KİTABIN ADI : AŞİNA YÜZLER
KİTABIN YAZARI : SAMET AĞAOĞLU
YAYINEVİ : AĞAOĞLU YAYINEVİ
BASIM YILI : EKİM 1965
KİTABIN KONUSU
Yazar kitabında 1920 ile 1950 yılları arasındaki siyasetçileri eleştirmekle beraber kitapta kendi görüşlerini doğrularını ve yanlışlarını açık bir dille anlatmıştır. Yazar Cumhuriyet yılları Türkiye’sinde insanların hayat anlayışlarını siyasetle birleştirip, anlattığı kişilerin isimlerini vermeden kitabına kahraman olarak geçirmiştir.
KİTABIN ÖZETİ
Yazar romanında Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren 1920’li yıllardan 1950’li yıllara kadarki insanların “ kim bu bir iki üç adam? İsimleri önemli değil, sadece kudret sahipleri o kadar!” cümlesinde belirtiği gibi bu dönemin insanlarını bir şair bir hikayeci ve bir çok siyaset adamı çatısı altında koca bir imparatorluğun yıkılışından sonra temelleri atılan Cumhuriyet Türkiyesindeki insanların hayat anlayışlarını tasvir etmeye çalışmış. Aklımıza belki koca bir topluluğun bir şair bir hikayeci ve birçok siyaset adamından mı teşekkül olduğu sorusu gelebilir. Burada yazar bu açık kapıyı da “Devrin bütün öteki tanınmışları, büyüklüğü, küçüklüğü bilerek, bilmeyerek onların taklitçileri” diyerek kapatmaya çalışmıştır.
Yazar romanına başlarken bir şair olarak Nurullah ATAÇ’I aklı ile kalbi durmadan değişen, birinin güzel dediğine ötekini çirkin damgasını yapıştırdığı kuvvetli hislerinin ve engin zekasının çarpışmasından doğmuş çeşitli acıları bazen gerçekten insanların insafsız olduğu kadar kuvvetli keskin ironisi ile örmesini bilen bir adam olarak tasvir etmiştir.
Hikayeci olan Ahmet Hamdi TANPINAR’I da İran minyatürlerinin ağaçlıklarına benzeyen Rıfkı Melül’e benzetmiştir. Tanpınar’ın eserlerini sanat istidadının yarattığı acemi fakat güzel bir ses olarak tanımlamış, incelendikce Türk Dilinin büyük eserlerine ilham kaynağı olabilecek nitelikte görmüştür.
Yazar daha öncede belirttiğimiz gibi bir şair bir hikayeciyi Nurullah ATAÇ ve Ahmet Hamdi TANPINAR’I temsil etmiştir. Birçok politikacıyı da önce yüz ifadelerini, görünüşlerini ve bir o kadar da karekterlerinin romana has bir üslup ile izah ederek politika adına giriştikleri bir çok tecrübe ve deneyleri, bunun yanında yapılan bir çok hataları ilişkilendirmeye çalışmıştır. Yazar, eserinde politika hakkındaki görüşlerine de oldukça sık yer vermiştir. Bu dönem tarihine damgasını vuran birçok siyasetçi ve hatta perde arkasındaki birçok kişinin siyasete gerçekten hakim olan kişilerden ziyade kendilerinin dizginlenemeyen başakalarını hayran bırakma, kendi isimlerinin tarihin sayfasında daima kalıcı olamsı için çalışan insanlar olarak anlatmaya çalışmıştır. Bunu da eserinde bilgi , sanat ve askerliğin daha derin ve yürünmesi güç vadilere benzetmiş, bunlardan daha kolay ve kestirme olan politikayı da şahısların bu emellerini gerçekleştirebilecekleri en süratli vasıtaya benzetmiştir. Yazara göre, politikanın istediği sadece çevikliktir. Burada çeviklikten kastedilen değişen durumlarda en uygun söz ve davranışın söylenebilmesi için gereken çevikliktir. Hatta yazar, politikayı hayatın kıskançlık, dalkavukluk, yüze gülme, arkadan hançerleme, iftira, hıyanet, vefasızlık olguları kazanında kaynamaktan ibaret olarak görmüştür. Yazarın yunan felsefesinide incelediğini bazı noktalarda Sokrat ve Eflatundan da örnekler vererek istenilen ideali ifade etmeye çalışmasından anlıyoruz.
Yazarın eserinde anlattığı siyasetçiler ve gelişen olayların “milli şef” olarak adlandırdığımız Ismet İNÖNÜ ve Demokrat Parti arasında kendi kişilik ve karakterlerini arayan siyaset adamlarının hataları ve yanlışları ile politikaya bir bakış açısı kazandırmıştır.
Bu dönem ve siyasetçilerin özelliklerini de yeni kurulan Cumhuriyet Türkiyesi’nin temellerinin yeni yeni oturması ve insanlarında bu belirsizlikten sıyrılırken sergiledikleri davranışları; siyasetçi, romancı ve şair üçlemesi ile açıklamaya çalışmıştır.
KİTABIN ANA FİKRİ
Hiçbir zaman kendi kötü emellerimiz için bir insanı veya birini etkileyecek bir nesneyi- bir devletin ileri gelen politikacısı olsak bile – kullanmamalıyız. Bu bizim o an yararımıza olabilir fakat, ileride bizden götürebileceklerini de düşünmemiz gerekmektedir.
KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRMESİ
Nurullah ATAÇ, Ahmet Hamdi TANPINAR ve ismi açıklanmayan siyasetçiler romanımızın kahramanıdır. Bunların karakter analizini yaparken romansı bir hava içinde, genelde tasvire dayanan, yüz şekillerini, görünüşünü ve fiziki özelliklerini açıklamaya çalışmıştır.
KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER
Yazarın Aşina Yüzler adlı eserinde karekterlerin ismini açıklamadan olayları anlatmış olması ve Osmalıca türkçesinden alıntı bir sürü kelimeleri kullanması kitabın akıcılık etkisini azaltır.
KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ
1909’da Karabağ’da doğdu. 1932’de Ankara Hukuk Mektebi’ni bitirdikten sonra doktorasını Fransa’da tamamladı. 1946’da Ticaret Bakanlığı’ndaki görevinden istifa ederek girdiği Demokrat Parti’de hızla yükselerek, partinin önde gelen yöneticilerinden biri oldu. 1950’de Manisa milletvekili olarak Meclis’e giren Ağaoğlu, bu görevini 27 Mayıs 1960 askerî darbesine kadar sürdürdü. Çeşitli bakanlıkların yanısıra, başbakan yardımcılığı da yaptı. Yassıada mahkemeleri tarafından yargılandı ve ömür boyu hapse mahkûm edildi. Ekim 1964’de özel afla salıverilen Samet Ağaoğlu anılarını Aşina Yüzler (1965), Arkadaşım Menderes (1968) ve Marmara’da Bir Ada (1972) adlı kitaplarda topladı. Üniversite yıllarında yazmaya başladığı öyküleri Varlık ve Yücel dergilerinde yayımlandı. Yine bu yıllarda Ahmet Muhip Dranas ve Behçet Kemal Çağlar’la birlikte Hep Gençlik adlı bir dergi çıkardı. Daha sonra öykülerini Strasburg Hatıraları (1945), Zürriyet (1950), Öğretmen Gafur (1953), Büyük Aile (1957), Hücredeki Adam (1964) ve Katırın Ölümü (1965) adlı kitaplarda topladı. Demokrat Parti’nin Doğuş ve Yükseliş Sebepleri / Bir Soru adlı kitabı hem bir anı, hem de Demokrat Parti üzerine bir tahlil denemesidir. Samet Ağaoğlu 1982’de İstanbul’da öldü. Ölümünden sonra bulunan 14 defter ve yüzlerce sayfadan oluşan günlüğü Cemil Koçak tarafından yayına hazırlandı ve 1992’de İletişim Yayınları tarafından Siyasi Günlük / Demokrat Parti’nin Kuruluşu adıyla yayımlandı.
Yazdığı Eserler : Babamın Arkadaşları, Siyasi Günlük/Demokrat Parti`nin Kuruluşu

Konu
Bir papağanın öğrendiklerinin başına neler getirdikleri…
Özet
Kitap kısa kısa hikâyelerden oluşmuştur. Kitabın birinci hikâyesi ise kıtabın ismi olan “AGO PAŞA’NIN HATIRATI”dır.
Ago Paşa, herkesin isminden dolayı yanıldığı gibi bir insan değil aksine bir papağandır. Zamanında bir kuşçu dükkânında eğitilmiştir. Orada sahibi tarafından konuşmayı öğrenmiştir.
Ago Paşa’nın sahibi ona o zamanda neler yasak değilse onu öğretirdi ve o da bunu söylerdi. İnsanlar da onu merakla dinlerlerdi. Ama her şeyin bir sonu vardır. Ve kuş bunu anlayamaz. Bu sefer yine aynı şeyi söylemesine rağmen bu yasaklanmıştır. Bunun üzerine bu sefer sahabi polislerle uğraşmak zorunda kalır.O zaman sahibi onu tavan arasına saklar.Olaylar geçtiğinde de ona bu sefer ne söylemesi gerekiyorsa onu öğretirdi.
Ona ilk önce “yaşasın padişahımız” öğretilmişti. Bu yasaklanana kadar sahibi ve o mükemmel bir hayat sürmüşlerdi. Ama bu cümle de yasaklandığında yine büyük bir tehlike yaşamışlardı.Daha sonra “yaşasın hürriyet” öğretilmişti.Yine ilk önceleri herkes şaşırmış,kuşun söylediklerine şaşıyordu.Sonra bu cümle yüzünden bu sefer “ittihat ve terakki cemiyeti”ne girmişlerdi.Orada “yaşasın ittihat ve terakki” diyerek yüzlerce kişiyi başına topluyor ve onların verdiği şeyleri yiyordu.Gün geçti bu da yasaklanmıştı.Bu sefer “yaşasın şeriat” öğretilmişti.Görenler bu kuşun kendi dillerine uygun olduğunu düşünerek yine ona yiyecekler veriyorlardı.Sonra bu da yasaklanınca “yaşasın Mahmut Şefket Paşa” öğretilmiş ve bunu haykırıyordu.Bu yüzden Hareket Ordusu erkanından birine satılmıştı.İlk önceleri orada da rahat içindeydi.Bir gramofondan:
Kimdir onlar? Kimdir onlar?
Hareket Ordusu!
öğrenmişti. Daha sonra sokaktan geçen bir lahana turşucusunun taklidini yaparak bunu
Kimdir onlar? Kimdir onlar?
Hareket Ordusu!
Lahana turşusu!
çevirmişti. Sonra bunu dedi diye onu oradan atmışlardı.
Bu böyle devam etmişti. Ago Paşa öğrendikleri yüzünden ne acılar çekmiş ve neler neler ile ödüllendirilmişti. En sonunda yeni bir cümle öğrenmişti.Bu “yaşasın Kuvayı Milliye”idi.Daha sonra bu da yasaklandı.Artık bunlardan iyice sıkılmıştı.Çünkü ne öğrettiyseler önce onu rahat ettiriyor sonra cezalanmasına neden oluyordu.
Ana Fikir
Herşeyi sadece zamanına göre değil biraz da ileri düşünerek yaşamalıyız.
Şahıslar ve Olaylar
Ago Paşa:Öğrendikleri yüzünden başına gelmeyen kalmamış olan bir papağan.
Yazar Hakkında Bilgi
1888′de İstanbul’da doğdu. 18 Temmuz 1965′te İstanbul’da yaşamını yitirdi. Vezneciler’de Şemsü’l-Maarif ve Göztepe’de Taş Mektep’te öğrenim gördü. Özel ders aldı. Galatasaray Lisesi ve Hukuk Mektebi’ni yarıda bıraktı. Maliye Merkez Kalemi’ne katip olarak girdi. 1908′de Servet-i Fünun’da ve Tercüman-ı Hakikat’te çalışmaya başladı. Son Havadis adıyla bir gazete kurdu, 15 sayı yayımladı.
Fecr-i Ati Topluluğu’na katıldı. Kalem adındaki mizah dergisinde de “Kirpi” takma ismiyle (müstear) siyasi mizah yazıları yazdı. Mahmud Şevket Paşa’nın öldürülmesinden sonra Sinop, Çorum, Ankara ve Bilecik’te sürgün hayatı yaşadı. 1918′de İstanbul’a döndü. Robert Kolej’de Türkçe öğretmenliği yaptı. Vakit, Tasvir-i Efkar ve Zaman gazetelerinde makaleleri yayımlandı.
Damat Ferit Paşa’nın dostluğu sayesinde, mütarekeden hemen sonra Hürriyet ve İtilaf Fırkası’na katıldı. Posta ve Telgraf Umum Müdürü olarak görevlendirildi (1919). İzmir’in işgalinden sonra Anadolu Hareketiyle İstanbul Hükumeti arasında yaşanan telgraf krizinde İstanbul Hükumetini tuttu. İstanbul’un düşman işgalinden kurtarılışının ardından 1922′de Beyrut’a kaçtı. 1938′de affın çıkmasından sonra yurda döndü. Ölünceye dek yazılarını sürdürdü.

Konu
Çocukluk yıllarında çok acı çekmiş bir çocuğun bu anılarının onu nasıl etkilediğini ve sonuçlarını anlatır.
Özet
Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun belki bütün romanlarımın anahtarlarını verdiğim kitabım dediği “Anamın Kitabı”onun en önemli eserlerinden biridir. Eserde, yazar çocukluk anılarından bahsetmekte, bunu yaparken de şuuraltı tekniğinden yararlanmaktadır. İnsanın alınyazısının çocuklukta yazıldığını ve hangi yaşa girerse girsin, şuuraltında daima çocukluk kaldığını savunur.
Yakup Kadri, Aydın ve Manisa’da hüküm sürmüş Karaosmanoğulları sülalesine mensuptur. Yazar altı yaşına kadar babasının Mısır’daki İbrahim Paşa Konağına yerleşmiş ve İkbal Hanımla evlenene kadar burada yaşamıştır. İkbal Hanımla evlendikten sonra Kahire’ye yerleşmiştir. Daha sonra İbrahim Paşanın ölmesi nedeniyle Manisa’ya yerleşmiştir. Eser, hayatının doğrudan doğruya bu bölümleriyle ilgilidir.
Yazar babasını, çevresinde çok saygın bir kişiliğe sahip olmasına rağmen sevmez. Babasının konuşma tarzı, hareketleri, konuşması ve bilhassa annesine karşı olan davranışları yazara çok ilkel gelir. Nitekim babası eve geldiğinde önüne konulan terlikleri giydikten sonra annesini peşinden sürükler, kendisi ile ilgilenilmekte biraz gecikilse evi velveleye vererek huzursuzluk çıkartır.
Yazarda geçmişe daima bir özlem vardır. Lalasıyla Nil boyunca Ehramlara doğru ya da şehrin kalabalık caddelerine doğru yapılan gezintiler, hele babasıyla şehrin hayvanat bahçesi karakterindeki “Özbekiye Bahçesine” yaptığı araba gezintileri onun için tadına varılmaz saatlerdir.
Mısır’daki bu ihtişam dolu çocukluk günlerini, altı yaşında geldiği Manisa’daki sıkıntılı günler takip eder. Burada, okula giderken uyku sersemi kalkışını, eline “Amme Cüzzü” tutuşturularak sokak kapısından dışarı bırakılıverişini, kendisine kahvaltı olarak bir dilim kuru ekmekle bir topak tulum peyniri sunuluşunu hiç unutmaz. Hele okula giderken yolun bozukluğu onun için işkence dolu saatlerdir.
Okul hayatı ise ona göre pek verimsizdir. Okulun doksanlık kapıcısı onu teneffüslerde rahat bırakmaz. Sınıf hocası Mustafa Efendinin daima çatık ve kızgın suratı, okulun müdürü Hüseyin Efendinin şimşir sopası da onu rahatsız etmektedir. Ama yazarı mektepten asıl yıldıran okulun pisliği ve mundarlığıdır. Bu nedenle biraz utangaçlığından, bilhassada bu ağır koku yüzünden annesinin kendisine hazırladığı yemeği bile yemez, arkadaşlarına bırakır.
Mısır dönüşü Karaosmanoğulları sülalesi kendilerine itibar göstermediğinden sıkıntılı günler yaşarlar. Kendilerine babasının arkadaşı Hulusi Bey kucak açar. Onun konağında önce misafir olarak birkaç gün kaldıktan sonra konağın yanındaki küçük evi kiralalar. Bu evde yazarın ilk dikkatini çeken şey, evin arka kısmından kendisine çok yakın görünen Manisa Dağıdır. Dağa baktıkça, dağdaki boz renkli kaya diz çökmüş bir deve gibi, buradaki inde aslan gibi görünür kendisine. O dağdaki tabiat şekillerini iniş, yokuş, yar, oyuk, tepe masallardaki peri padişahının sarayındaki denizlere, kulelere benzer varlıklarmış gibi düşünür. Sürekli olarak bu dağa gitmek ister. Bir gün komşusunun oğlu Cemal ile oraya giderler. Fakat beklediğini bulamaz, hayal kırıklığına uğramıştır.
Çocukluğunda en derin, en ihtiraslı sevgisini tercih ettiği insan Afet Ninesidir. Ninesi, Kadri Beyin küçüğü Nazif Beyi kaybettiğinden bu yana tek sevgisini torunu Yakup Kadiri’ye yöneltmiştir. Ninesi onlarda kaldığı süreçte Yakup Kadri ondan ayrı yatmaz. Hatta ninesi hastalandığında bile ondan ayrılamaz. Hele ninesi kendi evine dönmeye kalsın; evde kıyametleri kopartır, günlerce ağlar, yemekten içmekten kesilir, evdekilere hayatı zehir eder.
Babasının hastalığı da eserde geniş yer alır. Babası hayatının son devresinde kendisini dünyadan iyice çekerek ahirete verir. Seccadesinin başına oturarak saatlerce tespih çeker, on dakikada kılınacak namazları yarım saatte bitirir. Yakup Kadiri’ye Kuran-ı Kerim öğretmeye çalışır. Ama Yakup Kadri bunu hiç beceremez. Yazarı bu derslerden evde bozulan antika saatler kurtarır. Babası günlerce saatleri yapmaya çalışır ama muvaffak olamaz.
Babası ölümüne doğru “Ramazanı Şerif” geliyor diye evin içinde çocukça bir sevinçle dolaşır. Ramazanı mutlaka İstanbul’da geçirmek niyetindedir. Fakat gidecekleri günün arifesinde babası ansızın hastalanarak yatağa düşer. Hastalığı çok ağırdır, çok geçmeden ölür.
Yakup Kadiri’yi ölümden ziyade kardeşiyle birlikte komşusunun evinde geçirdikleri ayrılık geceleri etkiler. Babasının cesedi önüne götürüldüğünde diğerleri gibi ağlamak istediği halde ağlayamaz.
Çayırbaşı İlkokulunun, yazarın huyunun değişmesinde büyük rolü vardır. Okuldaki çocuklar öyle yabanidir ki onu okula evin kalfası götürmektedir. Kalfası teneffüslerde bile yanından ayrılmamaktadır. Ancak bu vaziyet yazara ağır gelmektedir. Buradaki çocuklar daima birbirleriyle kavga etmekte, çete savaşları yapmakta ve birbirlerine ağır küfürler savurmaktadırlar.
Yine bir gün böyle bir kavga esnasında kalfanın (kendisinden 5 –6 yaş büyük) kavgayı ayırmaması nedeniyle kızarak kalfasına ağza alınmayacak küfürler savurup, yumruklamaya başlar. Bu nedenle kalfası onu bir daha okula götürmeye cesaret edemez. Ancak yazar kendisinden daha büyük birini dövmenin verdiği gururla kendisine olan güveni yerine gelir.
Bu olaydan haberinin olmadığını sandığı annesi ona küser. Bunu bilmeyen Yakup Kadri, annesinin ilgisini çekmek ve annesinin sevgisini tekrar kazanmak için çeşitli muziplikler yapar, kendisini yaralar. En küçük bir olayda bile üzerine titreyen annesi, bu olaylarda yanına bile gitmez. Sonunda yazar, durumu anlayarak bir daha ağzına öyle sözler almayacağına söz vererek annesinden özür diler ve elini öper. İşler yoluna girer.
Ana Fikir
Aile bireyleri, çocukların gelişme döneminde onlara karşı daha sağdulu davranmalı,aile içindeki tutum ve davranışların onları nasıl etkilediğini fark etmelidir.
Şahıslar ve Olaylar
Yazar : Çocukluğunda bir acı çekmiştir. Bundan dolayı sessiz , sakin fazla konuşmayan bir yapıya sahiptir. Duygusaldır. Arkadaşlarıyla fazla konuşmaz.
Yazarın babası: Çevresi tarafından sevilir.Fakat evde aile bireylerine karşı ilkel davranır. Kılık ve kıyafetine özen gösterir. Eskiye bağlı bir insandır.
İkbal Hanım: Yazarın annesidir. Güzel bir kadındır. Fazla konuşmaz. Çevresinde sevilir. Sessiz, sakindir. Olaylara mantığıyla yaklaşır. İnsanları ayırt etmeden sever.
Afet nine : Yazarın en sevdiği aile üyasidir. Tatlı ve şirin bir hanımdır. Yaşlıdır. Eşini kaybettikten sonra tüm sevgisini torununa verir. Neşeli bir hanımdır.
Yazar Hakkında Bilgi
21. Yüzyıl edebiyatının büyük romancısı 27 Mart 1889’da kahire’de doğdu. Kurtuluş savaşı yıllarında Anadolu’ya geçti. Emekliye ayrılınca verimli bir yazı hayatında başladı.yazarlığını sürdürürken 13 Aralık 1974’te Ankara’da öldü. Yazar, eserlerinde Türk toplumunun, Tanzimattan Atatürk Türkiye’si dönemi ne kadar olan yaşantısını anlatan hikaye,makale ve romanlar yazmıştır.
ESERLERİ:
HİKAYE: Bir serencam, Rahmet, Milli Savaş Hikayeleri.
ROMAN: Yaban, Kiralık konak, Nur Baba, Hüküm Gecesi, Ankara, Bir Sürgün, Hep O Şarkı.
ANI : Zoraki Diplomat, Anamın Kitabı, Vatan Yolunda.
MONOGRAFİ: Atatürk, Ahmet Haşim

Konu
O zamanların ünlü bir muharirinin başından geçen olayları anlatmaktadır.
Özet
Macit isimli bir muhariri bir gün kitap yazarken bir bayan arar.Bu bayan Macit’e kocasının onu aldattığını ve o da aynı şekilde kocasını aldatmak istediğini söyler.Bu aldatma işini de onunla icra etmek istediğini ifade eder.
Macit ilk önce bunun bir oyun olduğunu ve bu bayanın onunla dalga geçtiğini zanneder.Fakat kadının konuşmasıyla onun ciddi olduğunu anlar ve kadının teklifini kabul eder.Kadın onu emin olduktan sonra tekrar arayacağını söyleyip telefonu kapatır.Bu görüşmeden sonra Macit’in içine kurt düşer.Bu ona hazırlanmış bir tuzak olduğu hakkında şüpheye düşer.
Bir sonraki gün o kadın tekrar arar ve Macit’e hemen gelmesini söyler.Macit hemen bir taksiye atlar ve kadını evine gider.O akşam Macit Mualla’la birlikte olur.Sabah olduğunda Mualla Macit’e hemen evden gitmesini ,içinde kötü bir his olduğunu söyler.Bu olaydan bir iki dakika sonra Mualla’nın kocası yanında iki polisle eve gelir.
Macit’le karısını yatak odasında yakalar.Macit çok kötü bir durumda olduğunu ve bütün hayatının bittiğini düşünür.Tam bu sırada Mualla’nın kocası Macit’i odaya çağırır.Burada adam ona işlediği suçun cezasını okur ve bir kurtuluşu olduğunu söyler.Bu kurtuluşun onun rızasını alırsa olabileceğini söyler ve bir miktar para istediğini söyler.Bunun üzerine Macit çok sinirlenir ama parayı verir, dolayısıyla bu işten yakasını kurtarır.
Bu olaydan birkaç gün sonra Mualla Macit’in parasını geri getirir.O günün akşamı kocasını öldürür. Macit bu olayı gazeteden öğrenir,Mualla yargılanırken şöhretini kaybetme pahasına mahkeme salonuna gider.
Doğruyu söyleyerek Mualla’nın beş seneyle kurtulmasını sağlar.Bu beş sene boyunca Mualla’nın iyi geçinmesi için hapisaneye her ay para yollar. Macit, Mualla’ya hapisaneden çıktıktan sonra ona evlenme teklif eder ve evlenirler.
Ana Fikir
Zararın neresinden dönersek kardır.
Şahıslar ve Olaylar
Macit zeki ve başarılı fakat kendini çabuk kaptıran birisidir. Mualla, kendini kocasına köle etmiş, ahlaksız bir kadındır. Mualla’nın kocası, tamamen ahlak kurallarından yoksun birisidir.
Yazar Hakkında Bilgi
Esat Mahmut Karakurt, birbiri ardına yazdığı aşk ve macera konulu romanlarıyla, yaşadığı dönemin en çok okunan yazarlarından biriydi. 1902 İstanbul doğumlu yazarın, iyi bir eğitim aldığını görüyoruz. 1924 yılında Diş Hekimliği Okulunu, 1930 yılında ise Hukuk Fakültesini bitiren yazar, gazetecilik, öğretmenlik, milletvekilliği ve senatörlük görevlerinde bulunduktan sonra, 1977 yılında bir beyin kanaması sonucunda aramızdan ayrıldı.

Konu
Kitapta Kenan adlı kişinin karısının çantasında bir anahtar bulmasıyla başlayan olaylar ve sonunda bütün şüphelerinin boş bir kuruntu olduğu anlatılmaktadır.
Özet
Kenan bir gün anahtarını kaybeder ve gururlu bir insan olduğundan bunu kimseye söyleyemez. Habersizce karısının çantasından anahtarı alıp aynısını yaptırır. Daha sonra evin kapısında denediğinde kapı açılmaz. Olaylar böyle başlar. Kenan hem karısı Perihan’a sormaya çekinir hem de kendi kendine devamlı şüpheler üreterek olayı git gide büyütür.
Kenan’ın içerisinde bulunduğu bu durum bir hastalıktır. Artık çevresindeki bütün erkeklerden şüphelenmekte, belki de bu anahtar onlardan birinin evini açıyor diye kendini yiyip bitirmektedir. Hatta bu durum karısını takip ettirmeye kadar varır. Bir gün karısının sürekli gittiği bir arkadaşının oturduğu apartmana karısının eski kocası Vecdi’nin taşınmış olduğunu öğrenir. Artık aklında tereddüt kalmamıştır. Oraya gidip anahtarı Vecdi’nin evinde deneyecektir.
Apartmana gelir ve merdivenlerden yukarıya doğru çıkmaya başlar. Fakat hastalığın verdiği rahatsızlıkla olduğu yere yığılır. Daha sonra kliniğe kaldırılır ve tedavi görür. Kenan’ın teyze oğlu Rüstem Perihan’a her şeyi anlatır.
Perihan kocasının böyle düşünmesine çok üzülür. Bütün olan bitenlere bu yeni hayatlarının neden olduğunun farkındadır. Eski yaşamları daha sade, daha güzeldir. Kenan iyileşince anahtarın nereye ait olduğunu sorar. Perihan onu eskiden yaşadıkları sessiz, sakin bir yer olan Osmonti’deki evlerine götürür. Kenan çok şaşırır. Perihan gittiği her yerden bir hatıra almayı adet haline getirdiği ve bu evi de çok sevdiği için oranın anahtarını gizlice saklamıştır.
Kenan bunu öğrenince çok utanır. Daha sonra Perihan ve Kenan bu eve taşınırlar. Perihan ayrıca hamiledir ve ikisi mutlu bir şekilde sosyeteden, kumarlı içkili ev partilerinden uzak hayatlarına devam ederler.
Ana Fikir
İnsan sevdiği hele de hayatını bağladığı birinden asla şüphelenmemeli, hatta ona git gide daha da bağlanmalı; onu kaybetmemek için elinden geleni yapmalıdır.
Şahıslar ve Olaylar
Kenan gururlu, kişiliğinden taviz vermek istemeyen birisidir. Perihan, Kenan’ın karısı, nazik ve hoşgörülü ayrıca alımlı bir kadındır. Vecdi, Perihan’ın eski kocası, gece hayatını ve kadınları çok seven birisidir.
Yazar Hakkında Bilgi
1888 yılında Beylerbeyi’ nde doğan Refik Halid, “Galatasaray Sultanisi” ve “Mekteb-i Hukuk” da okumuştur. Meşrutiyet sırasında gazeteciliğe başlamıştır. “Fecri-Âti” edebiyat topluluğunun kurucularından olmuştur. “ Kirpi “ adıyla taşlamaları ve siyasal yazıları sonucu İttihat ve Terakki hükümetince Anadolu’nun çeşitli illerinde 5 yıl sürgüne gönderilmiş, ancak 1.Dünya Savaşı’nın son yılı İstanbul’a dönebilmiştir.
Dönüşünde Robert Koleji’nde öğretmenlik, Sabah Gazetesi baş yazarlığı, ilk kez Posta-Telgraf Genel Müdürlüğü yapan Refik Halid, bu ara tanınmış “Aydede” mizah dergisini de çıkarmıştır. 1938 ‘ de yurda dönen Refik Halid, çeşitli dergi ve gazetelerdeki günlük yazıları ve yirmi kadar romanı ile yaşamını sürdürmüştür.
18.7.1965 tarihinde İstanbul’ da ölen yazar; tekniği, dilinin güzelliği, taşlamalarının inceliği ve tasvirlerinin kuvveti ile ün yapmış, Modern Türk Edebiyatı’ nın temel taşlarından biri olmuştur.

Konu
Almanya’nın ikinci dünya savaşı sırasında Türkiye’yi içten bir baskınla ele geçirme çabaları ve bu çabalar esnasında gizli servisler arasındaki mücadeleler.
Özet
2.dünya savaşının en önemli muharebelerinden Stalingrad muharebesi Almanya ile Sovyetler Birliği arasında bütün şiddetiyle devam eder…Almanya için bütün savaşın kaderini tayin edeceğinden dolayı bu muharebenin önemi büyüktür.Bu kapsamda Almanya Sovyetleri kafkasların güneyinden kuşatıp imha etme fikrindedir ve bu muharebeyi ancak bu plan dahilinde kazanacağını düşünür.
Bu büyük planı Türkiye’nin tarafsızlığı bozar. Bu nedenle Almanlar Türkiye’yi devre dışı bırakmak ister. Türkiye ile tutuşulacak büyük bir savaş Almanları çok zor durumda bırakacağından dolayı Türkiye’yi içten yapılan bir baskınla ele geçirmeyi düşünürler. Bunun için İstanbul’daki Alman sefarethanesinde üst düzey bir toplantı yapılır.
Bu toplantının başkanlığını da albay Von Klinger yapar. Plan kapsamında İstanbul ve Ankara’ya gizlice girecek S.D. kuvvetleri aynı anda yapılacak bir operasyonla devlet adamlarını tevkif edeceklerdir.”Ankara Ekspresi” şifresiyle de Çankaya köşkü Alman kuvvetlerince sarılacak ve İnönü antlaşmaya zorlanacaktır. Amaç, İnönü’yü ikna edip bir Quisling hükümeti kurmaktır. Böylece yönetim Almanların eline geçmiş olacaktır Fakat albay Von Klinger in de bildiği üzere Türkler kolay pes etmeyen, şerefine ve gururuna düşkün,iyi harbetmesini bilen bir milletti.
Almanların bütün planlarından haberdar olan Türk genelkurmayı istihbarat teşkilatı bu planların icrasını engellemek için çok başarılı bir subay olan Bnb.Seyfi Hüget’i görevlendirir. Müttefikimiz İngilizler hesabına çalışan ve aynı zamanda Türklere de önemli bilgiler veren, Bnb. Seyfi’ye de aşık olan Irwine adındaki casus, Seyfi Bnb. ile yediği akşam yemeğinden sonra gittiği pansiyonunda bir Alman casusu olan Yzb. Ludvig Kolman tarafından öldürülür. Kendisini takip eden memurlarımız da olay mahalinde kendisini öldürür.
Almanların bu gizli planını icra etmekle görevlendirilen kişi, güzelliğiyle herkesin aklını başından alan Almanların başarılı casusu Frolein Hilda Von Şrayder’dir. Yzb.Kolman’ın öldürülmesinden sonra hareketlenen Almanlar kendisini bir mütehayit olarak tanıtan Seyfi Hüget’ten şüphelenirler.Bunun üzerine güzel Frolein Seyfi Bnb.ya yakınlaşıp onun hakkında bilgi toplamakla görevlendirilir.Eğer gerçekten de kendisi bir Türk casusu ise onu saflarına çekmeye çalışacaktır.
Fakat mesleğine ve milletine sonsuz sevgisi olan Seyfi Bnb. karşısında planları başarısızlığa uğramıştır. Olaylar bu seyirde devam ederken Türk istihbaratının himayesindeki bir İngiliz albayı Almanlar tarafından kaçırılır ve izi bulunamaz. Bu olaydan dolayı Bnb.Seyfi zor durumda kalır. Planlarını uygulamada kararlı olan Almanlar faaliyetlerini hızlandırırlar ve S.D. kuvvetlerini bir şileple gizlice İstanbul’a çıkartmaya çalışırlar; fakat bu operasyonu önceden bilen Türk istihbaratı Seyfi Bnb.yı bu kuvvetlerin karaya çıkmasını engellemekle görevlendirirler ve emrine de deniz kuvvetlerinden bir denizaltı verirler.
Bnb.Seyfi Almanların planını başarısızlığa uğratır ve şilebin içinden çıkan bu operasyonun başındaki Frolein Hilda’yı alıkoyar.Frolein’e evinde yaptığı sorgusunda artık planlarının bir gizliliğinin kalmadığını anlatarak İngiliz albayının serbest kalması durumunda kendisinin de serbest kalacağını söyleyerek İngiliz albayının serbest bırakılmasını sağlar.Bu arada görev icabı gerçekleşen bir sürekli yakınlaşmanın etkilerinin iki casusun da kalplerine kadar inmiş olduğunu bu sırada görürüz.
Bnb.Seyfi Frolein’I evinde alıkoyduğu sırada o gece bütün Alman casuslarının kaldıkları yerler,depolar ve hastahane Türk kuvvetlerince çevrilmiş bir vaziyettedir.Nihayet yüz elli civarındaki Alman casusu tutuklanır ve sınırdışı edilmek üzere özel bir trene bindirilir.Her nekadar iki casus arasındaki yakınlaşma duygusal bağlar yaratmış olsa da her ikisi de bu beraberliğin imkansız olduğunu biliyordu.Frolein sınırdışı edileceği gece verilen emir gereği Bnb.Seyfi’yi öldürmek için evine gider; fakat öldüreceği yerde kendisine aşkını itiraf eder.Böylece ikisinin birbirine beslemiş olduğu duygular gün ışığına çıkmış olur.
Fakat Bnb.Seyfi trene binmesi gerektiğini belirterek Frolein’ın trene bindirir. Tren sınıra yaklaştığı sırada tuhaf bir şekilde ufak bir istasyonda durur. Frolein trenden indirilir ve bir arabaya bindirilir.Şaşkınlık içerisindeki Frolein’ın arabayı kullanan kişiye silahını doğrulttuğu anda o kişinin kafasını arkaya çevirmesiyle kalbi mutluluğun iksiriyle dolar. O kişi Bnb.Seyfi’dir.İki sevgilinin birlikteliği böylece başlar.
Ana Fikir
Entriklarla dolu çetin hayat şartlarında insanlar amaçlarına ulaşmak için önlerine çıkan engelleri çiğnerler; fakat bu parkurda aşk denilen duygu aşılamaz bir engel olarak ortaya çıkabilir.
Şahıslar ve Olaylar
Kur.Bnb.Seyfi Hüget: Mesleki açıdan son derece hırslı ve bu hırs neticesinde belirlediği hedefine ne olursa olsun ulaşan sağlam karakterli,kadınlara biraz düşkün; fakat bu düşkünlüğü mesleki açıdan bir zaaf yaratmayan başarılı bir Türk casusudur.
Frolein Hilda Von Şrayder: Diğer bütün Almanlar gibi katı bir Alman milliyetçisi olan Frolein bu amaçta her tehlikeyi göze alan gözüpek, inatçı, kurnaz, başarılı bir Alman casusudur.
Albay Von Klinger: Alman gizli servisinin Türkiye şefi olan albay milliyetçilik uğruna daldığı hayal aleminden bir türlü çıkamayan,bu yüzden değişmez görüşleri olan sert mizaçlı bir Alman subayıdır.
Ludvig: İngiliz ve Fransız casusu İrma’yı evinde öldüren, sonra da Türk polisi tarafından kendisi de öldürülen bir Alman casusudur.
Hafman: İş adamı kimliğinde İstanbul’da bulunan Alman casusudur. Nişantaşı’nda bulunan evinde, diğer Alman casuslarıyla birlikte Türkiye aleyhinde plânlar hazırlar.
Alman askerleri: “Münih” adlı Alman şilebinde bulunan otuz Alman askeri. Bunlar, daha sonra Türk istihbaratı tarafından sınır dışı edilir.
Yazar Hakkında Bilgi
1902 İstanbul doğumlu yazar, iyi bir eğitim almıştır.1924 yılında Diş Hekimliği Okulunu, 1930 yılında ise Hukuk Fakültesini bitiren yazar, gazetecilik, öğretmenlik, milletvekilliği ve senatörlük görevlerinde bulunduktan sonra, 1977 yılında bir beyin kanaması sonucunda aramızdan ayrıldı.
ESERLERİ:
Aldatacağım,Ankara Ekspresi,Bir Kadın Kayboldu,Çölde Bir İstanbul Kızı,Dağları Bekleyen Kız,Erikler Çiçek Açtı,İlk ve Son,Kadın İsterse,Ölünceye Kadar,Ömrümün Tek Gecesi.

22 Ağustos 2009 tarihinde gerçekleştirilen Motorlu Taşıt Sürücüleri Sınavı Sonuçlarına buradan erişebilirsiniz.
Sınav soru ve cevaplarına buradan erişebilirsiniz.
NOT: Sınav sorularına, cevap anahtarına ve sonuçlara yapılacak olan itirazlar internetten yayımlanmasından itibaren en geç 10 (on) gün içinde dilekçeyle;
Eğitim Teknolojileri Genel Müdürlüğü
(06500)Teknikokullar – ANKARA adresine yapılabilecektir.
İtirazların incelenmesi için aday adına T.C. Ziraat Bankası Beşevler Ankara Şubesindeki Eğitim Teknolojileri Genel Müdürlüğü Döner Sermaye İşletmesi’nin 5495218/5001 numaralı hesabına 10 (on) TL yatırılması gerekmektedir.
22 Ağustos 2009 Motorlu Taşıt Sürücü Adayları Sınavı Sınav Sonuç Bilgileri

Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu Kredi Numarası Sorgulaması için buraya tıklayınız.
Yurtkur Kredi Alan Öğrenci Listesi için buraya tıklayınız.
Kredi ile ilgili sorularınız için burayı ziyaret ediniz.
Diğer işlemler için Kredi ve Yurtlar Kurumu internet sitesini ( http://www.kyk.gov.tr ) ziyaret ediniz.
