Yuklenirken kucuk bir hata olustu ! Lutfen sayfayi yenileyiniz ( press F5 )
 


Şu anda etiket sayfasında bulunmaktasınız, madde ile ilgili araçlara erişebilmek için konu başlığında ki bağlantıyı takip ediniz.

İktisadın Tanımı ve Temel Kavramları

Bir bilim dalı olarak iktisadın tanımını ve ilgi alanını açıklayabilmek

• İktisat, sonsuz olan insan ihtiyaçlarının sınırlı kaynaklarla nasıl karşılanacağını inceleyen bir sosyal bilimdir. İktisat bir sosyal bilim olma yanında, analitik bir yapıya da sahiptir. İnsanların iktisadi davranışları ile malların üretim, tüketim ve dağıtım faaliyetlerini inceler.

İktisatçılar tarafından gerçekleştirilen analizlerde uygulanan yöntemleri açıklayabilmek

• İktisat, bir sosyal bilim olmasına rağmen büyük ölçüde matematiksel yöntemler kullanır. İktisatçı önce bir konuyla ilgili gerçekleri toplar, daha sonra bu topladığı gerçekler yardımıyla teori oluşturur ve nihayet bu teoriler yardımıyla çeşitli sorunların çözümüne yönelik iktisat politikaları geliştirir. İktisatçının çevremizdeki günlük olaylara bakışında kullandığı ilkeleri ve bu konuda düşülen hataları açıklayabilmek

• İktisadi düşünme tarzı rasyonel davranış, karar alma sürecinde fayda ve maliyetleri esas alma ve değişimi inceleyen marjinal analiz kavramlarına dayanır.

• İktisadi düşünme sistematiği içinde diğer şartların sabit kaldığı, korelasyon ve nedensellik ilişkisinin farklı kavramlar olduğu ve nihayet, birey için doğru olanın bütün içinde doğru olacağı sonucunun hatalı olduğu unutulmamalıdır.

Yoğun içeriği nedeniyle iktisadın nasıl bölümlendirilebileceğini açıklayabilmek

• İktisat, makro iktisat ve mikro iktisat, pozitif ve normatif iktisat olmak üzere çeşitli bölümlere ayrılır. Mikro iktisat, iktisadın daha çok firma, üretici ve tüketici gibi bireysel karar birimlerinin davranışlarını inceleyen bölümüdür. Makro iktisat ise iktisadın daha çok enflasyon, ekonomik büyüme ve dış ticaret gibi makro büyüklüklerini inceleyen bölümüdür. Pozitif iktisat, daha çok ne olduğunu anlamaya çalışır. Bu nedenle pozitif iktisat değer yargıları içermez.x Normatif iktisat ise daha çok ne olması gerektiği konuları üzerinde durur ve değer yargıları içerir. Günlük yaşamda farklı anlamlarda kullandığımız kavramlara iktisatçıların verdikleri anlamları açıklayabilmek

• Ekonomik birimler hane halkları, firmalar ve devlet olarak üçe ayrılır.

• İhtiyaç, tatmin edildiği zaman haz, tatmin edilmediği zaman sıkıntı yaratan duygulardır. İhtiyaçlar zorunlu ve zorunlu olmayan ihtiyaçlar olmak üzere ikiye ayrılır. İhtiyaçlar, sonsuz olma özelliğini taşırlar. Ayrıca, ihtiyaçlar şiddet bakımından farklılıklar gösterirler. İhtiyaçlar ve ihtiyaçları tatmine yarayan araçların, ikame edilebilirlik özellikleri vardır.

• İnsanlara fayda veya tatmin sağlayan şeylere mal denilir. Mallar ekonomik ve serbest mallar olmak üzere ikiye ayrılırlar.

Kıtlık, Tercih ve Fayda

Kıtlık olgusunun neden oldu¤u tercih yapma zorunluluğunu ve bunun ekonomik birimlere yüklediği maliyeti açıklayabilmek

• Bir ekonomide kaynaklar toprak, emek ve sermayeden oluşur. Bu kaynaklar üretim faktörleri (ya da girdiler) olarak adlandırılır.

• İktisadi anlamda, alınan her karar ve yapılan her tercih bir maliyet taşır. Bir tercih yaparken vazgeçmek zorunda kaldığımız en değerli alternatif bu tercihin fırsat maliyetini oluşturur.

• Parasal maliyet fırsat maliyetinin bir parçası olabilir. Kıtlık, tercih ve fırsat maliyeti kavramlarını bir araya getirerek ekonomide etkin üretim düzeyinin nasıl sağlanabileceğini açıklayabilmek

• Mevcut üretim faktörleri ve teknoloji veri iken, belirli bir dönemde ekonominin maksimum düzeyde üretebileceği çeşitli ürün bileşimlerini gösteren sınır eğrisi üretim imkanları eğrisidir. Bu eğri kıtlığın sonuçlarını, ekonomideki tercihleri ve her tercihin fırsat maliyetini göstermektedir.

• Bir malın daha fazla üretilmesi için diğer malın üretiminden vazgeçilmesi gereken miktar her aşamada artar. Bu durum artan fırsat maliyeti olgusunu ifade eder.

• Zaman içerisinde ekonomideki üretim faktörlerinin miktarı ve niteliği değişebilir, üretimde daha üst düzey teknolojiler kullanılabilir. Bu değişiklikler üretim imkanları eğrisinin yer değiştirmesine neden olur. Üretim imkanları eğrisi sağa doğru kaydıkça toplum için daha önce imkansız olan mal bileşimlerinin üretimi imkan dahiline girer. Ne, nasıl, kimin için üretilecektir şeklinde özetlenen iktisadi soruların cevaplanabilmesi için geliştirilen karar mekanizmalarını açıklayabilmek

• “Ne, nasıl, kimin için üretilecektir?” sorunlarının çözümü için benimsenen karar mekanizması ekonomik sistemlerin temelini oluşturur. Bu sorunların çözümü tamamıyla piyasaya bırakılmışsa piyasa ekonomisi, tamamıyla devlet tarafından sağlanıyorsa kumanda ekonomisi, devlet ve piyasa tarafından birlikte sağlanıyorsa karma ekonomix sisteminden söz edilir.

Tüketicilerin rasyonel davranarak en yüksek fayda düzeyini sağlayan tercihleri nasıl yapacaklarını açıklayabilmek

• Ekonomik birimlerin tüketim eyleminden amaçları elde ettikleri toplam faydayı maksimize etmektir. Bir malın ilave miktarları tüketildikçe toplam faydada meydana gelen değişme marjinal fayda olarak tanımlanır. Marjinal fayda her ilave tüketimle birlikte azalır ve belirli bir tüketim düzeyinde sıfıra iner. Marjinal faydanın sıfır olduğu tüketim düzeyinde toplam fayda maksimumdur.

• Bir mal için harcanan bir birim paranın marjinal faydası, bir başka mala harcanan bir birim paranın marjinal faydasına eşit olduğunda tüketici maksimum faydayı elde eder. Bu nedenle tüketilen tüm malların marjinal faydalarının fiyatlarına oranının birbirine eşit olması durumunda tüketici dengeye gelir.


Arz ve Talep

Talep ve talep eğrisi kavramlar ile talebi belirleyen faktörleri açıklayabilmek.

• Diğer koşullar sabitken, bir maldan satın alınmak istenen miktar, bu malın fiyatı ile ters yönde değişir.

• Bir malın fiyatı ile talep miktarı arasındaki ters yönlü ilişki gelir ve ikame etkileri aracılığı ile açıklanabilir.

• Talep eğrisi talep tablosunun grafik gösterimidir ve çeşitli fiyat düzeylerinde satın alınmak istenen mal miktarını gösterir. Bu nedenle talep eğrisi üzerindeki bir nokta belirli bir fiyattan talebe karşılık gelir. Diğer koşullar sabitken, malın fiyatında meydana gelecek bir değişme aynı talep eğrisi üzerinde aşağıya veya yukarıya hareket edilmesini gerektirir.

• Fiyatın dışında talebi etkileyen ve sabit kabul edilen faktörlerde ortaya çıkacak bir değişme talep eğrisinin bir bütün olarak sağa veya sola kaymasına neden olur.

• İktisatta talep edilen miktardaki değişme ile talepteki değişme kavramlarını ayırt etmek gerekir. Talep miktarındaki değişme malın fiyatındaki değişme nedeniyle ortaya çıkar ve talep eğrisi üzerinde hareketlenmeye neden olur. Talepteki değişme ise talebi etkileyen ve analizde sabit kaldığı kabul edilen faktörlerdeki değişme sonucu ortaya çıkar ve talep eğrisinin bir bütün olarak yer değiştirmesine yol açar.

Arz ve arz eğrisi kavramları ile arzı belirleyen faktörleri açıklayabilmek.

• Diğer koşullar sabitken, bir maldan satılmak istenen miktar bu malın fiyatı ile aynı yönde değişir.

• Bir malın fiyatı ile arz miktarı arasındaki doğru yönlü ilişki üretim imkanları eğrisi ve kar maksimizasyonu amacı kullanılarak açıklanabilir.

• Arz eğrisi arz tablosunun grafik gösterimidir ve çeşitli fiyat düzeylerinde satılmak istenen mal miktarını gösterir. Bu nedenle arz eğrisi üzerindeki bir nokta belirli bir fiyattan arza karşılık gelir. Diğer koşullar sabitken, malın fiyatında meydana gelecek bir değişme aynı arz eğrisi üzerinde aşağıya veya yukarıya hareket edilmesini gerektirir.

• Fiyatın dışında arzı etkileyen ve sabit kaldıkları kabul edilen faktörlerde ortaya çıkacak bir değişme arz eğrisinin bir bütün olarak sağa veya sola kaymasına neden olur.

• İktisatta arz edilen miktardaki değişme ile arzdaki değişme kavramlarını ayırt etmek gerekir. Arz miktarındaki değişme malın fiyatındaki değişme nedeniyle ortaya çıkar ve arz eğrisi üzerinde hareketlenmeye neden olur. Arzdaki değişme ise arzı etkileyen ve analizde sabit kaldıkları kabul edilen faktörlerdeki değişme sonucu ortaya çıkar ve arz eğrisinin bir bütün olarak yer değiştirmesine yola açar.

Piyasa dengesi kavramını ve oluşumunu açıklayabilmek.

• Üretici ve tüketici kararlarının nasıl koordine edileceği sorunu piyasada çözümlenir. Arz ve talebin karşılıklı etkileşimi sonucu piyasa dengesi (denge fiyatı ve miktarı) arz ve talebin eşitlendiği fiyat düzeyinde belirlenir.

• Fiyat denge fiyatının üzerinde kaldığı sürece piyasada bir artık, denge fiyatının altında kaldığı sürece de bir kıtlık sorunu mevcut olacaktır. Piyasa dengesindeki değişiklikleri açıklayabilmek.

• Piyasa denge noktasının değişmesi arz ve talep eğrilerinin birisi veya ikisi birden yer değiştirdiğinde değişecektir.

• Ulaşılan yeni denge noktasına göre denge fiyatı ve denge miktarının ne kadar etkileneceği eğrilerin yer değiştirme miktarına bağlı olarak belirlenecektir.


Esneklik

Talebin fiyat esnekliği kavramını, bu kavramın pratikte kullanımını ve iktisadi yorumunu kavrayabilmek, talebin fiyat esnekliğini belirleyen faktörleri açıklayabilmek

• Talebin fiyat esnekliği, bir malın talep edilen miktarının bu malın fiyatına karşı duyarlılığının ölçüsüdür. Talebin fiyat esnekliği, bir malın talep edilen miktarındaki yüzde değişmenin o malın fiyatındaki yüzde değişmeye oranlanması ile hesaplanır .

• Ekonomistler, talep eğrilerini talebin fiyat esnekliği katsayılarına göre sınıflandırırlar. Bu sınıflandırmada katsayıların mutlak değerleri kullanılmaktadır. Buna göre Ed<1 için inelastik talep yada esnek olmayan talep, Ed= 1 için birim esnek talep, Ed>1 için esnek talep terimleri kullanılır.

• Tüm negatif eğimli doğrusal talep fonksiyonlarında, talep eğrisinin orta noktası birim esnekliği gösterirken, orta noktasının üzeri esnek, bu noktanın altı ise inelastik talebi göstermektedir.

• Fiyat esnekliği kavramının önemli kullanımlarından birisi, bir ürünün fiyatı değiştiği zaman, satıcıların elde edeceği toplam hasılat yada tüketicilerin bu ürün için yapacağı toplam harcamanın ne olacağının tahmin edilmesine olanak tanımasıdır.

• Talebin fiyat esnekliğini etkileyen faktörler arasında ürün için ikame edilebilirliğin derecesi, ürünün tüketici bütçelerindeki önemi, fiyat değişmelerinin geçici ve sürekli olması, malın tatmin ettiği ihtiyacın niteliği (zorunlu ve lüks mal) gibi faktörler yer alırken, esneklik zaman içerisinde de değişim gösterebilmektedir.

Fiyat dışındaki diğer faktörlerde meydana gelecek değişmeler karşısında talebin göstereceği tepkiyi değerlendirebilmek, bu tepkinin pratik kullanımını ve iktisadi yorumunu açıklayabilmek

• Gelir esnekliği, parasal gelirde yüzde bir oranındaki bir değişiklik sonucu talep miktarında meydana gelen yüzde değişmedir. Gelir arttığı zaman talep artıyorsa, gelir esnekliği pozitif bir sayı olarak elde edilecektir. Bu tür mallar normal mal olarak nitelendirilir ve malların çoğunluğu bu tanımlamaya uymaktadır. Ancak bazı mallar vardır ki, gelir arttığı zaman bunların talebinde azalma olur. Bu durumda gelir esnekliği negatiftir. Negatif gelir esnekliği olan mallar düşük mal olarak tanımlanır.

• Çapraz talep esnekliği, bir malın fiyatındaki yüzde değişmenin bir başka malın talep miktarında neden olduğu yüzde değişmeye ilişkin bir ölçüttür ve Aşağıdakilerden hangisi malı miktarındaki yüzde değişmenin B malı fiyatındaki yüzde değişmeye oranı şeklinde hesaplanır. Çapraz talep esnekliği ikame mallar için pozitif, tamamlayıcı mallar için negatif değer alır. Arzın fiyat esnekliği kavramını ve kullanımını açıklayabilmek

• Arz esnekliği üreticilerin fiyat değişimlerine karşı duyarlılıklarını ölçmektedir. Arz esnekliği, bir malın arz edilen miktarındaki yüzde değişimin fiyatındaki yüzde değişmeye oranıdır.

• Arz esnekliği de eğimden farklıdır ve birim içermeyen bir ölçüdür, yani fiyat ve miktarın nasıl ölçüldüğüne bağlı değildir. Arz esnekliği sınıflandırılırken Es<1 için inelastik arz, Es=1 için birim esnek arz, Es>1 için ise esnek arz deyimleri kullanılır.

• Arzın fiyat esnekliğini etkileyen en önemli faktör, firmaların giderlerini üretime ayarlayabilme derecesidir.


Arz-Talep Uygulamaları

Devletin piyasaya müdahale etmek amacıyla kullandığı fiyat kontrolü yöntemlerini ve bu türden müdahalelerin piyasada oluşan fiyat ve işlem hacmi üzerindeki olası etkilerini açıklayabilmek

Devlet yasa ya da düzenlemelerle (yönetmelik, tebliğ gibi) belirli bir mal ya da hizmetin fiyatını tespit eder veya sınırlama getirirse fiyat kontrollerinden söz edilir. Uygulamada belli başlı fiyat müdahalesi yöntemleri taban ve tavan fiyatı uygulaması, asgari ücret uygulaması, tarımsal destekleme uygulamaları ve kira kontrolleridir.

• Mal ve hizmet arz edenleri korumak amacıyla, devletin bir mal veya hizmete ilişkin minimum fiyatı belirlemesi taban fiyat olarak bilinirken, mal ve hizmet talep edenleri korumak amacıyla bir mala ilişkin maksimum fiyatı belirlemesi tavan fiyat uygulaması olarak adlandırılır.

• Bu bağlamda asgari ücret uygulaması, tarımsal destekleme politikaları, kira kontrolleri gibi politikalar devletin çok sık kullandığı fiyat kontrol politikaları arasında yer alır. Devletin piyasaya müdahale etmek amacıyla kullandığı miktar kontrolü yöntemlerini ve bu türden müdahalelerin piyasada oluşan fiyat ve işlem hacmi üzerindeki olası etkilerini açıklayabilmek

• Devletin kota adı altında arz edilen mal miktarına sınırlama getirmesidir. En çok bilinen kota uygulamaları üretim kotaları ve ithalat kotalarıdır.

• Üretim kotası, arz edilen mal veya hizmet miktarını sınırlayarak, rekabet koşullarında oluşmuş piyasa fiyatını üreticilerin lehine arttırmaya dönük devlet politikasıdır.

• İthalat kotası, belli bir dönem boyunca ithal edilecek ürün miktarı üzerine bir tavan koyulmasıdır. Devletin piyasaya müdahale etmek amacıyla vergileme yetkisinden kaynaklanan gücünü nasıl kullanacağını ve ekonomik birimlerin vergiler karşısında göstereceği tepkinin piyasa dengesinin oluşumuna etkilerini açıklayabilmek

• Belli bir maddi ölçü üzerinden (ağırlık, uzunluk, adet, hacim gibi) alınan vergiler spesifik vergiler olarak tanımlanırken, belirli bir parasal değerin yüzdesi şeklinde hesaplanan vergiler ise ad valorem vergiler olarak isimlendirilir.

• Uygulanacak bir satış vergisinin denge üzerindeki etkisi fiyatın artması ve miktarın azalması şeklindedir. Verginin ne kadarının kimin üzerinde kalacağı-nı belirleyen faktör ise arz ve talep esneklikleridir. Örneğin, arz ve talep esnekliklerinin aynı olduğunu varsayacak olursak, verginin yarısını tüketici yarısını üretici ödeyecektir.

• Vergiyi ödeyen mükellefin bunun bir kısmını veya tamamını fiyat mekanizması aracılığı ile diğer kişilere aktarması vergi yansıması olarak adlandırılır.

Tüketici ve üretici rantı kavramlarını ve piyasa dengesinde meydana gelen değişmelerin refah üzerindeki etkilerini açıklayabilmek

• Bir malın alıcılar açısından toplam değeri ile bu malları üreten üreticilerin toplam maliyetleri arasındaki fark toplam rant olarak bilinirken, tüketicinin bir mal için ödemeye hazır olduğu fiyat ile gerçekte ödediği fiyat arasındaki fark tüketici rantı, üreticinin ürettiği malı satmaya razı olduğu fiyat ile gerçekte satış yaptığı fiyat arasındaki fark üretici rantı olarak adlandırılır.


Üretim ve Maliyetler

Üretim, firma ve üretim faktörleri kavramlarını kullanarak üretim fonksiyonunu açıklayabilmek

• Her firma piyasaya sunacağı mal ve hizmetleri üretebilmek için bir takım maliyetlere katlanmak zorundadır. Firma kârını maksimize etmeye çalıştığı için üretimini en düşük maliyetle gerçekleştirme çabası içerisindedir. Firmanın üretip, piyasaya süreceği ürünün miktarı, firmanın katlandığı maliyetler ile ürünün piyasadaki satış fiyatına göre belirlenir.

• Veri teknoloji çerçevesinde, bir ürünün miktarının arttırılması, girdilerin arttırılmasına bağlıdır. Girdiler ile elde edilen ürünler arasındaki bu bağlılık ilişkisi üretim fonksiyonu ile özetlenmektedir.

• Üretim sürecinde kullanılan girdiler sabit ve değişken olmak üzere iki grupta değerlendirilir. Sabit girdiler, ürün miktarındaki değişme karşısında belirli bir süre için miktarı değişmeyen girdilerdir. Değişken girdiler ise arzu edilen üretim düzeyine göre miktarı değişen girdilerdir.

Kısa ve uzun dönem ayırımını yaparak kısa dönemde firmanın üretim davranışını açıklayabilmek

• Kısa dönem, üretim faktörlerinden sadece bir tanesinin değiştirilmesine olanak tanıyan süredir. Değişken girdi miktarının arttırılmasına bağlı olarak elde edilen çıktıya ise toplam fiziki ürün denir.

• Azalan verim yasası, diğer üretim faktörleri miktarı sabitken, bir üretim faktörünün üretimde kullanılan miktarının arttırılması durumunda, her ilave birimin sağladığı ürün miktarının azaldığını ifade eden ilişkidir.

• Marjinal fiziki ürün, emek miktarındaki bir birimlik değişmenin toplam ürün miktarında meydana getirdiği değişim olarak tanımlanır. Marjinal fiziki ürün, emek veriminin nasıl bir seyir izlediğini gösterir.

• Emeğin ortalama fiziki ürünü emek birimi başına elde edilen ürün miktarıdır. Genelde emek verimliliği ile ortalama fiziki ürün anlatılmak istenmektedir.

Uzun dönemde firmanın üretim olanaklarını tartışarak firmanın karar verme sürecini açıklayabilmek

• Uzun dönemde kullanılan tüm girdiler değiştirilebileceği için azalan verimler yasası işlerliğini yitirir. Üretim ölçeği değiştiğinde, bunun ürün miktarı üzerindeki etkisine bakmak suretiyle ölçeğin verimi belirlenebilir. Ölçeğin verimiyle ilgili üç durumla karşılaşılır. Bunlar; ölçeğin sabit, artan ve azalan verimleridir.

• Bir üretim faktörü için optimal girdi kullanım düzeyi, girdinin marjinal fiziki ürün değerinin girdi fiyatına eşit olduğu seviyedir.

• Veri bir girdi ve üretim düzeyi için, marjinal fiziki ürünü göreceli olarak yüksek olan bir girdiyi ve/veya diğerlerine kıyasla fiyatı düşük olan girdiyi daha fazla kullanmak, maliyeti minimize etmek için gereklidir.

Bu minimizasyonun gerçekleştirilmesi optimal üretim tekniğinin seçimini ifade eder. Firma, maliyetlerini minimize eden faktör bileşimini, her bir girdinin marjinal fiziki ürününü fiyatına oranlamak suretiyle belirleyecektir.

Firmanın üretim sürecinde karşılaştığı maliyetleri açıklayabilmek ve bunların seyrini grafik boyutunda açıklayabilmek

• Ekonomistler, maliyet kavramını muhasebecilerden farklı tanımlamaktadırlar. Muhasebe hesaplarına yansıtılan maliyetler açık maliyetlerdir. Örtük maliyetler gerçekte ödeme yapılmayan, ancak bir alternatiften vazgeçilmesi nedeniyle oluşan maliyetlerdir. İktisatçılar maliyet hesaplamalarına örtük maliyetleri de dahil ederler.

• Ekonomistler açık ve örtük maliyetleri kullanarak kârı ölçerler. Oysa, kârın genel muhasebe standartlarıyla yapılan hesaplamasına örtük maliyetler katılmaz.

Firmanın kısa dönemdeki maliyetlerini tanımlayabilmek ve bunların seyrini grafik boyutunda açıklayabilmek

• Firmanın üretim miktarı ile birlikte değişen değişken maliyetleri ile üretim miktarı ile ilişkisi bulunmayan sabit maliyetlerinin toplamı toplam maliyetleri verir.

• Firmanın maliyet eğrileri fiziki ürün eğrilerinin ters döndürülmüş halidir.

• Marjinal maliyet, firmanın üretimini bir birim değiştirmesi nedeniyle toplam maliyette meydana gelen değişmedir. Firmanın ortalama maliyet eğrileri ve marjinal maliyet eğrisi optimal üretim miktarının belirlenmesinde öneme sahip eğrilerdir.

Firmanın uzun dönemdeki maliyetlerini tanımlayabilmek ve bunların seyrini grafik boyutunda açıklayabilmek

• Maliyetler açısından uzun dönemi kısa dönemden ayıran temel özellik, firmaların herhangi bir sabit maliyetinin olmaması, yani tüm maliyetlerinin değişken olmasıdır.

• Faktör fiyatları ve teknoloji sabitken, uzun dönem ortalama maliyetler, tüm üretim faktörlerinin değişmesi sonucunda her bir üretim düzeyi için minimum ortalama maliyetlerden oluşur.

• Farklı girdi fiyatları veya farklı teknoloji, farklı kısa ve uzun dönem maliyetlerine neden olur. Daha düşük girdi fiyatlarında, belirli bir üretim düzeyi için katlanılan üretim maliyeti düşer ve maliyet eğrisi bütün halinde aşağıya kayar. Tersi durumda katlanılan üretim maliyeti artacağı için maliyet eğrisi yukarı ya doğru yer değiştirir.


Tam Rekabet Piyasası

Tam rekabet piyasasını tanıyabilmek, bu piyasanın özelliklerini ve sonuçlarını açıklayabilmek

• Tam rekabet, hiçbir firmanın sattığı ürünün fiyatı üzerinde tek başına kontrol gücünün olmadığı özel bir piyasa yapısıdır. Tam rekabetçi firma fiyat belirleyici değil, fiyat kabullenicidir.

• Tam rekabet piyasasının dört adet varsayımı şunlardır: Piyasada çok sayıda alıcı ve satıcı vardır, mallar homojendir, piyasaya giriş ve çıkışlar serbesttir, alıcı ve satıcılar tam bilgiye sahiptirler.

• Tam rekabet koşullarında faaliyet gösteren bir firma, piyasada oluşan fiyatı esas alarak, bu geçerli piyasa fiyatından istediği kadar mal satabilir. Bu nedenle, tek bir firmanın ürününe olan talep eğrisi, geçerli piyasa fiyatında tam esnektir (sonsuz esnektir) ve eğri yatay eksene paralel bir doğru biçimdedir.

Kısa dönemde firmanın kârını maksimize eden üretim düzeyinin nasıl belirlendiğini farklı yöntemlerle açıklayabilmek

• Tam rekabet piyasasında faaliyette bulunan bir firmanı n marjinal geliri ve ortalama geliri malın piyasadaki satış fiyatına eşittir. Kârını maksimize etmek isteyen firma, toplam geliri ile toplam maliyeti arasındaki farkı en yükseğe çıkarmayı amaçlar.

• Firma, marjinal maliyetin marjinal gelire eşit olduğu üretim düzeyinde ve marjinal maliyetin arttığı üretim düzeyinde kârını maksimum düzeye çıkartır.

• Firmanın kârını maksimize eden çıktıyı üretmesi, firmanın mutlaka ekonomik kâr elde edeceği anlamına gelmez. Eğer satış fiyatı ortalama toplam maliyete eşitse firma ancak normal kârla çalışıyor demektir.

• Piyasada gerçekleşen fiyat, firmanın ortalama değişken maliyetini karşılama konusunda yetersiz kalıyorsa, firma üretimini durdurmalıdır. Bu nedenle, firmanın kısa dönem arz eğrisi, marjinal maliyet eğrisinin ortalama değişken maliyet eğrisinin üzerinde kalan kısmıdır.

Uzun dönemde kâr maksimizasyonu sağlayan üretim düzeyinin nasıl belirlendiğini açıklayabilmek

• Uzun dönem piyasa (endüstri) dengesinde ekonomik kâr söz konusu olmaz ve ürünün fiyatı minimum ortalama maliyet düzeyine kadar iner .

• Firmalar minimum ortalama maliyette üretimde bulundukları için toplumun bütün kaynakları tam olarak kullanılır. Yani tam rekabet piyasasında, uzun dönemde atıl kapasite oluşmaz.


Eksik Rekabet Piyasaları

Tekel piyasasının tanımını, işleyişini ve tekelci bir firmanın olası davranışlarını, bunların sonuçlarını açıklayabilmek

• Tekel, bir endüstride tek bir firmanın faaliyette bulundu şu piyasa biçimidir. Tekel piyasası üç temel varsayıma dayanır. Bu varsayımlar, tek satıcının olması, tek bir satıcının yakın ikamesi olmayan bir malı satması ve başka firmaların piyasaya girişini engelleyen oldukça etkili engellerin olmasıdır.

• Tekelci, marjinal maliyetin marjinal gelire eşit oldu¤u noktada üretim yapıp ve bunu da mümkün olan en yüksek fiyattan satarak kârını maksimize eder. Tekelcinin sattı¤ı ürünün fiyatı marjinal gelirinden büyük oldu¤u için tekelcinin talep eğrisi marjinal gelir eğrisinin üzerinde yer alır ve denge üretim düzeyi için ürünün fiyatı marjinal maliyetinden büyüktür.

• Tekelci firma kısa dönemde olduğu gibi uzun dönemde de, piyasaya girişin engellenmesi nedeniyle ekonomik kâr elde eder. Piyasaya başka firmaların girmesi, yasal, ekonomik ve teknolojik bazı engellerle kısıtlanır.

• Tekelci farklı müşterilerine aynı ürünü farklı fiyatlarda satarak fiyatını farklılaştırabilir. Tekelci fiyat farklılaştırmasını, birinci, ikinci ve üçüncü derece fiyat farklılaştırması şeklinde gerçekleştirir. Tekelci fiyat farklılaştırması yaparak kârını artırır. Tam rekabet piyasasının aksine tekel piyasasında kaynaklar etkin olarak kullanılmaz. Tekelci rekabet piyasasının tanımını, işleyişini ve tekelci rekabet koşullarında faaliyet gösteren bir firmanın olası davranışlarını, bunların sonuçlarını açıklayabilmek

• Tekelci rekabet piyasasının varsayımları, birbirinden bağımsız olarak hareket eden çok sayıda alıcı ve satıcının olması, her firmanın farklılaştırılmış ürün satması ve piyasaya giriş ve çıkışın kolay olmasıdır.

• Tekelci rekabetçi bir firma için de, fiyat marjinal gelirden büyüktür ve marjinal gelir eğrisi, talep eğrisinin altında yer alır. Tekelci rekabetçi firma da, marjinal gelirin marjinal maliyete eşit olduğu noktada üretimde bulunarak kârını maksimize eder. Ancak kısa dönemde elde edilen ekonomik kâr, tekelci rekabet piyasasında piyasaya girişin serbest olması nedeniyle, uzun dönemde yok olur. Tekelci rekabet piyasasında da kaynaklar etkin olarak dağıtılmaz.

Oligopol piyasasını tanımlamak ve oligopol teorilerinin ana hatlarını açıklayabilmek

• Oligopol, birbiri ile rekabet eden az sayıda büyük firmanın, her birinin üretimindeki değişmelerin, piyasa fiyatını etkileyecek durumda olduğu piyasa yapısıdır. Oligopol piyasasında, faaliyette bulunan az sayıda büyük firmanın, karşılıklı olarak birbirleriyle bağımlılık içerisinde oldukları varsayılır.

• Oligopolleri ürün farklılaştırılmasının olup olmamasına bağlı olarak saf ve farklılaştırılmış oligopol şeklinde, firmalar arasındaki bağımlılığın derecesine göre tam veya kısmi oligopol şeklinde sınıflandırmak mümkündür.


Faktör Piyasaları ve Faktör Gelirleri

Faktör piyasalarının işleyişini faktör arzı ve faktör talebi kavramlarını kullanarak açıklayabilmek

• Faktör piyasası üretim faktörlerinin alınıp satıldığı piyasadır. Faktör talebi bir türev taleptir ve üretiminde bu faktörlerin kullanıldı¤ı malın talebiyle doğrudan ilişkilidir. Faktör talebini, talep edilen mal miktarı, faktörlerin verimliliği ve diğer faktör fiyatları etkiler.

• Bir firma marjinal ürün geliri, marjinal faktör maliyetine eşit oluncaya kadar faktör istihdam eder. Marjinal ürün geliri, ek bir faktörün istihdam edilmesi sonucu ortaya çıkan gelir artışıdır. Marjinal faktör maliyeti ise ek bir birim faktör kullanmanın maliyetidir. Marjinal ürün geliri aynı zamanda firmanı n faktör talep eğrisidir.

• Faktör arzı ile ilgili kararlar faktör sahiplerince verilir. Bu nedenle geriye dönük faktör arz eğrisi ortaya çıkabilir. Yani faktör arz eğrisi, düşük faktör fiyatlarında pozitif eğime sahipken, yüksek faktör fiyatlarında negatif eğime sahip olabilir. Faktör gelirlerinin nasıl belirlendiğini ve neden farklılaştığını açıklayabilmek

• Faktör gelirleri ücret, faiz, rant ve kârdan oluşur. Ücretler nominal ve reel ücretler olmak üzere ikiye ayrılır. Nominal ücretler, ücretlerin parasal değerini; reel ücretler ise ücretin satın alma gücünü gösterir. İktisatçılar faizi de nominal ve reel faiz olarak ikiye ayırırlar. Reel faiz beklenen enflasyon oranına göre düzeltilmiş faiz oranı iken, nominal faiz oranı piyasada geçerli olan oranı gösterir. İktisatçılar ekonomik rant kavramını geliştirmişlerdir. Bu kavram kira kavramından farklıdır. Kâr ise bir işletmenin toplam gelirlerinden ücret, faiz ve rant ödendikten sonra kalan artığı temsil eder, kâr girişimcinin üretimi organize etmesi ve belli bir risk üstlenmesinin karşılığını oluşturur.


Kamusal Mallar ve Dışsallıklar

Kamusal mal kavramını ve özelliklerini tanımlayarak kamusal mallarda etkin üretim düzeyinin nasıl belirleneceğini açıklayabilmek

• Toplumun tüm üyelerinin herhangi bir bedel ödemeden tüketebileceği ve bir kişinin tüketiminin bir başkasının tüketimine engel teşkil etmediği mallar kamusal mallardır. Bu mallar toplumda ödeme yapan ya da yapmayan tüm toplum üyelerine fayda sağlar. Ödeme yapmayanlar bu faydayı elde etmekten mahrum bırakılmadığı için kamusal mallarda bedavacılık sorunu ile karşılaşılır.

Kamusal malların varlığı fiyat sistemi için sorun yaratır ve piyasa başarısızlığına neden olur. Bu yüzden, kamusal malların üretiminde devletin bizzat üretimi üstlenmesi alternatifi ya da piyasaya devlet müdahalesi gündeme gelir.

Kamusal malların çıktı düzeyi tüm bireysel taleplerin dikey toplamları ile elde edilen marjinal sosyal fayda eğrisi ile marjinal maliyet eğrisinin kesiştiği noktada belirlenir. Bedavacılık sorunu yüzünden kamusal malların üretiminde özel kesim etkin çıktı düzeyinde üretim yapamaz. Dolayısıyla, kamusal mallar devlet tarafından üretilir ve genelde vergilerle finanse edilir.

Dışsallık kavramını ve özelliklerini tanımlayarak dışsallık türlerini içselleştirme yöntemlerini açıklayabilmek

• Bir ekonomik birimin üretim ya da tüketime ilişkin kararı bir başka birimin veya birimlerin fayda ya da maliyetlerini piyasa dışında başka bir yolla etkiliyorsa, dışsallıkların var olduğunu söyleyebiliriz. Rekabetçi piyasalarda çok fazla negatif dışsallık ve çok az da pozitif dışsallık üretilmektedir. Bu durum kaynakların aşırı ya da düşük düzeyde tahsis edilmesine neden olduğu için piyasa başarısızlığının da nedenlerinden biridir.

Devlet, piyasa başarısızlığını gidermek ve dışsallıkları içselleştirmek için vergi, sübvansiyon, yasal düzenlemeler ve üretimi üstlenme gibi araçları kullanır. Dışsallıkların içselleştirilmesi, marjinal özel fayda ve maliyetlerin marjinal sosyal fayda ve maliyetleri de kapsayacak şekilde belirlenmesi amacıyla üretici ve tüketici kararlarına dönük düzenlemelerdir. Bu tanıma göre, negatif dışsallıklarda marjinal dışsal maliyeti içselleştirmek için bu maliyeti marjinal özel maliyete eklerken, pozitif dışsallıklarda marjinal dışsal faydayı içselleştirmek için bu faydanı n marjinal özel faydaya eklenmesi gerekir. Bir dışsallığın içselleştirilmesi bir malın tüm sosyal maliyeti ve tüm sosyal faydasını yansıttığı için fiyatlarda da bir değişme meydana gelecektir.

• Negatif dışsallıkların olduğu durumda, dışsallığı meydana getiren firma veya kişi için, bu ekonomik faaliyet bir maliyet oluşturmazken, maliyet topluma yüklenmektedir. Bu durumda, devlet üçüncü kişilere yüklenen bu maliyetle orantılı olarak, dışsallığı meydana getiren firma veya kişiden bir düzenleyici vergi alabilir. Düzenleyici vergilerin amacı, bir mal veya hizmetin dışsal maliyetini marjinal özel maliyete eklemektir. Bu amacı gerçekleştirmek için düzenleyici verginin her birim çıktının marjinal dışsal maliyetine eşit olması gerekir.

• Sübvansiyonlar, pozitif dışsallıklar meydana getiren üretim veya tüketim faaliyetinin marjinal dışsal faydasını içselleştirmek için kullanılır. Amaç, tüketici veya üretici tarafından yapılan ödemeleri azaltmaktı r. Sübvansiyonlar düzenleyici vergi temeline dayanan negatif bir vergi olarak da düşünülebilir.

Mikro İktisattan Makro İktisada Geçiş

Makro iktisadın doğuşunu ve gelişiminin ardında yatan temel faktörleri açıklayabilmek

• Mikro iktisat tek bir mala ilişkin piyasanın nasıl çalıştığını ve bireysel karar alma birimlerinin davranışlarını incelerken, makro iktisat bu piyasaların ve karar birimlerinin bütününü ele alır. Örneğin, ekonomideki tüm birimlerin tüketim harcamalarının, ülkede üretilen tüm mal ve hizmetlerin ortalama fiyatlarının, ekonomideki toplam üretim düzeyinin nasıl belirlendiği ve neden değiştiği makro iktisadın ilgi alanına girer.

• Makro iktisat 1930’larda yaşanan Büyük Bunalım’ın açıklanabilmesi çabaları sonucu doğmuştur.

• Bu konuda başlangıç olarak Keynes’in 1936 tarihli Genel Teori isimli kitabını kabul etmek yaygın bir görüştür.

Makro iktisadın ilgi alanına giren temel konuları açıklayabilmek

• Makro iktisadın temel konuları bir ekonomide toplam üretim hacminin belirlenmesi ve değişmesi, fiyatlar genel düzeyinin belirlenmesi ve değişmesi, işsizlik düzeyinin belirlenmesi ve değişmesi şeklinde sıralanabilir.

• Ülkedeki üretim hacminde gözlenen dalgalanmalar konjonktür dalgalanmaları olarak adlandırılırken, devlet tarafından izlenen politikalar bu dalgalanmaları n mümkün olduğunca yumuşatılmasını hedeflemektedir.

• Bu süreçte işsizlik oranını ve enflasyon oranını makul düzeylerde tutabilmek de hedefler arasında sayılmalıdır. Devletin izlediği politikalarla makro ekonomik performans arasındaki ilişkiyi açıklayabilmek

• Devletin makro ekonomiyi etkilemek amacı ile kullanabileceği araçlar; maliye politikası, para politikası ve arz yönlü politikalar başlıkları altında toplanabilir.

• Bunlardan maliye politikası, devletin vergi toplama ve harcama yapma kararları; para politikası, merkez bankasının ülkedeki para miktarını kontrol etmeye dönük kararları; arz yönlü politikalar ise devletin temel olarak üretimi arttırmaya dönük kararları ile ilgilidir.

Bir ekonomide makro açıdan rol alan başrol oyuncuları ve bunların oynadıkları rolleri açıklayabilmek

• Makro ekonomik karar birimlerinin karşılıklı olarak birbirleriyle olan ilişkileri devresel akım diyagramı çerçevesinde incelenebilir.

• Hane halkları, işletmeler, devlet ve diğer ülkeler olarak sıralanan bu birimlerin gelir ve harcamaları karşılıklı olarak eşleşmektedir.

• Her grubun harcaması diğer grup veya grupların gelirini oluştururken, bu durum ekonomik işlemlerin çift taraşı niteliğini yansıtmaktadır.

Milli Gelir Muhasebesi

Bir ekonomide üretilen mal ve hizmetlerin toplam değerinin belirlenmesi amacı ile geliştirilen GSMH kavramını tanımlamak ve temel özelliklerini açıklayabilmek

• Bir ülkede geliri oluşturan faaliyetlerin ölçülmesi milli gelir muhasebesi olarak bilinmektedir.

• Milli gelir hesapları ekonomik faaliyetlerin genel bir özetini sunmanın yanı sıra ülkedeki üretim, gelirler ve harcamalar arasındaki karşılıklı ilişkileri de göstermektedir.

• Milli gelir muhasebesi kapsamında hesaplanan temel kavram, ekonomide belirli bir dönemde üretilen tamamlanmış mal ve hizmetlerin piyasa değerini ifade eden gayrisafi milli hasıladır.

Üretimin değerinin hesaplamak için kullanılacak çeşitli yöntemleri açıklayabilmek

• Gayrisafi milli hasılanın hesaplanmasında yaratı-lan, kazanılan ve harcanan gelir cephelerinden yararlanılabilir.

• Gayrisafi milli hasıla belirli bir dönemde yaratılan tüm mal ve hizmetlerin parasal değerini ifade ettiği gibi, bu mal ve hizmetlerin üretimine katılan üretim faktörlerine ödenen ücret, faiz, kâr ve rant gelirleri toplamını da ifade eder.

• Öte yandan elde edilen gelirlerin bir şekilde harcandığı düşünülürse ekonomideki tüketim, yatırım ve kamu harcamaları ile net ihracat toplamının da yaratılan üretimin değerine eşit olması gerekir.

Üretimin değeri ile ilgili alternatif kavramları açıklayabilmek

• Gayrisafi milli hasıla üretim faaliyetleri sürecinde kullanılan makine, teçhizat ve binalardaki aşınma ve yıpranmayı göz önüne almaz.

• Amortisman denilen söz konusu aşınma ve yıpranmalar toplamının gayrisafi milli hasıladan düşülmesi ile elde edilen kavram safi milli hasıladır ve ülkenin net üretim gücünü göstermektedir.

• Safi milli hasıladan mal ve hizmet alımları sırasında ödenen dolaylı vergilerin düşülmesi suretiyle milli gelir adı verilen gelir kavramına ulaşılır.

• Ülkedeki kişilerin ne kadarlık gayrisafi gelir elde ettiklerini gösteren kişisel gelir kavramı ise milli gelirden dağıtılmayan şirket karları ve sosyal güvenlik kurumlarına yapılan prim ödemelerinin düşülmesi, kamu ve özel sektör tarafından yapılan transfer ödemelerinin eklenmesi ile hesaplanmaktadır.

• Kişilerin eline geçen net geliri gösteren ve kişisel gelirden dolaysız vergilerin düşülmesi ile hesaplanan gelir kavramı ise kullanılabilir gelir olarak adlandırılmaktadır.

Fiyat değişmelerinin üretimin değeri üzerinde nasıl etkili olduğunu ve bunun nasıl giderilebileceğini açıklayabilmek

• Gayrisafi milli hasıla piyasa fiyatları ile ölçüldüğü için, üretim miktarındaki değişmelerin yanında fiyat değişmelerini de yansıtır.

• Nominal gayrisafi milli hasıla denilen cari fiyatlarla ölçülen bu değerden fiyat değişikliklerinin etkisini giderebilmek için oluşturulan fiyat indeksleri kullanılır. Böylece gayrisafi milli hasıla baz olarak kabul edilen belirli bir yılın fiyatları ile ifade edilir ve zaman içerisinde fiyatlarda meydana gelen değişmelerin etkisi giderilmiş olur.

Belirli bir yılın fiyatları ile ifade edilmesi halinde elde edilen değer reel gayrisafi milli hasıla veya sabit fiyatlarla gayrisafi milli hasıla olarak bilinmektedir. Üretimin değerini ölçmek için günümüzde kullanılan yöntemlerin taşıdığı eksiklikleri açıklayabilmek

• Ülkedeki üretimin değerini göstermesinin yanında, gayrisafi milli hasıla kavramının kullanımında bazı kısıtlar söz konusudur. Örneğin gayrisafi milli hası- la değeri, bunun kaç kişilik bir nüfusla yaratıldığı konusunda bir bilgi vermemekte, dinlenmeye ayrılan zamanı hesaba katmamakta, üretilen malların kalitesindeki iyileşmeleri göz önüne almamakta, üretim faaliyetleri sonucu çevreye verilen zararı göz ardı etmekte, üretimin bileşimi ve dağılımı hakkında bir bilgi sunamamakta ve ülkedeki kayıt dışı ekonomik faaliyetleri kapsam dışında bırakmaktadır.


Milli Hasılanın Belirlenmesi

Tüketim harcamalarını ve tasarrufları belirleyen faktörleri açıklayabilmek

• Vergilerin olmadığı bir ortamda tüketim ve tasarruf harcamalarının toplamı gelire eşit olacaktır. Belirli bir dönemde yapılacak tüketim harcamalarını belirleyen temel faktör gelirdir.

• Gelirle tüketim harcamaları arasındaki bu ilişki tüketim fonksiyonu olarak bilinirken, tasarruflarla gelir arasındaki ilişki de tasarruf fonksiyonu olarak adlandırılmaktadır.

• Gelir değişikliklerinin tüketim harcamaları üzerindeki etkisi marjinal tüketim eğilimi, tasarruflar üzerindeki etkisi ise marjinal tasarruf eğilimi ile belirlenebilir.

• Tüketimi etkileyen temel faktörler arasında gelir, servet, bekleyişler ve demografik unsurlar sayılabilir.

Yatırım harcamalarını belirleyen faktörleri açıklayabilmek

• Yatırım harcamaları işletmelerin sermaye mallarına ve stoklara yaptıkları harcamalardır. Ele alınan modelde yatırımlar gelirden bağımsız, yani otonom kabul edilmektedir.

• Yatırım harcamaları temel olarak faiz oranı, beklenen kâr, teknolojik değişim, sermaye mallarının maliyeti ve kapasite kullanım oranı tarafından belirlenmektedir.

Kamu harcamalarının analize nasıl dahil edildiğini açıklayabilmek

• Kamu kesiminin mal ve hizmet alımı için yaptığı harcamalar kamu harcaması olarak adlandırılır. Ele alınan harcama modelinde kamu harcamaları gelirden bağımsız, yani otonom bir bileşen olarak ele alınmıştır.

Net ihracatı belirleyen faktörleri açıklayabilmek

• Net ihracat ülkenin ihracatı ile ithalatı arasındaki farktır.

• İthalatı ve ihracatı belirleyen faktörler arasında hem yerli ülkenin hem de yabancı ülkelerin gelir düzeyleri, zevk ve tercihleri, ticarete getirdikleri kısıtlamalar ve döviz kurları sayılabilir.

• İthalat hacmi ülkedeki gelir düzeyi ile birlikte arttığı için, gelir arttıkça net ihracat miktarı azalmaktadır.

Toplam harcama fonksiyonunu açıklayabilmek

• Toplam harcama fonksiyonu her bir harcama bile- şeninin toplamından oluşmaktadır.

• Toplam harcama fonksiyonunun eğimi tüketim fonksiyonunun eğiminden daha düşüktür, zira toplam harcamalara dahil edilen net ihracat fonksiyonu negatif eğime sahiptir.


Makro Ekonomik Denge

Klasik iktisat yaklaşımının makro ekonomik dengeye bakış açısını açıklayabilmek

• Klasik iktisat yaklaşımı, “Her arz kendi talebini yaratır” deyimi ile ifade edilen Say Kanununun işlemesi ile özetlenebilir.

• Bu işleyiş sonucunda toplam harcamaların tam istihdam üretim düzeyini sağlamada yetersiz kalması söz konusu olmamaktadır.

• Bu sonuç ekonomideki her türlü fiyatın (ücret, faiz, mal fiyatları gibi) artma ve azalma yönünde esnek olması varsayımına dayanmaktadır.

• Keynes, Klasik iktisat yaklaşımının bu varsayımını eleştirerek, özellikle ücretlerin düşme yönünde esnek olmadığını ileri sürmüş ve alternatif bir model geliştirmiştir. Denge kavramını ve ekonomik dengenin sağlanmasında toplam harcamaların önemini açıklayabilmek

• Stok değişmelerini de harcamalara dahil ettiğimiz zaman, bir ekonomide gerçekleşen fiili harcamalar her zaman gelire eşit olmaktadır.

• Oysa ekonomide gerçekleştirilmesi “planlanan” toplam harcamalar her zaman gelire eşit olmayabilir. İşte planlanan toplam harcamaların gelire eşit olduğu GSMH düzeyi, denge GSMH düzeyi olarak adlandırılmaktadır.

• Denge GSMH düzeyi bir diğer bakış açısıyla gelir harcama akımından gerçekleşen sızıntılar toplamının, bu akıma yapılan enjeksiyonlar toplamına eşitlendi ği gelir düzeyi olarak da elde edilebilir. Söz konusu sızıntılar tasarruflar, vergiler ve ithalat harcamalarından, enjeksiyonlar ise yatırım harcamaları, kamu harcamaları ve ihracat gelirinden oluşmaktadır.

• Otonom harcamalarda meydana gelecek bir değişme gelir düzeyine katlanarak yansımakta ve bu süreç çarpan olarak adlandırılmaktadır. Bir ekonomide belirlenen denge gelir düzeyindeki artış ve azalışların nedenini açıklayabilmek

• Otonom harcamalarda meydana gelecek bir değişiklik, çarpan katsayısı kadar katlanarak gelire yansımaktadır.

• Çarpan katsayısı ise marjinal tasarruf ve marjinal ithal eğilimleri toplamının tersi olarak hesaplanmaktadır.

Maliye Politikası ve Toplam Harcamalar

Devletin en önemli gelir kaynağı olan vergilerin makro ekonomik modele dahil edilmesi durumunda meydana gelecek değişiklikleri açıklayabilmek

• Makro ekonomik etkileri açısından devletin direkt olarak kontrol edebildiği ve direkt olarak kontrol edemediği bazı değişkenler söz konusudur. Örneğin, devlet gelirden alınacak vergi oranını direkt olarak belirlemekte, ancak elde edilecek gelir vergisi hasılatını direkt olarak kontrol edememektedir.

• Kullanılabilir gelir kavramının tanımı gereği, vergiler gelirden çıkarıldığı için vergilerin modele dahil edilmesinde önünde eksi işareti yer almakta ve denge gelir düzeyini azaltıcı etki yaratmaktadır. Devletin harcama yapma ve vergileme kararlarının denge gelir düzeyi üzerindeki etkisini açıklayabilmek

• Kamu harcamalarındaki değişmeler, harcama çarpanı aracılığı ile gelire katlanarak yansımaktadır. Bu nedenle kamu harcamalarındaki artış geliri arttırırken, harcamalardaki azalma geliri azaltıcı önde etki yaratmaktadır.

• Vergilerde meydana gelecek değişmeler, vergi çarpanı aracılığı ile geliri ters yönde etkiler. Ancak vergilerin harcamalar üzerinde yaratacağı etki, kullanılabilir gelir üzerindeki etkisi ile dolaylı olarak ortaya çıkmaktadır.

• Harcama çarpanı, mutlak değer olarak, vergi çarpanından büyüktür. Bunun nedeni toplam harcamalar üzerinde kamu harcamalarının doğrudan, vergilerin dolaylı biçimde etkili olmasıdır.

Devlet kamu harcamalarını arttırır ve bunun tamamını vergileri yükselterek finanse ederse, denge gelir düzeyi kamu harcamalarına eşit miktarda artmaktadır. Böyle bir durumda ortaya çıkan net çarpan etkisi 1’e eşit olmakta ve denk bütçe çarpanı olarak adlandırılmaktadır.Ekonomik durgunluk ve enflasyon ortamlarında istikrarı sağlayabilmek için maliye politikasının nasıl kullanılması gerektiğini açıklayabilmek

• Ekonomide bir harcama yetersizliği olması halinde, genişlemeci maliye politikası aracılığı ile toplam harcamaları arttırmak ve aşırı işsizliği ortadan kaldırmak mümkündür.

• Ekonomide bir harcama fazlası olması halinde ise daraltıcı maliye politikası aracılığı ile toplam harcamaları kısmak ve enflasyonist baskıları ortadan kaldırmak mümkündür. İzlenen maliye politikalarının ekonominin içinde

bulunduğu koşullardan nasıl etkilenebileceğini açıklayabilmek

Devlet bütçesi, devlete ait harcamaların yapılmasına, gelirlerin toplanmasına yetki veren ve bunlar arasında dengenin nasıl sağlandığını gösteren belgedir.

• Kamu harcamalarının kamu gelirlerinden fazla olması durumunda ortaya çıkan bütçe açığı ancak devletin piyasalara borçlanması ile kapatılabilir.

• Bütçenin gelir ve harcama kalemleri arasında yer alan ve otomatik istikrar sağlayıcılar olarak adlandırılır.


Para ve Bankacılık

Parayı tanımlayabilmedeki güçlüklerin nedenini açıklayabilmek

• Parayı fiziki özelliklerini esas alarak tanımlamak hem mümkün deĞildir, hem de iktisadi anlamda doğru değildir.

• İktisatta paranın kesin ve değişmez bir tanımını yapmak yerine, paranın üstlendiği fonksiyonları sıralayarak bu fonksiyonları yerine getiren her şey para olarak kabul edilir. Bir ekonomide paranın üstlendiği fonksiyonların neler olduğunu açıklayabilmek

• Değişim aracı olarak para, takasın dezavantajlarını ortadan kaldırarak, mal ve hizmetlerin el değiştirmesi sürecini hızlandırmakta, ekonomide etkinliğin sağlanmasına yardımcı olmaktadır.

• Hesap birimi olarak para, mal ve hizmetlerin değerini ifade etmede kullanılan ortak ölçü birimidir.

• Değer muhafaza aracı olarak para, satın alma gücünün elde tutulmasına olanak tanımaktadır. Paranı n bu fonksiyonu, ülkedeki fiyat istikrarı ile yakından ilgilidir. Enflasyonist ortamlarda hızla de-ğer kaybeden paranın bu fonksiyonu da aşınmaya uğramaktadır.

Zaman içerisinde mal paradan itibari paraya geçişin altında yatan faktörleri ve paranın çeşitlerini açıklayabilmek

• Paranın evrimi mal para itibari para olarak iki temel kategoride incelenebilir.

Modern bir ekonomide para, bozukluk, nakit ve vadesiz mevduat olmak üzere üç türden oluşmaktadır. • Nakit ve vadesiz mevduat kadar likit olmasa da, likitidesi bunlara yaklaşan varlıklar para benzeri olarak adlandırılmaktadır.

• Paranın tanımlanmasındaki sorunlara bağlı olarak, her ülkenin merkez bankası çeşitli para stoku tanımları yaparlar. Örneğin TC Merkez Bankası M1, M2, M2Y ve diğer bazı alternatif para stoku tanımlarına ilişkin verileri yayınlamaktadır. Bankaların temel fonksiyonlarını, çalışma mantıklarını ve nasıl kaydi para yarattıklarını açıklayabilmek

• Bankalar, genellikle, halktan topladıkları mevduatı şirketlere ve kişilere kredi olarak veren, menkul kıymetlere yatırım yapan kuruluşlardır. Bu nedenle bankalar fon transferi sürecinde para yaratan kurumlardır. Bankaların yarattığı söz konusu vadesiz mevduatlara kaydi para adı verilmektedir.

• Bankacılığın gelişimi mutlak rezerv bankacılığından kısmi rezerv bankacılığına geçiş olarak özetlenebilir. Kısmi rezerv bankacılığı, yükümlülüklerden daha düşük bir miktarın rezerv olarak tutulduğu bankacılık uygulamasıdır.

• Kısmi rezerv bankacılığının bir sonucu olarak ortaya çıkan kaydi paranın miktarı, zorunlu rezervler dışında bir sızıntının söz konusu olmadığı basitleş- tirilmiş bir modelde, zorunlu rezerv oranının tersiyle rezervlerdeki değişim miktarının çarpılması ile belirlenmektedir.

Para Teorisi ve Politikası

Keynesyen iktisatçılara göre para miktarı ile ekonomik faaliyetler arasındaki ilişkileri açıklayabilmek

• Ekonomik birimler işlem, ihtiyat ve spekülasyon amaçları ile ellerinde bir miktar para tutmak isterler. Ekonomik birimlerin bu amaçlarla ellerinde tutmak istedikleri para miktarını belirleyen faktörler nominal gelir ve faiz oranıdır. Nominal gelir ve para talebi arasında doğru yönlü bir ilişki söz konusu iken, faiz oranı para talebini ters yönde etkilemektedir.

• Gelir ve fiyatların sabit olduğu varsayımı altında, çizilecek para talebi fonksiyonu negatif eğimli bir eğri olur. Para talebinin para arzına eşitlendiği noktada para piyasası dengeye gelir ve denge faiz oranı belirlenir.

• Para miktarında meydana gelecek değişiklikler, faiz oranı üzerindeki etkisi aracılığı ile yatırımları, yatırımlarda meydana gelecek değişiklik ise nominal geliri etkiler.

Klasik ve monetarist iktisatçılarına göre para miktarı ile ekonomik faaliyetler arasındaki ilişkileri açıklayabilmek

• Para miktarının ekonomiyi direkt olarak etkilediğini savunan iktisatçılar, bu görüşlerini değişim denklemine dayandırmaktadırlar. Değişim denklemi bir ekonomideki para miktarı ile dolaşım hızının çarpımının nominal gelire eşit olacağını gösteren bir özdeşliktir.

• Klasik iktisatçılar, paranın dolaşım hızının ve üretim hacminin sabit olduğu varsayımı altında, para miktarı değişikliklerinin aynı yönde ve aynı oranda fiyatlara yansıyacağını, dolayısıyla paranın üretim miktarı üzerinde bir etkisinin olmayacağını savunmuşlardır.

• Monetaristler olarak adlandırılan bir grup iktisatçı ise, ekonominin tam istihdamdan uzak olduğu bir ortamda, paranın kısa dönemde fiyatlar ve üretim üzerinde etkili olabileceğini, ancak uzun dönemde, ara miktarı değişikliklerinin sadece Fiyatları etkileyeceğini öne sürmektedir.

Para miktarını kontrol etmekten sorumlu merkez bankasının bir ekonomide üstlendiği temel fonksiyonların neler olduğunu ve bunların ne anlama geldiğini açıklayabilmek

• Ekonomideki önemine karşın, merkez bankacılığı 0’nci yüzyılın başlangıcında ortaya çıkmış nispeten eni bir gelişmedir.

• Merkez bankasının üstlendiği fonksiyonlar ülkeden ülkeye farklılık göstermesine karşın, modern bir merkez bankasının üstlendiği üç temel fonksiyon öz konusudur: Para piyasalarında istikrarın sağlanması, bankaların bankası ve likitidenin on kaynağı olma, devletin bankacılığını yapma.

Merkez bankasının ülkedeki para miktarını kontrol edebilmek için kullanabileceği araçların neler olduğunu ve bunları asıl kullanabileceğini açıklayabilmek

• Merkez bankalarının ülkedeki para miktarını kontrol edebilmek amacıyla kullanabilecekleri üç adet genel araç söz konusudur: Zorunlu rezerv oranları, reeskont oranı ve açık piyasa işlemleri.

Bu araçlar içerisinde en esnek olanı ve günümüz merkez bankalarının en etkin şekilde kullandıkları araç, açık piyasa işlemleridir.


İktisada Giriş

Fayda sağladığında yok olup, biten mallara dayanıksız mallar denir.

Bir kararı uygularken vazgeçilen bir başka karara fırsat maliyeti denir.

p0=10, p1=15, q0=1, q1=0.5kg ise talebin fiyat esnekliği -1 dir. (0.5-1)/1 bölü (15-10)/10

Asgari ücret taban fiyatı uygulamasına bir örnektir.Oligopol piyasasında üretici firmalar arasında karşılıklı bağımlılık gözlenir.

Ölçülebilen ve günlük yaşamda karşılaşılan faiz oranı nominal faiz oranıdır.

Dışsallıkların özellikleri: Hem üreticiler hem de tüketiciler tarafından meydana getirilebilmeleri
Pozitif veya negatif olabilmeleri
Kamusal malların dışsallıkların özel bir türü olması
Ekonomik yapı içerisinde dışsallıkların taraflarını belirlemenin mümkün olması

Makro iktisadın ilgi alanı: İşsizlik oranı, Enflasyon oranı, Üretim artış oranı

Yatırım harcamaları: Firmaların ve devletin yeni bina yaptırmak için yaptıkları harcamalar
Firmaların ve devletin yeni teçhizat ve tesisat alımı için yaptıkları harcamalar
Bireylerin yeni ev yaptırmak için yaptıkları harcamalar
Stoklardaki artışlar

Bir grup mal ve hizmetin 2000 yılı fiyatları ile ifade edilen değeri 100 YTL, 2004 yılı fiyatları ile ifade edilen değeri 140 YTL ise, bu mal ve hizmet grubunun fiyatları 2000-2004 döneminde yüzde 40 oranında artmıştır.

Ortalama tüketim eğilimi ile ortalama tasarruf eğiliminin toplamı 1 dir. Y=C+S APC+APS=TÜKETİM/GELİR + TASARRUFLAR/GELİR=C/Y +S/Y =1

C=Tüketim=90, Y=Gelir=100 ise Ortalama tüketim eğilimi=90/100=0.90

Kamu harcamaları çarpanının 3, vergi harcamaları çarpanının -2 olduğu bir ekonomide, kamu harcamalarının 250 bin YTL ve vergilerin 300 bin YTL arttırılması durumunda milli gelirde 600 bin YTL azalır. -2 çarpı 300 =-600.

Bir ekonomide MPC=marjinal tüketim eğilimi 0.80 ve MPI=marjinal ithal eğilimi değeri 0.05 ise harcama ve vergi çarpanı değerleri harcama çarpanı 4, vergi çarpanı -3 tür. vergi çarpanı=-(0.80-0.05)*4=-3, harcama çarpanı=1/(0.2+0.05)=4

TC Merkez Bankası tarafından yapılan en likit para arzı tanımı M2=M1+Ticari bankalardaki vadeli mevduatlar

Paranın ihtiyat amacıyla talep edilmesinin nedeni beklenmeyen harcamaların karşılanmasıdır.

Toplam talep eğrisinin sola kaymasının nedeni para arzının azalmasıdır.

İthal edilen mallara konulan vergiye tarife denir.

Belirli bir malın üretiminin diğer ülkelere göre daha etkin olarak, yani daha düşük fırsat maliyeti ile gerçekleştirilmesine karşılaştırmalı üstünlük denir.

İşgücü arzı çalışabilir yaştaki nüfusun büyüklüğüne bağlı olarak belirlenir.

Hızlı nüfus artışı sonucu işçi başına düşen sermaye miktarının azalması, sermaye sığlaşması olarak adlandırılır.

İki mal arasındaki çapraz talep esnekliği katsayısı Pozitif bir değerse, bu iki malın birbirine göre durumu ikame mallardır. Negatifse tamamlayıcı mallardır.

Tekel piyasasında yapılan tek satıcı olması varsayımı tekelci firmanın endüstri konumuna gelmesi sonucunu doğurur.

Q0=1 kg, Q1=0.5 kg, P0=10, P1=15 ise talebin fiyat esnekliğikatsayısı -1 dir. Formül: [ (Q1-Q0)/Q0] / [ (P1-P0)/P0]

Portakal (kg/hafta): 3,6,10 Toplam fayda: 100,160,200 ise bir haftada tüketilen portakal miktarı 3 kg den 6 kg’a çıktığında marjinal fayda 20 birimdir. Formül: (160-100)/(6-3)

Bir dilim pasta 10 YTL ve bir fincan kahve 2 YTL ise bir dilim pastanın fırsat maliyeti 5 kahvedir. Formül: 10/2=5

Tam rekabet piyasasının varsayımları: Piyasada çok sayıda alıcı ve satıcı vardır. Her firma homojen bir ürün üretir ve satar. Firmalar kolaylıkla piyasaya girip çıkarlar. Alıcı ve satıcılar tam bilgiye sahiptirler.

Dışsallıkların özellikleri: Pozitif veya negatif olabilmeleri. Hem üreticiler hem de tüketiciler tarafından meydana getirilebilmeleri. Kamusal malların, dışsallıkların özel bir türü olması. Ekonomik yapı içerisinde dışsallıkların taraflarını belirlemenin mümkün olması.

Ölçülebilen ve günlük yaşamda karşılaşılan faiz oranı Nominal faiz oranıdır.

Bir malın satılmak istenen miktarı ile fiyatı arasında doğru yönlü ilişkiye arz kanunu denir.

Bir firmanın ürünlerinin satışından elde ettiği gelire toplam gelir denir.

Ek faktör birimlerinin kullanılması sonucu, firmanın toplam gelirinde ortaya çıkan artışa marjinal ürün geliri denir.

Ödünç verilebilir fonlar: Tüketici kredileri, ticari krediler, yatırım kredileri, devletin borçlanma talebi
İlgili malın fiyatı 100 TL’den 130 TL’ye çıktığında arz edilen miktarı 50 birimden 70 birime çıkmaktadır. İlgili malın arz esneklik değeri 1,33 ‘tür. arz esneklik= arz miktarındaki % değişme/ malın fiyatındaki % değişme

Tüketicilerin reel gelirleri arttıkça daha az miktarda tüketmek isteyecekleri mallara Düşük mal denir.

Ortalama ürün eğrisinin en yüksek değerde olduğu noktada marjinal ürün ortalama ürüne eşittir.

Oligopolde, “Ürün fiyatını yükseltirsem rakip firmalar fiyat yükseltmezler. Ürün fiyatını düşürürsem rakip firmalar da hemen fiyat düşürür.” bekleyişi Dirsekli talep modeli teorisi ile açıklanmaktadır.

Marjinal hasılat verimi faktör fiyatından küçük olduğu sürece firma Faktör miktarını azaltır.

Bir bireyin yaptığı bir faaliyetten, yapılan işle hiç ilgisi olmayan başka bireylerin olumlu veya olumsuz etkilenmelerine Dışsallık denir.

Devletin toplam talebi arttırmak yerine, üretimi arttırmaya dönük politikası Arz yönlü politikadır.

Toplam harcamalar içerisinde değişkenliği en fazla olan harcama türü Yatırım harcamalarıdır.

Ekonominin tam istihdam GSMH düzeyinin altında bir noktada ulaştığı denge noktasına Noksan istihdam dengesidir.

Devletin bütçesinde kamu harcamalarının kamu gelirinden fazla olması durumuna Bütçe açığı denir.

Paranın temel fonksiyonları: Hesap birimi olma, Değişim aracı olma, Değer muhafaza aracı olma.

Talep edilecek para miktarını belirleyen faktörler, Nominal Gelir-Faiz Oranıdır.

Fiyatlar artarken üretimin azaldığı duruma Stagflasyon denir.

Dış ticarete getirilen kısıtlamalar: Tarifeler, Kota, Tarife dışı engeller, İhracat ambargosu

Mevcut kaynakların, yurtiçinde tüketilecek tarımsal ürünler üretiminde kullanılması yerine, ihraç edilebilecek ürünlerin imalatında kullanılması durumuna İhraç ikamesi denir.

İKTİSAT, bireyler ve toplumların sınırlı kaynaklarını sınırsız ihtiyaçlarını karşılamak için nasıl dağıttıklarının incelenmesidir.

Ülkeler arasındaki farklı ekonomik yapı ve kurumların organizasyonu ile çeşitli çıkar grupları arasındaki ilişkileri inceleyen iktisat bölümüne İKTİSADİ SİSTEMLER adı verilir.

İktisatçının belli bir ekonomik sorunla ilgili bütün gerçekleri araştırıp toplama işlemine BETİMLEYİCİ İKTİSAT denir.

İktisadın temel özellikleri: Malların üretimi,tüketimi ve dağıtımıyla ilgili olması. Sosyal bir bilim olması. Analitik olması. İnsan davranışlarının sadece iktisadi yönünü seçip incelemesi

Arz yasası, malın fiyatı ile arz edilen miktar değişkenleri arasındaki ilişkiyi gösterir.

Tüketicinin geliri arttığında talebi artan mallara NORMAL MAL denir.

Gelir arttıkça talebi düşen, gelir azaldıkça talebi artan mala DÜŞÜK MAL denir.

Tüketim mallarının üretiminde kullanılan mallara sermaye malları (yarı mamül mallar, hammaddeler, üretici malları) denir.

Fiyat değişiminin yarattığı gelir ve ikame etkileri “talep eğrisinin neden negatif eğime sahip olduğunu ” açıklamak için birlikte kullanılır.

Genelden özele doğru yapılan bir araştırmada izlenen yaklaşıma TÜMDENGELİM adı verilir.

Cateris Paribus varsayımı “diğer koşulların sabit olduğu”‘nu ifade eder.

Normal malın talebinin GELİR esnekliği POZİTİF tir. Düşük malın talebinin GELİR esnekliği NEGATİF tir. Birbiriyle ilişkisiz mallar arasında ÇAPRAZ talep esnekliği sıfırdır. İkame mallar arasındaki çapraz talep esnekliği pozitiftir. Tamamlayıcı mallar arasındaki çapraz talep esnekliği negatiftir.

Esnekliği sonsuz olan talep eğrisi, y eksenine paralel olan bir doğrudur.

Piyasa döneminde (çok kısa dönem) üretim miktarı sabittir.

Uzun dönemde tüm girdilerin miktarı ve üretim kapasitesi değiştirilebilir.

Toplam sabit maliyetin üretim miktarına oranına ortalama sabit maliyet denir. AFC=TFC/q

Tam rekabet piyasasındaki bir firmanın ortalama geliri sabittir ve fiyata eşittir. AR=P

Tekel piyasasındaki bir firmanın marjinal geliri sıfır olduğunda, tekelcinin sahip olduğu talep eğrisinin esnekliği 1′e eşittir.

Talebi esnek olan bir maldan elde edilen toplam gelirin arttırabilmesi için malın fiyatının düşürülmesi gerekir.

İmalat faaliyeti sonucunda yaratılan faydaya Şekil faydası denir.

Üretimde kullanılan, ancak bu kullanım karşılığı hiçbir parasal ödeme yapılmayan kaynakların değerine ÖRTÜK MALİYET denir.

Bir malın üretilen her birimi için sabit bir vergi alınması firmanın sabit maliyetlerini etkilemez.

Tekelci, marjinal maliyetin marjinal gelire eşit olduğu çıktı düzeyinde karını maksimize eder. MC=MR

Oligopolcü firmaların karlarını bir grup halinde maksimize etmeleri durumunda ortaya çıkan oligopol türüne TAM OLİGOPOL denir.

İşgücünün marjinal ürün geliri= Marjinal gelir x Marjinal fizik ürün. MRP=MPP X MR

Bir bankaya yatırılan mevduat miktarı 8 milyar TL ve karşılık oranı 0,25 ise yaratılan kaydi para miktarı 8 x 1/0,25=32 milyardır.

Çok sayıda üreticinin farklılaştırılmış ürün ürettiği piyasaya FARKLILAŞTIRILMIŞ OLİGOPOL adı verilir.

Bir ekonomide GSMH 1000 TL, para arzı 500 TL ise gelir devir hızı 2 dir. V=Y/M=1000/500=2

Paralel para sisteminde altın ve gümüş para olarak kullanılmıştır.

Spekülatif para talebi faiz oranına bağlı olarak değişir.

John Maynard Keynes’e göre artan para talebinin fiyatları yükseltmesi için paranın harcanması gerekir.

Merkez bankasının görevleri: Banknot ihraç etmek. Reeskont işlemleri yapmak. Devletin hazinedarlığını yapmak. Bankalar arası işlemler yapmak. Ticaret bankalarının para ihtiyatlarını muhafaza etmek. Mali-ekonomik konularda devlete danışmanlık yapmak.

Merkez bankaları; altın külçe miktarı, ülkedeki döviz miktarı, devlet hazinesine verilen kısa vadeli avanslar karşılığında banknot emisyonunu değiştirmez.

Kaydi parayı TİCARİ BANKACILIK SİSTEMİ yaratır.

İhtiyat amacıyla elde tutulmak istenen paranın miktarı gelir düzeyine bağlıdır.

Wicksell ve Aftalion, miktar teorisini gelir ve bu gelirin harcanması açısından açıklayan iktisatçılardır.

Çeşitli ülkelerin milli gelirleri karşılaştırılırken dikkate alınanlar: Nüfus farkları. Fiyat düzeyleri farkı. Üretim maliyetlerindeki farklar. Üretilen mal ve hizmet farklılıkları. Tabiat şartlarının farklılığı. Piyasaya giren üretici miktarındaki farklar.

Ekonominin genişlemesi, yatırımların tasarruftan fazla olmasının bir sonucudur. Yatırım > tasarruf

Topraklar arasındaki nitelik farklarından ya da pazara uzaklık farkından doğan ranta fark bedeli veya DİFERANSİYEL FARK denir.

Paranın değerinin düşmesi: istihdamın artmasına, borç verenlerin zarara uğramasına, sabit gelirlilerin satın alma gücünün düşmesine, üreticilerin aşırı kar elde etmelerine neden olur. Üretimin azalmasına neden olmaz.

Çeşitli ülkelerin milli gelirleri karşılaştırılırken dikkate alınanlar: Nüfus farklılıkları, Fiyat düzeyleri farkı, Üretim maliyetlerindeki farklar, Üretilen mal ve hizmet farklılıkları

Bir ekonomide talebin azalıp, yatırımların durması sonucu ortaya çıkan işsizlik türüne konjonktürel işsizlik denir.

Sermaye stokuna yapılan net ilavelere NET YATIRIM denir.

Milli gelirin üretim faktörleri sahiplerinin üretimden aldıkları paylara göre dağılımına FONKSİYONEL DAĞILIM denir.

Gelir dağılımında eşitsizliğin nedenleri: Yetenek farklılıkları, Eğitim ve öğrenim farklılıkları, Mülkiyet ve miras hakkı, Çalışkanlıkta farklılık, Telafi edici ücret farklılıkları, Risk üstlenme, Piyasa üzerinde güç sahibi olma.

Cari ücret düzeyinde çalışmak istemeyenlerin oluşturduğu işsizlik türü GÖNÜLLÜ işsizliktir.

Tüketim harcamalarını belirleyen en önemli unsur gelir düzeyidir.

Ekonomik büyümede rol oynayan arz etmenleri: İşgücünün kalitesi ve miktarı, Teknolojik gelişme, Sermaye stoku, Doğal kaynaklar

Yatırımın marjinal etkenliği eğrisi, faiz oranı ile yatırım miktarı arasındaki ilişkiyi gösterir.

Marjinal tasarruf eğilimi=1-marjinal tüketim eğilimi. MPS=1-MPC

Marjinal tüketim eğilimi 0,8 olan bir ekonomide vergi çarpanı -4 tür. -(k-1)=-(1/(1-0,Cool -1)=-(1/0,2 – 1)=-4

Bir ekonomide marjinal tüketim eğilimi 0,7 ise çarpan katsayısı 3,3′tür. Çarpan = 1/(1-MPC)=1/(1-0,7)=3,3

Devletin ekonomik hayata müdahale etmediği bir ekonomi modelinde, genel denge; toplam arz=toplam talep eşitliğinde kurulur. SMH=SMG veya Bireylerin yatırım talebi= toplam tasarruf. I=S

Talebi esnek olan bir maldan elde edilen toplam gelirin artırılabilmesi için malın fiyatının düşürülmesi gerekir.

İşlem amaçlı para talebi, gelir düzeyi ile doğru yönlü olarak değişir.


Kültür ve Toplumsal Kurumlar

A. KÜLTÜR

1- Kültürün Anlamı
Bir toplumun ortaklaşa meydana getirdiği, benimsediği, kuşaktan kuşağa aktardığı maddi ve manevi değerlerin tümüdür. İnsanların yaptığı aletler, kullandığı araçlar kültürün maddi boyutunu; gelenek, görenek, eğitim, din gibi unsurlar ise kültürün manevi boyutunu oluşturur. Kültürün bu “maddi” ve “manevi” öğeleri arasında karşılıklı etkileşim vardır. Birinde meydana gelen bir değişme diğerini de etkiler. Kültürün maddi öğeleri, manevi öğelerine oranla daha hızlı değişirler.

Kültürün Özellikleri:
Kültürü toplum üretir.
Kültür duygu, düşünce ve hayat tarzıdır.
• Toplumdan topluma ve zamanla değişir.
Kültür kuşaktan kuşağa aktarılır.
Kültürün taşıyıcısı dildir.
Kültür birleştirici ve bütünleştiricidir.
Kültür öğrenme ile kazanılır.
• Kuşaktan kuşağa aktarılarak devam eder.

ÖRNEK :
Atalarımızın yaratıp bize miras bıraktığı kültür, bizi yaratırken bizim o mirasa kattıklarımızla birlikte gelecek kuşaklara miras kalır, onları yaratır.
Burada, kültürün hangi yönü üzerinde durulmaktadır?

A) İnsanların hem kültürden etkilenip hem de kültürü etkilemesi
B) Her toplumun kendine özgü bir kültürünün olması
C) Kültür öğelerinin etkileşim halinde olması
D) Kültür birliğinin ulusal dayanışmayı güçlendirmesi
E) Kültürlerin giderek birbirine benzemesi
(1987/ÖYS)

Çözüm :
Kültür, insanların ortak yaşamlarında ortaya çıkan ve kuşaktan kuşağa aktarılarak zenginleşen birikimlerin ve değerlerin bütünüdür. Bu yönüyle içerisine toplumu tarihsel geçmişi de girmektedir. Aynı şekilde bugünün toplumsal yaşamı da yarınlar için “geçmiş” değeri taşıdığında, toplumun günümüz yaşantısı, gelecek kuşaklar için “tarihsel birikim” olacaktır.
Bu sebeplerle, toplumsal yaşam içerisinde kültür, hem o anda ki toplumu etkiler, ayrıca kendisinden sonra gelen kuşakları da etkiler.
Bu nedenle cevap: A’ dır.

2- Kültürün İşlevleri
Kültür, toplumun tarihsel süreç içerisinde sahip olduğu tüm değerlerin insandan insana aktarılarak yaşatılmasını sağlar. Ayrıca bu aktarım sırasındaki eğitimle bireyin sosyalleşmesine de katkıda bulunur. Ortak bir kültür etrafında birleşen bir toplum, çok daha iyi bir dayanışma ortaya koyacaktır. Yani kültürün birleştirici ve bütünleştirici bir yönü vardır.

3- Kültürün Kazanılması
İnsan doğumuyla zaten belli bir toplumun içerisinde bulunur. Bu şekilde bu toplumun üyesidir de aynı zamanda. Bulunduğu toplumun kültürünü ilk olarak sadece ailesinden, sonra buna ek olarak arkadaşlarından ve okulundan, daha ileriki dönemlerde de iş ortamından kazanır. Kültürü kazanma, bulunulan toplumun değer yargılarını ve genel kabullerini benimsemesidir. Buna “kültürlenme (kültüre katılma)” denir. Bu toplum kültürünün tüm öğelerini kazanıncaya kadar geçen bir “sosyalleşme” sürecidir. Bu süreç ile birlikte toplumuyla benzer özellikler kazanmanın yanı sıra kişilik oluşumunda da olgunlaşmayı sağlar.

ÖRNEK :
Bazı yörelerimizde erkek evleneceği kızın babasına başlık parası öderken, Yunan töresinde kızıyla evlenecek erkeğe drahoma (para) öder; Japonlar pirinci çubukla, İngilizler çatalla yer; Hintliler ineği kutsal sayıp etini yemezken çoğu toplumlar ineğin etinden ve sütünden yararlanır.
Bu tür davranış örneklerinde, kültürün hangi özelliği üzerinde durulmaktadır?

A) Doğal koşullardan etkilenme
B) Dil aracılığıyla taşınabilme
C) Zamanla değişikliğe uğrayabilme
D) Toplumdan topluma farklılık gösterme
E) Kuşaktan kuşağa aktarılma
(1990/ÖSS)

Çözüm :
Anlatılan tüm özellikler farlı toplumlarla karşılaştırma yapmak amacıyla seçilmiştir. Kültürün en önemli özelliklerinden birisi de biricik olmasıdır. Yani her kültür sistemi, ait olduğu topluma özgüdür. Bu nedenle kültür ile ilgili olguları değerlendirirken her kültürel yapıyı kendi toplumu içerisinde değerlendirmekteyiz.
Paragrafın bize özellikle belirttiği durum, kültürün, “toplumdan topluma farklılık göstermesidir”.
Bundan dolayı doğru yanıt: D’ dir.

4- Kültürel Süreçler

• Kültürlenme: İnsanın kendi toplumunun kültürünü almasıdır.
• Kültürleşme: Kişinin başka bir kültürle etkileşim halinde olarak o kültürden etkilenmesidir.
Kültür Şoku: Bir kültürden başka bir kültüre geçen bireyin yeni kültür karşısında yaşadığı bunalımdır.
Kültürel Yozlaşma: Bir kültürün eskimiş ve artık işlevsizleşmiş kısımlarının gereksiz yere korunmaya devam edilmesiyle oluşan değer boşluğudur.
Kültürel Çözülme: Normalde bir kültürü oluşturacak maddi ve manevi öğelerin bir toplumda bir araya gelememesidir.

ÖRNEK :
“Toplumun bireyleri tarafından yaratılan ve kullanılan her türlü araç ve gereç ‘maddi kültür’, toplum yaşamını düzenleyen tüm değerler ve inançlar ise ‘manevi kültür’dür. Bu iki kültür birbirini etkiler.”
Aşağıdakilerden hangisi maddi veya manevi kültürden birinin diğerini etkilemesine bir örnek olabilir?

A) Eğitimde demokratik tutumun kişilerde bağımsız davranma eğilimini artırması
B) Kitle iletişim araçlarının gelişmesiyle, bölgeler arası değer farklılıklarının azalması
C) Ulaşım araçlarının gelişmesiyle ticaretin kolaylaşması
D) Eğitim düzeyinin yükselmesiyle eski inançların zayıflaması
E) Tarımda makineleşmenin üretimi artırması
(1985/ÖYS)

Çözüm :
Toplumsal yapılar kendi içlerinde iki grupta toplamaktayız: Maddi yapı (günlük yaşamda kullandığımız araçların, mimarinin, teknolojinin… somut bilgisi) ve Manevi yapı (toplumun inandığı değerler, insanların arasındaki ilişkiler, anlaşmalar…gibi soyut bilgiler).
“A” ve “D” seçeneklerinde iki, manevi yapının birbirini etkilemesine yönelik örnekler görmekteyiz. “C” ve “E” seçeneklerinde ise maddi yapının manevi yapıyı şekillendirmesine örnekler verilmiştir. Oysa “B” seçeneğinde maddi yapılardan olan “kitle iletişim araçlarının”, ”değerler” gibi bir manevi yapıları nasıl şekillendirdiğine örnek vermiştir.
Doğru yanıt: B’ dir.

B. TOPLUMSAL KURUMLAR

1- Toplumsal Kurumun Anlamı

Toplumun temel ve önemli bir ihtiyacını gidermek amacıyla bir araya gelmiş, örgütlenmiş, bütünleşmiş insanların tüm inançlar, kurallar, simgeler, kalıp davranışlar, değer ve normlar bütünüdür. Başka bir ifade ile kurum; toplumda yaşayan bireylerin ihtiyaçlarından doğan toplumsal yapının ve değerlerin korunması için zorunlu, bazı yönlerden sürekli, bazı yönlerden ise geçici kurallar bütünüdür.
Kurumlar kuruluşlardan farklıdır. Kuruluş somut, kurum ise soyuttur. Aynı amaca yönelik çok sayıda kuruluş bir isim altında toplanarak kurumları oluşturur. Örneğin okul, parlamento, hastane, adliye, cami birer kuruluştur. Oysa bunların işlevi olan eğitim, din, siyaset ve ekonomi ise birer kurumdur.
Bütün toplumlarda beş temel kurum vardır:
1. Aile kurumu
2. Ekonomi kurumu
3. Siyaset kurumu
4. Din kurumu
5. Eğitim kurumu

Toplumsal Kurumların Özellikleri:
• Bir toplum içinde belli bir ihtiyacı gidermek için vardırlar.
• Toplumsal ihtiyaçlardan doğmuşlardır.
• Aynı kurum, toplumlar arasında ve bir toplumda zamanla biçim ve işlev değişikliğine uğrayabilir.
• Bir toplumsal kurumdaki değişme, diğer kurumlarda da değişmeye yol açar.
• Yeni ihtiyaçlar, yeni kurumları ortaya çıkarır.
• İşlevini tümüyle yitiren, toplum içerisinde hiçbir ihtiyacı karşılayamayan kurumlar ortadan kalkar
• Toplumsal kurumların değişme hızları birbirleriyle aynı değildir. Herhangi bir kurum çok hızlı değişirken bir başkası daha yavaş değişebilir.

ÖRNEK :
Türkiye’de cumhuriyetin ilanından hemen sonra eğitimde, dinde, yönetimde, hukukta, ekonomide, sanatta, aile yapısında gerçekleştirilen devrimlerle kültürel yaşamda önemli değişmeler sağlanmış ve toplum yeni bir kültürel yapıya kavuşmuştur.
Buna göre, toplumun yeni bir kültürel yapıya kavuşturulması aşağıdakilerden hangisindeki değişikliklerle sağlanmıştır?

A) Toplumsal kurumlar
B) Toplumsal roller
C) Toplumsal statüler
D) Toplumsal dayanışma
E) Toplumsal işbölümü
(1994/ÖYS)

Çözüm :
Herhangi bir toplumda değişikliğe gidilmesiyle birlikte insanlar arasında var olan tüm ilişki biçimleri de değişim göstermektedir. Çünkü gerek toplum bireyi belirlemektedir; gerekse de birey toplumu…
Cumhuriyetin ilanından hemen sonra çok büyük bir ilişki değişimi geçirmiştir. Ancak ilişkilerin değişebilmesinin yegâne yolu, toplumsal kurumları değiştirmektir. Eğer kişi karşılaştığı tüm kurumlarda da eski ilişkilerini yaşabiliyorsa, yeni yaşamına yer açma ihtiyacını hissetmeyecektir.
Bu nedenle en köklü değişim, kurumların da birlikte değişebildiği değişimlerdir.
Bu nedenle doğru yanıt: A’ dır.

2- Kültür–Toplumsal Kurum İlişkisi
Toplumun değerler bütünü olarak kültür, insanların nasıl davranacaklarını ve hangi temel de bir araya geleceklerini belirler. Toplumsal kurumlar ise kültürün taşıyıcıları konumundadır. Topluma yeni katılacak olan birey kültürü toplumsal kurumlarda kazanır. Bunun yanında topluma zaten üye olmuş bireylerinde toplum normlarından ve değer yargılarından uzaklaşması engellenir.

3- Toplumsal Kurumların Çeşitliliği
Toplum yaşamı için vazgeçilmez durumda olan temel özelliklerin her biri karşımıza birer toplumsal kurum olarak çıkar. Bunlar: aile, din, ekonomi, siyaset, hukuk…

C. TEMEL KURUM OLARAK AİLE

1- Ailenin Anlamı

Aile, toplumun en küçük temel kurumudur. Dolayısıyla kişinin toplum değerleriyle ilk karşılaşması ailede olur. Kişi ilk olarak bulunduğu ailede sosyalleşmeye başlar. Aile, kan veya akrabalık bağıyla birbirine bağlı olan, aralarında toplumca belirlenmiş hak ve ödevler olan bireylerin oluşturduğu bir kurumdur. Aile, bütün toplumlarda evrensel olarak bulunur. Ailenin üyelerinin birbirleriyle ilişki biçimi tarihsel süreç içinde çeşitli değişimler geçirmiştir. Ailenin bu değişiminde etkili olan önemli faktörlerden biri de toplumdaki “üretim ilişkileri” olmuştur.

Bu değişimi sırasıyla şöyle özetleyebiliriz:

Aile Çeşidi Üretim İlişkisi Ailedeki Otorite
I. Anaerkil Aile Toplayıcılık ve Avcılık Anne
II. Ataerkil Aile Yerleşik Tarım Baba
III. Çekirdek Aile Sanayi ve Hizmet Anne+Baba

a. Aile ve Akrabalık
Aile sadece anne, baba ve çocuklardan oluşmaz. Bunun yanında kan bağıyla aile üyelerine bağlı bulunan diğer insanlar da geniş anlamda aileyi (sülaleyi) oluşturur. Temel olan çekirdek aileye eklenmeler ilk olarak doğrudan kan bağıyla (teyze, hala, dayı, amca) sonradan da dış evlenmelerle (enişte, yenge) olur. Toplumsal ilişki biçimlerine göre bu kan bağı daha da uzaklara götürülebilir. Tüm bu kişiler akrabalık ilişkisini oluşturmaktadır. Akrabalık, bireyin sosyalleşmesinde ikinci adımı sağlar.

b. Ailenin Temel İşlevleri

• Neslin devamını sağlama
• Çocuğu sosyalleştirme
• Bireyin psikolojik ihtiyacını karşılama
• Üretim ve tüketim birimi olma
• Bireylere kimlik ve kişilik kazandırma

2- Evlilik Türleri

 İnsanların aile oluşturmak için bir araya gelmeleri evlilik ile olmaktadır. Ancak evlilik biçimleri de toplumdan topluma ve bir toplumda zaman içerisinde değişim gösterebilmektedir. Bunlar:

I. Eş sayısına göre:
a. Monogami (Tek Eşlilik): Kadın veya erkeğin tek bir kişi ile yaptığı evliliktir.

b. Poligami (Çok Eşlilik): Kadın veya erkeğin aynı zamanda birden fazla kişiyle yaptığı evliliktir. Poligami, şu şekilde ikiye ayrılır;
– Polijini : Erkeğin birden fazla kadınla evlenmesi.
– Poliandri : Kadının birden fazla erkekle evlenmesi.

II. Eş seçimine göre:
a. Endogami (İçten Evlilik): Evlenenin, eşini kendi akraba ya da kabilesinden seçmesidir. Genellikle tarıma dayalı toplumlarda, sahip olunan toprağın çeyizliklerle dağılmasını önlemek için yapılmaktadır.

b. Egzogami (Dıştan Evlilik): Ait olunan aile veya kabilenin dışından evlenmedir. Kaynakların yetersiz olduğu ya da geçim sıkıntısının olduğu toplumlarda ortaya çıkmıştır. Ailenin veya kabile üyelerinin diğer aile veya kabilelerle birleşmesini sağlayarak yeni kaynaklar yaratmak amacıyla yapılmıştır. Özellikle günümüzde tıp alanındaki ilerlemelerle bu biçimdeki evliliğin olumlu sonuçları ortaya çıkınca modern toplumlarda teşvik edilmiştir.

III. Oturma Yerine göre:
a. Matrilokal (Ana çevresi): Evlenen erkeğin, kadının aile çevresine katılması ve onlarla aynı mekanda yaşaması (iç güveyilik). Anaerkil toplumlarda genellikle veya ataerkil toplumlarda ancak kadının aile çevresinde yetişkin erkek birey yoksa görülür.

b. Patrilokal (Baba çevresi): Evlenen kadının erkeğin ailesine katılması ve onlarla aynı mekanda yaşaması. Ataerkil toplumlarda genellikle veya anaerkil toplumlarda ancak erkeğin aile çevresinde yetişkin kadın birey yoksa görülür.

c. Bilokal (İki yerlilik): Hem kadının hem de erkeğin ailesinin yanında evliliği sürdürme. Göçebe toplumlarda görülür. Eşlere yeni bir çadır kurulmaz.

d. Neo-lokal (Ev Açma): Evlenen çiftin bağımsız yeni bir evde oturmaları. Modern toplumlarda görülür. Özellikle çalışma koşulları aileden farklı bir şehirde yaşamayı dayattığı için yaygınlaşmıştır.

IV. Dul Eşlerin evlenmelerine Göre:
a. Levirat: Eşi ölen kadının, kocasının evli veya bekar kardeşlerinden biri ile evlenmesi.

b. Sorarat: Eşi ölen erkeğin, bekar baldızlarından biri ile evlenmesi.

3- Aile Türleri
Toplumlarda görülen aile biçimleri, ailelerin kapsadığı birey sayısına ve ailede egemen olan cinsiyete göre ikiye ayrılır. Bunlar:
I. Bireyin sayısına göre:
a. Geniş Aile: İkiden fazla kuşağın bir arada ve aynı mekanda yaşadığı ailedir. Genellikle geleneksel toplumlarda bulunur. Otorite babada ya da evin en büyük erkeğindedir.

b. Çekirdek Aile: Anne, baba ve evlenmemiş çocuklardan oluşan bir ailedir. Modern toplumların yaygın aile biçimidir. Otorite eşler arasında paylaşılmıştır.

II. Otoriteye göre:
a. Anaerkil Aile (Maderşahi) Aile: Anne hukuku ve otoritesinin egemen olduğu ailedir. Hem ailede, hem de toplumda egemen konumda bulunan kadındır. Ailenin genel yaşam biçimini belirleyen kadın ve kadının yaşama biçimidir. Bazı ilkel toplumlarda görülür.

b. Ataerkil (Pederşahi) Aile: Baba otoritesi ve hukukunun egemen olduğu ailedir. Hem ailede, hem de toplumda egemen konumda bulunan erkektir. Aile, erkeğin yaşama biçimine göre biçimlenir. Tarım toplumlarında yaygın aile biçimidir

ÖRNEK :
“Çekirdek aile tipinin yaygın olduğu toplumlarda, ölümün verdiği büyük kederin nedeni, bu aile tipinin yapısında aranabilir. Anne, baba ve çocuklardan oluşan bu aile tipinde başlıca görevler birer kişi tarafından yerine getirilir. Ölen üyenin yeri, bir başkası tarafından kolayca doldurulamaz. Oysa geniş aile tipinin yaygın olduğu toplumlarda, ölen üyenin görevini aileden bir başkası hemen üstelenebilir.”
Bu açıklama, aşağıdakilerden hangisi için bir örnek olabilir?

A) Aile yapısı karmaşıklaştıkça duygular abartılır.
B) Ölenin ardından duyulan yasın derecesi, ailenin yapısı ile ilgilidir.
C) Geniş aile tipinin yaygın olduğu toplumlarda, yas tutulması hoş karşılanmaz.
D) Çekirdek ailede yas, ölene duyulan sevgiye dayanır.
E) Çekirdek ailede yasın yoğun olması, az sayıda kişi tarafından paylaşılmasından kaynaklanır.
(1981 /ÖSS)

Çözüm :
Paragrafta iki ayrı toplumda aile üyelerinden herhangi birinin ölümünde, nasıl davranacakları üzerine yapılan araştırma anlatılmaktadır. Buna göre, özellikle çekirdek ailede (anne, baba, ve kardeşlerden oluşan aile tipi) bir ölüm durumunda aile bireylerinin çok üzüleceği vurgulanmıştır. Bunun yanında geniş aile tipinde ise ölenin ardından çok büyük yaslar tutulmadığı bildirilmiştir.
Kısaca, insanların ölüm haberine karşı verdikleri tepki, bulundukları ailenin yapısıyla yakından ilgilidir.
Bu sebepten yanıt: B’ dir.


4- Boşanma ve Sonuçları

Aileyi oluşturan anne ve babanın birlikte yaşayamayacaklarına karar vermesiyle yasal yollarla birbirinden ayrılmalarına boşanma denir. Tarih içerisinde bazı toplumlarda boşanma tümüyle yasaklanmış, bazılarında ancak ağır şartlar altında izin verilmiştir. Bu uygulamaların temel nedeni aile kurumunun korunmasıdır. Oysa günümüz modern toplumlarında temel öğe birey olduğu için boşanmalarda geniş bir esneklik tanınmaktadır.

Boşanma nedenleri şöyle sıralanabilir:
• Eşlerden herhangi birinin bir başka kişiyle zinası (yasak ilişki kurması).
• Eşlerin uzun bir zamandır zaten birbirlerinden ayrı yaşıyor olmaları.
• Eşlerin birbirleriyle ilişkilerinde şiddetli geçimsizlik.
• Eşlerden herhangi birinin kötü alışkanlıkları.
• Aile içerisinde eşlerden birinin diğerine uyguladığı fiziksel şiddet.
Akıl sağlığı bozukluğu.

D. DİN

1- Sosyolojik Açıdan Din
İnsanların doğa içerisinde anlamadıkları ve karşısında aciz kaldıkları olayları doğaüstü, yüce ve mistik nitelikli bazı güçlerle açıklamaya çalışmalarıdır.
Tarih içerisinde çeşitli toplumlarda çok farklı din biçimleri ortaya çıkmıştır. Ancak yine de dinlerin kaynaklarında yatan temel nedenler, din inancının insanlara vermiş olduğu iç rahatlık, güven ve engellenemeyecek olaylar (hastalık, sakatlık ve ölüm gibi durumlar) karşısında gönül huzuru vermesidir.
Bir bilim dalı olarak sosyoloji, dini verdiği bilgilerle ya da buyruklarıyla araştırarak asla yargılamaz. Sosyolojinin yaptığı şey, dinin toplum yaşamındaki yerini belirlemeye çalışmaktır.

Dinlerin ilkel dönemlerden günümüze kadar geçen sürede ortaya çıkış biçimleri ve geçirdiği evreler şöyle sıralanabilir:
• Totemizm (Totemcilik)
• Natürizm (Doğa güçlerine tapınma)
• Politeizm (Çok tanrıdin)
• Monoteizm (Tek tanrıdin)

2- Dinin Temel İşlevleri

• Güvenlik ve düzen sağlama.
• Toplumsal kontrolü kolaylaştırma.
• Toplumdaki bireylerin birbirleriyle dayanışmasını kuvvetlendirme.
• Toplumsal ahlakı oluşturma ve yaygınlaştırma.

3- Din ve Laiklik
Laiklik temel anlamıyla din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması ve birbirlerine müdahale etmesinin önlenmesidir. Bu yönüyle laiklik, dine karşı olmak değildir. Aksine inanç sahibinin baskı altında kalmasının önlenmesidir. Demokrasi: eşitlik ve özgürlüğü savunduğu için, lâik olmak demokratik toplumlar için vazgeçilmezdir.

E. EKONOMİ

1- Ekonominin Anlamı
İnsanlar yaşamları boyunca bir çok şeye gereksinim duyarlar. Bu gereksinimlerinin büyük bir kısmını doğadan elde ederler. İnsan, doğadan ihtiyaçlarını karşılarken elinde oldukça sınırlı miktarda doğa aracı vardır.
Yaşamlarını devam ettirmek isteyen insanların doğayı emek harcayarak dönüştürme ve ihtiyaçlarını karşılama sırasında gösterdikleri faaliyetler ekonominin alanına girer. Ekonomi, insanın bu faaliyetlerinden en çok verimi almasının yollarını araştırır. İnsanın doğayı dönüştürme faaliyetinden ortaya “ekonomik mal” çıkar.

Ekonomik Olarak Mal:İnsanın her türlü gereksinimlerini karşılayan maddi unsurlara denir.
Ekonomi içerisinde mallar, üretiminde kullanılan emeğe göre ikiye ayrılırlar:

I. Serbest Mallar:

Hiçbir emek veya çaba harcanmayan, doğada zaten hazır halde bulunan mallardır. Serbest mallar, coğrafi mekana, iklimsel özelliklere bağlı olarak bölgeler ve mevsimler arasında değişikliğe uğrar. Örneğin: hava, su, ağaç… gibi.

II. Ekonomik Mallar:

Üretilmesinde veya elde edilmesinde belli bir emek ve masraf harcanmış olan, ancak çaba karşılığında elde edilebilecek mallardır.

Ekonomik mallar da kendi içlerinde kullanılışlarına göre ikiye ayrılır:

a. Üretim Malı: İnsanların ihtiyaçlarını dolaylı olarak karşılayan mallardır. Üretim malları, doğrudan tüketilemezler; ancak bu mallarla insanın doğrudan tüketebileceği mallar üretilebilir. Örneğin: ekmek pişirmek için kullanılan odun, taş fırın ocağı, ekmek hamurunun hazırlandığı ekmek teknesi…

b. Tüketim Malı: İnsan ihtiyaçlarını doğrudan gideren mallardır. İnsan tüketim mallarını doğrudan tüketebilir. Örneğin: ekmek, meyve…
Tüketim malları, insanın onlardan sağladığı faydanın süresine göre ikiye ayrılır:

Dayanıklı Mallar: Faydası bir ya da birkaç kez kullanmakla bitmeyen, uzun süreli kullanılan mallardır: araba, buzdolabı…

Dayanıksız Mallar: Bir ya da birkaç kez kullanmakla faydası biten mallardır: ekmek, süt…

Hizmet: İnsanlar, sadece ekonomik olarak mala ihtiyaç duymazlar. Bunun yanında hizmete de ihtiyaç duyarlar. Hizmet, bir insanın yapabileceği her işe denir. Hizmet içerisinde en önemli alanlar: sağlık, eğitim, konaklama, eğlence ve ulaştırmadır.

ÖRNEK :
“— Hava, el sürülmemiş topraklar, kendi kendine yetişen ağaçlar vb. mal değildir.
— Kendisi için bir kazak ören kişi mal üretmemiştir.
— Ortaçağda köylülerin derebeyi için ürettikleri tahıl mal değildir.
— Ürettiği tereyağını pazara götürüp satan ve elde ettiği parayla şeker alan bir köylünün sattığı tereyağı maldır.”
Bilgilere göre bir nesnenin “mal” niteliği kazanması neye bağlıdır?

A) İnsanın bir ihtiyacını gidermesine
B) Çok sayıda insan tarafından kullanılmasına
C) Üretiminde birden çok insanın rol almasına
D) İşlendikten sonra kullanılır hale gelmesine
E) Değişim amacıyla üretilmesine
(1983/ÖSS)

Çözüm :
Verilen örneklere bakıldığında herhangi bir varlığa “mal” denmediğini görüyoruz. Bir şeyin “mal” olmasını sağlayan, taşıdığı özelliklerdir. Öncelikle üretilmiş ve değişim değeri olan bir şey “mal” olmaktadır. Ama bu ürünün nasıl üretildiği, malın kıstasları içerisinde bulunmamaktadır. Mal konusunda paragraftan bilinmesi gereken en önemli şeyin, belli bir değişim ilişkisi içerisinde bulunan ürünün mal olduğudur.
Bu nedenle yanıt: E’ dir.

2- Ekonominin Temel Unsurları

a. Üretim İnsanların ihtiyaçlarını gidermek amacı ile herhangi bir şeyin yapısında, şeklinde ya da yerinde bir değişikliği yaparak yeni bir şeyler elde etmeye “üretim” denir. Üretim, ihtiyaç duyulan bir konuda kişiye fayda sağlamak için yapılır. Üretimin yapılabilmesi için birtakım faktörlerin olması gerekir. Bunlar: Doğa, Emek, Sermaye ve Teşebbüstür.

b. Tüketim
Bir mal ya da hizmetin insanlara sunmuş olduğu tüm faydanın yine insanlar tarafından kullanılmasıdır. Tüketim illa ki bir malın yok edilmesi anlamına gelmez. Bir çamaşır makinesinin kullanılması da bir tüketimdir. Buna göre, tüketim sonucunda bir malın veya hizmetin tümüyle kullanılmaz hale gelmesi de, uzun süreli kullanılabilmesi de mümkündür.

c. Bölüşüm
Üretim sonucunda ortaya çıkan malı veya hizmeti tüketenler, elde ettikleri faydaya karşılık belli bir değer öderler. Bu süreç sonunda elde edilen para veya değerin, üretime katılanlar tarafından paylaşılmasına bölüşüm denir.
Bölüşümde, üretimde etkisi olan doğaya, kira; işgücüne, ücret (maaş); Sermayeye (yatırımda kullanılan anaparaya), faiz ve girişimciye (üretim araçlarının sahibine) kâr olarak ödeme yapılır. Örneğin: Düzenlenen bir konser sonrasında konserde harcanan emeğe katkısı geçenlerin (orkestra elemanlarının, organizatörlerin, arka plan hizmetlilerinin, konser salonu sahibinin…), bilet gelirinden elde edilen değeri aralarında, konsere katkılarına göre, paylaşması.

d. Değişim
Bir malın başka bir mal ya da para ile değiştirilmesidir. Başka bir ifade ile üretilen herhangi bir mal, pazara sürülerek elden çıkarılır ve başkasının eline geçer. Sonrasında malı elde eden kişi isterse malı tekrar değişime açabilir. Bu şekilde malın değeri arttırılabilir de. Örneğin: bir satıcının ürünlerini pazarda satışa sunması, açık arttırma ile antika bir tablonun satılışı…

e. Değer
Kullanıma sunulan bir mala veya hizmete ne kadar ihtiyaç duyulduğunu gösteren belirleyici özelliktir. Para, ürüne yüklenmiş olan değerin simgesel ifadesidir. Para sayesinde ürünün piyasada rahat dolaşımı sağlanmış olur.

Bir ürünün iki türlü değeri bulunur:

I. Kullanım değeri: Bir ürünün alıcısının ihtiyacını giderme kapasitesidir. Ürün, kullanıcının ihtiyacını ne kadar çok gideriyorsa o kadar değerlidir.

II. Mübadele (değişim) değeri: Bir ürünün birçok alıcısının olması durumudur. Piyasa içerisinde eğer ürünün alıcısı çok ise bu durumda ürünün değeri de yükselir.

Değeri açıklayan çeşitli kuramlar vardır. Bunlar:

Emek – Değer Teorisi: Bir malın veya hizmetin üretilmesi sırasında harcanan emek miktarına göre değerinin belirlendiğini söyleyen anlayış. Örneğin: İyi bir ustanın elinden bin bir zahmetle çıkmış bir elbise, her zaman fabrika üretimi elbiseden değerlidir.

Yarar (Fayda) Teorisi: Bir malın veya hizmetin, kullanıcısına ne kadar çok fayda sağlıyorsa o kadar değerli olduğunu savunan anlayış. Örneğin: Aynı kalitedeki iki televizyondan birçok fonksiyonu bulunan model, daha az özelliği bulunan diğer modelden daha değerlidir.

Azlık – Çokluk Teorisi: Bir malın veya hizmetin ne kadar çok ihtiyaç duyan kişisi varsa değeri o ölçüde artar. Eğer mal veya hizmet çok bulunuyor ve ona kimse ihtiyaç duymuyorsa değersizdir. Örneğin: Beğeneni daha fazla olan komedyenin gösterisinin biletleri, beğeneni çok az olan komedyenin gösterisinin biletlerinden daha değerlidir.

ÖRNEK :
“1876 yılında Amerika’da 1000 sigara yapımı için işçilere ödenen para bir dolar kadardı. 1881 yılında icat edilen sigara sarma makinesi, 1000 sigara yapımı için işçilere ödenen parayı %97 oranında azalttı. Bu makinelerden bir teki bile Amerika’da, bir yılda elle sarılan tüm sigaralar kadar sigara sarabiliyordu.”
Bu durum aşağıdakilerden hangisine iyi bir örnek oluşturur?

A) Üretimde kalitenin yükselmesine
B) Maliyette emek payının düşürülmesine
C) Tüketicinin malı daha ucuza almasına
D) Yeni iş alanlarının açılmasına
E) İşçilerin çalışma saatlerinin kısalmasına
(1983/ÖSS)

Çözüm :
Bir malın üretimi sırasında çeşitli etkenler görev almaktadır. Bunlardan birisi de işgücüdür. İşgücü, malın üretimi sırasında üretim araçlarını kullanarak hammaddenin “ürün” haline gelmesini sağlayan işçidir. İşgücü, malın üretimi sırasında “emek” harcar. Buna karşılık olarak ise “maaş” alır. Maaş, diğer gider gruplarıyla beraber, “üretim maliyetini” oluşturur.
Verilen örnekte, daha önce 1000 sigara için 100 birim ücret verilirken yeni makinelerin kullanımı sonrasında 1000 sigara için 3 birim ödenmeye başlanmıştır. Her iki ücret arasındaki muazzam uçurum, malın üretimindeki emeğin rolünü de düşürmektedir.
Bu nedenle doğru yanıt: B’ dir.

f. İşbölümü

Toplumsal yaşam geliştikçe insanlar, daha farklı şeylere ihtiyaç duymuşlardır. İhtiyaç, ihtiyacı gidermek için üretimi teşvik eder. Üretim alanlarının gelişmesi ise işlerde uzmanlaşmayı doğurur. İnsanların üretimin farklı alanlarında uzmanlaşmasıyla birlikte bir malın üretiminin yapılması için bu uzmanlaşmış bireylerin bir araya gelerek üretim yapmalarını gerektirir. Bu planlı üretim biçimine işbölümü denir. Yani işbölümü, bir toplumda işlerin farklılaşması ya da bir iş kolunda üretimin bölümlere ayrılmasıdır.

İşbölümü niteliğine göre ikiye ayrılır:
Mesleki İşbölümü: Üretilen ekonomik malların veya hizmetlerin farklılaşmasından doğan işbölümüdür. Örneğin: işçi, öğretmen, doktor…

Teknik İşbölümü: Üretilen ekonomik malların veya sunulan hizmetlerin daha karmaşık ve yüksek teknoloji ile üretilmesi sonucu oluşan uzmanlaşmadır. Bunun sonucunda böylesi bir malın üretimi çok sayıda insanın bir arada çalışması gerekir. Farklı bir ifade ile teknik işbölümü, bir üretimin çeşitli aşamalarında meydana gelen uzmanlaşmadır. Örneğin: Bir otomobil fabrikasında, kaporta, motor… aksamlarda uzmanlaşmış belirli kişilerle bir otomobil üretilmesidir.

İşbölümünün Yararları:
1. Emek ve zamandan tasarruf sağlar.
2. İnsanların istekli ve yetenekli olduğu alanlarda çalışması imkânını verir.
3. Üretimi arttırır.
4. Malın kalitesi yükselir.

İşbölümünün Zararları:
1. Bireylerin diğer alanlardaki yeteneklerinin kaybolmasına yol açar.
2. Yıllarca aynı işi yapmak bireyin toplumuna ve kendine yabancılaşmasına yol açar.
3. Otomatlaşmış davranışlar, kişide stres ve stresten kaynaklı psikolojik gerilimlere neden olabilir.

g. Ekonomi Modelleri
İnsanlara sunulacak malların ne olacağı, bu mallardan kimlerin yararlanacağı ve bu malları kimin üreteceği en temel ekonomi sorunudur. Bu sorunun çözümü için farklı alternatifler sunulmuştur.
Bu modeller şunlardır:
• Kapitalist ekonomi modeli: Bu modele göre üretimi sağlayan araçlar kişilerin özel mülkü durumundadır. Sistem, serbest rekabet ve girişim özgürlüğü sayesinde kendini devam ettirir. Bu model ile tekelleşme ve çok uluslu şirketler ortaya çıkmaktadır.

Sosyalist ekonomi modeli: Bu modelde üretimi sağlayan araçlar devletin elinde topluma aittir. Ortak mülkiyet ve ihtiyaç duyulan malların toplu üretimi esasına dayanır. Toplumsal dayanışma sistemi devam ettirir. Sosyalist ekonomi modeli, komünist toplum (devlet gibi denetim ve para gibi sömürü araçlarının ortadan kaldırılacağı sınıfsız toplum) için hazırlık dönemi olarak kabul edilir.

• Karma ekonomi modeli: Bu modelde üretimi sağlayan araçlar hem devletin hem de özel girişimcilerin elindedir. Devlet genelde toplumun devamı için hayati önemdeki alanlarda (enerji, iletişim, sağlık… gibi) üretim yapar.

F. SİYASET

1- Siyasetin Anlamı
Siyaset, bir yönetme yoludur. Siyasetle, insanlar kendi yaşamlarını, yöneticiler bir kurumu ve hükümetler bir devleti yönetebilirler. Siyaset, bir ülkedeki yönetimi meydana getiren en alt tabakadan en üst tabakaya kadar tüm kademeleri, kurumları ve kuralları ifade eder.

Devlet:
Bir ülke üzerinde, insanların yönetimini amaçlayan yazılı kurallarla belirlenmiş, hukuksal bir kurumdur. Bir devletin meydana gelebilmesi için, sınırları belli bir toprak parçası, belli sayıda insan ve sağlam bir otoritenin olması gerekir.

Devletin Temel Özellikleri:
• İnsanlar üzerinde bulunan en üstün otoritedir.
• Kapsamı açısından insan topluluklarının oluşturduğu en geniş kurumdur.
• Devletin yönetebilmek için yetkisini yine halktan aldığı zor kullanma yetkisi vardır.
Devlet, diğer bütün kurumları içine alan bir “üst kurum”dur.
• Devlete giriş ve çıkışlar (üyelik) bireyin iradesinin dışındadır.

Devlet Şekilleri
Devletler, iç yapılarına, uyguladıkları ekonomik modele ve kendilerini belirleyici temel niteliklerine bağlı olarak üç farklı gruba ayrılırlar.

Bunlar:
I. İç Yapılarına Göre
a. Üniter (Tekçi) Devlet: Siyasal iktidarın tek bir kaynağa dayandığı tek meclisi, tek tip kanunu bulunan devletlerdir. Örnek: Türkiye, Fransa, İtalya…

b. Federal Devlet: Kendi içinde bağımsız ve farklı hukuk kurallarına sahip, birden fazla federe devletin oluşturduğu devlettir. İç işlerinde serbest, dış işlerinde federal devletin çatısı altında ortak hareket ederler. Örnek: Almanya, ABD…

II. Ekonomik Yapılarına Göre

a. Sosyalist Devlet: Üretim araçları devletin elindedir. Kolektif çalışma ve toplumsal dayanışma vardır. Merkezden planlı ve ihtiyaç ölçüsünde üretim yapılır.

b. Kapitalist Devlet: Üretim araçları özel mülkiyet sayesinde kişilerin elindedir. Ekonomiyi ve üretimi büyük firmaların faaliyetleri yönlendirir.

III. Niteliklerine Göre
a. Sosyal Devlet: Toplumsal refahı, toplum içinde eşit bir biçimde dağıtmayı hedefleyen devlettir. Sosyal devlet ilkesine sahip toplumlar, gelir dağılımını adil ve eşit biçimde yapmaya ve sınıflar arası uçurumları en aza indirilmeye çalışır.

b. Liberal (Özgürlükçü) Devlet: Adalet, savunma ve güvenliğin dışında tüm faaliyetlerin toplumsal kesimlere bırakıldığı devlettir. Devletin temel amacı insanların özgürlüğünü maksimum düzeyde tutmaktır.

c. Laik Devlet: Din ve devlet işlerinin birbirinden tamamen bağımsız olarak yürütüldüğü devlettir. Din işleri devlet dışında farklı organlarca idare edilir. Devlet din işlerine karışmaz. Kişilerin din ve vicdan özgürlükleri ise devletin güvencesi altındadır.

d. Teokratik Devlet: Dini kurallara göre yönetilen ve yöneticileri din adamları içerisinden seçilen devlettir. Tüm kurallar dine dayanır. Yöneticiler din adamı zümresinden gelir.

e. Hukuk Devleti: Devletin kurum, kuruluş ve faaliyetlerinin tamamen hukukça belirlendiği devlettir. Kanunlar karşısında herkes eşittir. Hiçbir kişi veya kurumun ayrıcalığı yoktur. Yasama, yürütme ve yargı ayrı ellerde toplanmıştır. Buna “güçler ayrılığı” ilkesi denir. Böylelikle kanunların üstüne çıkmayı amaçlayan herhangi bir gücü diğer güçler engellerler.

f. Demokratik Devlet: Yönetenlerin halk tarafından seçildiği, böylelikle çoğulculuğu amaçlayan devlettir. Özgür düşünce ve düşüncenin özgür ifadesi, demokratik devletin temelinde yatar. Halk, devlet karşısında eşittir. Demokrasinin gelişmesini sağlayan üç temel faktör vardır.

Bunlar:
Ekonomik Gelişme: Sanayi devriminden sonra toplumsal refahın artması, merkezi krallıkların yıkılmasını ve kişi haklarını gözeten devletlerin ortaya çıkmasını hızlandırmıştır.

Morfolojik Gelişme: Nüfusun artması ve şehirlerin büyümesi insan faaliyetlerini arttırmış, hareketli bir düşünce ortamı ortaya çıkarmıştır.

Düşünce Akımları: Savunulan görüş ne olursa olsun, düşünce akımlarının gelişimi özgür düşüncenin ve dolayısıyla demokrasinin gelişimini sağlamıştır.

ÖRNEK :
Devlet yönetiminde, aşağıdakilerden hangisinin yapılması kişi hak ve özgürlüklerinin korunmasında diğerlerinden daha etkili olur?

A) Hukuk kurallarının yazılı olarak belirlenmesi
B) Yöneticilerin, eğitim düzeyi yüksek kişilerden seçilmesi
C) Yönetim birimleri arasında eşgüdümün (koordinasyonun) sağlanması
D) Yasama, yürütme, yargı yetkilerinin ayrı organlara verilmesi
E) Devletin, tüm yerleşim birimlerinde örgütlenmesi
(1987/ÖYS)

Çözüm :
Devlet, kişilerin tek tek, tüm otonom (kendi kendilerine karar verme ve eylemde bulunma) güçlerini anlaşarak verdikleri bir toplumsal kurumdur. Ancak devlete bu güçlerini devreden kişiler, bir yandan da kaygı taşımaktadırlar. Bu kaygının en önemli sebebi, devletin bazı durumlarda keyfi uygulamalara sahne olmasıdır. Tarih boyunca birçok örnek, bize devletin bazı kişilerin ellerinde çok olumsuz durumlara düşebileceğini göstermiştir. İşte devleti oluşturan bireyler, bu kaygının çözümü konusunda devleti yapılandırmaya çalışmışlardır. En önemli çözüm girişimi, devletin güçlerini dengeli bir biçimde dağıtmak olmuştur.
Devletin toplum yaşamında sahip olduğu en önemli üç hak: Yasama yapabilme (yasa koyabilme), Yürütmede bulunma (yasayı uygulama) ve Yargıda bulunma (yasaya göre suçlu ve suçsuzu tespit edip, suçluları cezalandırma) haklarıdır. Özellikle, mutlak monarşiler döneminde böylesi güçlere sahip devletlerin insan yaşamına tehditleri sonucunda günümüz modern toplumunda bu yetkiler ayrı birimlerin sorumluluklarına verilmiştir. Yasama için meclis (parlamento), yürütme için hükümet (iktidar) ve yargı için mahkemeler (hukuk sistemi) yetkili kılınmıştır.
Böylelikle farklı kurumlar birbirini denetleyeceğinden sistemin insanlar üzerinde keyfi uygulamalarının önüne geçilebilecektir.
Bu nedenlerle yanıt: D’ dir.

2- Siyasetin Temel Kavramları

Hükümet: Devlette eksiksiz bir çalışma yapılabilmesi için üç büyük güç (yasama, yürütme, yargı) bulunmaktadır. Hükümet, bu güçlerden “yürütme” gücünü kullanan organdır. Yürütme, yasalara göre yapılır.

Meclis (Parlamento): Üç büyük güçten “yasama” gücünü kullanan organdır. Seçilmiş insanlardan oluşan parlamento, demokratik devletlerde halk tarafından seçilir.

Siyasi Partiler: Meclis içerisinde birbirleriyle benzer siyasi düşüncedeki insanların oluşturdukları, belli bir programa dayalı ve hükümet kurarak programlarını uygulamayı amaçlayan gruplardır. Demokrasinin özgür, çok sesli düşünce ortamı için önemlidirler.

Seçim: Halkın mecliste kendi düşüncelerini savunmaları için kendileriyle benzer siyasi düşüncedeki insanları seçerek kendilerine vekil tayin ettikleri oy verme işlemi.


Etiketler: