
Şu anda etiket sayfasında bulunmaktasınız, madde ile ilgili araçlara erişebilmek için konu başlığında ki bağlantıyı takip ediniz.

Organizma:
Organizma sözcük anlamıyla canlı varlık demektir. Canlı varlığı oluşturan organlar örgütlenmiş bir bütün olarak organizma terimi ile ifade edilir. İnsan, hayvan ve bitki gibi tüm canlı varlıklar birer organizmadır. Ancak Psikoloji, gelişmiş hayvanları ve insanı konu edinir.
Çevre:
Organizmayı çevreleyen, onun gelişimini ve yaşamını etkileyen dış koşulların toplamıdır. Psikolojinin ilgi alanı daha çok davranışın gerçekleştiği dış çevredir. Buna göre insanın içinde bulunduğu çevre doğum öncesi çevre ve doğum sonrası çevre olarak ikiye ayrılır.
Uyarıcı:
Organizmayı etkileyen iç ve dış faktörlerdir. Uyarıcı bir ses bir ışık gibi dıştan gelen bir etki veya acıkmak, susamak gibi içten gelen bir etkide olabilir.
Duyum:
Uyarıcıların duyu organları tarafından beyne iletilmesidir.
Duyum İçin Gerekli Olan Şartlar:
• Bir uyarıcı olmalı
• Duyu organları sağlam olmalı
• Canlı bir beyin olmalı
• Uyarıcıyı duyu organlarına iletecek uygun bir ortam olmalı.
Örneğin: Boşlukta ses iletilmez, Cisimlerin görülebilmesi için ışık gerekir.
• Uyarıcının şiddeti duyum eşikleri arasında olmalı.
Duyum Eşiği:
Organizmanın fark edebildiği uyarıcıya ait şiddetlerdir.
• Alt Eşik: Organizmanın fark edebildiği uyarıcıya ait en küçük miktardaki şiddettir.
• Üst Eşik: Organizmanın fark edebildiği uyarıcıya ait en yüksek miktardaki şiddettir.
Farklılaşma Eşiği:
Uyarıcının şiddetinin değişip değişmediğinin fark edilebilmesi için uyarıcının şiddetinde değişmesi gereken en az miktara farklılaşma eşiği denir.
Örneğin: 100 wattlık ampulun yandığı odadan 150 wattlık ampulun yandığı odaya geçilirse aydınlanma farkı belli olur. Bunun nedeni iki uyarıcı arasındaki fark, fark eşiğini geçmiştir.
Uyum (alışma): Organizmanın içerisinde yaşadığı ortamın ve koşulların gerektirdiği şekilde davranmasıdır.
Duyusal Uyum: Organizma bir uyarıcıyla tekrar tekrar karşılaşırsa o uyarıcıya tepkide bulunmaz hale gelir.
Örneğin: Eczanede bir süre kaldıktan sonra ilaç kokusunun hissedilmemesi.
Parfümeri de bir süre kaldıktan sonra parfüm kokusunun hissedilmemesi.
Duyarsızlaşma: Organizma bir duyguyla tekrar tekrar karşılaşırsa o duyguya tepkide bulunmaz hale gelir.
Örneğin: Doktorların yaralı ve ölülerden hiç etkilenmemesi.
Uyarılma: Dıştan ve içten gelen uyarıcıların organizmayı etkilemesine uyarılma denir.
Aşırı Uyarılma: Organizmanın ihtiyacı olandan daha fazla miktarda ve şiddette uyarıcı ile karşı karşıya kalması durumudur.
Örneğin: Köyden kente gelen kişinin durumu.
Yetersiz Uyarılma: Organizmanın ihtiyacı olandan daha az miktarda ve şiddette uyarıcı ile karşı karşıya kalması durumudur.
Örneğin: Kentten köye giden kişinin durumu.
Dengeleme (Homeostatis):
Organizmanın aşırı ve yetersiz uyarılma sonucunda bozulan dengeyi kendiliğinden otomatikman yeniden kurma durumudur.
Örneğin: Organizmanın, beden ısısı yükseldiğinde terleyerek soğumaya veya beden ısısı çok düştüğünde titreyerek ısınmaya çalışması.
GÜDÜ (motiv) ve GÜDÜLENME (motivasyon)
Güdü: Organizmayı etkileyerek harekete hazır hale getiren iç ve dış uyarıcılardır.
Güdülenme: Organizmanın bir güdünün etkisiyle harekete hazır hale geçerek davranışta bulunma sürecidir.
Örnek:
Güdülenmiş Davranışın Özellikleri:
1) Güdülenmiş Davranış Seçicidir: Aç bir insanın önüne su ve yemek konursa yemek yer.
2) Güdülenmiş Davranış Etkindir: Organizma güdüsünü tatmin edene kadar çaba gösterir.
3) Güdülenmiş Davranış Yorucudur: Organizma güdüsünü tatmin ederken çabalar, yorulur.
Organizmayı harekete hazır hale getiren 3 tür güdü vardır:
1) Fizyolojik güdüler
2) sosyal güdüler
3) İçgüdüler
1) Fizyolojik güdüler:
Organizmanın varlığını sürdürebilmesi için gerekli olan güdülerdir.
Örnek: Açlık, susuzluk, annelik, cinsellik, dinlenme, uyku, boşaltım
Özellikleri:
• Tüm canlılarda bulundukları için evrenseldir.
• Diğer güdülerin temelini oluşturdukları için birincildir.
• Kalıtım yoluyla kazanılır.
• Sosyal güdülerin kaynağıdır.
• İnsanlarda ve hayvanlarda ortak olarak bulunur.
• Yaşamak için zorunludur.
2) Sosyal güdüler:
Organizmanın toplum içerisinde yaşaması sonucunda oluşan güdülerdir.
Örnek: Sevme, sevilme, beğenilme, başarı, hırs, kendini gerçekleştirme vs.
Özellikleri:
3) Kaynağı çevredir, toplumdur.
4) Bireyden bireye, toplumdan topluma değişir.
5) İleriki yaşlarda daha çok etkindir.
6) Fizyolojik güdülerden daha karmaşıktır.
NOT:
7) Fizyolojik güdüler evrenseldir, Sosyal güdüler ise özneldir. Bireyden bireye, toplumdan topluma değişir.
Fizyolojik güdüler doğuştandır(kalıtım), Sosyal güdüler ise öğrenme sonucu kazanılır.
9) Duruma göre biri diğerinden üstün olabilir.
3) İçgüdüler:
Doğuştan kazanılan, niçin yapıldığı bilinmeyen, bir türün bütün bireylerinde aynı şekilde görülen, kalıtım yoluyla bireyden bireye aktarılan, evrimleşmemiş davranışlardır.
Örnek: Arının bal yapması, Örümceğin ağ örmesi vs.
Özellikleri:
• Doğuştandır, yani öğrenilmemiştir. ( Arının bal yapması )
• Otomatiktir. ( Arı, kovanın bal ile taştığına aldırmadan bal yapar.)
• Türe özgüdür. ( Arı bal yapar, Örümcek ağ yapar, Köpek havlar, Kuş uçar vs.)
• Evrimleşmemiştir. ( Bin yıl önceki örümceklerde ağ yapıyordu. )
• Hayvanlarda görülür.
NOT:
• Fizyolojik güdüler evrenseldir, İçgüdüler ise türe özgüdür.
• Fizyolojik güdüler ve İçgüdüler doğuştandır.
• Fizyolojik güdüler otomatik değildir, İçgüdüler ise otomatiktir.
ALIŞKANLIK
Çok iyi öğrenilmiş, tekrar edile edile düşünmeden yapılır hale gelmiş davranışlardır.
Örneğin: Sigara, içki gibi.
Özellikleri:
• Alışkanlık ile İçgüdü aynı şey değildir. Alışkanlığın temelinde öğrenme vardır, İçgüdü ise doğuştandır.
REFLEKS
Organizmanın bir uyarıcıya karşı verdiği ani ve istem dışı tepkidir.
Örneğin: Öksürmek, gıdıklanmak, esnemek, gözbebeğin küçülmesi vs.
“Refleksler geliştirilebilir”
NOT:
• Refleksler geliştirilebilir. ( Karateciler, Tenisçiler, Kaleciler )
• Refleksler ortadan kaldırılamaz, bir süre geciktirilebilir. (Öksürüğümüzü bir süre tutabiliriz; ama gıcık fazla olursa tutamayız.)
• Refleksler organizmayı tehlikelere karşı korur. (Gözbebeğin ışığa karşı büyüyüp küçülmesi.)
DUYGU VE HEYECAN
Duygu: Uyarıcıların organizmada oluşturduğu haz ve acı hissine duygu denir.
Heyecan: Kısa süreli çok yoğun duygulara heyecan denir.
NOT:
• Heyecanın yararları ve zararları vardır.
• Heyecan insanın düşünme kapasitesini azaltabilir, karar vermesini zorlaştırabilir.
• Fazla heyecana maruz kalan insanlarda bir takım rahatsızlıklar ( kalp, mide, bağırsak ) ortaya çıkabilir.
• Bunun yanında heyecan insana normalin üzerinde enerji kazandırır. ( Bir normal koşmamız vardır, bir de köpek bizi kovalarken koşmamız vardır. )
• Az heyecan yararlı, çok heyecan zararlıdır.
• Heyecan sonucunda organizmada iç değişmeler ( kalp atışının hızlanması ) ve dış değişmeler ( yüz ifadesinin değişmesi ) oluşur.

DUYUM
Uyarıcıların duyu organları tarafından alınıp beyne iletilmesidir.
ALGI
İçten ve dıştan gelen uyarıcıların duyumlar aracılığıyla anlamlı hale getirilmesine algı denir.
Örnek: Bir tat almak duyum iken, ne tadı olduğunu anlamak algıdır. Bir ses duymak duyum iken, kimin veya neyin sesi olduğunu anlamak algıdır.
DUYUM İLE ALGI ARASINDAKİ FARKLAR
• Duyum basit fizyolojik bir olaydır. Algı ise karmaşık psikolojik bir olaydır.
• Duyumda uyarıcılar tek tek değerlendirilir. Algıda ise bir bütün olarak değerlendirilir.
• Duyum her bireyde aynı şekilde gerçekleşir. Algı ise bireyden bireye farklılık gösterir.
ALGININ ÖZELLİKLERİ
1. ALGIDA SEÇİCİLİK ( Dikkat )
Organizma, dikkatini etrafındaki uyarıcılardan yalnızca bir tanesine yoğunlaştırıp onunla ilgili özellikleri algılamasıdır.
Dikkat:
Duyu organlarının tek bir uyarıcı üzerinde toplanmasıdır. Başka bir deyişle; Psikofizik enerjinin bir noktada toplanmasıdır.
Dikkatte Kayma: Organizma dikkat halindeyken, dikkati etkileyen iç ve dış faktörlerden dolayı, dikkat bir noktadan başka bir noktaya kayabilir. Buna dikkatte kayma diyoruz.
Örneğin: Sınıfta ders dinleyen öğrencilerin, kapı çalınca dikkatlerinin dersten kapıya yönelmesi durumu.
Sürekli Dikkat: Dikkatin belli bir noktaya odaklanması, bir noktadan başka bir noktaya gidip gelmemesi.
Örneğin: Fanatik bir taraftar Fenerbahçe Galatasaray maçını izlerken, dikkatini hiçbir uyarıcı dağıtmaz.
ALGIDA SEÇİCİLİĞİ ETKİLEYEN FAKTÖRLER
Dış Faktörler:
• Uyarıcının şiddeti ve Büyüklüğü: Bir kasa elma içerisinde büyük olan seçilip alınır.
• Tekrar: Ambulansın siren sesi diğer sesler içerisinde seçilerek algılanır.
• Zıtlık: Kısa boylu kişilerin içerisinde uzun boylu kişiler algılanır.
• Hareketlilik: Otoparkta seyir halindeki aracın algılanması.
• Ani Değişiklik: Babanızın bıyığını kesmesi hemen algılanır.
• Tuhaflık: Sokakta pijama ile gezen kişi hemen algılanır.
İç Faktörler:
• İlgi ve İhtiyaçlar: Acıkan bir kişinin dikkatini yemeklerin üstüne yöneltmesi. Bir insanın dikkatini mesleğiyle ilgili haberlere yöneltmesi.
• Kültür: Almanya’da şalvarlı bir kişi hemen dikkatimizi çeker.
• Geçmiş Yaşantılar: Yıllar sonra memleketine dönen bir kişinin okuduğu liseyi algılaması
NOT: Algıda seçicilik üzerinde iç faktörler, dış faktörlerden daha önemlidir.
2. ALGIDA DEĞİŞMEZLİK
Bir kez algılanan nesnelerin şekilleri, renkleri, büyüklükleri değiştiği halde, organizma o nesneleri hep aynı biçimde algılar.
• Biçim Değişmezliği: Felsefe öğretmenine hangi açıdan bakarsak bakalım hep Felsefe öğretmeni olarak algılarız.
• Renk Değişmezliği: Portakalın rengini aydınlıkta da karanlıkta da hep turuncu olarak algılarız.
• Büyüklük Değişmezliği: Uzaktaki ve yakındaki telefon direği hep aynı boyda algılanır.
NOT 1: Algıda değişmezliğin gerçekleşebilmesi için o nesnenin daha önceden algılanması gerekir.
NOT 2: Algıda değişmezlik olmasaydı, algısal dünyamız karmakarışık olurdu. Algıda değişmezlik algısal dünyamıza istikrar kazandırır.
3. ALGIDA ORGANİZASYON
Uyarıcıların birlikte bir bütün olarak algılanmasıdır. Algının en önemli özelliğidir.
A. Şekil – Zemin Algısı:
Her nesne bir zemin üzerinde yer alarak algılanır. Zemin olmadan şekil olmaz. Bazen bir resimde ki şekil, zemin olarak veya tam tersi zemin, şekil olarak algılanabilir. Bu tür resimler “dönüşümlü algılanabilen şekiller” olarak adlandırılır.
Şekilde aydınlık kısma bakıldığında bir kupa, karanlık kısma bakıldığında iki insan yüzü görülür.
B. Gruplama Algısı:
Uyarıcıların bir takım özelliklerinden dolayı bir arada birlikte algılanmasıdır.
• Yakınlık İlişkisi: Birbirine yakın olan nesneler birlikte bir bütün olarak algılanır.
• Benzerlik ilişkisi: Benzer olan uyarıcılar bir arada bir bütün olarak algılanır.
• Süreklilik İlişkisi: Sürekliliği olan bir şekilde uyarıcılar bir bütün olarak algılanır.
• Tamamlama (bütünleme) ilişkisi: Önceden algılanan nesneler bir takım parçaları eksik verilse de zihin onları tamamlayarak algılar.
4. MEKAN VE ZAMAN ALGISI
• Mekan Algısı: Nesneler hep bir mekan üzerinde algılanır. Nesneleri tanımlarken mekana göre tanımlarız.
Örnek: Kalem masanın üzerinde, Araba yolun sağında
• Zaman Algısı: Nesnelerin mekan içerisinde konum değiştirmesi organizmada zaman algısına neden olur.
NOT: Zaman algısı kişiden kişiye farklı algılanır.
Örneğin: Kaynanasını bekleyen biri için zaman hemen geçer; ama beklenen sevgili bir türlü gelmek bilmez.
5. Algı Alanı, Algı Dayanağı, Derinlik Algısı, Algıda Bütünlük
• Algı Alanı: Bireyin belli bir anda çevresinde fark ettiği her şeydir.
Örnek: Pencereden okulun bahçesine bakan öğretmenin gördüğü öğrenciler, onun o andaki algı alanını oluşturur.
NOT: Algı alanı dar veya geniş olabilir. Öğretmen dikkatini tartışan iki öğrenci üzerinde yoğunlaştırırsa algı alanı dar, dikkati bahçedeki tüm öğrencilere yönelikse algı alanı geniştir.
• Algı Dayanağı: İnsan dış dünyayı olduğu gibi algılamaz. Uyaranlar yorumlanırken güzel – çirkin, iyi – kötü, hoş – nahoş gibi değer yargıları doğrultusunda anlamlandırılır. İnsanın algılamalarında etkin olan bu değerler sistemine algı dayanağı denir.
• Derinlik Algısı: Nesnelerin üç boyutlu olarak algılanmasına derinlik algısı denir. Bu algıya çevresel etkenler ve gözün yapısal özellikleri neden olmaktadır.
Çevresel Etkenler: - Paralel hatların (tren rayları) uzakta birleşiyormuş gibi görünmesi.
- Yakında olan nesnelerin açık ve net olarak algılanırken, uzaktaki nesneler ayrıntısız ve puslu algılanır.
- Yakındaki nesnelerin normal, uzaktaki nesnelerin küçük boyda algılanması.
- Birbirini kapatan nesnelerden tam görünenin daha önde algılanması.
Gözün Yapısal Özellikleri:İki göze sahip olmak derinlik algısına sebep olur. Çünkü iki gözün aldığı ayrı görüntüler beyinde birleştirilir. Gözler uzaktaki ve yakındaki nesnelere bakarken farklı açılar oluşturur. Bu fark nesnenin uzakta veya yakında olduğunu belirtir.
• Algıda Bütünlük: Nesneler tek tek parça halinde değil de bir bütün olarak algılanır. İnsan çevresindeki nesne ve olayları önce bir bütün olarak algılar, sonra ayrıntılar algılanır.
ALGI YANILMASI
Bazen bizden veya algı özelliklerinden dolayı uyarıcılar olduğundan farklı olarak ya da hiçbir uyarıcı yokken bir uyarıcı varmış gibi algılanabilir. İki tür algı yanılması vardır.
Bunlar: İllüzyon ve Halüsinasyondur.
İllüzyon: İllüzyonda gerçekte bir uyarıcı vardır. Fakat bu uyarıcılar olduğundan farklı algılanmaktadır. İllüzyon, fiziksel ve psikolojik olmak üzere ikiye ayrılır.
Fiziksel İllüzyon:
algılanan uyarıcının özelliklerinden kaynaklanır.
Örneğin: Bardaktaki çay kaşığının kırıkmış gibi gözükmesi.
Psikolojik İllüzyon:
Algılayan kişinin psikolojik özelliklerinden kaynaklanır.
Örneğin: Yerdeki dal parçasının yılanmış gibi algılanması.
NOT: Fiziksel illüzyon, uyarıcının kendisinden kaynaklandığı için tüm insanlarda aynı şekilde algılanırken, psikolojik illüzyon ise kişinin psikolojik özelliklerinden kaynaklandığı için kişiden kişiye değişir.
Halüsinasyon (sanrı):
Hiçbir uyarıcı yokken kişinin bir uyarıcı varmış gibi algılamasıdır.
Örneğin: Kişinin vücudunda örümceklerin yürüdüğünü söylemesi.
NOT: İllüzyonda gerçekte bir uyarıcı varken halüsinasyonda yoktur.
