’da, bir yılda elle sarılan tüm sigaralar kadar sigara sarabiliyordu.”
    Bu durum aşağıdakilerden hangisine iyi bir örnek oluşturur?

    A) Üretimde kalitenin yükselmesine
    B) Maliyette emek payının düşürülmesine
    C) Tüketicinin malı daha ucuza almasına
    D) Yeni iş alanlarının açılmasına
    E) İşçilerin çalışma saatlerinin kısalmasına
    (1983/ÖSS)

    Çözüm :
    Bir malın üretimi sırasında çeşitli etkenler görev almaktadır. Bunlardan birisi de işgücüdür. İşgücü, malın üretimi sırasında üretim araçlarını kullanarak hammaddenin “ürün” haline gelmesini sağlayan işçidir. İşgücü, malın üretimi sırasında “emek” harcar. Buna karşılık olarak ise “maaş” alır. Maaş, diğer gider gruplarıyla beraber, “üretim maliyetini” oluşturur.
    Verilen örnekte, daha önce 1000 sigara için 100 birim ücret verilirken yeni makinelerin kullanımı sonrasında 1000 sigara için 3 birim ödenmeye başlanmıştır. Her iki ücret arasındaki muazzam uçurum, malın üretimindeki emeğin rolünü de düşürmektedir.
    Bu nedenle doğru yanıt: B’ dir.

    f. İşbölümü

    Toplumsal yaşam geliştikçe insanlar, daha farklı şeylere ihtiyaç duymuşlardır. İhtiyaç, ihtiyacı gidermek için üretimi teşvik eder. Üretim alanlarının gelişmesi ise işlerde uzmanlaşmayı doğurur. İnsanların üretimin farklı alanlarında uzmanlaşmasıyla birlikte bir malın üretiminin yapılması için bu uzmanlaşmış bireylerin bir araya gelerek üretim yapmalarını gerektirir. Bu planlı üretim biçimine işbölümü denir. Yani işbölümü, bir toplumda işlerin farklılaşması ya da bir iş kolunda üretimin bölümlere ayrılmasıdır.

    İşbölümü niteliğine göre ikiye ayrılır:
    Mesleki İşbölümü: Üretilen ekonomik malların veya hizmetlerin farklılaşmasından doğan işbölümüdür. Örneğin: işçi, öğretmen, doktor…

    Teknik İşbölümü: Üretilen ekonomik malların veya sunulan hizmetlerin daha karmaşık ve yüksek teknoloji ile üretilmesi sonucu oluşan uzmanlaşmadır. Bunun sonucunda böylesi bir malın üretimi çok sayıda insanın bir arada çalışması gerekir. Farklı bir ifade ile teknik işbölümü, bir üretimin çeşitli aşamalarında meydana gelen uzmanlaşmadır. Örneğin: Bir otomobil fabrikasında, kaporta, motor… aksamlarda uzmanlaşmış belirli kişilerle bir otomobil üretilmesidir.

    İşbölümünün Yararları:
    1. Emek ve zamandan tasarruf sağlar.
    2. İnsanların istekli ve yetenekli olduğu alanlarda çalışması imkânını verir.
    3. Üretimi arttırır.
    4. Malın kalitesi yükselir.

    İşbölümünün Zararları:
    1. Bireylerin diğer alanlardaki yeteneklerinin kaybolmasına yol açar.
    2. Yıllarca aynı işi yapmak bireyin toplumuna ve kendine yabancılaşmasına yol açar.
    3. Otomatlaşmış davranışlar, kişide stres ve stresten kaynaklı psikolojik gerilimlere neden olabilir.

    g. Ekonomi Modelleri
    İnsanlara sunulacak malların ne olacağı, bu mallardan kimlerin yararlanacağı ve bu malları kimin üreteceği en temel ekonomi sorunudur. Bu sorunun çözümü için farklı alternatifler sunulmuştur.
    Bu modeller şunlardır:
    • Kapitalist ekonomi modeli: Bu modele göre üretimi sağlayan araçlar kişilerin özel mülkü durumundadır. Sistem, serbest rekabet ve girişim özgürlüğü sayesinde kendini devam ettirir. Bu model ile tekelleşme ve çok uluslu şirketler ortaya çıkmaktadır.

    Sosyalist ekonomi modeli: Bu modelde üretimi sağlayan araçlar devletin elinde topluma aittir. Ortak mülkiyet ve ihtiyaç duyulan malların toplu üretimi esasına dayanır. Toplumsal dayanışma sistemi devam ettirir. Sosyalist ekonomi modeli, komünist toplum (devlet gibi denetim ve para gibi sömürü araçlarının ortadan kaldırılacağı sınıfsız toplum) için hazırlık dönemi olarak kabul edilir.

    • Karma ekonomi modeli: Bu modelde üretimi sağlayan araçlar hem devletin hem de özel girişimcilerin elindedir. Devlet genelde toplumun devamı için hayati önemdeki alanlarda (enerji, iletişim, sağlık… gibi) üretim yapar.

    F. SİYASET

    1- Siyasetin Anlamı
    Siyaset, bir yönetme yoludur. Siyasetle, insanlar kendi yaşamlarını, yöneticiler bir kurumu ve hükümetler bir devleti yönetebilirler. Siyaset, bir ülkedeki yönetimi meydana getiren en alt tabakadan en üst tabakaya kadar tüm kademeleri, kurumları ve kuralları ifade eder.

    Devlet:
    Bir ülke üzerinde, insanların yönetimini amaçlayan yazılı kurallarla belirlenmiş, hukuksal bir kurumdur. Bir devletin meydana gelebilmesi için, sınırları belli bir toprak parçası, belli sayıda insan ve sağlam bir otoritenin olması gerekir.

    Devletin Temel Özellikleri:
    • İnsanlar üzerinde bulunan en üstün otoritedir.
    • Kapsamı açısından insan topluluklarının oluşturduğu en geniş kurumdur.
    • Devletin yönetebilmek için yetkisini yine halktan aldığı zor kullanma yetkisi vardır.
    Devlet, diğer bütün kurumları içine alan bir “üst kurum”dur.
    • Devlete giriş ve çıkışlar (üyelik) bireyin iradesinin dışındadır.

    Devlet Şekilleri
    Devletler, iç yapılarına, uyguladıkları ekonomik modele ve kendilerini belirleyici temel niteliklerine bağlı olarak üç farklı gruba ayrılırlar.

    Bunlar:
    I. İç Yapılarına Göre
    a. Üniter (Tekçi) Devlet: Siyasal iktidarın tek bir kaynağa dayandığı tek meclisi, tek tip kanunu bulunan devletlerdir. Örnek: Türkiye, Fransa, İtalya…

    b. Federal Devlet: Kendi içinde bağımsız ve farklı hukuk kurallarına sahip, birden fazla federe devletin oluşturduğu devlettir. İç işlerinde serbest, dış işlerinde federal devletin çatısı altında ortak hareket ederler. Örnek: Almanya, ABD…

    II. Ekonomik Yapılarına Göre

    a. Sosyalist Devlet: Üretim araçları devletin elindedir. Kolektif çalışma ve toplumsal dayanışma vardır. Merkezden planlı ve ihtiyaç ölçüsünde üretim yapılır.

    b. Kapitalist Devlet: Üretim araçları özel mülkiyet sayesinde kişilerin elindedir. Ekonomiyi ve üretimi büyük firmaların faaliyetleri yönlendirir.

    III. Niteliklerine Göre
    a. Sosyal Devlet: Toplumsal refahı, toplum içinde eşit bir biçimde dağıtmayı hedefleyen devlettir. Sosyal devlet ilkesine sahip toplumlar, gelir dağılımını adil ve eşit biçimde yapmaya ve sınıflar arası uçurumları en aza indirilmeye çalışır.

    b. Liberal (Özgürlükçü) Devlet: Adalet, savunma ve güvenliğin dışında tüm faaliyetlerin toplumsal kesimlere bırakıldığı devlettir. Devletin temel amacı insanların özgürlüğünü maksimum düzeyde tutmaktır.

    c. Laik Devlet: Din ve devlet işlerinin birbirinden tamamen bağımsız olarak yürütüldüğü devlettir. Din işleri devlet dışında farklı organlarca idare edilir. Devlet din işlerine karışmaz. Kişilerin din ve vicdan özgürlükleri ise devletin güvencesi altındadır.

    d. Teokratik Devlet: Dini kurallara göre yönetilen ve yöneticileri din adamları içerisinden seçilen devlettir. Tüm kurallar dine dayanır. Yöneticiler din adamı zümresinden gelir.

    e. Hukuk Devleti: Devletin kurum, kuruluş ve faaliyetlerinin tamamen hukukça belirlendiği devlettir. Kanunlar karşısında herkes eşittir. Hiçbir kişi veya kurumun ayrıcalığı yoktur. Yasama, yürütme ve yargı ayrı ellerde toplanmıştır. Buna “güçler ayrılığı” ilkesi denir. Böylelikle kanunların üstüne çıkmayı amaçlayan herhangi bir gücü diğer güçler engellerler.

    f. Demokratik Devlet: Yönetenlerin halk tarafından seçildiği, böylelikle çoğulculuğu amaçlayan devlettir. Özgür düşünce ve düşüncenin özgür ifadesi, demokratik devletin temelinde yatar. Halk, devlet karşısında eşittir. Demokrasinin gelişmesini sağlayan üç temel faktör vardır.

    Bunlar:
    Ekonomik Gelişme: Sanayi devriminden sonra toplumsal refahın artması, merkezi krallıkların yıkılmasını ve kişi haklarını gözeten devletlerin ortaya çıkmasını hızlandırmıştır.

    Morfolojik Gelişme: Nüfusun artması ve şehirlerin büyümesi insan faaliyetlerini arttırmış, hareketli bir düşünce ortamı ortaya çıkarmıştır.

    Düşünce Akımları: Savunulan görüş ne olursa olsun, düşünce akımlarının gelişimi özgür düşüncenin ve dolayısıyla demokrasinin gelişimini sağlamıştır.

    ÖRNEK :
    Devlet yönetiminde, aşağıdakilerden hangisinin yapılması kişi hak ve özgürlüklerinin korunmasında diğerlerinden daha etkili olur?

    A) Hukuk kurallarının yazılı olarak belirlenmesi
    B) Yöneticilerin, eğitim düzeyi yüksek kişilerden seçilmesi
    C) Yönetim birimleri arasında eşgüdümün (koordinasyonun) sağlanması
    D) Yasama, yürütme, yargı yetkilerinin ayrı organlara verilmesi
    E) Devletin, tüm yerleşim birimlerinde örgütlenmesi
    (1987/ÖYS)

    Çözüm :
    Devlet, kişilerin tek tek, tüm otonom (kendi kendilerine karar verme ve eylemde bulunma) güçlerini anlaşarak verdikleri bir toplumsal kurumdur. Ancak devlete bu güçlerini devreden kişiler, bir yandan da kaygı taşımaktadırlar. Bu kaygının en önemli sebebi, devletin bazı durumlarda keyfi uygulamalara sahne olmasıdır. Tarih boyunca birçok örnek, bize devletin bazı kişilerin ellerinde çok olumsuz durumlara düşebileceğini göstermiştir. İşte devleti oluşturan bireyler, bu kaygının çözümü konusunda devleti yapılandırmaya çalışmışlardır. En önemli çözüm girişimi, devletin güçlerini dengeli bir biçimde dağıtmak olmuştur.
    Devletin toplum yaşamında sahip olduğu en önemli üç hak: Yasama yapabilme (yasa koyabilme), Yürütmede bulunma (yasayı uygulama) ve Yargıda bulunma (yasaya göre suçlu ve suçsuzu tespit edip, suçluları cezalandırma) haklarıdır. Özellikle, mutlak monarşiler döneminde böylesi güçlere sahip devletlerin insan yaşamına tehditleri sonucunda günümüz modern toplumunda bu yetkiler ayrı birimlerin sorumluluklarına verilmiştir. Yasama için meclis (parlamento), yürütme için hükümet (iktidar) ve yargı için mahkemeler (hukuk sistemi) yetkili kılınmıştır.
    Böylelikle farklı kurumlar birbirini denetleyeceğinden sistemin insanlar üzerinde keyfi uygulamalarının önüne geçilebilecektir.
    Bu nedenlerle yanıt: D’ dir.

    2- Siyasetin Temel Kavramları

    Hükümet: Devlette eksiksiz bir çalışma yapılabilmesi için üç büyük güç (yasama, yürütme, yargı) bulunmaktadır. Hükümet, bu güçlerden “yürütme” gücünü kullanan organdır. Yürütme, yasalara göre yapılır.

    Meclis (Parlamento): Üç büyük güçten “yasama” gücünü kullanan organdır. Seçilmiş insanlardan oluşan parlamento, demokratik devletlerde halk tarafından seçilir.

    Siyasi Partiler: Meclis içerisinde birbirleriyle benzer siyasi düşüncedeki insanların oluşturdukları, belli bir programa dayalı ve hükümet kurarak programlarını uygulamayı amaçlayan gruplardır. Demokrasinin özgür, çok sesli düşünce ortamı için önemlidirler.

    Seçim: Halkın mecliste kendi düşüncelerini savunmaları için kendileriyle benzer siyasi düşüncedeki insanları seçerek kendilerine vekil tayin ettikleri oy verme işlemi.


    Etiketler:

    Toplumsal Tabakalaşma ve Toplumsal Hareketlilik

    1- Toplumsal Tabakalaşma
    Toplumsal tabakalaşma; insanların gelirlerine, eğitim düzeylerine ve yaşam tarzlarına göre toplum içerisinde birbirleri arasında hiyerarşik bir biçimde sıralanmasıdır.
    Bir toplumun tabakalaşması, toplumsal tabakalaşma piramidi ile gösterilir:

    Her toplumda belirli bir tabakalaşma söz konusudur. İnsanlar arasında doğal farklılıklar (yaş, cinsiyet, zekâ) ve toplumun empoze ettiği suni farklılıklar (gelir, meslek, eğitim) vardır. Bu farklılaşmaya dayalı olarak yapılan değerlendirme sonucunda toplumsal tabakalaşma ortaya çıkar. Böylece tabakalaşma toplumda bir hiyerarşik sistemi meydana getirir.
    Toplumsal tabakalaşma, toplumsal gerçeği yorumlama ve analiz etmede kullanılan bir araçtır. Her tabakalaşma sisteminde üç sosyal süreç vardır. Bu süreçler şöyle sıralanabilir:

    a. Sosyal farklılaşma: Doğumla birlikte varolan ve sonradan edinilen farklılıklar.

    b. Altlık ve üstlük düzeyine göre sınıflama: Statü ve rol farklılaşmasını belirler.

    c. Değerlendirme: Statülerin her birine değerler sıralamasında bir yer verir.

    2- Toplumsal Tabakalaşma Türleri

    a. Kapalı Tabakalaşma
    Toplumsal tabakalar arasındaki geçişin engellendiği toplumlardır. Örneğin: Kast sistemi.

    b. Yarı Kapalı Tabakalaşma
    Katı kurallarla tabakalar arası geçişin oldukça sınırlandırıldığı toplumlardır. Örneğin: Lonca sistemi.

    c. Açık Sınıf Tabakalaşması
    Özellikle sanayileşmeyle beraber tabakalar arası geçişin serbest kaldığı toplumlardır. Bu toplumlarda düşük seviyelerde bulunan kişilerin yükselme umudu, yüksek seviyelerdeki kişilerin de düşme korkusu vardır. Örneğin: sanayi toplumu.

    3- Toplumsal Hareketlilik
    Sanayi toplumunda ortaya çıkan açık sınıf tabakalaşmasıyla birlikte toplumsal hareketlilik de hızlanmıştır. İnsanların farklı düzeylerdeki mevkiler arasındaki hareketine toplumsal hareketlilik “mobilite” denir ve ikiye ayrılır.

    a. Yatay Hareketlilik

    Aynı tabaka veya bölüm içindeki hareketliliktir. Bireylerin ya da grupların bir toplumsal durumdan benzer başka bir duruma geçişidir. Bu hareketlilik genelde coğrafidir ve meslekler arasında olur. Belirgin gelir ve saygınlık farkı içermeyen mobiliteyi kapsar. Örneğin: bir bakkalın, manavlığa başlaması, bir mankenin dizilerde oyuncu olması…

    b. Dikey Hareketlilik

    Sınıflar arasında geçişe neden olan hareketliliktir. Kişilerin bir toplumsal sınıftan diğerine geçmeleridir. Örneğin: bir tüccarın iflas ederek seyyar satıcılığa başlaması, şans oyunlarından büyük ikramiyeyi kazanan bir işçinin fabrikatör olması…


    Toplumsal Gruplar

    Toplumsal Grup ve Özellikleri
    Ortak bir amacı gerçekleştirmek için veya bir inanç etrafında iki ya da daha fazla insanın bir araya gelerek oluşturdukları topluluklardır.

    Grupların Temel Özellikleri:
    • Grubu oluşturan insanların ortak bir amaçları vardır.
    • Grubun içerisinde bir işbölümü vardır.
    • Grubun ortak değer ve normları vardır.
    • Grup üyeleri arasında rol ve statü ayrımı vardır.
    • Grup içerisinde birbirleriyle bağlantılı ilişkiler ağı vardır.
    • Bireylerin psikolojik ve fizyolojik ihtiyaçlarına cevap verirler.
    • Her grup, amaçladığı işlevini sürdürdüğü müddetçe varlığını sürdürür.

    Toplumsal Grup Çeşitleri

    I. Süresine Göre Gruplar:
    a. Geçici gruplar: Belirli kısa bir süre devam edip, dağılan gruplardır. Örneğin: bir yarışma programı için bir araya gelerek aynı evi paylaşan insanlar, olimpiyat grupları, dersaneler…

    b. Sürekli gruplar: Grubun ömrünün, katılan bireylerin ömründen daha uzun olduğu gruplardır. Örneğin: aile, millet…

    II. Katılım Şekillerine Göre Gruplar:
    a. İradi (İradeye bağlı) gruplar: Bireylerin kendi istek ve iradeleriyle tercih ederek katıldıkları gruplardır. Örneğin: dernekler, sendikalar…

    b. Gayri iradi (İrade dışı) gruplar: Bireyin kendi isteği dışında katıldığı ya da zaten ait olduğu gruplar. Örneğin: aile, millet…

    III. Üyeleri Arasındaki ilişkiye Göre;
    a. Birincil gruplar: Üyeleri arasında yüz yüze, samimi, sıcak ilişkilerin bulunduğu gruplardır. Üyeler arasındaki ilişkilerde gelenekler, görenekler ve din kuralları geçerlidir. Örneğin: aile, akraba grupları…

    b. İkincil gruplar: Üyeleri arasında resmi, dolaylı ve çıkar ilişkilerine dayalı gruplardır. Üyeler arası ilişkilerde, yasalar yönetmelikler geçerlidir. Örneğin: dernek, siyasi parti…

    Toplumsal Grupların Dışındaki Topluluklar:

    I. Toplumsal Yığınlar:
    Aynı mekanı paylaşmalarına rağmen aralarında birleştirici ve bütünleştirici ilişkilerin bulunmadığı, tesadüfen bir araya gelen ve çabucak dağılan topluluklardır. Örneğin: bir sinemada film izleyenler, markette alışveriş yapanlar…

    a. Basit (Sıradan) Kalabalıklar: Rastlantısal bir biçimde bir araya gelen ve belli ilkesi olmayan topluluklardır. Örneğin: otobüs yolcuları, bayram alış-verişinde aynı mağazada bulunan kişiler…

    b. Gösteri Toplulukları:
    Belli bir düşünceyi savunmak ya da bir düşünceye karşı çıkmak için kararlı biçimde bir araya gelmiş topluluklardır. Örneğin: siyasi parti mitingine katılanlar, takımlarının mağlubiyetini eleştirmek için bir araya gelmiş insanlar…

    c. Etkin Kalabalıklar: Bir liderin etkisiyle vurucu ve kırıcı eylemlerde bulunmak için bir araya gelmiş insan topluluklarıdır. Örneğin: Fransız İhtilâli savunucuları.

    II. Toplumsal Kategoriler:
    Ortak özellikler taşıyor olsalar da birbirleriyle ilişkisi bulunmayan insanların oluşturduğu toplumsal bölümlerden her birisine toplumsal kategori denir. Örneğin: lise mezunları, üniversiteye hazırlananlar, erkekler, kadınlar birer kategoridirler.

    Toplumsal kategoriler genel olarak üçe ayrılırlar:

    a. Toplumsal Sınıflar: Gelir düzeyi, kültürü, yaşam biçimi ve eğitimi büyük ölçüde birbirine benzeyen insanların oluşturduğu kategorilerdir. Örneğin: işçiler, patronlar, memurlar…

    b. Kitle: Tek bir ortak özelliğin grubun üyelerini bir araya getirdiği kategorilerdir. Örneğin: üniversiteye hazırlananlar, aynı gazeteyi okuyanlar…

    c. Toplumsal Azınlık: Egemen konumundaki insanlarla aynı haklara sahip olamayan insanların oluşturduğu kategorilerdir. Toplumsal azınlık kategorisini oluşturmak için insanların sayı itibariyle az olması yeterli değildir. Örneğin: toplumdaki gelir düzeyi çok yüksek olan kişiler. Toplumsal azınlık için haklardan yoksunluk gerekmektedir. Örneğin: Yunanistan’daki Türkler.

    3- Toplumsal Grup Örnekleri

    a. Köy Öncesi ve Köy
    İnsanların eski çağlarda, avcılık-toplayıcılık yaptığı dönemlerde, elde edilen yiyecekler kabile arasında tüketilirdi. Yerleşik yaşama geçiş ile birlikte toplayıcılığın yerini tarım, avcılığın yerini ise hayvancılık almıştır. Bu şekilde köy yaşamı gelişmiş ve bugünkü anlamıyla şehirlerin ilk adımı atılmıştır.

    Köy Toplumunun Temel Özellikleri:

    • Tarım ve hayvancılık faaliyeti temel geçim kaynağıdır.
    • Yaşamda değişimin oldukça az olduğu ve geleneklerin toplum yaşamını düzenlediği topluluklardır.
    • Homojen (grup üyelerinin özellikler bakımından birbirine benzediği) bir yapı vardır.
    • Kolektif dayanışma ve birlikte tüketme yaygındır.

    b. Kent ve Metropoller
    Tarım ve hayvancılıktan, ticaret ve sanayi kollarının gelişmiş olduğu yaşam biçimine geçiş ile birlikte daha fazla insanın bir arada yaşadığı büyük şehirler kurulmuştur. Temelde ekonomi ve güvenlik ile ilgili kaygılar insanların bir arada toplanmasını gerekli kılmıştır.

    Kent Toplumunun Temel Özellikleri:

    • Ticaret, sanayi ve hizmet sektörleri ekonomik yaşamda egemendir.
    • Yaşamda değişim oldukça hızlıdır. Buna karşın hukuk kuralları toplum yaşamını düzenler.
    • Heterojen (grup üyelerinin özellikler bakımından birbirinden farklılaştığı) ve organik dayanışmalı bir yapı vardır.
    • Eğitimle meslekte uzmanlaşma yaygındır.

    ÖRNEK :
    Bir spor salonunda boks çalışanlar veya bir salonda güreş karşılaşması izleyenler birer toplumsal küme (grup) olmadığı halde, bir futbol takımındaki oyuncular bir toplumsal kümedir (gruptur).
    Buna göre, bir insan topluluğunun küme (grup) niteliği kazanması neye bağlıdır?

    A) Bir nitelik yönünden benzer olmalarına
    B) Fiziksel bakımdan birbirine yakın bulunmalarına
    C) Benzer etkinliklerde bulunmalarına
    D) Bireylerin birbirlerini tanımalarına
    E) Ortak bir amaçla işbirliği yapmakta olmalarına
    (1984/ÖYS)

    Çözüm :
    İki veya daha fazla insanın ortak bir amacı gerçekleştirmek için işbölümü çerçevesinde bir araya gelmesine toplumsal grup denir. Ancak yukarıdaki örnekte, birarada boks çalışan ve müsabaka izleyen insanların bir işbölümü ilişkisine ya da ortak bir amacına rastlayamamaktayız. Bu nedenle bu insanların toplumsal grup oluşturduklarını da söyleyemiyoruz. Bu insanlar için “toplumsal yığın” tanımı daha uygun düşmektedir. Oysa bir takımın oyuncuları aynı amacı gerçekleştirmek için birbirleriyle işbölümü dayanışması sergileyen insanlardır.
    Bu nedenle yanıt: E’ dir.


    Etiketler:

    Toplumsal Yapı ve Toplumsal İlişkiler

    1- Toplumsal Yapı

    Toplum belli bir coğrafyada bir araya gelmiş insanların tamamıdır. Bütün bu insanlar kendi aralarında değişik ilişki biçimleri geliştirirler. İşte toplumsal yapı, bir toplumdaki bireylerin, grupların, kurumların kendi aralarında düzenlenmiş toplumsal ilişkilerinin bir bütünüdür. Toplumu oluşturan parçalar insan yaşamının ürünü oldukları için çok çeşitlidir. Dolayısıyla toplumsal yapı, toplumun hem maddi hem de manevi yönünü içine alan bir kavramdır. Toplumsal yapı ikiye ayrılır:

    a. Maddi Yapı (Fiziki Yapı):

     Toplumun yaşamış olduğu mekanın ve bu mekandaki yerleşiminin şeklini ve çevresini anlatır. Nüfusun yerleşim biçimi, dağılımı, köy-kent yapılanması…
    b. Manevi Yapı (Kültürel Yapı): Bir toplumun insanları arasındaki sosyal ilişkiler ağını anlatır. İnsanlar arasındaki ilişkiler sonucunda ortaya çıkan ilkeler ve anlamlar manevi yapıyı oluşturur. Sosyal ilişkiler, statüler, roller, değerler…

    Toplumsal Yapının Özellikleri:

    • Toplumsal yapı her toplumun kendisine özgüdür ve toplumdan topluma değişir.
    • Toplumsal yapıdaki değişmeler birbirini etkiler.
    • Toplumsal yapı aynı toplumda zaman içinde değişime uğrar.
    • Her toplumsal yapının sahip olduğu özellikler kendine özgüdür.

    ÖRNEK :
    Toplumsal yapıda yer alan kurumlardan birindeki değişme, bu kurumla diğer kurumlar arasındaki uyumu bozar. Bu uyumsuzluk diğer kurumların değişmeye ayak uydurmasıyla giderilir. Böylelikle toplumsal yapıda sağlanan uyum, kurumlardan birinin değişmesiyle tekrar bozulur ve benzer süreçten geçirilerek yeniden sağlanır. Bu durum zaman içinde böylece sürer gider.
    Bu açıklamada, toplumsal yapının hangi özelliği üzerinde durulmaktadır?

    A) Bir kurumdaki değişmenin, başka kurumlarca engellenmesi
    B) Bazı temel niteliklerinin değişmeye kapalı olması
    C) Toplum geliştikçe değişme hızının azalması
    D) Değişmeyi, sürekli olarak yeni kurumun başlatması
    E) Dengeyi sağlamaya yönelik bir iç dinamiğe sahip olması
    (1992/ÖYS)

    Çözüm :
    Toplumlar, hareketli birer organizma gibidirler. Öncelikle çevresel etkenlere uyum sağlamaya çalışırlar, sonrasında ise toplum içi unsurların olası hareketliliklerine uyum sağlamak için değişimler gösterirler.
    Paragrafta, toplum içindeki değişimlerin birbirini nasıl tetiklediğinden bahsedilmektedir. Ancak bunu değişim zincirini ilk olarak başlatan yapının devamlı suretle “yeni olan toplumsal yapılar” olduğuna değinilmiyor. Bunun yanında paragrafta anlatılan değişim süreçleri “farklı hızlarda ilerlemiyor”. Ayrıca değişimin bu kadar açık anlatıldığı bir paragraftan sonra “değişimin engellenmesinden” bahsedemeyiz. Ancak, bu değişim zincirinin aslında değişime uğrayan bir yapıya uyum sağlamak için başka yapıların da değişimiyle gerçekleştiği vurgulanıyor. Yani amaç, “iç dinamiğe karşı, dengenin sağlanmasıdır”.
    Bu nedenlerden doğru yanıt: E’ dir.

    2- Toplumsal İlişkiler

    Bir toplumdaki insanların kendilerini anlatmak, başkalarını anlamak, gereksinimlerini gidermek, karşılıklı yardımlaşmak ve anlaşmak üzere giriştikleri her türlü yaklaşma ve uzaklaşmalara toplumsal ilişki denir.

    Max Weber’e göre toplumsal ilişkilerin özellikleri şunlardır:

    • Toplumsal ilişki, en az iki kişi arasında olmalı.
    • Belirli bir zaman dilimi içinde yaşanmalı.
    • İlişki içerisindeki bireyler birbirinden haberdar olmalı.
    • Bireyler birbirlerini etkilemeli.
    • Yaşanan ilişki bireyler arasında aynı anlama gelmeli.

    3- Toplumsal İlişki Çeşitleri

    Toplumsal ilişkiler ilişkinin süresi ve ilişkide bireyler arası yakınlık derecesine göre iki farklı ölçüte göre sınıflandırılırlar:

    A. İnsanlar Arası Samimiyet Derecesine Göre:

    a. Birincil ilişkiler : İnsanlar arasında yüz yüze ve sıcak bir ilişki vardır. “Biz” duygusunun egemen olduğu bu ilişkide ağırlıkta olan bir kişisel çıkara rastlanmaz. İlişkideki insanlar benliklerinin bütünü ile ilişkiye katılırlar. Yazılı kurallara dayanmayan, daha çok duygu ve samimiyetin geçerli olduğu ilişkilerdir. Örneğin: Aile fertleri, komşular ve yakın arkadaşlar arasındaki ilişki.

    b. İkincil ilişkiler : İnsanlar arasındaki resmi kurallara dayanan ve genelde yazılı kurallarla çerçevesi sınırlandırılmış olan ilişkilerdir. Bu ilişkide “ben” duygusu hakim durumdadır. İlişkideki insanlar yüzeysel ve kısmi olarak ilişkiye katılırlar. Çok geniş bir insan katılımı vardır. Örneğin: Askerde komutan ile er, bir resmi kurumda amir ile memur ilişkisi.

    ÖRNEK :
    Aile, komşuluk, mahalle arkadaşlığı gibi gruplarda görülen ilişkilere birincil ilişkiler denir.
    Buna göre, aşağıdakilerden hangisi birincil ilişkilerin özelliklerinden bir değildir?

    A) Küçük gruplarda yer alması
    B) Yazılı kurallara bağlı olması
    C) Duygusal ilişkilerin yoğunluk kazanması
    D) Bireyler arası etkileşimin güçlü olması
    E) İlişkilerin uzun süreli olması
    (1985/ÖSS)

    Çözüm :
    Birincil ilişkiler, insanlar arasında samimi bir ilişkinin olduğu, “biz” duygusunun egemen olduğu, duygusal temele sahip ve yazılı kurallara bağlı olmayan ilişkilerdir.
    Yazılı kurallar, gruptaki insan sayısının artmasından sonra, insanlar arasında ortaya çıkan güvensizliğe karşı önlem olarak konmuş kurallardır. Ancak birincil ilişkinin var olduğu gruplar, küçük gruplardır. Bu nedenle insanlar, yüz yüze ve samimi ilişkiler kurabilirler. Bunun doğal sonucu olarak da, yazılı kurallara ihtiyaç duymazlar.
    Bundan dolayı doğru cevap: B’ dir.

    ÖRNEK :
    “Durkheim’e göre, bir toplumda nüfus arttıkça yaşamak için verilen mücadele de şiddetlenmektedir. Toplumsal farklılaşma, nüfus artışının getirdiği sonuçlara barışçıl bir çözümdür. Bu yolla aynı işlerdeki yarışma ortadan kalkar; bireyler başka başka meslekler edinerek farklı görevleri yerine getirirler. Böylece her birey ayrı ayrı çalışarak diğer bireylerin hayatına katkıda bulunur.”
    Bu paragraf, aşağıdakilerden hangisine ilişkin bir açıklamayı içermektedir?

    A) Organik dayanışmanın ortaya çıkışına
    B) Mekanik dayanışma ile toplumsal bilinç arasındaki ilişkiye
    C) Kolektif mülkiyetin bireysel mülkiyete dönüşmesine
    D) Toplumsal bilinç ile bireysel bilinç arasındaki farka
    E) Toplumun sürekliliği ile toplumsal bilinç arasındaki ilişkiye
    (1983/ÖYS)

    Çözüm :
    Durkheim’e göre insanlar, oluşturdukları gruplarda kişi sayısına göre yaşam biçimi geliştirmektedir. Bunun sebebi ise, bir arada yaşayan insan sayısı arttıkça, kaynak kullanımı sorunun ortaya çıkmasıdır. Bu ise, paylaşım ve değişim ilişkilerini karmaşıklaştırmaktadır. Bu nedenle bizler, aile içerisindeki ilişkinin benzerini toplumun kendisinde görememekteyiz. Toplumlar da kendilerini oluşturan kişi sayısına göre yaşam biçimi geliştirmişlerdir. Örneğin: Kişi sayısı az iken daha samimi ve sözlü kurallara dayalı dayanışmanın olduğu mekanik ilişkileri; kişi sayısının arttığı durumlarda ise, yüzeysel ve yazılı kurallarla belirlenmiş işbölümünün olduğu organik ilişkiler bulunmaktadır.
    Paragrafta insanların kendi işlerini yaptıkları, uzmanlaşmış bir toplum yaşamı anlatılmaktadır. Buna göre “işbölümü” anlayışı gelişmiştir. Çünkü üretimde herkesin kendince yapabildiği bir iş vardır ve ortak çalışma bir ürünü ortaya çıkarmaktadır. Böylece aslında “organik toplumun ortaya çıkışının” anlatıldığını görmekteyiz.
    Bu nedenle yanıt: A’ dır.

    B. İlişkinin Süresine Göre:
    a. Tesadüfi ilişkiler : Belli bir ihtiyacı gidermek için karşı karşıya gelmiş insanların kısa süreli sosyal ilişkileridir. Örneğin:Taksi şoförü ve yolcusu arasındaki ilişki.

    b. Periyodik ilişkiler : Önceden planlanmış bir program dahilinde belirli zamanlarda gerçekleşen seyrek, fakat düzenli ilişkilerdir. Örneğin: Haftanın belirli günlerinde ders için bir araya gelen öğretmen ve öğrencilerinin ilişkisi.

    c. Sürekli ilişkiler :
    İnsanların birbirleriyle gerçekleştirdikleri çok uzun süreli olarak devam eden ilişkilerdir. Örneğin: Aile içinde ve yakın arkadaşlarla kurulan ilişkiler.

    4- Toplumsal İlişki ile İlgili Temel Kavramlar

    a. Toplumsal Statü ve Roller

    Statü :
    Bir toplum içinde yaşayan bireyin, o toplumdaki yerini, konumunu ve mevkisini belirleyen özelliklerine toplumsal “statü” denir. Statüler ikiye ayrılırlar:

    a. Verilmiş Statüler : Bireyin kazanmak için herhangi bir çaba sarf etmediği, doğuştan kendisinde varolan statülerdir. Örneğin: cinsiyet, ırk, zengin ya da yoksul bir ailenin çocuğu olmak gibi.

    b. Kazanılmış Statüler : Bireyin doğuştan sahip olmadığı, kendi çaba ve gayretiyle sonradan elde ettiği statülerdir. Örneğin: öğretmen, öğrenci, zengin ya da yoksul olmak gibi.

    Statülerin Özellikleri:
    • Bazı statüler doğuştan vardır, bazıları ise sonradan kazanılır.
    • Aynı anda birden çok statüye sahip olunabilir.
    • Bireylerin sahip oldukları statülerin sayısı zamanla artar.
    • Her statü kendisine özgü bazı kurallara bağlıdır.
    • Statüler arasında karşılıklı ilişki vardır.
    • Statüler toplumdan topluma değişebilir.
    • Statülerin kaynağı toplumdur.

    Anahtar (Kilit) Statü :
    Bireyin sahip olduğu statüler arasında bulunduğu toplumda en etkin olanına “anahtar” statü denir. Anahtar statü, bireyin toplumdaki temel görevlerini ve kimliğini belirler. Örneğin: çalışan bir bayan için “annelik” anahtar statü olabilir.

    Toplumsal Rol :
    Her statünün kendisine özgü olarak bireye yüklediği bazı görevler vardır. Toplum bireyin bu görevleri yerine getirmesini beklemektedir. Bireyin statüsüne uygun davranışlarına “rol” denir. Roller, “ideal rol” ve “gerçek rol” olarak ikiye ayrılır. Bir statüden toplumun beklentilerine (olması istediklerine) “ideal rol”, o statüdeki kişinin gerçekleştirebildiklerine de (statüsüne uygun olarak elinden gelenlere) “gerçek rol” denir.

    Rollerin Özellikleri:

    • Roller, statünün değişken ve hareketli yönüdür.
    • Her statünün rolü ait olunan toplum tarafından belirlenir.
    • Roller statüye sahip bireyin tutum ve davranışları üzerinde etkilidir.
    • Toplumsal yapılara göre farklılaşabilir.
    • Bireyin statüsüne uygun biçimde yaptığı gerçek rol, toplumun beklentilerine uygunsa beğenilir, uygun değilse kınanır.
    • Bir statünün rolü zamanla değişebilir.

    Rol Çatışması ve Rol Pekişmesi :
    Birey bir toplumda aynı anda birçok statüye sahiptir ve aynı anda bu statülerin gerektirdiği rolleri yerine getirmek zorundadır. Bireyin rollerinden bir tanesinin, başka bir rolün gerektiği gibi davranmasını güçleştirmesine “rol çatışması” denir. Örneğin: bir okul müdürünün evinde de çocuklarıyla resmi bir ilişki kurarak “baba” rolünün gereklerini yerine getirememesi.
    Bir rolün, bireyin diğer rolünü yerine getirmesini kolaylaştırmasına da “rol pekiştirmesi” denir. Örneğin: anaokulu öğretmeni olan bir annenin, çocuklarını eğitirken bu bilgisini kullanması.

    Toplumsal Prestij :
    Toplumsal prestij (saygınlık), bireyin sahip olduğu statülerle ilgilidir. Birey, statüsünün kendisine yüklemiş olduğu rolü ne kadar başarılı uygularsa, yani gerçek rolü, ideal rolü ile ne kadar örtüşürse toplumun önünde o kadar beğeni kazanır. Bireyin zeka, ahlâk, yetenek ve yaratıcılık yönü saygınlığın kazanılmasında etkilidir. Saygınlık, birey tarafından kazanılıp kaybedilebilir.

    b. Toplumsal Kontrol Mekanizması

     Bir toplumda düzenin bozulmaması ve top-lumsal birlik ve beraberliğin sağlanması için insanlar üzerinde etkili denetim görevi yapmaya “toplumsal kontrol” denir. Toplumsal kontrolün amacı gerek insanlar gerekse kurumlar arası denetimi düzenleyerek toplumun düzenini devam ettirmektir. Toplumsal kontrolün olmadığı yerde toplumun devamından söz edilemez.

    Toplumsal Kontrolü Sağlayan Faktörler:

    I. Yazılı (Resmi) Normlar:
    Hukuk Kuralları: Toplum içerisindeki bireylerin birbirleriyle ve devletle olan ilişkisinde haklarını ve yükümlülüklerini düzenleyen ve devlet gücüyle desteklenen sosyal kurallar bütünüdür. Hukuk kuralları yazılı ve devletin güvencesi altındadır. Kurallara uymayanlar devlet tarafından cezalandırılır. Bu kurallar genel olarak insanların hepsini kapsayacağı gibi, etnik bir topluma da özgü olabilir. Etnik bir toplumda hukuk kurallarının etkin olması için uygulanacak kuralların, toplumun inancıyla ve töreleriyle aynı paralellikte olması gerekir. Aksi takdirde hukuk kuralları toplumda uygulanma zemini bulamaz.

    II. Yazısız (Resmi olmayan) Normlar:
    a. Töreler: Uyulması zorunlu davranışlardır. Yazısız kuralların en etkili olanıdır. Birçoğu yasalarla desteklenmiştir. Cepheden kaçmamak, namusu korumak…

    b. Adetler: Toplumdaki yaygınlaşmış alışkan-lıklardır. Uyulması ve yapılması toplumca gerekli görülen davranışlardır. Düğünler, bayram ziyaretleri…

    c. Gelenekler: Bir kuşaktan diğerine aktarılan köklü ve eski alışkanlıklardır. Türk misafirperverliği, belirli yörelere göre değişen kız isteme biçimleri…

    d. Görgü Kuralları: Bireylerin birbirlerinden görerek yaptıkları davranışlardır. Yaptırım gücü en az olandır.

    Toplumsal Kontrolün Özellikleri:
    • Toplumsal yaşama göre ortaya çıkar.
    • Toplumsal bütünleşmeyi ve ulusal birliği sağlar.
    • Toplumda düzeni ve devamlılığı sağlar.
    • Toplumdan topluma ve bir toplumda zaman içerisinde değişirler.
    • Bireylerin toplumsallaşmasına katkı sağlar.

    ÖRNEK :
    Batı ülkelerinde, ikram edilen bir yiyeceği alması için misafire ısrar edilmez. Bu ülkelerde, karnı aç olduğu halde misafirlikte ikram edilen yiyeceği almayıp ısrar bekleyen ve bu nedenle aç kalan Türkler olmuştur. Oysa Türkiye’ye gelen yabancılar kendilerine ikram edilen yiyecekleri, eğer istiyorlarsa, ısrar beklemeden alırlar. Bu durum Türkler tarafından genellikle yadırganır ve böyle davrananlar görgü kurallarını bilmeyen kişiler olarak değerlendirilir.
    Bu parçada, toplumsal değerlerin hangi özelliği üzerinde durulmuştur?

    A) Yaptırım gücüne sahip olma
    B) İnsan gereksinimlerine cevap verme
    C) Toplumdan topluma değişme
    D) Zaman içinde değişme
    E) Bireylere belli sorumluluklar yükleme
    (1993/ÖSS)

    Çözüm :
    Anlatılan örnekte asıl vurgulanan iki kültürel özelliğin birbirleri arasındaki farkın vurgulanmasıdır. Özellikle batı ülkelerinde olan anlayış ile ülkemizde uygulanan anlayış farkı ortaya konmuştur. Böylece anlatılmak istenen asıl konu toplumsal değerlerin “toplumdan topluma değişebileceğidir”.
    Bu nedenle doğru yanıt: C’ dir.

    c. Toplumsallaşma (Sosyalleşme)
    Bir toplum içinde yaşayan bireyin o toplumun tüm davranış, değer ve düşünme biçimlerini öğrenmesi, benimsemesi ve yapmasıdır. Birey, top-lumsal yaşama katılmak için sahip olması gereken beceri, değer ve davranış kalıplarını toplumsallaşma sayesinde öğrenir. Toplumsallaşma doğumla başlar ve ölünceye kadar devam eder. Toplumsallaşmada en etkili kurum “aile”dir. Daha sonra bunu akraba, arkadaş çevresi ve okul takip eder.

    d. Toplumsal Sapma
    Bireyin içinde bulunduğu toplumun davranış, değer ve düşünme biçimlerini öğrenemediği ya da onlarla uyum içinde bulunmadığı, yani “toplumsallaşamadığı” durumlarda gösterdiği davranışlara “toplumsal sapma” denir. Örneğin: çöplerini sokağa döken, görevini yapmayan kişilerin davranışları.

    ÖRNEK :
    Bir toplumda;
    – Trafik polisi yoksa kırmızı ışıkta geçilmesi
    – Piknik yapılan yerlerde, çöplerin çöp kutusuna atılmayarak açıkta bırakılması
    – Toplu taşıma araçlarında gençlerin, yaşlılara yer vermemesi
    gibi davranışların yaygın olması aşağıdakilerden hangisinin en güçlü göstergesidir?

    A) Bazı toplumsal kuralların gereği gibi benimsenmemiş olduğunun
    B) Teknolojik ilerleme karşısında yasaların yetersiz kaldığının
    C) Endüstri toplumlarında, duygu ve düşünce alışverişinde azalma olduğunun
    D) Nüfusun hızla artmakta olduğunun
    E) Kültürler arası etkileşimin ulusal değerleri değiştirdiğinin
    (1992/ÖSS)

    Çözüm :
    Verilen örneklerde insanların toplum içerisinde konulmuş olan bazı kurallara uymadığı görülmektedir. Ancak bunun nedeni konusunda bize kesin bir bilgi verilmemiştir. Bu nedenle kurala uymama davranışının “teknolojik ilerleme karşısındaki yasaların yetersizliği” olarak düşünmemizi sağlayacak bir bilgi de bulunmamaktadır. Aynı şekilde karşımızdaki toplumun “endüstri toplumu” ya da “nüfusu hızla artmakta olan bir toplum olduğunu” da söyleyememekteyiz. Ayrıca bu toplumun bir başka toplumla “kültürel etkileşime girmesinden dolayı ulusal değerlerini yitirdiğini” de paragrafta bulamıyoruz.
    Ancak elimizdeki bilgilerden bu toplumdaki insanların “bazı toplumsal kuralların gereği gibi benimsenmediklerini” anlayabilmekteyiz.
    Bu nedenle doğru yanıt: A’ dır.


    Etiketler:

    Sosyolojinin Diğer Bilimlerle İlişkisi

    İnsan topluluklarıyla ilgilenen sosyoloji, birçok bilim dalı ile beraber çalışma yürütmektedir. Beraber çalıştığı bilim dallarıyla ilişkisi şöyledir:

    1) Sosyoloji – Tarih: Geçmişte yaşamış insan toplulukları hakkında bilgi edinir.

    2) SosyolojiPsikoloji: Toplumun bireye, bireyin de topluma etkilerini inceler. Bu alandan “Sosyal Psikoloji” ortaya çıkar.

    3) SosyolojiAntropoloji: Toplumların gelişimini ve kültürel özelliklerini inceler.

    4) Sosyoloji – Hukuk: Hukuk kurallarının toplumsal işlevlerini ve kuralların topluma uygunluğunu inceler

    5) Sosyoloji – Ekonomi: Ekonomik olaylar ve toplumsal olaylar arasındaki etkileşimi inceler.

    6) Sosyoloji – Siyaset Bilimi: Toplumların yönetim biçimlerini inceler.

    7) Sosyoloji – Coğrafya: Toplumun yaşadığı bölgenin coğrafi özelliklerinin toplumun yaşayışına etkilerini inceler.

    ÖRNEK :
    Anadolu kadını;
    – Evlilik çağına gelmişse “gül oyası”,
    – Nişanlı ya da evliyse “karanfil oyası”,
    – Sevdiğinden ayrı, üzüntülü ya da yalnızsa “nergis oyası” ,
    – Kocasından hoşnut değilse “biber oyası” takar.
    Görüldüğü gibi, Anadolu kadını “oya”yı yalnızca süslenmek amacıyla kullanmamaktadır.
    Oya’nın bu parçada sözü edilen toplumsal işlevi aşağıdakilerden hangisidir?

    A) Duygu, düşünce ve sorunların dile getirilmesine yardımcı olma
    B) Toplumsal olayları denetim altında tutma
    C) Deneyimleri sonraki kuşaklara aktarma
    D) Toplumdaki dayanışmayı yaygınlaştırma
    E) Bireylerin gelenek ve göreneklere bağlılığını sağlama
    (1993/ÖSS)

    Çözüm :
    Toplum, aynı zamanda toplumsal ilişkiler bütünüdür. Bu yönüyle toplum denildiği zaman, gelenek, görenek, sanat, teknoloji… girmektedir. Paragrafta Anadolu kadının takmış olduğu bir eşyanın kullanım amacı, insan ilişkileri çerçevesinde açıklanmıştır. Kadın, istek, duygu ve şikayetlerini kullandığı eşyanın desenleriyle anlatmaya çalışmaktadır. Bunun dışında duygusunu dahi açık biçimde ortaya koyamayan kadının “toplumsal olayları denetim altına almaya” ya da “dayanışmayı yaygınlaştırmaya” çalıştığını söyleyemeyiz. Ayrıca burada oya, bir eğitim aracı da değildir. Bu nedenle “deneyimleri sonraki kuşaklara aktarma amacı olarak” da görülemez. Kadın, duygusunu ifade ederken “gelenek ve göreneklerine bağlı” kalmışsa da paragrafın temel vurgusu duygunun dile getirilmesidir.
    Bu sebeplerden yanıt: A’ dır.


    Sosyolojide Yöntem ve Araştırma Teknikleri

    Sosyoloji, toplumsal olayları bilimsel bir disiplinle inceler. Tarafsız, düzenli ve en doğru bilgiye ulaşmak için çeşitli yöntemler kullanır. Yöntem, doğru bilgi elde etme sürecinde sosyolojinin kullandığı kurallar ve araçlar bütünüdür.

    1- Sosyolojik Yöntemler
    a. Toplumsal olay ve olguları araştırır ve belirler.
    Olay: Bir toplumda gelişen tek tek durumlardır. Tekildir ve somut olarak yaşanmıştır. Örneğin: 1789 Fransız İhtilali, Kurtuluş Savaşı, I. Dünya Savaşı, Ali’nin doğumu, Ayşe’nin okula gitmesi…

    Olgu: Olaylardan yola çıkılarak ulaşılan genellemelerdir. Tümel ve soyutturlar. Örneğin: İhtilal, savaş, doğum, eğitim

    b. Olaylar arasında neden-sonuç bağı kurar.
    c. Ulaştığı bilgilerden toplumların tümü için geçerli genellemelere ulaşmaya çalışır.

    Bunu yapmak için sosyoloji üç ayrı yöntem kullanır:
    Tümevarım: Tek tek olayların bilgisinden genel bir bilgiye ulaşma.
    – Tümdengelim: Genel bilgiden hareketle yaşanmış olan tek tek olayları anlamlandırma.
    – Birleştirici Yöntem: Herhangi bir olayı genel olarak toplumdan soyutlamadan, aksine toplumla iç içe değerlendirerek tanımlama.

    ÖRNEK :
    “M.Ö. V yüzyıl Atina’sı hakkında pek çok bilgi kaynağı vardır. Ancak bunların çok büyük bir kısmı o dönemde yaşamış olan “Atinalı yurttaşlar” tarafından yazılmıştır. Bu yüzden dönemin Atina’sının bir Persliye, bir köleye ya da yerleşmiş bir Korintli’ye nasıl göründüğü hakkındaki bilgilerimiz pek azdır. Tarihsel belgelerin yazarları, olayları kendi görüş ve duyguları doğrultusunda değiştirmiş olabileceklerinden o dönem Atina’sının gerçek durumu yazılanlardan ve anlatılanlardan farklı olabilir.
    Bu parçada sözü edilen duruma düşmemek için, günümüz olaylarını inceleyen bir tarihçi nasıl bir yol izlemelidir?

    A) Belgelerdeki eksiklikleri yorum yaparak tamamlamalıdır.
    B) Yalnız yabancı gözlemcilere dayanan belgelerden yararlanmalıdır.
    C) İlk elden yazılmış belgelerden yararlanmalıdır.
    D) Değişik kaynaklara dayalı belgelerden yararlanmalıdır.
    E) Yalnız resmi kaynakları kullanmalıdır.
    (1983/ÖSS)

    Çözüm :
    Paragrafta anlatılana göre Antik Yunan dönemiyle ilgili olarak elde edilen bilgiler bize geçek olayları göstermekten uzaktır. Bunun nedeni bu dönemdeki belgeleri “Atinalı yurttaşların” hazırlamış olmalarıdır. Bu yüzden elimizdeki bilgilerin öznel olacağı vurgulanmış, bize bir bu dönemdeki bilgilere güven duymamamız önerilmiştir. Ancak soruda “günümüz olaylarını” inceleyen bir tarihçinin ne yapması gerektiği sorulmuştur.
    Dikkat edilmesi gereken nokta, sorunun doğru anlaşılmasıdır. Eğer, soruyu “tarihçinin Antik Yunan’daki, bu olumsuz durumu düzeltmek için yapması gereken nedir?” şeklinde anlayacak olursak “A” seçeneği bizi yanıltabilecektir. Çünkü bu dönemde başka kaynak olmadığı için yorum yapmaktan başka çare kalmamaktadır.
    Oysa “günümüz” olaylarının incelenmesi sırasında değişik kaynaklar da bulunmaktadır. Bu sebepten, “ilk elden bilgilere ulaşmak” önemli olsa da yeterli değildir. Tıpkı ne “sadece resmi kaynakların” ne de “sadece yabancı kaynakların” yeterli olmaması gibi. Tarihçi elindeki kaynak bolluğunu iyi kullanmalı ve “değişik kaynaklardan yararlanmalıdır.”
    Yanıt: D’dir.


    Sosyolojik Araştırmalarda Veri Toplama Teknikleri

    Sosyolojik Araştırmalarda Veri Toplama Teknikleri

    a. Gözlem
    İnsanlar arasındaki sosyal ilişki ve olguları yerinde izlemek ve incelemektir. İki türlü gözlem vardır:

    Doğal Gözlem: Araştırılan konunun kendi doğal ortamında ve araştırmacının müdahalesi olmaksızın incelenmesidir.
    Uyarı: Doğal gözlemde, araştırmacının toplumsal olayların karmaşıklığından dolayı tam ve net bilgi elde etmesi mümkün olmayabilir.

    Katılımlı Gözlem: Araştırmacının araştırdığı gruba dahil olarak olayları daha yakından izlemesidir.
    Uyarı: Katılımlı gözlemde araştırmacının doğrudan grubun içerisinde olması objektifliğini bozabilmektedir. Bu durumda nesnel bir değerlendirme mümkün olmayabilir.

    b. Anket
    Belirli bir konuda kişilerin ve toplumların eğilimlerini ve düşüncelerini öğrenmek için, uzmanlarca hazırlanmış soruların kişiler tarafından verilmiş yanıtlarının yorumlanmasıdır. Bilgisine ulaşılmak istenen toplumdaki kişi sayısının fazla olması, ekonomik ve zamansal sorunlar doğuracağından anketler, toplumun genelini yansıtacağı düşünülen belli bir “örneklem” grubu üzerinde yapılır.

    c. Monografi
    Özel bir toplumsal olayı incelemek için aynı türden gruplar üzerinde yapılan yoğunlaştırılmış ve derinlemesine incelemelerdir. Örneğin: Aile, köy ve mahalle monografileri gibi.

    d. İstatistik
    Diğer tekniklerle elde edilen sayısal verilerin daha kolay yorumlanmasını sağlamak için bilgilerin tablolarda gösterilmesidir.

    e. Sosyometri
    Bir gruptaki kişilerin aralarındaki tüm ilişkilerini çözümlemeye çalışan ve bu amaçla uzaklık-yakınlık, grup-alt grup ilişkisini ölçen bir çalışma biçimidir.

    ÖRNEK :
    “Toplumsal ilerleme” kavramı, ilerleme sözcüğünden dolayı, “daha iyiye gidiş” anlamını içermektedir. Bu yüzden toplumsal değişme, “toplumsal ilerleme” olarak adlandırılmamalıdır.
    Bu yargı, Durkheim’in sosyolojik araştırmalarla ilgili hangi ilkesine uygun düşmektedir?

    A) Toplumsal bir olayın nedeni, yine bir toplumsal olayda aranmalıdır.
    B) Bir toplumsal olayın normal olup olmadığını anlamak için genel olup olmadığına bakılmalıdır.
    C) Toplumsal olaylar incelenirken bu olayların değişmeyen yönleri üzerinde durulmalıdır.
    D) Her türlü toplumsal olayın kökeni demografik olaylarda aranmalıdır.
    E) Toplumsal olaylar değer yargılarından sıyrılarak incelenmelidir.
    (1992/ÖYS)

    Çözüm :
    Bilimsel araştırmalarda temel amaç, konu edilen varlığın elde edilen bilgisini olduğu gibi vermektir. Bu açıdan bilimi mahkemeye delil sunan dedektiflere benzetebiliriz. Bilim bilgiyi sunarken, bu bilginin nasıl yorumlanacağı konusuna karışmaz. Çünkü, bilim adamının bilgiyi yorumladığı durumlarda, bir süre sonra “bilgi elde etme” amacından uzaklaştığı gözlenmiştir. Bu nedenle yoruma dayalı ifadeler bilime ters düşmektedir
    “Daha iyiye gidiş” ifadesi, içerisinde “iyi-kötü” yorumunu barındırmaktadır. seçeneklerde, bilim adamının nesnel tavrı ile ilgili kural, “değer yargılarından sıyrılarak inceleme” ifadesiyle “D” seçeneğinde görülmektedir. Diğer seçeneklerde zaten sosyolojinin kuralı durumundaki bilgiler verilse de “nesnellik” özelliğine dair bilgi bulunmamaktadır.
    Bu nedenle yanıt: E’ dir.

    ÖRNEK :

    Kentteki insan davranışları üzerinde araştırma yapan bir sosyoloğun, tüm bireylere ulaşıp onlarla konuşması mümkün değildir. Bu nedenle, araştırma kapsamına giren bireylerin tümü üzerinde değil, bunlardan belli bir yöntemle seçilen bir kısmı üzerinde inceleme yapılır.
    Bu parçada, araştırma ile ilgili olarak aşağıdakilerden hangisinin gerekliliği üzerinde durulmaktadır?

    A) Genellemelere varma
    B) Verileri analiz etme
    C) Varsayım (hipotez) oluşturma
    D) Örneklem alma
    E) Problemi tanımlama
    (1994/ÖYS)

    Çözüm :
    Toplumla ilgilenen sosyolojinin önündeki en ciddi engel, maliyet ve zaman sorunlarından dolayı toplumdaki tüm bireylerle görüşme yapamamasıdır. Bu sorunu aşabilmek için sosyoloji anket tekniği içerisinde bir kolaylık geliştirmiştir. Buna göre toplumsal yapının benzeri özelliklerini taşıyan insanlardan yine toplumda bu özelliklere rastlanan oranlarda kişi sayısıyla örnek bir grup oluşturulur. Böylelikle, oluşan grup toplumun bir minyatürü şeklinde olacaktır. Sosyolojik araştırmalar bu “Örneklem” grubu üzerinde yapılarak tüm toplum için geçerli olacak sonuçlar projeksiyon tekniğiyle elde edilir.
    “A” seçeneği projeksiyon tekniğindeki genellemeleri ifade etmektedir. Oysa, paragrafın vurgusu öncelikle “Örneklem grubuna” dairdir.
    Bu nedenle yanıt: D’ dir.

    ÖRNEK :
    Atatürk, Anadolu insanının bağımsızlığına ve özgürlüğüne düşkün olduğunu, vatan sevgisini her şeyin üstünde tuttuğunu ve ülke yönetiminde karar verici güç olması gerektiğini her fırsatta vurgulayarak ve onlara sorumluluk vererek, onların Kurtuluş Savaşına katılmalarını sağlamıştır.
    Buna göre Atatürk, Anadolu insanının savaşa katılmasını aşağıdakilerden hangisini gerçekleştirerek sağlamıştır?

    A) Toplumun sorunlarını kendi sorunları gibi ele alarak
    B) Bireylerin davranış, tutum ve değerlerini etkileyerek
    C) Toplumdaki ortak sorunlara çözüm arayarak
    D) Engin bilgi ve deneyimlerini bireylere aktararak
    E) Toplumdaki tepkileri dikkatle izleyerek
    (1995/ÖYS)

    Çözüm :
    Toplum içerisinde karşılaştığımız tüm ilişki biçimleri ve yapılar, insanların arasında gelişen yaklaşma ve uzaklaşmaların sonucudur. Bundan dolayı Atatürk, bunun bilincinde olarak, Anadolu halkının Kurtuluş Savaşına katılımını, halkın değer yargılarına müdahale ederek sağlamıştır.
    Bu dönemde halk, tıpkı şuurunu yitirmiş bir hasta insan gibi tepki verme yetisini gösteremez durumdadır. Anadolu’nun çeşitli yerlerinde direnişler gösterilse de ortak bir hareket için, ortak bir bilinç gereklidir. Toplumun bir arada olmasının en önemli sebebi ortak değer yargısıdır. Atatürk de bu amaçla öncelikle halk içerisinde ortak değer yargısını yaratmayı amaçlamıştır.
    Bu nedenle yanıt: B’ dir.


    Sosyolojinin Alanı

    1. Sosyolojinin Konusu ve Tanımı
    İnsan, yaşamının her döneminde diğer insanlara ihtiyaç duyan bir canlı olduğu için toplum yaşamı, insanlık tarihi kadar geçmişe dayanmaktadır. Düşünce tarihi boyunca bir çok filozof, toplum yaşamını ele almışsa da toplumsallığı bugünkü biçimiyle ele alan ilk kişi İbn-i Haldun’dur. İbn-i Haldun, özellikle “Mukaddime” adlı kitabında toplumları Göçebe (Bedevi) Toplum ve Yerleşik (Hadari) Toplum olarak ikiye ayırmıştır. Ancak Sosyolojinin felsefeden bağımsızlaşarak kendi başına bir alan olması Fransız İhtilali ve Sanayi Devrimi’nin sonuçları üzerine 19. yy.’ın başlarına rastlar.
    Fransız Saint Simon, sosyolojiden 19. yy.’daki olayları açıklamak için yararlanmış; yine bir Fransız, Auguste Comte ise 1839 yılında yazdığı kitapta ilk defa “Sosyoloji” terimini kullanmıştır. Sosyoloji, “society” (toplum/topluluk) ve “logy” (loji/bilim) kelimelerinin birleşiminden “toplumbilimi” olarak üretilmiştir. Ama yine de sosyolojinin tanınması İngiliz Herbert Spencer tarafından sağlanmıştır. Bu yönüyle sosyoloji “en genç bilim dalı” ünvanına sahiptir.
    Batı’da 19. yy.’da büyük bir kargaşa ortaya çıkmıştır. Özellikle, büyüyen kentlerde yaşayan işçilerle aristokrat kesim arasında ciddi uçurumlar oluşmaya başlamış, bu ise toplum içerisinde önemli bir hareketlilik ve değişim yaşanmasına neden olmuştur.
    Sosyoloji ilk olarak bu dönemde, “toplumsal değişimi ve bu değişimin nedenlerini” açıklamaya çalışmıştır. Ancak sonraki dönemlerde, insanlar arasındaki tüm ilişki biçimlerini araştıran, bu ilişkilerin arkasında yatan nedenlerle birlikte sonrasında ortaya çıkan sonuçları konusu içerisine alan bir bilim dalı haline gelmiştir. Sosyolojinin amacı, toplumsal ilişkileri açıklayarak genel bir toplum kuramına ulaşmaktır.

    Sosyolojinin Özellikleri:
    • Toplum içerisinde olanı inceler; olması gerekenle ilgilenmez. Bu nedenle, kural koyan (normatif) bir alan değildir.
    • Olayları neden-sonuç bağıyla birlikte inceler.
    • Toplumu bireylere göre değil, bir bütün olarak değerlendirir.
    • Kendine özgü araştırma yöntemleri vardır. Deney yapmaz.

    ÖRNEK :
    Boşanmaya yol açan belirli nedenlerin sosyolojinin ilgi alanına girebilmesi için, sadece birkaç çiftin bu nedenlerle boşanmış olması yeterli değildir. Bu nedenlerin başka birçok çifti de boşanmaya yöneltmiş olması gerekir.
    Bu durum dikkate alındığında, bir olgunun sosyolojinin ilgi alanı içinde yer alması aşağıdakilerden hangisine bağlıdır?

    A) İnsan ilişkilerini olumsuz yönde etkilemesine
    B) Toplumun gelişmesinde rol oynamasına
    C) Toplumun genelinde gözlenmesine
    D) Birey için önemli bir sorun olmasına
    E) Belirli normlara dayanmasına
    ( 1996/ÖSS)

    Çözüm :

    Sosyoloji insanların oluşturduğu toplumun içerisindeki ilişkileri konu edinmektedir. Bu nedenle herhangi bir konunun sosyolojinin ilgi alanına girebilmesi için, insanlar arasında görülmesinin dışında toplum içerisinde de gözlenmesi gerekmektedir.
    Paragrafta boşanma olayından bahsederken, bunun “olumlu ya da olumsuz yönlerine” değinilmemiştir. Bu nedenle “A” ve “D” seçenekleri geçerliliklerini yitirmektedirler. Bununla beraber “toplumun gelişimine ya da gerilemesine” yönelik bir etkisi de anlatılmamaktadır. Böylelikle “B” seçeneğini de eleyebiliriz. Ayrıca “E” seçeneğinde denildiği gibi “boşanma”, genelde, hukuk kurallarına dayanıyor olsa da paragrafta kurallarla (normlarla) ilgili bir bilgi verilmemiştir. Ancak, “birkaç çiftin” değil, ”birçok çiftin” boşanmış olması durumunda sosyolojiye bir çalışma alanı doğacağı belirtilmektedir. Bu nedenle denilebilir ki, sosyoloji, toplumun genelinde görülen olguları konu edinir.
    Bundan dolayı yanıt: C’ dir.

    ÖRNEK :
    “Olanı, var olanı söylemek gerekir, olması gerekeni değil.”
    “Geleneklerin doğru ya da yanlış olduğunu söylemiyorum, onları yalnızca açıklıyorum.”
    Bu iki cümlesiyle Montesquieu, aşağıdakilerden hangisini söylemek istemiş olabilir?

    A) Toplumsal olaylar, değer yargılarından kaçınarak incelenmelidir.
    B) Düşünürün görevi toplumu yargılamak değil, sorunlara çözüm getirmektir.
    C) Toplumsal konularda, bir önerinin gerçekleştirilmesi eskisinden daha kötü sonuçlar verebilir.
    D) Bir toplumsal olayın aksayan yanını düzeltebilmek için önce o toplumsal olayı açıklamak gerekir.
    E) Toplumsal olaylar, akla göre yorumlanmalıdır.
    (1982/ÖSS)

    Çözüm :
    Montesquieu, dile getirmiş olduğu sözleriyle aslında sadece sosyolojinin değil, tüm bilim dallarının genel bir kuralını dile getirmektedir. Bilimler sahip oldukları bilgilerin doğruluklarını test ederken aynı zamanda ulaşılan bilginin bir başkasına kabul ettirme yolunu da araştırır. Bu nedenle bilimler, bilgiye ulaştıkları yöntemlerin kesinlikle nesnel olmasına dikkat ederler. Nesnel bilginin ilk şartı somut verilerdir. Bu açıdan idealler, rüyalar ve hayaller bu tür bilgi olarak değerlendirilmez. “Var olan” somut bir gerçekliğe sahipken, “olması gereken” ancak soyuttur.
    Bir soruna “çözüm getirmek” mutlaka zihinde doğru ve soyut bir kalıbın olması anlamına gelir. Bu nedenle “A”, “D” ve “E” seçeneklerinde bir ideale bağlı kalındığından bilimsel nesnelliğe ulaşılamaz. “C” seçeneğinde ise, “önerinin gerçekleştirilmesi” şartına bağlı bir değerlendirme yapılmıştır. Oysa bilim, yorumsal bir önerinin varlığına karşıdır. Bilimsel çalışmada sadece gerçeğin bilgisine ulaşmak istediğimiz için “değer yargılarından uzaklaşmamız” gerekir.
    Bundan dolayı cevap A’ dır.

    2. Sosyoloji ile İlgili Temel Kavramlar
    Toplum : Belli bir fiziksel yeri ve coğrafyası bulunan, ortak bir kültüre ve devamlılığa sahip, üyeleri arasında işbirliği olan ve kendi kendini devam ettiren insan topluluklarına denir. Toplum, farklı sosyologlar tarafından çeşitli özelliklerine göre sınıflandırılmıştır:

    İlk olarak İbn-i Haldun, toplumu insanları birbirine bağlayan duygu temelinde ikiye ayırır:
    – Göçebe (Bedevi) Toplum: Kan bağıyla bir araya gelmişlerdir ve göçebedirler.

    – Yerleşik (Hadari) Toplum: Belli amaçlarla bir araya gelmişlerdir ve yerleşik bir yaşam sürerler.

    Emile Durkheim ise toplumu insanlar arasındaki ilişkiye göre ikiye ayırır:
    – Mekanik (Basit) Toplum: İnsanlar arasında yüz yüze ve samimi ilişkilerin olduğu, homojen (uzmanlaşmanın olmadığı) toplumlardır.
    – Organik (Karmaşık) Toplum: İnsanlar arasında resmi ilişkilerin ve işbölümünün olduğu, geniş nüfustan dolayı insanlar arasındaki kontrolün toplumsal baskı ile sağlandığı toplumlardır.

    F. Tönnies, Durkheim’in toplum sınıflandırmasından yararlanarak ikili bir ayrım yapar:
    – Cemaat: Mekanik toplum gibi basit, ırk ve etnik yönden farklılaşmamış bireylerin kurduğu toplumlardır

    – Cemiyet: Organik toplum gibi karmaşık, etnik yönden farklılaşmış bireylerin kurduğu toplumdur.

    Auguste Comte ise toplumun gelişimine göre her toplumun üç ayrı aşamadan geçeceğini/geçtiğini söyler:
    – Teolojik Aşamadaki Toplum: Askeri ve monarşik bir yapı vardır. Askerler ve din adamları egemendir.

    – Metafizik Aşamadaki Toplum: Her olay dine göre yorumlanır. Dini kurallar toplumun işleyişini belirler. Batıl inançlar (fallar, büyüler…) söz konusudur.

    – Pozitif Aşamadaki Toplum: Tüm doğa ve toplum olayları sadece somut verilerle açıklanmaya çalışılır. Bilimsel düşünce egemendir. Sosyal karışıklıkların sona ereceği aşamadır.

    3. Sosyolojinin Alt Dalları

     Zaman içerisinde Sosyoloji incelediği konulara göre çeşitli alt dallara ayrılmıştır. Bunlar:
    Genel Sosyoloji, Ekonomik Sosyoloji, Sanayi Sosyolojisi, Hukuk Sosyolojisi, Kent Sosyolojisi, Köy (Kır) Sosyolojisi, Din Sosyolojisi, Siyaset Sosyolojisi, Bilgi Sosyolojisi, Aile Sosyolojisi, Eğitim Sosyolojisi’dir.

    Bununla birlikte E. Durkheim, sosyolojiyi toplumla ilgili olarak incelediği alana göre şu üç bölüme ayırır:

    a. Genel Sosyoloji: Temel olarak sosyolojinin konu alanını, kullanacağı yöntemleri ve diğer bilim dalları ile ilişkisini inceler.

    b. Sosyal Morfoloji: Toplumun maddi yapısıyla ilgilenir ve iki ana bölüme ayrılır:
    Sosyal Coğrafya: Yaşanılan bölgedeki coğrafi koşulların toplum yaşamı üzerindeki etkisini inceler.
    Sosyal Demografya: Toplumun nüfusunu, nüfusun yapısını ve özelliklerinin toplum üzerindeki etkisini inceler.

    c.Sosyal Fizyoloji: Toplumu oluşturan temel öğeler olan aile, din, ekonomi… gibi kurumların değişimi ve gelişimini inceler.


    Öğrenme – Bellek – Düşünme

    Öğrenme Yolları

    Öğrenme, tekrar ve yaşantı sonucu davranışlarda meydana gelen oldukça kalıcı değişikliklerdir. Bir çok davranışımız öğrenme sonucu kazanılmıştır. Ancak tüm davranışlarımız öğrenilmiş değildir.

    Olgunlaşma sonucu ortaya çıkan davranışlar : Örneğin; Ergenlik döneminde gencin sesinin kalınlaşması,

    İçdürtüler (fizyolojik güdüler) : Açlık, susuzluk, cinsellik
    İçgüdüler : Örümceğin ağ yapması
    Refleksler : Bebeğin doğar doğmaz emme davranışı, ışık karşısında göz bebeklerinin küçülmesi öğrenme sonucu edinilmiş davranışlar değildir.

    Öğrenme ile Anlama Arasındaki Fark

    Öğrenme ile anlama aynı şey midir?

    Derste anlamak sınavlarda başarılı olmak için yeterli midir?

    Anlama, algı alanına giren olayları herhangi bir araca başvurmadan doğrudan doğruya kavramaktır. Bir konunun öğrenilmiş hale gelebilmesi için ise davranışa dönüştürülebilmesi gerekir.

    Bir konunun ya da kavramın öğrenilmiş olmasının en önemli ölçütü sınavlarda aldığınız puanlardır.

    Öğrenme Yolları

    Yaşamımız süresince öğrendiğimiz bilgiler ve davranışlar yalnızca tek bir yolla edinilmezler. Birden çok öğrenme biçimi vardır ve tüm yaşamımıza yayılan deneyimlerimizi ve bilgilerimizi, ödüllendirerek, koşullanarak, nesneler ve olaylar arasındaki bağları kurarak, gözleyerek ya da fizyolojik gelişime bağlı bedensel yeteneklerimizi kullanarak öğreniriz.

    Koşullanma Yoluyla Öğrenme
    Deneme – Yanılma Yoluyla Öğrenme
    Psiko-Motor Öğrenme
    Model Alarak Öğrenme
    Bilişsel Öğrenme

    Koşullanma (Şartlanma) Yoluyla Öğrenme

    Koşullanma yoluyla öğrenme belki de üzerinde en çok durulan öğrenme yoludur. Koşullanma iki olay arasında bağ kurmaktır. Klasik ve edimsel koşullanma olarak ikiye ayrılır. Klasik koşullanmada, organizma aynı anda gelen iki uyaranın birbiriyle ilişkili olduklarını öğrenir. Edimsel koşullanmada ise organizma, bir davranışın ne türden sonuçlara yol açabileceğini öğrenir; böylece davranışın, sonuç ile bağlantısını öğrenir.

    UYARI : Klasik koşullanmada tepkisel davranışlar koşullanır. Bunlar göz kırpma, salya salgılama gibi refleks türü davranışlardır. Korku ve kaygılar da klasik koşullanma yoluyla öğrenilir.

    Klasik Koşullanma : Organizmanın, doğal uyarıcıya karşı gösterdiği tepkiyi, tekrarlar sonucu yapay uyarıcıya karşıda göstermesidir.

    Örnek : Pavlov zile salya tepkisi vermeyen köpeğe zil karşısında salya tepkisi vermeyi öğretmiştir.

    Normal koşullarda bir köpeğin yanında zil çalınması durumunda köpek salya salgılamaz. Zil sesi nötr uyarıcıdır.

    Bir köpeğe et verildiğinde ise köpek otomatik olarak salya salgılar. Salya tepkisi doğuştan gelen refleks türü tepkidir, öğrenilmemiştir. Burada et koşulsuz uyarıcı yani doğal uyarıcıdır.

    Pavlov zile salya tepkisi vermeyen köpeğe zil karşısında salya tepkisi vermeyi öğretmiştir.

    Şöyle ki : Önce zil çalıp sonra et verme işlemini defalarca tekrarlamıştır. Bir süre sonra yalnızca zili çaldığında köpek et gelecek beklentisi içinde olduğundan zile karşıda salya tepkisi göstermiştir. Bu durumda zil sesi koşullu yani öğrenilmiş ya da diğer bir deyişle yapay bir uyarıcı olmuştur. Köpeğin zil sesinde göstermiş olduğu salya salgılama davranışı da koşullu yani öğrenilmiş yapay bir tepkidir. Bu sürece klasik koşullanma yoluyla öğrenme denir.

    Klasik Koşullanmayla İlgili Temel Kavramlar

    Genelleme : Bir organizmanın, koşullandığı durumlara benzer durumlara da aynı davranışı göstermesidir. Örneğin salıncaktan düşerek bir yeri incinen çocuk, çocuk bahçelerinden hatta çocuk bahçesine benzer yerlerden de korku duyabilir.

    UYARI : Genellemenin dışında bir de uyarıcı genellemesi vardır. Uyarıcı genellemesi, organizmanın koşullu uyarıcıya karşı gösterdiği tepkiyi koşullu uyarıcıya benzeyen diğer uyarıcılara da göstermesidir. Pavlov’un deneyinde zile karşı salya tepkisini göstermeyi öğrenen köpeğin zile benzeyen çıngırak sesine de aynı tepkiyi göstermesi bir uyarıcı genellemesidir.

    Ayırt Etme : Organizma, benzer uyarıcılar, benzer tepki gösterebildiği gibi uyarıcılar arasındaki farkı da ayırt edebilir. Pavlov’un deneyinde köpeğin önceleri zil sesine benzeyen çıngırak sesine de gösterdiği tepkiyi daha sonra yalnızca zil sesine göstermeye başlaması ayırt etmeye örnektir. Köpek zil sesini çıngırak sesinden ayırt etmiştir.

    Sönme : Koşullu uyarıcı (zil) defalarca verildiğinde koşulsuz uyarıcı (et) ortama gelmezse organizma koşullu uyarıcıya karşı gösterdiği tepkiyi zamanla göstermez olur.

    Kendiliğinden Geri Gelme : Sönme davranışı gerçekleştikten sonra organizmanın tekrar yapay uyarıcıya (koşullu uyarıcıya) karşı tepki göstermeye başlamasıdır.

    UYARI : Kendiliğinden geri gelmenin olabilmesi için ortamda doğal uyarıcının olmaması beklenir. Örnek : Zil sesine tepki göstermeyen organizmanın belli bir süre sonra (ortamda et olmadığı halde) zil sesine tekrardan tepki göstermeye başlamasıdır.

    Bitişiklik : Doğal uyarıcıyla yapay uyarıcının aynı anda ve birbiri ardı sıra verilmesidir. Pavlov’un deneyinde zil çalındıktan en geç 5 saniye içerisinde et verilmiştir.


    Güdü ve Güdülenme

    Gereksinim (İhtiyaç) : Organizmada herhangi bir eksikliğin hissedilmesidir.

    Dürtü : Organizmadaki eksikliği gidermek için doğan güçtür.

    Güdü : Organizmanın, gereksinimini karşılamak üzere bir davranışı yapmaya istekli duruma gelmesidir.

    Biyolojik gereksinimler (ihtiyaçlar), fiziksel yoksunluk durumlarından kaynaklanır. Yoksunluk, canlıda bir gerilim durumunu, fizyolojik bir dürtüyü açığa çıkarır. Bu dürtü insanı ya da hayvanı gereksinimini gidermesi için güdüler.

    Güdülenme : Hayvan ya da insanda organizmayı belirli bir amaca yönelik davranışa iten sürecin tümüne güdülenme denir.

    O halde güdülenme süreci şu aşamalardan oluşur :

    Gereksinim —> Dürtü —>Güdü —>Davranış

    Güdü Biçimleri : Maslow’un güdüler hiyerarşisine göre, önce fizyolojik güdüler (piramidin altındakiler), sonra toplumsal güdüler (piramidin üst kısımları) doyurulmalıdır. Ancak öncelik sırası kişiden kişiye değişebilmektedir.

    Fizyolojik Güdüler : Organizmanın yaşamı sürdürebilmek için gidermek zorunda olduğu temel gereksinimlerden kaynaklanan güdülere fizyolojik güdüler denir.

    Bu güdüler, organizmanın fizyolojik ihtiyaçlarından türer.
    Organizmanın gereksinimlerini karşılamaya yöneliktirler.
    Organizmanın eksikliklerini gidermek amacı ile iç dürtülerce ortaya çıkarılırlar.
    Doğuştandırlar. Ancak öğrenme yoluyla bir dereceye kadar değiştirilebilirler.
    Tüm canlılara özgü oldukları için evrenseldirler.
    Biyolojik kökenli güdüler, toplumsal kökenli güdülerden görece önceliklidirler.

    Toplumsal Güdüler : İnsanların toplumsal gereksinimlerinin giderilmesine yönelik güdülerdir. Toplumsal kökenli güdüler, erişkin insanın deneyim ve davranışlarının şekillenmesinde etkili olan en önemli iç etkenler arasındadırlar.

    Toplumsal kökenli güdüler toplumsal yaşam içinde öğrenmeyle oluşurlar.
    Yaşa bağlı olarak sayıları artan güdülerdir.
    Toplumsal güdülerin temelinde çoğu zaman fizyolojik güdüler vardır.
    Toplumsal güdülerle fizyolojik güdüler çatıştığında çoğunlukla fizyolojik güdüler baskın çıkar.

    İçgüdü : Öğrenilmeden yapılan, niçin yapıldığının bilincinde olunmayan, türün tüm bireylerinde bulunan kalıtsal davranışlara içgüdü denir.

    Bu tanıma göre, içgüdü davranışları;

    Öğrenilmeden yapılır. Doğuştandır.
    Canlı niçin öyle davrandığının bilincinde değildir. Yani davranış otomatiktir.
    Türün tüm bireylerinde bulunur.
    Kalıtsaldır.

    UYARI : İçgüdü ile iç dürtü (fizyolojik güdü) ve refleks davranışlar arasındaki farklar şunlardır :

    a) İç dürtülerde davranış bir iç uyarıcı sonucudur.
    b) Reflekslerde davranış bir dış uyarıcı sonucu yapılırken,
    c) İçgüdü davranışları iç ya da dış hiçbir uyarıcı olmadan otomatik olarak gerçekleşebilir.

    Refleks : Dıştan gelen uyarıcılar karşısında aniden gösterilen istem dışı tepkilere refleks denir.

    Heyecan :
    Sevinç, korku, kızgınlık, üzüntü, kıskançlık, sevgi gibi nedenlerle ortaya çıkan güçlü ve geçici duygu dönemine heyecan denir.
    Heyecan, aletlerle de ölçülebilen bir psikolojik olaydır.
    Duyguların şiddeti, yoğunluğu arttıkça heyecan durumu ortaya çıkar. Bu durum kısa sürer. Organizmada değişiklik ve gerginlik yaratır.

    Duygu ve heyecanlar üç öğeden oluşurlar :

    a) Vücut ve yüzdeki fizyolojik değişiklikler
    b) Olayların yorumlanması gibi bilişsel süreçler
    c) Deneyim ve duygu – heyecanın ifade biçimini şekillendiren kültürel etkiler.

    Korku, kızgınlık, üzüntü, keder, sevinç, keyif, haz, neşe, nefret gibi biyolojik temelli duygu – heyecanlar evrensel yüz ifadelerine sahiptir.

    Heyecan yaratan oluşumlar:

    Şiddeti yüksek uyarıcılar.
    Ansızın ortaya çıkan güdüler.
    Normal yaşamı değiştireceği beklenen olaylar.

    UYARI : Çocuklarda daha çok fizyolojik gereksinimlerini duyurmaya yönelik güdüler heyecan oluştururken , yetişkinler daha çok psikolojik ve toplumsal güdülerden etkilenerek heyecanlanırlar.


    Araştırma Yöntemleri

    Bir bilim alanında sonuca ulaşmak için izlenen amaçlı, düzenli ve kısa yollara yöntem denir.

    Psikoloji de gerek kendine özgü yöntem ve teknikler kullanılarak, gerekse diğer bilimlerin yöntem ve tekniklerinden yararlanarak, konusunu bilimsel bir şekilde inceler.

    Psikolojinin kullandığı başlıca yöntem ve teknikler üç başlıkta incelenebilir.

    Betimleyici ve Tanımlayıcı Yöntemler
    Deneysel Yöntem
    İstatistiksel yöntem

    Betimleyici ve Tanımlayıcı Yöntemler : İncelenen olayla ilgili özellikleri saptamayı amaçlayan yöntemler betimleyici ve tanımlayıcı yöntemlerdir.

    Bu yöntemler gözlem, anket ve klinik yöntemin görüşme, vak’a incelemesi, test gibi tekniklerini içerir.

    Gözlem : Olayları kendiliğinden oluşan oluşum biçimleri içinde amaçlı ve sistemli olarak izlemek ve kaydetmektir.

    İç Gözlem (İçe Bakış) : Bir uyarıcının etkisiyle bireyin yaşadığı duyguları kendi ağzından anlatmasıdır.

    Doğal Gözlem : İncelenen olayların kendi doğal ortamında, müdahalede bulunulmaksızın gözlemlenmesidir.

    Doğal gözlemin zaman zaman yanıltıcı olmasının üç temel nedeni vardır.
    Duyu verileri araştırmacıyı yanıltabilir.
    Araştırmacı subjektivizme (öznelliğe) düşebilir.
    Araştırmacılar, aynı gözleme farklı yorumlar getirebilir.

    Sistematik Gözlem : Araştırmacının belirli teknikleri kullanarak, gözlem ortamını denetim altına alarak gözlem yapmasıdır.

    Sistematik gözlemde araştırmacı, görüşme ve gözlem çizelgeleri hazırlayabilir, soru kağıtları ve test gibi araçlardan yararlanabilir.

    Anket : Önceden hazırlanmış soruların yazılı olarak üzerinde inceleme yapılan insanlara doğrudan yöneltilmesi ve sonuçlarının değerlendirilmesidir.

    Klinik Yöntem : Davranış bozukluklarının tanısı (teşhisi) için uygulanan yöntemdir. Bu yöntem genel olarak şu teknikleri kullanmayı gerektirir.

    Görüşme (Mülakat) : İncelenen insanın, duygu, düşünce, davranış ve tutumlarını saptamak amacı ile yüz yüze yapılan sözlü söyleşidir.

    Güvenilir bir görüşme için görüşmecinin alanında uzman olması, ortamın ve görüşme süresinin, görüşülen insanı olumlu ya da olumsuz yönde etkilemeyecek biçimde düzenlenmesi gereklidir.

    Vak’a incelemesi : Vak’a incelemeleri bir insanla ilgili ya da bazı olguların belirli anlarıyla ilgili yoğun incelemelerdir.

    Örneğin, Televizyonda gösterilen şiddet filmlerinin saldırgan davranışları özendirmesiyle ilgili bir vak’a incelemesinde, hava korsanlığını konu alan bir filmin etkileri incelenmiştir.

    Test : Birden fazla insanın davranışlarını karşılaştırmak amacı ile uygulanan sistematik ölçme tekniğidir.

    Sözlü ya da yazılı olabilen testler zeka, yetenek, kişilik, bilgi, ilgi gibi özellikleri ölçmek için kullanılır.

    Deneysel Yöntem : İncelenen olayla ilgili neden sonuç ilişkilerini saptamak üzere araştırmacının uygun laboratuvar koşullarında hazırladığı ve incelediği kişi ya da nesneyi yönlendirebildiği yöntem, deneysel yöntemdir.

    Deneysel yöntem sırasında incelenen insana denek, hayvana kobay adı verilir.

    Deneysel Yöntemin Aşamaları

    Ön Hazırlık : Gözlemlerle ve yapılan ön araştırmalarla konuyu tanımak ve betimlemektir.

    Varsayım (Hipotez) : Gözlem ve ön araştırma sonuçlarına dayanarak oluşan yargıyı geçici bir iddia olarak ileri sürmektir.

    Deney :Varsayımı kanıtlamak üzere sonucu etkileyen değişkenlerle sonuç arasındaki ilişkiyi saptamak üzere pratik uygulamalar yapmaktır.

    Deney Değişkenleri : Deney sırasında üç temel değişken ortaya çıkar.

    Bağımsız Değişken : İncelediğimiz olayda sonucu etkileyen etken yani neden bağımsız değişkendir.

    Bağımlı Değişken : Bağımsız değişkene bağlı olarak ortaya çıkan sonuç ise bağımlı değişkendir.

    Ara Değişken : Bağımsız değişken dışında sonucu etkileyen faktörlere ara değişken denir.

    İstatistiksel Yöntem : Tüm yöntemler kullanılırken çoğu zaman karşımıza sayısal sonuçlar çıkar. Ancak sayısal sonuçlar yalnız başına bir anlam taşımaz. Elde edilen sayısal sonuçları değerlendirmek için kullanılan teknikler istatistiksel yöntemi oluşturur.

    İstatistikler sayesinde psikolojinin sonuçları daha somut, açık, kısa açıklanır. Bir anlamda sonuçların bilimselliği pekişir.

    İncelediği olaylarda ölçme araçları kullanılabilmesi psikolojiye ölçme konusunda avantajlar sağlamaktadır.

    Korelasyon (Bağıntı) : İki değişken arasındaki ilişki miktarına korelasyon denir. Üç temel korelasyon biçimi vardır.

    Pozitif (Olumlu) Korelasyon : İki değişken arasında birlikte artan ya da birlikte azalan doğru orantılı bir ilişki varsa korelasyon pozitiftir.

    Negatif (Olumsuz) Korelasyon : İki değişken arasında biri artarken diğeri azalan ters orantılı bir ilişki varsa korelasyon negatiftir.

    Nötr Korelasyon : İki değişken arasında hiçbir ilişki olmamasıdır.

    Korelasyon Katsayısı : +1, -1, 0 korelasyon katsayıları tam ve mükemmel bağıntının ifadesidir.

    Korelasyon katsayılarından 0′a yakın olanlar ise güçlü bir ilişkiyi ifade eder.

    Ancak, 1′e yakınlık, rakamın (+) veya (-) değerinden bağımsızdır. (+) ve (-) söz konusu edilmeden en yüksek rakam en güçlü ilişkiyi, en küçük rakam en zayıf ilişkiyi ifade eder.


    Psikolojinin Alt Dalları

    Psikolojinin uzmanlık alanları ile psikolojinin sonuçlarının diğer bilimlere uygulanması psikolojinin alt dallarını oluşturmuştur.

    Şimdi sırası ile bunları inceleyelim :

    Sosyal Psikoloji : Bireyin grup içinde değişen davranışları ve grupların ortak davranışlara yönelmelerini araştıran alana sosyal psikoloji denir.

    Gelişim Psikolojisi : Gelişim psikolojisi, yaşa bağlı davranış değişikliklerini inceler.

    Çocukken büyük bir dikkatle ve keyifle izlenen çizgi filmler büyüyünce ilgi çekici olmaktan çıkabilir.

    Gelişim psikolojisi çocuk psikolojisi ve yetişkin psikolojisi olmak üzere ikiye ayrılır.

    Klinik Psikolojisi : Davranış bozukluklarının tanı (teşhis) ve tedavileri ile ilgilenir.

    Zeka, kişilik, akıl sağlığı sorunları olan, bu yüzden çevreye uyum zorluğu çeken insanların tanı ve tedavisi için teknikler geliştirir.

    Rehberlik ve Danışmanlık Psikolojisi : Normal yaşamda karşılaşılan sorun ve sıkıntıları, çevreye uyum güçlüklerini ele alan psikoloji dalı rehberlik ve danışmanlık psikolojisidir.

    Klinik psikoloji akıl hastalığı düzeyindeki davranış bozukluklarını inceler.

    Rehberlik ve danışma psikolojisi klinik psikolojisinden farklı olarak normal sınırlar içinde kalan sorunları ele alır.

    Deneysel Psikoloji : Deneysel psikoloji bir davranışı etkileyen çevre koşullarını ve uyarıcıları tanımlayıp ölçerek hangi davranışı, nasıl ve ne derecede etkilediğini bulmayı amaçlar.

    Bunu yaparken hayvanlar üzerinde laboratuvar deneyleri yapar, bunları insan davranışları ile karşılaştırır.

    Endüstri (Sanayi) Psikolojisi : Günümüzde üretimde verimi artırmak için yalnızca teknolojiyi geliştirmek yeterli mi?

    Üretimde verimi artırmak amacıyla, insan emeğinin daha üretken hale getirilmesi endüstri psikolojisinin konusuna girer.

    Bugün endüstri psikologları şu sorularla ilgilenmektedir.
    Çalışanları verimli kılmak için, nasıl bir ücret politikası uygulanabilir?
    Çalışanların çalışma ortamı nasıl olursa üretim artışı yükselir?
    İşe eleman alırken, hangi teknikler kullanılırsa daha akılcı davranılmış olur?
    Hizmet içi eğitim sonuçları nasıl değerlendirilmeli?
    Çalışma ortamında insan ilişkileri hangi yöntemlerle geliştirilebilir?

    Eğitim Psikolojisi : Psikolojinin bulgularının eğitim ve öğretime uygulanarak kolaylıklar ve ilerlemeler sağlanması eğitim psikolojisinin konusuna girer.

    Öğrenme nasıl daha hızlı gerçekleştirilir?
    Öğrenmeyi teşvik etmek için hangi araçlar kullanılmalıdır?
    Hangi konu, kimlere, nasıl öğretilir?
    Öğretmenler nasıl yetiştirilmelidir? gibi sorulara yanıt arar.
    Eğitim psikolojisi sayesinde eğitim süreci en etkin düzeyde gerçekleştirilir.

    Psikometrik Psikoloji : Psikolojinin sonuçlarını testler, anketler aracılığı ile sayısallaştırmak, psikolojide kullanılmak üzere ölçüm araçlarının geliştirilmesini sağlamak, böylece psikolojinin sonuçlarını daha somut, açık, kısa bir biçimde ifade etmek, psikometrinin konusuna girer.


    Duyum ve Algı

    DUYUM
    Uyarıcıların duyu organları tarafından alınıp beyne iletilmesidir.

    ALGI
    İçten ve dıştan gelen uyarıcıların duyumlar aracılığıyla anlamlı hale getirilmesine algı denir.
    Örnek: Bir tat almak duyum iken, ne tadı olduğunu anlamak algıdır. Bir ses duymak duyum iken, kimin veya neyin sesi olduğunu anlamak algıdır.

    DUYUM İLE ALGI ARASINDAKİ FARKLAR

    • Duyum basit fizyolojik bir olaydır. Algı ise karmaşık psikolojik bir olaydır.
    • Duyumda uyarıcılar tek tek değerlendirilir. Algıda ise bir bütün olarak değerlendirilir.
    • Duyum her bireyde aynı şekilde gerçekleşir. Algı ise bireyden bireye farklılık gösterir.

    ALGININ ÖZELLİKLERİ

    1. ALGIDA SEÇİCİLİK ( Dikkat )

    Organizma, dikkatini etrafındaki uyarıcılardan yalnızca bir tanesine yoğunlaştırıp onunla ilgili özellikleri algılamasıdır.

    Dikkat:
    Duyu organlarının tek bir uyarıcı üzerinde toplanmasıdır. Başka bir deyişle; Psikofizik enerjinin bir noktada toplanmasıdır.

    Dikkatte Kayma: Organizma dikkat halindeyken, dikkati etkileyen iç ve dış faktörlerden dolayı, dikkat bir noktadan başka bir noktaya kayabilir. Buna dikkatte kayma diyoruz.
    Örneğin: Sınıfta ders dinleyen öğrencilerin, kapı çalınca dikkatlerinin dersten kapıya yönelmesi durumu.
    Sürekli Dikkat: Dikkatin belli bir noktaya odaklanması, bir noktadan başka bir noktaya gidip gelmemesi.
    Örneğin: Fanatik bir taraftar Fenerbahçe Galatasaray maçını izlerken, dikkatini hiçbir uyarıcı dağıtmaz.

    ALGIDA SEÇİCİLİĞİ ETKİLEYEN FAKTÖRLER

    Dış Faktörler:

    • Uyarıcının şiddeti ve Büyüklüğü: Bir kasa elma içerisinde büyük olan seçilip alınır.
    • Tekrar: Ambulansın siren sesi diğer sesler içerisinde seçilerek algılanır.
    • Zıtlık: Kısa boylu kişilerin içerisinde uzun boylu kişiler algılanır.
    • Hareketlilik: Otoparkta seyir halindeki aracın algılanması.
    • Ani Değişiklik: Babanızın bıyığını kesmesi hemen algılanır.
    • Tuhaflık: Sokakta pijama ile gezen kişi hemen algılanır.

    İç Faktörler:

    • İlgi ve İhtiyaçlar: Acıkan bir kişinin dikkatini yemeklerin üstüne yöneltmesi. Bir insanın dikkatini mesleğiyle ilgili haberlere yöneltmesi.
    Kültür: Almanya’da şalvarlı bir kişi hemen dikkatimizi çeker.
    • Geçmiş Yaşantılar: Yıllar sonra memleketine dönen bir kişinin okuduğu liseyi algılaması
    NOT: Algıda seçicilik üzerinde iç faktörler, dış faktörlerden daha önemlidir.

    2. ALGIDA DEĞİŞMEZLİK

    Bir kez algılanan nesnelerin şekilleri, renkleri, büyüklükleri değiştiği halde, organizma o nesneleri hep aynı biçimde algılar.

    Biçim Değişmezliği: Felsefe öğretmenine hangi açıdan bakarsak bakalım hep Felsefe öğretmeni olarak algılarız.
    Renk Değişmezliği: Portakalın rengini aydınlıkta da karanlıkta da hep turuncu olarak algılarız.
    Büyüklük Değişmezliği: Uzaktaki ve yakındaki telefon direği hep aynı boyda algılanır.

    NOT 1: Algıda değişmezliğin gerçekleşebilmesi için o nesnenin daha önceden algılanması gerekir.
    NOT 2: Algıda değişmezlik olmasaydı, algısal dünyamız karmakarışık olurdu. Algıda değişmezlik algısal dünyamıza istikrar kazandırır.

    3. ALGIDA ORGANİZASYON

    Uyarıcıların birlikte bir bütün olarak algılanmasıdır. Algının en önemli özelliğidir.

    A. Şekil – Zemin Algısı:
    Her nesne bir zemin üzerinde yer alarak algılanır. Zemin olmadan şekil olmaz. Bazen bir resimde ki şekil, zemin olarak veya tam tersi zemin, şekil olarak algılanabilir. Bu tür resimler “dönüşümlü algılanabilen şekiller” olarak adlandırılır.

    Şekilde aydınlık kısma bakıldığında bir kupa, karanlık kısma bakıldığında iki insan yüzü görülür.


    B. Gruplama Algısı:

    Uyarıcıların bir takım özelliklerinden dolayı bir arada birlikte algılanmasıdır.
    Yakınlık İlişkisi: Birbirine yakın olan nesneler birlikte bir bütün olarak algılanır.

    Benzerlik ilişkisi: Benzer olan uyarıcılar bir arada bir bütün olarak algılanır.

    Süreklilik İlişkisi: Sürekliliği olan bir şekilde uyarıcılar bir bütün olarak algılanır.

    Tamamlama (bütünleme) ilişkisi: Önceden algılanan nesneler bir takım parçaları eksik verilse de zihin onları tamamlayarak algılar.

    4. MEKAN VE ZAMAN ALGISI

    •  Mekan Algısı: Nesneler hep bir mekan üzerinde algılanır. Nesneleri tanımlarken mekana göre tanımlarız.
    Örnek: Kalem masanın üzerinde, Araba yolun sağında
    •  Zaman Algısı: Nesnelerin mekan içerisinde konum değiştirmesi organizmada zaman algısına neden olur.

    NOT: Zaman algısı kişiden kişiye farklı algılanır.
    Örneğin: Kaynanasını bekleyen biri için zaman hemen geçer; ama beklenen sevgili bir türlü gelmek bilmez.

    5. Algı Alanı, Algı Dayanağı, Derinlik Algısı, Algıda Bütünlük

    Algı Alanı: Bireyin belli bir anda çevresinde fark ettiği her şeydir.
    Örnek: Pencereden okulun bahçesine bakan öğretmenin gördüğü öğrenciler, onun o andaki algı alanını oluşturur.

    NOT: Algı alanı dar veya geniş olabilir. Öğretmen dikkatini tartışan iki öğrenci üzerinde yoğunlaştırırsa algı alanı dar, dikkati bahçedeki tüm öğrencilere yönelikse algı alanı geniştir.

    Algı Dayanağı: İnsan dış dünyayı olduğu gibi algılamaz. Uyaranlar yorumlanırken güzel – çirkin, iyi – kötü, hoş – nahoş gibi değer yargıları doğrultusunda anlamlandırılır. İnsanın algılamalarında etkin olan bu değerler sistemine algı dayanağı denir.

    • Derinlik Algısı: Nesnelerin üç boyutlu olarak algılanmasına derinlik algısı denir. Bu algıya çevresel etkenler ve gözün yapısal özellikleri neden olmaktadır.

    Çevresel Etkenler: - Paralel hatların (tren rayları) uzakta birleşiyormuş gibi görünmesi.
    - Yakında olan nesnelerin açık ve net olarak algılanırken, uzaktaki nesneler ayrıntısız ve puslu algılanır.
    - Yakındaki nesnelerin normal, uzaktaki nesnelerin küçük boyda algılanması.
    - Birbirini kapatan nesnelerden tam görünenin daha önde algılanması.

    Gözün Yapısal Özellikleri:İki göze sahip olmak derinlik algısına sebep olur. Çünkü iki gözün aldığı ayrı görüntüler beyinde birleştirilir. Gözler uzaktaki ve yakındaki nesnelere bakarken farklı açılar oluşturur. Bu fark nesnenin uzakta veya yakında olduğunu belirtir.

    Algıda Bütünlük: Nesneler tek tek parça halinde değil de bir bütün olarak algılanır. İnsan çevresindeki nesne ve olayları önce bir bütün olarak algılar, sonra ayrıntılar algılanır.

    ALGI YANILMASI

    Bazen bizden veya algı özelliklerinden dolayı uyarıcılar olduğundan farklı olarak ya da hiçbir uyarıcı yokken bir uyarıcı varmış gibi algılanabilir. İki tür algı yanılması vardır.
    Bunlar: İllüzyon ve Halüsinasyondur.

    İllüzyon: İllüzyonda gerçekte bir uyarıcı vardır. Fakat bu uyarıcılar olduğundan farklı algılanmaktadır. İllüzyon, fiziksel ve psikolojik olmak üzere ikiye ayrılır.

    Fiziksel İllüzyon:
    algılanan uyarıcının özelliklerinden kaynaklanır.
    Örneğin: Bardaktaki çay kaşığının kırıkmış gibi gözükmesi.

    Psikolojik İllüzyon:
    Algılayan kişinin psikolojik özelliklerinden kaynaklanır.
    Örneğin: Yerdeki dal parçasının yılanmış gibi algılanması.

    NOT: Fiziksel illüzyon, uyarıcının kendisinden kaynaklandığı için tüm insanlarda aynı şekilde algılanırken, psikolojik illüzyon ise kişinin psikolojik özelliklerinden kaynaklandığı için kişiden kişiye değişir.

    Halüsinasyon (sanrı):

    Hiçbir uyarıcı yokken kişinin bir uyarıcı varmış gibi algılamasıdır.
    Örneğin: Kişinin vücudunda örümceklerin yürüdüğünü söylemesi.

    NOT: İllüzyonda gerçekte bir uyarıcı varken halüsinasyonda yoktur.


    Eğitim Psikolojisi

    GELİŞİM VE ÖĞRENME PSİKOLOJİSİ

    Psikoloji, insan ve hayvan davranışlarını inceleyen,bireyin davranışlarını ve onun altında yatan sebepleri araştıran bilim dalıdır.

    Eğitim Psikolojisi, gelişim ve öğrenme psikolojisi bulgularından hareketle eğitim öğretim nasıl gerçekleştiğini araştıran bilim dalıdır.

    DAVRANIŞ SEEPLERİ ————> PSİKOLOJİ

    DAVRANIŞ DEĞİŞİKLİĞİ ———> EĞİTİM

    Gelişim psikolojisi, insan davranışlarında doğumdan ölümüne kadar,tüm yaşamı boyunca gözlenen biyolojik ve psikolojik değişiklikleri inceler.
    Bireyin belli dönemler halinde gelişimini ve bu evrelerde öğrenmesi gereken davranışlarını inceleyen bilim dalıdır.

    Öğrenme psikolojisi, bireyin nasıl öğrendiğini ve nasıl öğretebileceğini araştıran bilim dalıdır.

    GELİŞİM PSİKOLOJİSİ

    PSİKOLOJİ AKIMLARI

    1. Yapısalcılık:

    ● Temsilcisi W. Wundt’ tur.

    ● İnsan davranışlarının kontrollü koşullarda (laboratuar) gözlenmesine yönelik çalışmalar yapmıştır.

    ● İnsan zihni çeşitli bilinç öğelerine ayrılır. Psikolojinin amacı “bilinç öğelerini” birleş-tirmek ve çözümlemektir.
    ● Bilinci çözmek için “içe bakış yöntemi” kullanılmaktadır.İçsel duygular,sezişler ve düşünceler üzerinde odaklanmıştır.

    2.Davranışçılık:

    ● Temsilcileri Watson, Pavlov, Skinner’ dir.
    ● Davranışçı görüş yapısalcılığı yetersiz görerek,sezgilerin,duyguların ve düşüncelerin gözlenemeyeceğini iddia ederek içe bakış yöntemini reddetmiştir.
    ● Psikolojinin “gözlenebilen ve ölçülebilen” davranışlar üzerinde çalışılması gerektiğini açıklar.
    ● Davranışın niçin olduğuna değil, nasıl olduğuna önem vermiştir.
    ● Çevredeki uyarıcı koşullara önem vermiştir. Uyarıcı-tepki-pekiştirme ilkesine göre davranışı açıklamıştır.

    3.Psiko-analitik Yaklaşım (Psikanaliz):

    ● Temsilcileri Freud, Erikson’ dur.
    ● Davranışın sebeplerini “bilinç dışı” etkinlikler (biyolojik etkenler) açısından ele almıştır.
    ● İnsan iki temel içgüdünün etkisinde davranmaktadır. Cinsellik ve saldırganlık. Toplum tarafından hoş karşılanmayan bu duygulara ait istekler bilinç dışına itilirler ve arada kaybolmazlar.
    ● Kişiliğin oluşumunda ve olayların analizinde “çocukluk yaşantıları (0-6)” ve bu dönemdeki anne-baba tutumunun önemi üzerinde durur.
    ● Erikson’a göre kişiliğin oluşumunda ve gelişiminde biyolojik etkenler ile birlikte sosyal çevre de(toplumsal etmenler) önemlidir.(Psiko-sosyal gelişim kuramı)
    ● Erikson’a göre benlik gelişimi dönemler halinde olur.Her dönemin,atlatılması gereken çatışma(kriz) alanları bulunur.
    ● Bireyin gelişiminin yaşam boyu sürdüğünü savunmuştur.

    4.Bilişsel Yaklaşım:

    ● Temsilcileri Gestalt Ekolü,Piaget,Bruner,Ausubel’dir.
    ● Bireye ve davranışlara “bütünsel” bakmışlardır.
    Davranışları zihinsel bir süreç içinde ele almışlar,ilgi,algı,düşünme,kavrama gibi süreçlere yer vermişlerdir.

    5.İnsancıl (Hümanist) Yaklaşım:

    ● Temsilcileri Maslow, Rogers, Kholberg’ dir.
    ● Psiko-analitikçilerin insanın tehlikeli bir varlık olduğu görüşüne karşı çıkarak,insanın değerli olduğu görüşüne karşı çıkarak,insanın değerli olduğu ve doğasının iyilik temelleri üzerinde kurulu olduğu görüşünü ileri sürmüşlerdir.
    Davranışların temelinde ihtiyaçlar (güdüler) bulunur.
    ● Birey “kendisini gerçekleştirmeye” çalışan bir varlıktır.
    ● Bireylerde “algılama ve benlik kavramı(tasarımı) “ üzerinde durur.
    ● Birey tek ve benzersizdir,değerlidir.Eğitim,birey(öğrenci) merkezlidir.Eğitim bireylerin potansiyelinin ortaya çıkarılmasına ve kişisel gelişimine yardımcı olmalıdır.

    6.Nörobiyolojik Yaklaşım:

    ● Temsilcileri James, Hebb ‘ dir.
    Davranışların incelenmesini beyin,sinir sistemi,beyin hücreleri(nöronlar) arasındaki sinaps bağlarına göre ele almışlardır.

    Bilişsel Yaklaşım (Kognitivizm) : Biliş, insanın dünyayı tanımaya ve anlamaya yönelik zihinsel etkinlikleridir.

    Bilişsel yaklaşıma göre insan diğer canlılardan farklı olarak dikkat, algı, düşünme gibi zihinsel süreçlerle etkin bir canlı olarak çevresini anlar ve yorumlar. O halde davranışları biçimlendiren bilişsel süreçlerdir. Bilişsel süreçler insanın gelişim aşamalarına göre sırayla ortaya çıkar.

    İnsanı gelişmiş bir bilgisayar sistemi olarak gören bu yaklaşım, insan zihninin bilgi edinmek, bilgiyi işlemek ve depolamak gibi işlemler yaptığı görüşündedir. Bilişsel yaklaşım, kendine özgü eğitim anlayışları da geliştirmiş, öğrenmenin gerçekleşmesi için gelişim aşamalarının tamamlanması gereğini vurgulamıştır.
    Temsilcisi J. Piaget dır.

    Biyo-psikolojik Yaklaşım : İnsanı bütünselliği olan biyolojik bir varlık olarak gören bu yaklaşım, akıl hastalıklarının nedenleri üzerinde de durmuştur.

    Biyo-psikolojik yaklaşıma göre insan davranışlarının biçimlenmesinde beyinde meydan gelen biyokimyasal olayların ve genetik özelliklerin etkisi vardır.

    Bu ekol, beyin üzerinde özellikle de gelişmiş hayvanların beyni üzerinde ayrıntılı laboratuvar deneyleri yapmış davranışlarla beynin işleyişi arasında bağlantılar kurmuştur.

    Temsilcisi A. Meyer dir.


    Psikoloji Nedir?

    İnsan ve hayvan davranışlarıyla ve bilişsel süreçleriyle ilgilenen psikoloji biliminin 125 yıllık bir tarihi vardır. Bu genç yaşına rağmen psikoloji, biyolojiden sosyolojiye kadar uzanan oldukça geniş kapsamlı bir alandır. Psikoloji insan ve hayvan davranışlarını ve bu davranışlarla ilintili psikolojik, sosyal ve biyolojik süreçleri inceleyen bir alandır. Bir meslek olarak ise psikoloji, psikoloji bilgilerinin insan sorunlarını çözmek için kullanılmasıdır. Bu bilginin kullanılması psikolojinin alt alanlarına göre değişmekle birlikte dili iyi kullanma, araştırma, istatistiksel analiz ve empati gibi bazı özel beceri ve yetenekleri gerektirir.

    Psikologlar iki önemli ilişki üzerinde çalışırlar: ilki, beyin ve davranış, ikincisi ise çevre ve davranış ilişkisidir. Psikologlar hem araştırmacı olarak gözlem, deney ve analiz gibi bilimsel yöntemleri izlemek hem de bilimsel bulguları uygulamak için yaratıcı olmak durumundadırlar. Psikologlar araştırma yaparak geliştirdikleri kuramları sınarlar ve araştırmalar sonucu ortaya çıkan yeni bilgileri uygulama alanında çalışanların kullanımına sunarlar. Ayrıca, bireylerin ve toplumların değişen gereksinimlerini karşılamak amacıyla yeni yaklaşımlar geliştirirler.

    Psikoloji oldukça geniş bir alandır. Psikologlar temel ve uygulamalı alanlarda araştırma yaparlar, toplumdaki örgütlere ve diğer kurumlara danışmanlık hizmeti verirler, bireylere tanı koyar ve tedavi ederler, lise ve üniversitelerde psikoloji öğretirler, çeşitli testler kullanarak zekayı ve kişiliği ölçerler, davranışları ve bilişsel işlevleri değerlendirip gerekli durumlarda yardımcı olurlar. Bireylerin hem birbirleri ile hem de makineler ile nasıl ilişki içine girdiklerini araştırıp, bu ilişkileri iyileştirmeye çalışırlar.

    Psikologlar bazı işlerde bağımsız olarak çalışırken diğerlerinde doktor, hukukçu, okul personeli, bilgisayar uzmanı, mühendis, yasa koyucu, polis, asker ve yöneticiler ile takım halinde çalışarak toplumun her alanına katkıda bulunurlar. Bu yüzden psikologları, laboratuvarlarda, hastanelerde, adliyede, okullarda, üniversitelerde halk sağlığı merkezlerinde, kitle iletişiminde, hapishanelerde ve pek çok başka işyerinde görebilirsiniz. Örneğin stresi yenip performansı artırmaya yönelik programlarda yönetici veya sporcularla birlikte çalışırlar. Adli kararlar için hukukçulara gerekli bilgi ve önerileri sağlarlar. Okul reformunda eğitimcilerle, psikiyatri kliniklerinde psikiyatrist ve sosyal çalışmacılarla, pediatri, onkoloji ve nöroloji gibi kliniklerde de uzman doktorlarla birlikte çalışırlar. Uçak kazası ya da bombalama gibi bir felaketin hemen ardından ortaya çıkan şok sürecinde kaza kurbanlarına yardımcı olurlar. Hukuk ve halk sağlığı alanlarında çalışanlarla birlikte takım halinde çalışarak bu tür olayların nedenlerini analiz ederler ve tekrarlanmasını önlemek için yollar bulmaya çalışırlar.

    Psikolojide çalışma alanlarının hem sayısı hem de etkinliği gün geçtikçe artmaktadır. ABD’de yapılan bir öngörüye göre psikoloji, 2005 yılına kadar en hızlı gelişen üçüncü alan olacak ve bir kaç 10 yıl içinde de bu gelişme sürecektir. Toplumdaki sorunların çoğunluğunun insan davranışıyla ilişkili olduğu düşünülürse psikolojinin çok fazla sayıda çalışma alanı olduğunu görmek şaşırtıcı olmayacaktır. Örneğin uyuşturucu kullanımı, kişisel ilişkilerdeki güçlükler, sokakta ve evde şiddet, kendi sağlığımıza ve çevremize zarar veren davranışlarımız gibi bireysel ve toplumsal sorunlar, psikologların ilgilendikleri sorunlar arasındadır. Psikologlar, bilimsel yöntemle bilgi toplama, bilgiyi analiz etme, önleme ve müdahale stratejileri geliştirme gibi yollarla sorunların çözümüne katkıda bulunurlar. Örneğin, psikologlar, yaşlıların sayısının hızla arttığı dünyamızda evleri ve işyerlerini bu grup için daha uygun hale getirmek üzere araştırma ve uygulama yapmaktadırlar.
    Elektronik alanında yaşanan devrim, kullanıcı dostu teknoloji ve eğitim gerektirmekte ve psikologlar bu konuda mühendislerle birlikte çalışmaktadırlar. Günümüzde sayıları gittikçe artan çalışan kadınlar işverenden aile gereksinimlerine uygun bir işyeri yapılanması talep etmekte ve psikologlar da gereksinim duyulan değişmeler konusunda işverenlere yardımcı olmaktadırlar. Büyük toplumsal değişimlerin yaşandığı ve farklı kültürleri içeren ülkelerde toplumsal değişimin birey üzerindeki etkilerini ve kültürel farklılıkları anlamada kullanılacak önemli bilgi ve becerileri ortaya koymaktadırlar. Bunların yanı sıra öğrenme ve bellek konularındaki araştırmalarda kaydedilen gelişmeler ile beden ve ruh sağlığının içiçeliği Psikoloji bilimini her zamankinden daha ilginç bir hale getirmektedir. Örneğin, hatırlamanın pasif bir süreç olmadığı, bireylerin belleklerindeki geçmiş bir olaya ait bölük-pörçük bilgileri, kendi yorumlarıyla birleştirip aktif olarak yeniden yapılandırdıkları dolayısıyla da tanık ifadelerine tam olarak güvenmenin doğru olmadığı anlaşılmıştır. Beden ve ruh sağlığının içiçeliğine en iyi örnek ise, aşırı yarışmacı, sabırsız, telaşlı, aynı anda birden fazla işi yapmaya çalışan ve diğer insanlara karşı olumsuz inanç ve davranış içinde olan “A tipi” kişilik özelliğinin, ani kalp krizlerinin en önemli yordayıcısı olmasıdır.

    Psikologların çoğu işlerini severler; çünkü, sağlık ocaklarında doktorlarla birlikte çalışmaktan bilgisayar kullanmaya kadar uzanan geniş bir yelpaze içinde çalışıyor olmak heyecan vericidir. Bunun da ötesinde psikologlar kendilerini bireylerin günlük yaşamlarındaki iniş-çıkışlarla başedebilmelerine yardımcı olmaya adamışlardır.Psikolojiyi öğrenmek ve bilmek pek çok diğer meslek dalları için de önemli bir avantajdır. Örneğin, işverenlerin çoğu psikoloji derslerinin kazandırdığı bilgi toplama , analiz etme, yorumlama, istatistik ve deneysel desen kurma gibi becerilere ilgi duymaktadırlar.

    Psikologların uzmanlaşabilecekleri alan sayısı oldukça fazladır ve bu nedenle kendilerini farklı etiketlerle tanımlarlar. Aşağıda size genel bir fikir verebilmek için bazı alanlar tanıtılmıştır. Psikoloji insan ve hayvan davranışını anlamamızı sağlayan hem bir araştırma, hem de insana ait sorunların çözüldüğü bir uygulama alanıdır. Aşağıda tanıtılan alt alanlarda psikologlar, araştırmacı, uygulamacı ya da her iki rolde birden çalışırlar. Psikolojinin en önemli özelliklerinden biri de bilimin uygulama ile birlikte yer alması ve ikisinin birlikte ilerlemesidir.


    Coğrafya Ödev Kapakları

    ödev kapakları, ödev kapağı, dönem ödevi, türkçe, matematik, edebiyat, biyoloji, tarih, coğrafya, performans, proje ödev kapakları, ödev kapağı, dönem ödevi, türkçe, matematik, edebiyat, biyoloji, tarih, coğrafya, performans, proje ödev kapakları, ödev kapağı, dönem ödevi, türkçe, matematik, edebiyat, biyoloji, tarih, coğrafya, performans, proje ödev kapakları, ödev kapağı, dönem ödevi, türkçe, matematik, edebiyat, biyoloji, tarih, coğrafya, performans, proje
    indir | .doc | 69kb indir | .doc | 52kb indir | .doc | 72kb indir | .doc | 51kb
    ödev kapakları, ödev kapağı, dönem ödevi, türkçe, matematik, edebiyat, biyoloji, tarih, coğrafya, performans, proje ödev kapakları, ödev kapağı, dönem ödevi, türkçe, matematik, edebiyat, biyoloji, tarih, coğrafya, performans, proje ödev kapakları, ödev kapağı, dönem ödevi, türkçe, matematik, edebiyat, biyoloji, tarih, coğrafya, performans, proje
    indir | .doc | 40kb indir | .doc | 43kb indir | .doc | 52kb

    Bunları beğenmediniz mi?
    Daha sade kapak tasarımları için ÖzgürOkul.Org Özel Ödev Kapakları‘na göz atabilir ya da üniversitenizin kurumsal kimliğine yakışır Üniversite Proje Kapakları‘nı kullanabilirsiniz.


    Genel Ödev Kapakları

    ödev kapakları, ödev kapağı, dönem ödevi, türkçe, matematik, edebiyat, biyoloji, tarih, coğrafya, performans, proje ödev kapakları, ödev kapağı, dönem ödevi, türkçe, matematik, edebiyat, biyoloji, tarih, coğrafya, performans, proje ödev kapakları, ödev kapağı, dönem ödevi, türkçe, matematik, edebiyat, biyoloji, tarih, coğrafya, performans, proje ödev kapakları, ödev kapağı, dönem ödevi, türkçe, matematik, edebiyat, biyoloji, tarih, coğrafya, performans, proje
    indir | .doc | 58kb indir | .doc | 39kb indir | .doc | 41kb indir | .doc | 48kb
    ödev kapakları, ödev kapağı, dönem ödevi, türkçe, matematik, edebiyat, biyoloji, tarih, coğrafya, performans, proje ödev kapakları, ödev kapağı, dönem ödevi, türkçe, matematik, edebiyat, biyoloji, tarih, coğrafya, performans, proje ödev kapakları, ödev kapağı, dönem ödevi, türkçe, matematik, edebiyat, biyoloji, tarih, coğrafya, performans, proje ödev kapakları, ödev kapağı, dönem ödevi, türkçe, matematik, edebiyat, biyoloji, tarih, coğrafya, performans, proje
    indir | .doc | 28kb indir | .doc | 39kb indir | .doc | 95kb indir | .doc | 30kb

    Bunları beğenmediniz mi?
    Daha sade kapak tasarımları için ÖzgürOkul.Org Özel Ödev Kapakları‘na göz atabilir ya da üniversitenizin kurumsal kimliğine yakışır Üniversite Proje Kapakları‘nı kullanabilirsiniz.

    ödev kapakları, ödev kapağı, dönem ödevi, türkçe, matematik, edebiyat, biyoloji, tarih, coğrafya, performans, proje ödev kapakları, ödev kapağı, dönem ödevi, türkçe, matematik, edebiyat, biyoloji, tarih, coğrafya, performans, proje ödev kapakları, ödev kapağı, dönem ödevi, türkçe, matematik, edebiyat, biyoloji, tarih, coğrafya, performans, proje ödev kapakları, ödev kapağı, dönem ödevi, türkçe, matematik, edebiyat, biyoloji, tarih, coğrafya, performans, proje
    indir | .doc | 87kb indir | .doc | 29kb indir | .doc | 34kb indir | .doc | 47kb
    ödev kapakları, ödev kapağı, dönem ödevi, türkçe, matematik, edebiyat, biyoloji, tarih, coğrafya, performans, proje ödev kapakları, ödev kapağı, dönem ödevi, türkçe, matematik, edebiyat, biyoloji, tarih, coğrafya, performans, proje ödev kapakları, ödev kapağı, dönem ödevi, türkçe, matematik, edebiyat, biyoloji, tarih, coğrafya, performans, proje ödev kapakları, ödev kapağı, dönem ödevi, türkçe, matematik, edebiyat, biyoloji, tarih, coğrafya, performans, proje
    indir | .doc | 89kb indir | .doc | 57kb indir | .doc | 85kb indir | .doc | 26kb
    ödev kapakları, ödev kapağı, dönem ödevi, türkçe, matematik, edebiyat, biyoloji, tarih, coğrafya, performans, proje ödev kapakları, ödev kapağı, dönem ödevi, türkçe, matematik, edebiyat, biyoloji, tarih, coğrafya, performans, proje ödev kapakları, ödev kapağı, dönem ödevi, türkçe, matematik, edebiyat, biyoloji, tarih, coğrafya, performans, proje ödev kapakları, ödev kapağı, dönem ödevi, türkçe, matematik, edebiyat, biyoloji, tarih, coğrafya, performans, proje
    indir | .doc | 56kb indir | .doc | 22kb indir | .doc | 48kb indir | .doc | 30kb
    ödev kapakları, ödev kapağı, dönem ödevi, türkçe, matematik, edebiyat, biyoloji, tarih, coğrafya, performans, proje ödev kapakları, ödev kapağı, dönem ödevi, türkçe, matematik, edebiyat, biyoloji, tarih, coğrafya, performans, proje ödev kapakları, ödev kapağı, dönem ödevi, türkçe, matematik, edebiyat, biyoloji, tarih, coğrafya, performans, proje ödev kapakları, ödev kapağı, dönem ödevi, türkçe, matematik, edebiyat, biyoloji, tarih, coğrafya, performans, proje
    indir | .doc | 26kb indir | .doc | 104kb indir | .doc | 39kb indir | .doc | 67kb
    ödev kapakları, ödev kapağı, dönem ödevi, türkçe, matematik, edebiyat, biyoloji, tarih, coğrafya, performans, proje ödev kapakları, ödev kapağı, dönem ödevi, türkçe, matematik, edebiyat, biyoloji, tarih, coğrafya, performans, proje ödev kapakları, ödev kapağı, dönem ödevi, türkçe, matematik, edebiyat, biyoloji, tarih, coğrafya, performans, proje ödev kapakları, ödev kapağı, dönem ödevi, türkçe, matematik, edebiyat, biyoloji, tarih, coğrafya, performans, proje
    indir | .doc | 21kb indir | .doc | 60kb indir | .doc | 77kb indir | .doc | 22kb
    ödev kapakları, ödev kapağı, dönem ödevi, türkçe, matematik, edebiyat, biyoloji, tarih, coğrafya, performans, proje ödev kapakları, ödev kapağı, dönem ödevi, türkçe, matematik, edebiyat, biyoloji, tarih, coğrafya, performans, proje ödev kapakları, ödev kapağı, dönem ödevi, türkçe, matematik, edebiyat, biyoloji, tarih, coğrafya, performans, proje ödev kapakları, ödev kapağı, dönem ödevi, türkçe, matematik, edebiyat, biyoloji, tarih, coğrafya, performans, proje
    indir | .doc | 45kb indir | .doc | 38kb indir | .doc | 57kb indir | .doc | 170kb
    ödev kapakları, ödev kapağı, dönem ödevi, türkçe, matematik, edebiyat, biyoloji, tarih, coğrafya, performans, proje ödev kapakları, ödev kapağı, dönem ödevi, türkçe, matematik, edebiyat, biyoloji, tarih, coğrafya, performans, proje ödev kapakları, ödev kapağı, dönem ödevi, türkçe, matematik, edebiyat, biyoloji, tarih, coğrafya, performans, proje ödev kapakları, ödev kapağı, dönem ödevi, türkçe, matematik, edebiyat, biyoloji, tarih, coğrafya, performans, proje
    indir | .doc | 50kb indir | .doc | 549kb indir | .doc | 45kb indir | .doc | 79kb
    ödev kapakları, ödev kapağı, dönem ödevi, türkçe, matematik, edebiyat, biyoloji, tarih, coğrafya, performans, proje ödev kapakları, ödev kapağı, dönem ödevi, türkçe, matematik, edebiyat, biyoloji, tarih, coğrafya, performans, proje ödev kapakları, ödev kapağı, dönem ödevi, türkçe, matematik, edebiyat, biyoloji, tarih, coğrafya, performans, proje ödev kapakları, ödev kapağı, dönem ödevi, türkçe, matematik, edebiyat, biyoloji, tarih, coğrafya, performans, proje
    indir | .doc | 78kb indir | .doc | 94kb indir | .doc | 90kb indir | .doc | 130kb
    ödev kapakları, ödev kapağı, dönem ödevi, türkçe, matematik, edebiyat, biyoloji, tarih, coğrafya, performans, proje ödev kapakları, ödev kapağı, dönem ödevi, türkçe, matematik, edebiyat, biyoloji, tarih, coğrafya, performans, proje ödev kapakları, ödev kapağı, dönem ödevi, türkçe, matematik, edebiyat, biyoloji, tarih, coğrafya, performans, proje ödev kapakları, ödev kapağı, dönem ödevi, türkçe, matematik, edebiyat, biyoloji, tarih, coğrafya, performans, proje
    indir | .doc | 74kb indir | .doc | 95kb indir | .doc | 130kb indir | .doc | 120kb
    ödev kapakları, ödev kapağı, dönem ödevi, türkçe, matematik, edebiyat, biyoloji, tarih, coğrafya, performans, proje ödev kapakları, ödev kapağı, dönem ödevi, türkçe, matematik, edebiyat, biyoloji, tarih, coğrafya, performans, proje ödev kapakları, ödev kapağı, dönem ödevi, türkçe, matematik, edebiyat, biyoloji, tarih, coğrafya, performans, proje ödev kapakları, ödev kapağı, dönem ödevi, türkçe, matematik, edebiyat, biyoloji, tarih, coğrafya, performans, proje
    indir | .doc | 69kb indir | .doc | 86kb indir | .doc | 47kb indir | .doc | 59kb
    ödev kapakları, ödev kapağı, dönem ödevi, türkçe, matematik, edebiyat, biyoloji, tarih, coğrafya, performans, proje ödev kapakları, ödev kapağı, dönem ödevi, türkçe, matematik, edebiyat, biyoloji, tarih, coğrafya, performans, proje ödev kapakları, ödev kapağı, dönem ödevi, türkçe, matematik, edebiyat, biyoloji, tarih, coğrafya, performans, proje ödev kapakları, ödev kapağı, dönem ödevi, türkçe, matematik, edebiyat, biyoloji, tarih, coğrafya, performans, proje
    indir | .doc | 85kb indir | .doc | 461kb indir | .doc | 268kb indir | .doc | 584kb

    Kimya Ödev Kapakları

    ödev kapakları, ödev kapağı, dönem ödevi, türkçe, matematik, edebiyat, biyoloji, tarih, coğrafya, performans, proje ödev kapakları, ödev kapağı, dönem ödevi, türkçe, matematik, edebiyat, biyoloji, tarih, coğrafya, performans, proje ödev kapakları, ödev kapağı, dönem ödevi, türkçe, matematik, edebiyat, biyoloji, tarih, coğrafya, performans, proje ödev kapakları, ödev kapağı, dönem ödevi, türkçe, matematik, edebiyat, biyoloji, tarih, coğrafya, performans, proje
    indir | .doc | 72kb indir | .doc | 64kb indir | .doc | 41kb indir | .doc | 28kb

    Bunları beğenmediniz mi?
    Daha sade kapak tasarımları için ÖzgürOkul.Org Özel Ödev Kapakları‘na göz atabilir ya da üniversitenizin kurumsal kimliğine yakışır Üniversite Proje Kapakları‘nı kullanabilirsiniz.


    Tarih Ödev Kapakları

    ödev kapakları, ödev kapağı, dönem ödevi, türkçe, matematik, edebiyat, biyoloji, tarih, coğrafya, performans, proje ödev kapakları, ödev kapağı, dönem ödevi, türkçe, matematik, edebiyat, biyoloji, tarih, coğrafya, performans, proje ödev kapakları, ödev kapağı, dönem ödevi, türkçe, matematik, edebiyat, biyoloji, tarih, coğrafya, performans, proje ödev kapakları, ödev kapağı, dönem ödevi, türkçe, matematik, edebiyat, biyoloji, tarih, coğrafya, performans, proje
    indir | .doc | 101kb indir | .doc | 36kb indir | .doc | 34kb indir | .doc | 34kb

    Bunları beğenmediniz mi?
    Daha sade kapak tasarımları için ÖzgürOkul.Org Özel Ödev Kapakları‘na göz atabilir ya da üniversitenizin kurumsal kimliğine yakışır Üniversite Proje Kapakları‘nı kullanabilirsiniz.

    ödev kapakları, ödev kapağı, dönem ödevi, türkçe, matematik, edebiyat, biyoloji, tarih, coğrafya, performans, proje
    indir | .doc | 110kb

    Matematik Ödev Kapakları

    ödev kapakları, ödev kapağı, dönem ödevi, türkçe, matematik, edebiyat, biyoloji, tarih, coğrafya, performans, proje ödev kapakları, ödev kapağı, dönem ödevi, türkçe, matematik, edebiyat, biyoloji, tarih, coğrafya, performans, proje ödev kapakları, ödev kapağı, dönem ödevi, türkçe, matematik, edebiyat, biyoloji, tarih, coğrafya, performans, proje ödev kapakları, ödev kapağı, dönem ödevi, türkçe, matematik, edebiyat, biyoloji, tarih, coğrafya, performans, proje
    indir | .doc | 57kb indir | .doc | 54kb indir | .doc | 47kb indir | .doc | 44kb
    ödev kapakları, ödev kapağı, dönem ödevi, türkçe, matematik, edebiyat, biyoloji, tarih, coğrafya, performans, proje ödev kapakları, ödev kapağı, dönem ödevi, türkçe, matematik, edebiyat, biyoloji, tarih, coğrafya, performans, proje ödev kapakları, ödev kapağı, dönem ödevi, türkçe, matematik, edebiyat, biyoloji, tarih, coğrafya, performans, proje ödev kapakları, ödev kapağı, dönem ödevi, türkçe, matematik, edebiyat, biyoloji, tarih, coğrafya, performans, proje
    indir | .doc | 43kb indir | .doc | 23kb indir | .doc | 36kb indir | .doc | 59kb

    Bunları beğenmediniz mi?
    Daha sade kapak tasarımları için ÖzgürOkul.Org Özel Ödev Kapakları‘na göz atabilir ya da üniversitenizin kurumsal kimliğine yakışır Üniversite Proje Kapakları‘nı kullanabilirsiniz.

    ödev kapakları, ödev kapağı, dönem ödevi, türkçe, matematik, edebiyat, biyoloji, tarih, coğrafya, performans, proje ödev kapakları, ödev kapağı, dönem ödevi, türkçe, matematik, edebiyat, biyoloji, tarih, coğrafya, performans, proje
    indir | .doc | 268kb indir | .doc | 55kb


    Biyoloji Ödev Kapakları

    ödev kapakları, ödev kapağı, dönem ödevi, türkçe, matematik, edebiyat, biyoloji, tarih, coğrafya, performans, proje ödev kapakları, ödev kapağı, dönem ödevi, türkçe, matematik, edebiyat, biyoloji, tarih, coğrafya, performans, proje ödev kapakları, ödev kapağı, dönem ödevi, türkçe, matematik, edebiyat, biyoloji, tarih, coğrafya, performans, proje ödev kapakları, ödev kapağı, dönem ödevi, türkçe, matematik, edebiyat, biyoloji, tarih, coğrafya, performans, proje
    indir | .doc | 65kb indir | .doc | 72kb indir | .doc | 46kb indir | .doc | 58kb
    ödev kapakları, ödev kapağı, dönem ödevi, türkçe, matematik, edebiyat, biyoloji, tarih, coğrafya, performans, proje ödev kapakları, ödev kapağı, dönem ödevi, türkçe, matematik, edebiyat, biyoloji, tarih, coğrafya, performans, proje ödev kapakları, ödev kapağı, dönem ödevi, türkçe, matematik, edebiyat, biyoloji, tarih, coğrafya, performans, proje ödev kapakları, ödev kapağı, dönem ödevi, türkçe, matematik, edebiyat, biyoloji, tarih, coğrafya, performans, proje
    indir | .doc | 76kb indir | .doc | 66kb indir | .doc | 34kb indir | .doc | 39kb

    Bunları beğenmediniz mi?
    Daha sade kapak tasarımları için ÖzgürOkul.Org Özel Ödev Kapakları‘na göz atabilir ya da üniversitenizin kurumsal kimliğine yakışır Üniversite Proje Kapakları‘nı kullanabilirsiniz.

    ödev kapakları, ödev kapağı, dönem ödevi, türkçe, matematik, edebiyat, biyoloji, tarih, coğrafya, performans, proje ödev kapakları, ödev kapağı, dönem ödevi, türkçe, matematik, edebiyat, biyoloji, tarih, coğrafya, performans, proje ödev kapakları, ödev kapağı, dönem ödevi, türkçe, matematik, edebiyat, biyoloji, tarih, coğrafya, performans, proje ödev kapakları, ödev kapağı, dönem ödevi, türkçe, matematik, edebiyat, biyoloji, tarih, coğrafya, performans, proje
    indir | .doc | 41kb indir | .doc | 52kb indir | .doc | 42kb indir | .doc | 38kb
    ödev kapakları, ödev kapağı, dönem ödevi, türkçe, matematik, edebiyat, biyoloji, tarih, coğrafya, performans, proje ödev kapakları, ödev kapağı, dönem ödevi, türkçe, matematik, edebiyat, biyoloji, tarih, coğrafya, performans, proje ödev kapakları, ödev kapağı, dönem ödevi, türkçe, matematik, edebiyat, biyoloji, tarih, coğrafya, performans, proje ödev kapakları, ödev kapağı, dönem ödevi, türkçe, matematik, edebiyat, biyoloji, tarih, coğrafya, performans, proje
    indir | .doc | 35kb indir | .doc | 48kb indir | .doc | 36kb indir | .doc | 78kb
    ödev kapakları, ödev kapağı, dönem ödevi, türkçe, matematik, edebiyat, biyoloji, tarih, coğrafya, performans, proje ödev kapakları, ödev kapağı, dönem ödevi, türkçe, matematik, edebiyat, biyoloji, tarih, coğrafya, performans, proje ödev kapakları, ödev kapağı, dönem ödevi, türkçe, matematik, edebiyat, biyoloji, tarih, coğrafya, performans, proje
    indir | .doc | 33kb indir | .doc | 34kb indir | .doc | 81kb