Yuklenirken kucuk bir hata olustu ! Lutfen sayfayi yenileyiniz ( press F5 )
 


Sosyoloji Ders Notları Kategorisi

Kültür ve Toplumsal Kurumlar

A. KÜLTÜR

1- Kültürün Anlamı
Bir toplumun ortaklaşa meydana getirdiği, benimsediği, kuşaktan kuşağa aktardığı maddi ve manevi değerlerin tümüdür. İnsanların yaptığı aletler, kullandığı araçlar kültürün maddi boyutunu; gelenek, görenek, eğitim, din gibi unsurlar ise kültürün manevi boyutunu oluşturur. Kültürün bu “maddi” ve “manevi” öğeleri arasında karşılıklı etkileşim vardır. Birinde meydana gelen bir değişme diğerini de etkiler. Kültürün maddi öğeleri, manevi öğelerine oranla daha hızlı değişirler.

Kültürün Özellikleri:
Kültürü toplum üretir.
Kültür duygu, düşünce ve hayat tarzıdır.
• Toplumdan topluma ve zamanla değişir.
Kültür kuşaktan kuşağa aktarılır.
Kültürün taşıyıcısı dildir.
Kültür birleştirici ve bütünleştiricidir.
Kültür öğrenme ile kazanılır.
• Kuşaktan kuşağa aktarılarak devam eder.

ÖRNEK :
Atalarımızın yaratıp bize miras bıraktığı kültür, bizi yaratırken bizim o mirasa kattıklarımızla birlikte gelecek kuşaklara miras kalır, onları yaratır.
Burada, kültürün hangi yönü üzerinde durulmaktadır?

A) İnsanların hem kültürden etkilenip hem de kültürü etkilemesi
B) Her toplumun kendine özgü bir kültürünün olması
C) Kültür öğelerinin etkileşim halinde olması
D) Kültür birliğinin ulusal dayanışmayı güçlendirmesi
E) Kültürlerin giderek birbirine benzemesi
(1987/ÖYS)

Çözüm :
Kültür, insanların ortak yaşamlarında ortaya çıkan ve kuşaktan kuşağa aktarılarak zenginleşen birikimlerin ve değerlerin bütünüdür. Bu yönüyle içerisine toplumu tarihsel geçmişi de girmektedir. Aynı şekilde bugünün toplumsal yaşamı da yarınlar için “geçmiş” değeri taşıdığında, toplumun günümüz yaşantısı, gelecek kuşaklar için “tarihsel birikim” olacaktır.
Bu sebeplerle, toplumsal yaşam içerisinde kültür, hem o anda ki toplumu etkiler, ayrıca kendisinden sonra gelen kuşakları da etkiler.
Bu nedenle cevap: A’ dır.

2- Kültürün İşlevleri
Kültür, toplumun tarihsel süreç içerisinde sahip olduğu tüm değerlerin insandan insana aktarılarak yaşatılmasını sağlar. Ayrıca bu aktarım sırasındaki eğitimle bireyin sosyalleşmesine de katkıda bulunur. Ortak bir kültür etrafında birleşen bir toplum, çok daha iyi bir dayanışma ortaya koyacaktır. Yani kültürün birleştirici ve bütünleştirici bir yönü vardır.

3- Kültürün Kazanılması
İnsan doğumuyla zaten belli bir toplumun içerisinde bulunur. Bu şekilde bu toplumun üyesidir de aynı zamanda. Bulunduğu toplumun kültürünü ilk olarak sadece ailesinden, sonra buna ek olarak arkadaşlarından ve okulundan, daha ileriki dönemlerde de iş ortamından kazanır. Kültürü kazanma, bulunulan toplumun değer yargılarını ve genel kabullerini benimsemesidir. Buna “kültürlenme (kültüre katılma)” denir. Bu toplum kültürünün tüm öğelerini kazanıncaya kadar geçen bir “sosyalleşme” sürecidir. Bu süreç ile birlikte toplumuyla benzer özellikler kazanmanın yanı sıra kişilik oluşumunda da olgunlaşmayı sağlar.

ÖRNEK :
Bazı yörelerimizde erkek evleneceği kızın babasına başlık parası öderken, Yunan töresinde kızıyla evlenecek erkeğe drahoma (para) öder; Japonlar pirinci çubukla, İngilizler çatalla yer; Hintliler ineği kutsal sayıp etini yemezken çoğu toplumlar ineğin etinden ve sütünden yararlanır.
Bu tür davranış örneklerinde, kültürün hangi özelliği üzerinde durulmaktadır?

A) Doğal koşullardan etkilenme
B) Dil aracılığıyla taşınabilme
C) Zamanla değişikliğe uğrayabilme
D) Toplumdan topluma farklılık gösterme
E) Kuşaktan kuşağa aktarılma
(1990/ÖSS)

Çözüm :
Anlatılan tüm özellikler farlı toplumlarla karşılaştırma yapmak amacıyla seçilmiştir. Kültürün en önemli özelliklerinden birisi de biricik olmasıdır. Yani her kültür sistemi, ait olduğu topluma özgüdür. Bu nedenle kültür ile ilgili olguları değerlendirirken her kültürel yapıyı kendi toplumu içerisinde değerlendirmekteyiz.
Paragrafın bize özellikle belirttiği durum, kültürün, “toplumdan topluma farklılık göstermesidir”.
Bundan dolayı doğru yanıt: D’ dir.

4- Kültürel Süreçler

• Kültürlenme: İnsanın kendi toplumunun kültürünü almasıdır.
• Kültürleşme: Kişinin başka bir kültürle etkileşim halinde olarak o kültürden etkilenmesidir.
Kültür Şoku: Bir kültürden başka bir kültüre geçen bireyin yeni kültür karşısında yaşadığı bunalımdır.
Kültürel Yozlaşma: Bir kültürün eskimiş ve artık işlevsizleşmiş kısımlarının gereksiz yere korunmaya devam edilmesiyle oluşan değer boşluğudur.
Kültürel Çözülme: Normalde bir kültürü oluşturacak maddi ve manevi öğelerin bir toplumda bir araya gelememesidir.

ÖRNEK :
“Toplumun bireyleri tarafından yaratılan ve kullanılan her türlü araç ve gereç ‘maddi kültür’, toplum yaşamını düzenleyen tüm değerler ve inançlar ise ‘manevi kültür’dür. Bu iki kültür birbirini etkiler.”
Aşağıdakilerden hangisi maddi veya manevi kültürden birinin diğerini etkilemesine bir örnek olabilir?

A) Eğitimde demokratik tutumun kişilerde bağımsız davranma eğilimini artırması
B) Kitle iletişim araçlarının gelişmesiyle, bölgeler arası değer farklılıklarının azalması
C) Ulaşım araçlarının gelişmesiyle ticaretin kolaylaşması
D) Eğitim düzeyinin yükselmesiyle eski inançların zayıflaması
E) Tarımda makineleşmenin üretimi artırması
(1985/ÖYS)

Çözüm :
Toplumsal yapılar kendi içlerinde iki grupta toplamaktayız: Maddi yapı (günlük yaşamda kullandığımız araçların, mimarinin, teknolojinin… somut bilgisi) ve Manevi yapı (toplumun inandığı değerler, insanların arasındaki ilişkiler, anlaşmalar…gibi soyut bilgiler).
“A” ve “D” seçeneklerinde iki, manevi yapının birbirini etkilemesine yönelik örnekler görmekteyiz. “C” ve “E” seçeneklerinde ise maddi yapının manevi yapıyı şekillendirmesine örnekler verilmiştir. Oysa “B” seçeneğinde maddi yapılardan olan “kitle iletişim araçlarının”, ”değerler” gibi bir manevi yapıları nasıl şekillendirdiğine örnek vermiştir.
Doğru yanıt: B’ dir.

B. TOPLUMSAL KURUMLAR

1- Toplumsal Kurumun Anlamı

Toplumun temel ve önemli bir ihtiyacını gidermek amacıyla bir araya gelmiş, örgütlenmiş, bütünleşmiş insanların tüm inançlar, kurallar, simgeler, kalıp davranışlar, değer ve normlar bütünüdür. Başka bir ifade ile kurum; toplumda yaşayan bireylerin ihtiyaçlarından doğan toplumsal yapının ve değerlerin korunması için zorunlu, bazı yönlerden sürekli, bazı yönlerden ise geçici kurallar bütünüdür.
Kurumlar kuruluşlardan farklıdır. Kuruluş somut, kurum ise soyuttur. Aynı amaca yönelik çok sayıda kuruluş bir isim altında toplanarak kurumları oluşturur. Örneğin okul, parlamento, hastane, adliye, cami birer kuruluştur. Oysa bunların işlevi olan eğitim, din, siyaset ve ekonomi ise birer kurumdur.
Bütün toplumlarda beş temel kurum vardır:
1. Aile kurumu
2. Ekonomi kurumu
3. Siyaset kurumu
4. Din kurumu
5. Eğitim kurumu

Toplumsal Kurumların Özellikleri:
• Bir toplum içinde belli bir ihtiyacı gidermek için vardırlar.
• Toplumsal ihtiyaçlardan doğmuşlardır.
• Aynı kurum, toplumlar arasında ve bir toplumda zamanla biçim ve işlev değişikliğine uğrayabilir.
• Bir toplumsal kurumdaki değişme, diğer kurumlarda da değişmeye yol açar.
• Yeni ihtiyaçlar, yeni kurumları ortaya çıkarır.
• İşlevini tümüyle yitiren, toplum içerisinde hiçbir ihtiyacı karşılayamayan kurumlar ortadan kalkar
• Toplumsal kurumların değişme hızları birbirleriyle aynı değildir. Herhangi bir kurum çok hızlı değişirken bir başkası daha yavaş değişebilir.

ÖRNEK :
Türkiye’de cumhuriyetin ilanından hemen sonra eğitimde, dinde, yönetimde, hukukta, ekonomide, sanatta, aile yapısında gerçekleştirilen devrimlerle kültürel yaşamda önemli değişmeler sağlanmış ve toplum yeni bir kültürel yapıya kavuşmuştur.
Buna göre, toplumun yeni bir kültürel yapıya kavuşturulması aşağıdakilerden hangisindeki değişikliklerle sağlanmıştır?

A) Toplumsal kurumlar
B) Toplumsal roller
C) Toplumsal statüler
D) Toplumsal dayanışma
E) Toplumsal işbölümü
(1994/ÖYS)

Çözüm :
Herhangi bir toplumda değişikliğe gidilmesiyle birlikte insanlar arasında var olan tüm ilişki biçimleri de değişim göstermektedir. Çünkü gerek toplum bireyi belirlemektedir; gerekse de birey toplumu…
Cumhuriyetin ilanından hemen sonra çok büyük bir ilişki değişimi geçirmiştir. Ancak ilişkilerin değişebilmesinin yegâne yolu, toplumsal kurumları değiştirmektir. Eğer kişi karşılaştığı tüm kurumlarda da eski ilişkilerini yaşabiliyorsa, yeni yaşamına yer açma ihtiyacını hissetmeyecektir.
Bu nedenle en köklü değişim, kurumların da birlikte değişebildiği değişimlerdir.
Bu nedenle doğru yanıt: A’ dır.

2- Kültür–Toplumsal Kurum İlişkisi
Toplumun değerler bütünü olarak kültür, insanların nasıl davranacaklarını ve hangi temel de bir araya geleceklerini belirler. Toplumsal kurumlar ise kültürün taşıyıcıları konumundadır. Topluma yeni katılacak olan birey kültürü toplumsal kurumlarda kazanır. Bunun yanında topluma zaten üye olmuş bireylerinde toplum normlarından ve değer yargılarından uzaklaşması engellenir.

3- Toplumsal Kurumların Çeşitliliği
Toplum yaşamı için vazgeçilmez durumda olan temel özelliklerin her biri karşımıza birer toplumsal kurum olarak çıkar. Bunlar: aile, din, ekonomi, siyaset, hukuk…

C. TEMEL KURUM OLARAK AİLE

1- Ailenin Anlamı

Aile, toplumun en küçük temel kurumudur. Dolayısıyla kişinin toplum değerleriyle ilk karşılaşması ailede olur. Kişi ilk olarak bulunduğu ailede sosyalleşmeye başlar. Aile, kan veya akrabalık bağıyla birbirine bağlı olan, aralarında toplumca belirlenmiş hak ve ödevler olan bireylerin oluşturduğu bir kurumdur. Aile, bütün toplumlarda evrensel olarak bulunur. Ailenin üyelerinin birbirleriyle ilişki biçimi tarihsel süreç içinde çeşitli değişimler geçirmiştir. Ailenin bu değişiminde etkili olan önemli faktörlerden biri de toplumdaki “üretim ilişkileri” olmuştur.

Bu değişimi sırasıyla şöyle özetleyebiliriz:

Aile Çeşidi Üretim İlişkisi Ailedeki Otorite
I. Anaerkil Aile Toplayıcılık ve Avcılık Anne
II. Ataerkil Aile Yerleşik Tarım Baba
III. Çekirdek Aile Sanayi ve Hizmet Anne+Baba

a. Aile ve Akrabalık
Aile sadece anne, baba ve çocuklardan oluşmaz. Bunun yanında kan bağıyla aile üyelerine bağlı bulunan diğer insanlar da geniş anlamda aileyi (sülaleyi) oluşturur. Temel olan çekirdek aileye eklenmeler ilk olarak doğrudan kan bağıyla (teyze, hala, dayı, amca) sonradan da dış evlenmelerle (enişte, yenge) olur. Toplumsal ilişki biçimlerine göre bu kan bağı daha da uzaklara götürülebilir. Tüm bu kişiler akrabalık ilişkisini oluşturmaktadır. Akrabalık, bireyin sosyalleşmesinde ikinci adımı sağlar.

b. Ailenin Temel İşlevleri

• Neslin devamını sağlama
• Çocuğu sosyalleştirme
• Bireyin psikolojik ihtiyacını karşılama
• Üretim ve tüketim birimi olma
• Bireylere kimlik ve kişilik kazandırma

2- Evlilik Türleri

 İnsanların aile oluşturmak için bir araya gelmeleri evlilik ile olmaktadır. Ancak evlilik biçimleri de toplumdan topluma ve bir toplumda zaman içerisinde değişim gösterebilmektedir. Bunlar:

I. Eş sayısına göre:
a. Monogami (Tek Eşlilik): Kadın veya erkeğin tek bir kişi ile yaptığı evliliktir.

b. Poligami (Çok Eşlilik): Kadın veya erkeğin aynı zamanda birden fazla kişiyle yaptığı evliliktir. Poligami, şu şekilde ikiye ayrılır;
– Polijini : Erkeğin birden fazla kadınla evlenmesi.
– Poliandri : Kadının birden fazla erkekle evlenmesi.

II. Eş seçimine göre:
a. Endogami (İçten Evlilik): Evlenenin, eşini kendi akraba ya da kabilesinden seçmesidir. Genellikle tarıma dayalı toplumlarda, sahip olunan toprağın çeyizliklerle dağılmasını önlemek için yapılmaktadır.

b. Egzogami (Dıştan Evlilik): Ait olunan aile veya kabilenin dışından evlenmedir. Kaynakların yetersiz olduğu ya da geçim sıkıntısının olduğu toplumlarda ortaya çıkmıştır. Ailenin veya kabile üyelerinin diğer aile veya kabilelerle birleşmesini sağlayarak yeni kaynaklar yaratmak amacıyla yapılmıştır. Özellikle günümüzde tıp alanındaki ilerlemelerle bu biçimdeki evliliğin olumlu sonuçları ortaya çıkınca modern toplumlarda teşvik edilmiştir.

III. Oturma Yerine göre:
a. Matrilokal (Ana çevresi): Evlenen erkeğin, kadının aile çevresine katılması ve onlarla aynı mekanda yaşaması (iç güveyilik). Anaerkil toplumlarda genellikle veya ataerkil toplumlarda ancak kadının aile çevresinde yetişkin erkek birey yoksa görülür.

b. Patrilokal (Baba çevresi): Evlenen kadının erkeğin ailesine katılması ve onlarla aynı mekanda yaşaması. Ataerkil toplumlarda genellikle veya anaerkil toplumlarda ancak erkeğin aile çevresinde yetişkin kadın birey yoksa görülür.

c. Bilokal (İki yerlilik): Hem kadının hem de erkeğin ailesinin yanında evliliği sürdürme. Göçebe toplumlarda görülür. Eşlere yeni bir çadır kurulmaz.

d. Neo-lokal (Ev Açma): Evlenen çiftin bağımsız yeni bir evde oturmaları. Modern toplumlarda görülür. Özellikle çalışma koşulları aileden farklı bir şehirde yaşamayı dayattığı için yaygınlaşmıştır.

IV. Dul Eşlerin evlenmelerine Göre:
a. Levirat: Eşi ölen kadının, kocasının evli veya bekar kardeşlerinden biri ile evlenmesi.

b. Sorarat: Eşi ölen erkeğin, bekar baldızlarından biri ile evlenmesi.

3- Aile Türleri
Toplumlarda görülen aile biçimleri, ailelerin kapsadığı birey sayısına ve ailede egemen olan cinsiyete göre ikiye ayrılır. Bunlar:
I. Bireyin sayısına göre:
a. Geniş Aile: İkiden fazla kuşağın bir arada ve aynı mekanda yaşadığı ailedir. Genellikle geleneksel toplumlarda bulunur. Otorite babada ya da evin en büyük erkeğindedir.

b. Çekirdek Aile: Anne, baba ve evlenmemiş çocuklardan oluşan bir ailedir. Modern toplumların yaygın aile biçimidir. Otorite eşler arasında paylaşılmıştır.

II. Otoriteye göre:
a. Anaerkil Aile (Maderşahi) Aile: Anne hukuku ve otoritesinin egemen olduğu ailedir. Hem ailede, hem de toplumda egemen konumda bulunan kadındır. Ailenin genel yaşam biçimini belirleyen kadın ve kadının yaşama biçimidir. Bazı ilkel toplumlarda görülür.

b. Ataerkil (Pederşahi) Aile: Baba otoritesi ve hukukunun egemen olduğu ailedir. Hem ailede, hem de toplumda egemen konumda bulunan erkektir. Aile, erkeğin yaşama biçimine göre biçimlenir. Tarım toplumlarında yaygın aile biçimidir

ÖRNEK :
“Çekirdek aile tipinin yaygın olduğu toplumlarda, ölümün verdiği büyük kederin nedeni, bu aile tipinin yapısında aranabilir. Anne, baba ve çocuklardan oluşan bu aile tipinde başlıca görevler birer kişi tarafından yerine getirilir. Ölen üyenin yeri, bir başkası tarafından kolayca doldurulamaz. Oysa geniş aile tipinin yaygın olduğu toplumlarda, ölen üyenin görevini aileden bir başkası hemen üstelenebilir.”
Bu açıklama, aşağıdakilerden hangisi için bir örnek olabilir?

A) Aile yapısı karmaşıklaştıkça duygular abartılır.
B) Ölenin ardından duyulan yasın derecesi, ailenin yapısı ile ilgilidir.
C) Geniş aile tipinin yaygın olduğu toplumlarda, yas tutulması hoş karşılanmaz.
D) Çekirdek ailede yas, ölene duyulan sevgiye dayanır.
E) Çekirdek ailede yasın yoğun olması, az sayıda kişi tarafından paylaşılmasından kaynaklanır.
(1981 /ÖSS)

Çözüm :
Paragrafta iki ayrı toplumda aile üyelerinden herhangi birinin ölümünde, nasıl davranacakları üzerine yapılan araştırma anlatılmaktadır. Buna göre, özellikle çekirdek ailede (anne, baba, ve kardeşlerden oluşan aile tipi) bir ölüm durumunda aile bireylerinin çok üzüleceği vurgulanmıştır. Bunun yanında geniş aile tipinde ise ölenin ardından çok büyük yaslar tutulmadığı bildirilmiştir.
Kısaca, insanların ölüm haberine karşı verdikleri tepki, bulundukları ailenin yapısıyla yakından ilgilidir.
Bu sebepten yanıt: B’ dir.


4- Boşanma ve Sonuçları

Aileyi oluşturan anne ve babanın birlikte yaşayamayacaklarına karar vermesiyle yasal yollarla birbirinden ayrılmalarına boşanma denir. Tarih içerisinde bazı toplumlarda boşanma tümüyle yasaklanmış, bazılarında ancak ağır şartlar altında izin verilmiştir. Bu uygulamaların temel nedeni aile kurumunun korunmasıdır. Oysa günümüz modern toplumlarında temel öğe birey olduğu için boşanmalarda geniş bir esneklik tanınmaktadır.

Boşanma nedenleri şöyle sıralanabilir:
• Eşlerden herhangi birinin bir başka kişiyle zinası (yasak ilişki kurması).
• Eşlerin uzun bir zamandır zaten birbirlerinden ayrı yaşıyor olmaları.
• Eşlerin birbirleriyle ilişkilerinde şiddetli geçimsizlik.
• Eşlerden herhangi birinin kötü alışkanlıkları.
• Aile içerisinde eşlerden birinin diğerine uyguladığı fiziksel şiddet.
Akıl sağlığı bozukluğu.

D. DİN

1- Sosyolojik Açıdan Din
İnsanların doğa içerisinde anlamadıkları ve karşısında aciz kaldıkları olayları doğaüstü, yüce ve mistik nitelikli bazı güçlerle açıklamaya çalışmalarıdır.
Tarih içerisinde çeşitli toplumlarda çok farklı din biçimleri ortaya çıkmıştır. Ancak yine de dinlerin kaynaklarında yatan temel nedenler, din inancının insanlara vermiş olduğu iç rahatlık, güven ve engellenemeyecek olaylar (hastalık, sakatlık ve ölüm gibi durumlar) karşısında gönül huzuru vermesidir.
Bir bilim dalı olarak sosyoloji, dini verdiği bilgilerle ya da buyruklarıyla araştırarak asla yargılamaz. Sosyolojinin yaptığı şey, dinin toplum yaşamındaki yerini belirlemeye çalışmaktır.

Dinlerin ilkel dönemlerden günümüze kadar geçen sürede ortaya çıkış biçimleri ve geçirdiği evreler şöyle sıralanabilir:
• Totemizm (Totemcilik)
• Natürizm (Doğa güçlerine tapınma)
• Politeizm (Çok tanrıdin)
• Monoteizm (Tek tanrıdin)

2- Dinin Temel İşlevleri

• Güvenlik ve düzen sağlama.
• Toplumsal kontrolü kolaylaştırma.
• Toplumdaki bireylerin birbirleriyle dayanışmasını kuvvetlendirme.
• Toplumsal ahlakı oluşturma ve yaygınlaştırma.

3- Din ve Laiklik
Laiklik temel anlamıyla din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması ve birbirlerine müdahale etmesinin önlenmesidir. Bu yönüyle laiklik, dine karşı olmak değildir. Aksine inanç sahibinin baskı altında kalmasının önlenmesidir. Demokrasi: eşitlik ve özgürlüğü savunduğu için, lâik olmak demokratik toplumlar için vazgeçilmezdir.

E. EKONOMİ

1- Ekonominin Anlamı
İnsanlar yaşamları boyunca bir çok şeye gereksinim duyarlar. Bu gereksinimlerinin büyük bir kısmını doğadan elde ederler. İnsan, doğadan ihtiyaçlarını karşılarken elinde oldukça sınırlı miktarda doğa aracı vardır.
Yaşamlarını devam ettirmek isteyen insanların doğayı emek harcayarak dönüştürme ve ihtiyaçlarını karşılama sırasında gösterdikleri faaliyetler ekonominin alanına girer. Ekonomi, insanın bu faaliyetlerinden en çok verimi almasının yollarını araştırır. İnsanın doğayı dönüştürme faaliyetinden ortaya “ekonomik mal” çıkar.

Ekonomik Olarak Mal:İnsanın her türlü gereksinimlerini karşılayan maddi unsurlara denir.
Ekonomi içerisinde mallar, üretiminde kullanılan emeğe göre ikiye ayrılırlar:

I. Serbest Mallar:

Hiçbir emek veya çaba harcanmayan, doğada zaten hazır halde bulunan mallardır. Serbest mallar, coğrafi mekana, iklimsel özelliklere bağlı olarak bölgeler ve mevsimler arasında değişikliğe uğrar. Örneğin: hava, su, ağaç… gibi.

II. Ekonomik Mallar:

Üretilmesinde veya elde edilmesinde belli bir emek ve masraf harcanmış olan, ancak çaba karşılığında elde edilebilecek mallardır.

Ekonomik mallar da kendi içlerinde kullanılışlarına göre ikiye ayrılır:

a. Üretim Malı: İnsanların ihtiyaçlarını dolaylı olarak karşılayan mallardır. Üretim malları, doğrudan tüketilemezler; ancak bu mallarla insanın doğrudan tüketebileceği mallar üretilebilir. Örneğin: ekmek pişirmek için kullanılan odun, taş fırın ocağı, ekmek hamurunun hazırlandığı ekmek teknesi…

b. Tüketim Malı: İnsan ihtiyaçlarını doğrudan gideren mallardır. İnsan tüketim mallarını doğrudan tüketebilir. Örneğin: ekmek, meyve…
Tüketim malları, insanın onlardan sağladığı faydanın süresine göre ikiye ayrılır:

Dayanıklı Mallar: Faydası bir ya da birkaç kez kullanmakla bitmeyen, uzun süreli kullanılan mallardır: araba, buzdolabı…

Dayanıksız Mallar: Bir ya da birkaç kez kullanmakla faydası biten mallardır: ekmek, süt…

Hizmet: İnsanlar, sadece ekonomik olarak mala ihtiyaç duymazlar. Bunun yanında hizmete de ihtiyaç duyarlar. Hizmet, bir insanın yapabileceği her işe denir. Hizmet içerisinde en önemli alanlar: sağlık, eğitim, konaklama, eğlence ve ulaştırmadır.

ÖRNEK :
“— Hava, el sürülmemiş topraklar, kendi kendine yetişen ağaçlar vb. mal değildir.
— Kendisi için bir kazak ören kişi mal üretmemiştir.
— Ortaçağda köylülerin derebeyi için ürettikleri tahıl mal değildir.
— Ürettiği tereyağını pazara götürüp satan ve elde ettiği parayla şeker alan bir köylünün sattığı tereyağı maldır.”
Bilgilere göre bir nesnenin “mal” niteliği kazanması neye bağlıdır?

A) İnsanın bir ihtiyacını gidermesine
B) Çok sayıda insan tarafından kullanılmasına
C) Üretiminde birden çok insanın rol almasına
D) İşlendikten sonra kullanılır hale gelmesine
E) Değişim amacıyla üretilmesine
(1983/ÖSS)

Çözüm :
Verilen örneklere bakıldığında herhangi bir varlığa “mal” denmediğini görüyoruz. Bir şeyin “mal” olmasını sağlayan, taşıdığı özelliklerdir. Öncelikle üretilmiş ve değişim değeri olan bir şey “mal” olmaktadır. Ama bu ürünün nasıl üretildiği, malın kıstasları içerisinde bulunmamaktadır. Mal konusunda paragraftan bilinmesi gereken en önemli şeyin, belli bir değişim ilişkisi içerisinde bulunan ürünün mal olduğudur.
Bu nedenle yanıt: E’ dir.

2- Ekonominin Temel Unsurları

a. Üretim İnsanların ihtiyaçlarını gidermek amacı ile herhangi bir şeyin yapısında, şeklinde ya da yerinde bir değişikliği yaparak yeni bir şeyler elde etmeye “üretim” denir. Üretim, ihtiyaç duyulan bir konuda kişiye fayda sağlamak için yapılır. Üretimin yapılabilmesi için birtakım faktörlerin olması gerekir. Bunlar: Doğa, Emek, Sermaye ve Teşebbüstür.

b. Tüketim
Bir mal ya da hizmetin insanlara sunmuş olduğu tüm faydanın yine insanlar tarafından kullanılmasıdır. Tüketim illa ki bir malın yok edilmesi anlamına gelmez. Bir çamaşır makinesinin kullanılması da bir tüketimdir. Buna göre, tüketim sonucunda bir malın veya hizmetin tümüyle kullanılmaz hale gelmesi de, uzun süreli kullanılabilmesi de mümkündür.

c. Bölüşüm
Üretim sonucunda ortaya çıkan malı veya hizmeti tüketenler, elde ettikleri faydaya karşılık belli bir değer öderler. Bu süreç sonunda elde edilen para veya değerin, üretime katılanlar tarafından paylaşılmasına bölüşüm denir.
Bölüşümde, üretimde etkisi olan doğaya, kira; işgücüne, ücret (maaş); Sermayeye (yatırımda kullanılan anaparaya), faiz ve girişimciye (üretim araçlarının sahibine) kâr olarak ödeme yapılır. Örneğin: Düzenlenen bir konser sonrasında konserde harcanan emeğe katkısı geçenlerin (orkestra elemanlarının, organizatörlerin, arka plan hizmetlilerinin, konser salonu sahibinin…), bilet gelirinden elde edilen değeri aralarında, konsere katkılarına göre, paylaşması.

d. Değişim
Bir malın başka bir mal ya da para ile değiştirilmesidir. Başka bir ifade ile üretilen herhangi bir mal, pazara sürülerek elden çıkarılır ve başkasının eline geçer. Sonrasında malı elde eden kişi isterse malı tekrar değişime açabilir. Bu şekilde malın değeri arttırılabilir de. Örneğin: bir satıcının ürünlerini pazarda satışa sunması, açık arttırma ile antika bir tablonun satılışı…

e. Değer
Kullanıma sunulan bir mala veya hizmete ne kadar ihtiyaç duyulduğunu gösteren belirleyici özelliktir. Para, ürüne yüklenmiş olan değerin simgesel ifadesidir. Para sayesinde ürünün piyasada rahat dolaşımı sağlanmış olur.

Bir ürünün iki türlü değeri bulunur:

I. Kullanım değeri: Bir ürünün alıcısının ihtiyacını giderme kapasitesidir. Ürün, kullanıcının ihtiyacını ne kadar çok gideriyorsa o kadar değerlidir.

II. Mübadele (değişim) değeri: Bir ürünün birçok alıcısının olması durumudur. Piyasa içerisinde eğer ürünün alıcısı çok ise bu durumda ürünün değeri de yükselir.

Değeri açıklayan çeşitli kuramlar vardır. Bunlar:

Emek – Değer Teorisi: Bir malın veya hizmetin üretilmesi sırasında harcanan emek miktarına göre değerinin belirlendiğini söyleyen anlayış. Örneğin: İyi bir ustanın elinden bin bir zahmetle çıkmış bir elbise, her zaman fabrika üretimi elbiseden değerlidir.

Yarar (Fayda) Teorisi: Bir malın veya hizmetin, kullanıcısına ne kadar çok fayda sağlıyorsa o kadar değerli olduğunu savunan anlayış. Örneğin: Aynı kalitedeki iki televizyondan birçok fonksiyonu bulunan model, daha az özelliği bulunan diğer modelden daha değerlidir.

Azlık – Çokluk Teorisi: Bir malın veya hizmetin ne kadar çok ihtiyaç duyan kişisi varsa değeri o ölçüde artar. Eğer mal veya hizmet çok bulunuyor ve ona kimse ihtiyaç duymuyorsa değersizdir. Örneğin: Beğeneni daha fazla olan komedyenin gösterisinin biletleri, beğeneni çok az olan komedyenin gösterisinin biletlerinden daha değerlidir.

ÖRNEK :
“1876 yılında Amerika’da 1000 sigara yapımı için işçilere ödenen para bir dolar kadardı. 1881 yılında icat edilen sigara sarma makinesi, 1000 sigara yapımı için işçilere ödenen parayı %97 oranında azalttı. Bu makinelerden bir teki bile Amerika’da, bir yılda elle sarılan tüm sigaralar kadar sigara sarabiliyordu.”
Bu durum aşağıdakilerden hangisine iyi bir örnek oluşturur?

A) Üretimde kalitenin yükselmesine
B) Maliyette emek payının düşürülmesine
C) Tüketicinin malı daha ucuza almasına
D) Yeni iş alanlarının açılmasına
E) İşçilerin çalışma saatlerinin kısalmasına
(1983/ÖSS)

Çözüm :
Bir malın üretimi sırasında çeşitli etkenler görev almaktadır. Bunlardan birisi de işgücüdür. İşgücü, malın üretimi sırasında üretim araçlarını kullanarak hammaddenin “ürün” haline gelmesini sağlayan işçidir. İşgücü, malın üretimi sırasında “emek” harcar. Buna karşılık olarak ise “maaş” alır. Maaş, diğer gider gruplarıyla beraber, “üretim maliyetini” oluşturur.
Verilen örnekte, daha önce 1000 sigara için 100 birim ücret verilirken yeni makinelerin kullanımı sonrasında 1000 sigara için 3 birim ödenmeye başlanmıştır. Her iki ücret arasındaki muazzam uçurum, malın üretimindeki emeğin rolünü de düşürmektedir.
Bu nedenle doğru yanıt: B’ dir.

f. İşbölümü

Toplumsal yaşam geliştikçe insanlar, daha farklı şeylere ihtiyaç duymuşlardır. İhtiyaç, ihtiyacı gidermek için üretimi teşvik eder. Üretim alanlarının gelişmesi ise işlerde uzmanlaşmayı doğurur. İnsanların üretimin farklı alanlarında uzmanlaşmasıyla birlikte bir malın üretiminin yapılması için bu uzmanlaşmış bireylerin bir araya gelerek üretim yapmalarını gerektirir. Bu planlı üretim biçimine işbölümü denir. Yani işbölümü, bir toplumda işlerin farklılaşması ya da bir iş kolunda üretimin bölümlere ayrılmasıdır.

İşbölümü niteliğine göre ikiye ayrılır:
Mesleki İşbölümü: Üretilen ekonomik malların veya hizmetlerin farklılaşmasından doğan işbölümüdür. Örneğin: işçi, öğretmen, doktor…

Teknik İşbölümü: Üretilen ekonomik malların veya sunulan hizmetlerin daha karmaşık ve yüksek teknoloji ile üretilmesi sonucu oluşan uzmanlaşmadır. Bunun sonucunda böylesi bir malın üretimi çok sayıda insanın bir arada çalışması gerekir. Farklı bir ifade ile teknik işbölümü, bir üretimin çeşitli aşamalarında meydana gelen uzmanlaşmadır. Örneğin: Bir otomobil fabrikasında, kaporta, motor… aksamlarda uzmanlaşmış belirli kişilerle bir otomobil üretilmesidir.

İşbölümünün Yararları:
1. Emek ve zamandan tasarruf sağlar.
2. İnsanların istekli ve yetenekli olduğu alanlarda çalışması imkânını verir.
3. Üretimi arttırır.
4. Malın kalitesi yükselir.

İşbölümünün Zararları:
1. Bireylerin diğer alanlardaki yeteneklerinin kaybolmasına yol açar.
2. Yıllarca aynı işi yapmak bireyin toplumuna ve kendine yabancılaşmasına yol açar.
3. Otomatlaşmış davranışlar, kişide stres ve stresten kaynaklı psikolojik gerilimlere neden olabilir.

g. Ekonomi Modelleri
İnsanlara sunulacak malların ne olacağı, bu mallardan kimlerin yararlanacağı ve bu malları kimin üreteceği en temel ekonomi sorunudur. Bu sorunun çözümü için farklı alternatifler sunulmuştur.
Bu modeller şunlardır:
• Kapitalist ekonomi modeli: Bu modele göre üretimi sağlayan araçlar kişilerin özel mülkü durumundadır. Sistem, serbest rekabet ve girişim özgürlüğü sayesinde kendini devam ettirir. Bu model ile tekelleşme ve çok uluslu şirketler ortaya çıkmaktadır.

Sosyalist ekonomi modeli: Bu modelde üretimi sağlayan araçlar devletin elinde topluma aittir. Ortak mülkiyet ve ihtiyaç duyulan malların toplu üretimi esasına dayanır. Toplumsal dayanışma sistemi devam ettirir. Sosyalist ekonomi modeli, komünist toplum (devlet gibi denetim ve para gibi sömürü araçlarının ortadan kaldırılacağı sınıfsız toplum) için hazırlık dönemi olarak kabul edilir.

• Karma ekonomi modeli: Bu modelde üretimi sağlayan araçlar hem devletin hem de özel girişimcilerin elindedir. Devlet genelde toplumun devamı için hayati önemdeki alanlarda (enerji, iletişim, sağlık… gibi) üretim yapar.

F. SİYASET

1- Siyasetin Anlamı
Siyaset, bir yönetme yoludur. Siyasetle, insanlar kendi yaşamlarını, yöneticiler bir kurumu ve hükümetler bir devleti yönetebilirler. Siyaset, bir ülkedeki yönetimi meydana getiren en alt tabakadan en üst tabakaya kadar tüm kademeleri, kurumları ve kuralları ifade eder.

Devlet:
Bir ülke üzerinde, insanların yönetimini amaçlayan yazılı kurallarla belirlenmiş, hukuksal bir kurumdur. Bir devletin meydana gelebilmesi için, sınırları belli bir toprak parçası, belli sayıda insan ve sağlam bir otoritenin olması gerekir.

Devletin Temel Özellikleri:
• İnsanlar üzerinde bulunan en üstün otoritedir.
• Kapsamı açısından insan topluluklarının oluşturduğu en geniş kurumdur.
• Devletin yönetebilmek için yetkisini yine halktan aldığı zor kullanma yetkisi vardır.
Devlet, diğer bütün kurumları içine alan bir “üst kurum”dur.
• Devlete giriş ve çıkışlar (üyelik) bireyin iradesinin dışındadır.

Devlet Şekilleri
Devletler, iç yapılarına, uyguladıkları ekonomik modele ve kendilerini belirleyici temel niteliklerine bağlı olarak üç farklı gruba ayrılırlar.

Bunlar:
I. İç Yapılarına Göre
a. Üniter (Tekçi) Devlet: Siyasal iktidarın tek bir kaynağa dayandığı tek meclisi, tek tip kanunu bulunan devletlerdir. Örnek: Türkiye, Fransa, İtalya…

b. Federal Devlet: Kendi içinde bağımsız ve farklı hukuk kurallarına sahip, birden fazla federe devletin oluşturduğu devlettir. İç işlerinde serbest, dış işlerinde federal devletin çatısı altında ortak hareket ederler. Örnek: Almanya, ABD…

II. Ekonomik Yapılarına Göre

a. Sosyalist Devlet: Üretim araçları devletin elindedir. Kolektif çalışma ve toplumsal dayanışma vardır. Merkezden planlı ve ihtiyaç ölçüsünde üretim yapılır.

b. Kapitalist Devlet: Üretim araçları özel mülkiyet sayesinde kişilerin elindedir. Ekonomiyi ve üretimi büyük firmaların faaliyetleri yönlendirir.

III. Niteliklerine Göre
a. Sosyal Devlet: Toplumsal refahı, toplum içinde eşit bir biçimde dağıtmayı hedefleyen devlettir. Sosyal devlet ilkesine sahip toplumlar, gelir dağılımını adil ve eşit biçimde yapmaya ve sınıflar arası uçurumları en aza indirilmeye çalışır.

b. Liberal (Özgürlükçü) Devlet: Adalet, savunma ve güvenliğin dışında tüm faaliyetlerin toplumsal kesimlere bırakıldığı devlettir. Devletin temel amacı insanların özgürlüğünü maksimum düzeyde tutmaktır.

c. Laik Devlet: Din ve devlet işlerinin birbirinden tamamen bağımsız olarak yürütüldüğü devlettir. Din işleri devlet dışında farklı organlarca idare edilir. Devlet din işlerine karışmaz. Kişilerin din ve vicdan özgürlükleri ise devletin güvencesi altındadır.

d. Teokratik Devlet: Dini kurallara göre yönetilen ve yöneticileri din adamları içerisinden seçilen devlettir. Tüm kurallar dine dayanır. Yöneticiler din adamı zümresinden gelir.

e. Hukuk Devleti: Devletin kurum, kuruluş ve faaliyetlerinin tamamen hukukça belirlendiği devlettir. Kanunlar karşısında herkes eşittir. Hiçbir kişi veya kurumun ayrıcalığı yoktur. Yasama, yürütme ve yargı ayrı ellerde toplanmıştır. Buna “güçler ayrılığı” ilkesi denir. Böylelikle kanunların üstüne çıkmayı amaçlayan herhangi bir gücü diğer güçler engellerler.

f. Demokratik Devlet: Yönetenlerin halk tarafından seçildiği, böylelikle çoğulculuğu amaçlayan devlettir. Özgür düşünce ve düşüncenin özgür ifadesi, demokratik devletin temelinde yatar. Halk, devlet karşısında eşittir. Demokrasinin gelişmesini sağlayan üç temel faktör vardır.

Bunlar:
Ekonomik Gelişme: Sanayi devriminden sonra toplumsal refahın artması, merkezi krallıkların yıkılmasını ve kişi haklarını gözeten devletlerin ortaya çıkmasını hızlandırmıştır.

Morfolojik Gelişme: Nüfusun artması ve şehirlerin büyümesi insan faaliyetlerini arttırmış, hareketli bir düşünce ortamı ortaya çıkarmıştır.

Düşünce Akımları: Savunulan görüş ne olursa olsun, düşünce akımlarının gelişimi özgür düşüncenin ve dolayısıyla demokrasinin gelişimini sağlamıştır.

ÖRNEK :
Devlet yönetiminde, aşağıdakilerden hangisinin yapılması kişi hak ve özgürlüklerinin korunmasında diğerlerinden daha etkili olur?

A) Hukuk kurallarının yazılı olarak belirlenmesi
B) Yöneticilerin, eğitim düzeyi yüksek kişilerden seçilmesi
C) Yönetim birimleri arasında eşgüdümün (koordinasyonun) sağlanması
D) Yasama, yürütme, yargı yetkilerinin ayrı organlara verilmesi
E) Devletin, tüm yerleşim birimlerinde örgütlenmesi
(1987/ÖYS)

Çözüm :
Devlet, kişilerin tek tek, tüm otonom (kendi kendilerine karar verme ve eylemde bulunma) güçlerini anlaşarak verdikleri bir toplumsal kurumdur. Ancak devlete bu güçlerini devreden kişiler, bir yandan da kaygı taşımaktadırlar. Bu kaygının en önemli sebebi, devletin bazı durumlarda keyfi uygulamalara sahne olmasıdır. Tarih boyunca birçok örnek, bize devletin bazı kişilerin ellerinde çok olumsuz durumlara düşebileceğini göstermiştir. İşte devleti oluşturan bireyler, bu kaygının çözümü konusunda devleti yapılandırmaya çalışmışlardır. En önemli çözüm girişimi, devletin güçlerini dengeli bir biçimde dağıtmak olmuştur.
Devletin toplum yaşamında sahip olduğu en önemli üç hak: Yasama yapabilme (yasa koyabilme), Yürütmede bulunma (yasayı uygulama) ve Yargıda bulunma (yasaya göre suçlu ve suçsuzu tespit edip, suçluları cezalandırma) haklarıdır. Özellikle, mutlak monarşiler döneminde böylesi güçlere sahip devletlerin insan yaşamına tehditleri sonucunda günümüz modern toplumunda bu yetkiler ayrı birimlerin sorumluluklarına verilmiştir. Yasama için meclis (parlamento), yürütme için hükümet (iktidar) ve yargı için mahkemeler (hukuk sistemi) yetkili kılınmıştır.
Böylelikle farklı kurumlar birbirini denetleyeceğinden sistemin insanlar üzerinde keyfi uygulamalarının önüne geçilebilecektir.
Bu nedenlerle yanıt: D’ dir.

2- Siyasetin Temel Kavramları

Hükümet: Devlette eksiksiz bir çalışma yapılabilmesi için üç büyük güç (yasama, yürütme, yargı) bulunmaktadır. Hükümet, bu güçlerden “yürütme” gücünü kullanan organdır. Yürütme, yasalara göre yapılır.

Meclis (Parlamento): Üç büyük güçten “yasama” gücünü kullanan organdır. Seçilmiş insanlardan oluşan parlamento, demokratik devletlerde halk tarafından seçilir.

Siyasi Partiler: Meclis içerisinde birbirleriyle benzer siyasi düşüncedeki insanların oluşturdukları, belli bir programa dayalı ve hükümet kurarak programlarını uygulamayı amaçlayan gruplardır. Demokrasinin özgür, çok sesli düşünce ortamı için önemlidirler.

Seçim: Halkın mecliste kendi düşüncelerini savunmaları için kendileriyle benzer siyasi düşüncedeki insanları seçerek kendilerine vekil tayin ettikleri oy verme işlemi.


Etiketler:

Toplumsal Tabakalaşma ve Toplumsal Hareketlilik

1- Toplumsal Tabakalaşma
Toplumsal tabakalaşma; insanların gelirlerine, eğitim düzeylerine ve yaşam tarzlarına göre toplum içerisinde birbirleri arasında hiyerarşik bir biçimde sıralanmasıdır.
Bir toplumun tabakalaşması, toplumsal tabakalaşma piramidi ile gösterilir:

Her toplumda belirli bir tabakalaşma söz konusudur. İnsanlar arasında doğal farklılıklar (yaş, cinsiyet, zekâ) ve toplumun empoze ettiği suni farklılıklar (gelir, meslek, eğitim) vardır. Bu farklılaşmaya dayalı olarak yapılan değerlendirme sonucunda toplumsal tabakalaşma ortaya çıkar. Böylece tabakalaşma toplumda bir hiyerarşik sistemi meydana getirir.
Toplumsal tabakalaşma, toplumsal gerçeği yorumlama ve analiz etmede kullanılan bir araçtır. Her tabakalaşma sisteminde üç sosyal süreç vardır. Bu süreçler şöyle sıralanabilir:

a. Sosyal farklılaşma: Doğumla birlikte varolan ve sonradan edinilen farklılıklar.

b. Altlık ve üstlük düzeyine göre sınıflama: Statü ve rol farklılaşmasını belirler.

c. Değerlendirme: Statülerin her birine değerler sıralamasında bir yer verir.

2- Toplumsal Tabakalaşma Türleri

a. Kapalı Tabakalaşma
Toplumsal tabakalar arasındaki geçişin engellendiği toplumlardır. Örneğin: Kast sistemi.

b. Yarı Kapalı Tabakalaşma
Katı kurallarla tabakalar arası geçişin oldukça sınırlandırıldığı toplumlardır. Örneğin: Lonca sistemi.

c. Açık Sınıf Tabakalaşması
Özellikle sanayileşmeyle beraber tabakalar arası geçişin serbest kaldığı toplumlardır. Bu toplumlarda düşük seviyelerde bulunan kişilerin yükselme umudu, yüksek seviyelerdeki kişilerin de düşme korkusu vardır. Örneğin: sanayi toplumu.

3- Toplumsal Hareketlilik
Sanayi toplumunda ortaya çıkan açık sınıf tabakalaşmasıyla birlikte toplumsal hareketlilik de hızlanmıştır. İnsanların farklı düzeylerdeki mevkiler arasındaki hareketine toplumsal hareketlilik “mobilite” denir ve ikiye ayrılır.

a. Yatay Hareketlilik

Aynı tabaka veya bölüm içindeki hareketliliktir. Bireylerin ya da grupların bir toplumsal durumdan benzer başka bir duruma geçişidir. Bu hareketlilik genelde coğrafidir ve meslekler arasında olur. Belirgin gelir ve saygınlık farkı içermeyen mobiliteyi kapsar. Örneğin: bir bakkalın, manavlığa başlaması, bir mankenin dizilerde oyuncu olması…

b. Dikey Hareketlilik

Sınıflar arasında geçişe neden olan hareketliliktir. Kişilerin bir toplumsal sınıftan diğerine geçmeleridir. Örneğin: bir tüccarın iflas ederek seyyar satıcılığa başlaması, şans oyunlarından büyük ikramiyeyi kazanan bir işçinin fabrikatör olması…


Toplumsal Gruplar

Toplumsal Grup ve Özellikleri
Ortak bir amacı gerçekleştirmek için veya bir inanç etrafında iki ya da daha fazla insanın bir araya gelerek oluşturdukları topluluklardır.

Grupların Temel Özellikleri:
• Grubu oluşturan insanların ortak bir amaçları vardır.
• Grubun içerisinde bir işbölümü vardır.
• Grubun ortak değer ve normları vardır.
• Grup üyeleri arasında rol ve statü ayrımı vardır.
• Grup içerisinde birbirleriyle bağlantılı ilişkiler ağı vardır.
• Bireylerin psikolojik ve fizyolojik ihtiyaçlarına cevap verirler.
• Her grup, amaçladığı işlevini sürdürdüğü müddetçe varlığını sürdürür.

Toplumsal Grup Çeşitleri

I. Süresine Göre Gruplar:
a. Geçici gruplar: Belirli kısa bir süre devam edip, dağılan gruplardır. Örneğin: bir yarışma programı için bir araya gelerek aynı evi paylaşan insanlar, olimpiyat grupları, dersaneler…

b. Sürekli gruplar: Grubun ömrünün, katılan bireylerin ömründen daha uzun olduğu gruplardır. Örneğin: aile, millet…

II. Katılım Şekillerine Göre Gruplar:
a. İradi (İradeye bağlı) gruplar: Bireylerin kendi istek ve iradeleriyle tercih ederek katıldıkları gruplardır. Örneğin: dernekler, sendikalar…

b. Gayri iradi (İrade dışı) gruplar: Bireyin kendi isteği dışında katıldığı ya da zaten ait olduğu gruplar. Örneğin: aile, millet…

III. Üyeleri Arasındaki ilişkiye Göre;
a. Birincil gruplar: Üyeleri arasında yüz yüze, samimi, sıcak ilişkilerin bulunduğu gruplardır. Üyeler arasındaki ilişkilerde gelenekler, görenekler ve din kuralları geçerlidir. Örneğin: aile, akraba grupları…

b. İkincil gruplar: Üyeleri arasında resmi, dolaylı ve çıkar ilişkilerine dayalı gruplardır. Üyeler arası ilişkilerde, yasalar yönetmelikler geçerlidir. Örneğin: dernek, siyasi parti…

Toplumsal Grupların Dışındaki Topluluklar:

I. Toplumsal Yığınlar:
Aynı mekanı paylaşmalarına rağmen aralarında birleştirici ve bütünleştirici ilişkilerin bulunmadığı, tesadüfen bir araya gelen ve çabucak dağılan topluluklardır. Örneğin: bir sinemada film izleyenler, markette alışveriş yapanlar…

a. Basit (Sıradan) Kalabalıklar: Rastlantısal bir biçimde bir araya gelen ve belli ilkesi olmayan topluluklardır. Örneğin: otobüs yolcuları, bayram alış-verişinde aynı mağazada bulunan kişiler…

b. Gösteri Toplulukları:
Belli bir düşünceyi savunmak ya da bir düşünceye karşı çıkmak için kararlı biçimde bir araya gelmiş topluluklardır. Örneğin: siyasi parti mitingine katılanlar, takımlarının mağlubiyetini eleştirmek için bir araya gelmiş insanlar…

c. Etkin Kalabalıklar: Bir liderin etkisiyle vurucu ve kırıcı eylemlerde bulunmak için bir araya gelmiş insan topluluklarıdır. Örneğin: Fransız İhtilâli savunucuları.

II. Toplumsal Kategoriler:
Ortak özellikler taşıyor olsalar da birbirleriyle ilişkisi bulunmayan insanların oluşturduğu toplumsal bölümlerden her birisine toplumsal kategori denir. Örneğin: lise mezunları, üniversiteye hazırlananlar, erkekler, kadınlar birer kategoridirler.

Toplumsal kategoriler genel olarak üçe ayrılırlar:

a. Toplumsal Sınıflar: Gelir düzeyi, kültürü, yaşam biçimi ve eğitimi büyük ölçüde birbirine benzeyen insanların oluşturduğu kategorilerdir. Örneğin: işçiler, patronlar, memurlar…

b. Kitle: Tek bir ortak özelliğin grubun üyelerini bir araya getirdiği kategorilerdir. Örneğin: üniversiteye hazırlananlar, aynı gazeteyi okuyanlar…

c. Toplumsal Azınlık: Egemen konumundaki insanlarla aynı haklara sahip olamayan insanların oluşturduğu kategorilerdir. Toplumsal azınlık kategorisini oluşturmak için insanların sayı itibariyle az olması yeterli değildir. Örneğin: toplumdaki gelir düzeyi çok yüksek olan kişiler. Toplumsal azınlık için haklardan yoksunluk gerekmektedir. Örneğin: Yunanistan’daki Türkler.

3- Toplumsal Grup Örnekleri

a. Köy Öncesi ve Köy
İnsanların eski çağlarda, avcılık-toplayıcılık yaptığı dönemlerde, elde edilen yiyecekler kabile arasında tüketilirdi. Yerleşik yaşama geçiş ile birlikte toplayıcılığın yerini tarım, avcılığın yerini ise hayvancılık almıştır. Bu şekilde köy yaşamı gelişmiş ve bugünkü anlamıyla şehirlerin ilk adımı atılmıştır.

Köy Toplumunun Temel Özellikleri:

• Tarım ve hayvancılık faaliyeti temel geçim kaynağıdır.
• Yaşamda değişimin oldukça az olduğu ve geleneklerin toplum yaşamını düzenlediği topluluklardır.
• Homojen (grup üyelerinin özellikler bakımından birbirine benzediği) bir yapı vardır.
• Kolektif dayanışma ve birlikte tüketme yaygındır.

b. Kent ve Metropoller
Tarım ve hayvancılıktan, ticaret ve sanayi kollarının gelişmiş olduğu yaşam biçimine geçiş ile birlikte daha fazla insanın bir arada yaşadığı büyük şehirler kurulmuştur. Temelde ekonomi ve güvenlik ile ilgili kaygılar insanların bir arada toplanmasını gerekli kılmıştır.

Kent Toplumunun Temel Özellikleri:

• Ticaret, sanayi ve hizmet sektörleri ekonomik yaşamda egemendir.
• Yaşamda değişim oldukça hızlıdır. Buna karşın hukuk kuralları toplum yaşamını düzenler.
• Heterojen (grup üyelerinin özellikler bakımından birbirinden farklılaştığı) ve organik dayanışmalı bir yapı vardır.
• Eğitimle meslekte uzmanlaşma yaygındır.

ÖRNEK :
Bir spor salonunda boks çalışanlar veya bir salonda güreş karşılaşması izleyenler birer toplumsal küme (grup) olmadığı halde, bir futbol takımındaki oyuncular bir toplumsal kümedir (gruptur).
Buna göre, bir insan topluluğunun küme (grup) niteliği kazanması neye bağlıdır?

A) Bir nitelik yönünden benzer olmalarına
B) Fiziksel bakımdan birbirine yakın bulunmalarına
C) Benzer etkinliklerde bulunmalarına
D) Bireylerin birbirlerini tanımalarına
E) Ortak bir amaçla işbirliği yapmakta olmalarına
(1984/ÖYS)

Çözüm :
İki veya daha fazla insanın ortak bir amacı gerçekleştirmek için işbölümü çerçevesinde bir araya gelmesine toplumsal grup denir. Ancak yukarıdaki örnekte, birarada boks çalışan ve müsabaka izleyen insanların bir işbölümü ilişkisine ya da ortak bir amacına rastlayamamaktayız. Bu nedenle bu insanların toplumsal grup oluşturduklarını da söyleyemiyoruz. Bu insanlar için “toplumsal yığın” tanımı daha uygun düşmektedir. Oysa bir takımın oyuncuları aynı amacı gerçekleştirmek için birbirleriyle işbölümü dayanışması sergileyen insanlardır.
Bu nedenle yanıt: E’ dir.


Etiketler:

Toplumsal Yapı ve Toplumsal İlişkiler

1- Toplumsal Yapı

Toplum belli bir coğrafyada bir araya gelmiş insanların tamamıdır. Bütün bu insanlar kendi aralarında değişik ilişki biçimleri geliştirirler. İşte toplumsal yapı, bir toplumdaki bireylerin, grupların, kurumların kendi aralarında düzenlenmiş toplumsal ilişkilerinin bir bütünüdür. Toplumu oluşturan parçalar insan yaşamının ürünü oldukları için çok çeşitlidir. Dolayısıyla toplumsal yapı, toplumun hem maddi hem de manevi yönünü içine alan bir kavramdır. Toplumsal yapı ikiye ayrılır:

a. Maddi Yapı (Fiziki Yapı):

 Toplumun yaşamış olduğu mekanın ve bu mekandaki yerleşiminin şeklini ve çevresini anlatır. Nüfusun yerleşim biçimi, dağılımı, köy-kent yapılanması…
b. Manevi Yapı (Kültürel Yapı): Bir toplumun insanları arasındaki sosyal ilişkiler ağını anlatır. İnsanlar arasındaki ilişkiler sonucunda ortaya çıkan ilkeler ve anlamlar manevi yapıyı oluşturur. Sosyal ilişkiler, statüler, roller, değerler…

Toplumsal Yapının Özellikleri:

• Toplumsal yapı her toplumun kendisine özgüdür ve toplumdan topluma değişir.
• Toplumsal yapıdaki değişmeler birbirini etkiler.
• Toplumsal yapı aynı toplumda zaman içinde değişime uğrar.
• Her toplumsal yapının sahip olduğu özellikler kendine özgüdür.

ÖRNEK :
Toplumsal yapıda yer alan kurumlardan birindeki değişme, bu kurumla diğer kurumlar arasındaki uyumu bozar. Bu uyumsuzluk diğer kurumların değişmeye ayak uydurmasıyla giderilir. Böylelikle toplumsal yapıda sağlanan uyum, kurumlardan birinin değişmesiyle tekrar bozulur ve benzer süreçten geçirilerek yeniden sağlanır. Bu durum zaman içinde böylece sürer gider.
Bu açıklamada, toplumsal yapının hangi özelliği üzerinde durulmaktadır?

A) Bir kurumdaki değişmenin, başka kurumlarca engellenmesi
B) Bazı temel niteliklerinin değişmeye kapalı olması
C) Toplum geliştikçe değişme hızının azalması
D) Değişmeyi, sürekli olarak yeni kurumun başlatması
E) Dengeyi sağlamaya yönelik bir iç dinamiğe sahip olması
(1992/ÖYS)

Çözüm :
Toplumlar, hareketli birer organizma gibidirler. Öncelikle çevresel etkenlere uyum sağlamaya çalışırlar, sonrasında ise toplum içi unsurların olası hareketliliklerine uyum sağlamak için değişimler gösterirler.
Paragrafta, toplum içindeki değişimlerin birbirini nasıl tetiklediğinden bahsedilmektedir. Ancak bunu değişim zincirini ilk olarak başlatan yapının devamlı suretle “yeni olan toplumsal yapılar” olduğuna değinilmiyor. Bunun yanında paragrafta anlatılan değişim süreçleri “farklı hızlarda ilerlemiyor”. Ayrıca değişimin bu kadar açık anlatıldığı bir paragraftan sonra “değişimin engellenmesinden” bahsedemeyiz. Ancak, bu değişim zincirinin aslında değişime uğrayan bir yapıya uyum sağlamak için başka yapıların da değişimiyle gerçekleştiği vurgulanıyor. Yani amaç, “iç dinamiğe karşı, dengenin sağlanmasıdır”.
Bu nedenlerden doğru yanıt: E’ dir.

2- Toplumsal İlişkiler

Bir toplumdaki insanların kendilerini anlatmak, başkalarını anlamak, gereksinimlerini gidermek, karşılıklı yardımlaşmak ve anlaşmak üzere giriştikleri her türlü yaklaşma ve uzaklaşmalara toplumsal ilişki denir.

Max Weber’e göre toplumsal ilişkilerin özellikleri şunlardır:

• Toplumsal ilişki, en az iki kişi arasında olmalı.
• Belirli bir zaman dilimi içinde yaşanmalı.
• İlişki içerisindeki bireyler birbirinden haberdar olmalı.
• Bireyler birbirlerini etkilemeli.
• Yaşanan ilişki bireyler arasında aynı anlama gelmeli.

3- Toplumsal İlişki Çeşitleri

Toplumsal ilişkiler ilişkinin süresi ve ilişkide bireyler arası yakınlık derecesine göre iki farklı ölçüte göre sınıflandırılırlar:

A. İnsanlar Arası Samimiyet Derecesine Göre:

a. Birincil ilişkiler : İnsanlar arasında yüz yüze ve sıcak bir ilişki vardır. “Biz” duygusunun egemen olduğu bu ilişkide ağırlıkta olan bir kişisel çıkara rastlanmaz. İlişkideki insanlar benliklerinin bütünü ile ilişkiye katılırlar. Yazılı kurallara dayanmayan, daha çok duygu ve samimiyetin geçerli olduğu ilişkilerdir. Örneğin: Aile fertleri, komşular ve yakın arkadaşlar arasındaki ilişki.

b. İkincil ilişkiler : İnsanlar arasındaki resmi kurallara dayanan ve genelde yazılı kurallarla çerçevesi sınırlandırılmış olan ilişkilerdir. Bu ilişkide “ben” duygusu hakim durumdadır. İlişkideki insanlar yüzeysel ve kısmi olarak ilişkiye katılırlar. Çok geniş bir insan katılımı vardır. Örneğin: Askerde komutan ile er, bir resmi kurumda amir ile memur ilişkisi.

ÖRNEK :
Aile, komşuluk, mahalle arkadaşlığı gibi gruplarda görülen ilişkilere birincil ilişkiler denir.
Buna göre, aşağıdakilerden hangisi birincil ilişkilerin özelliklerinden bir değildir?

A) Küçük gruplarda yer alması
B) Yazılı kurallara bağlı olması
C) Duygusal ilişkilerin yoğunluk kazanması
D) Bireyler arası etkileşimin güçlü olması
E) İlişkilerin uzun süreli olması
(1985/ÖSS)

Çözüm :
Birincil ilişkiler, insanlar arasında samimi bir ilişkinin olduğu, “biz” duygusunun egemen olduğu, duygusal temele sahip ve yazılı kurallara bağlı olmayan ilişkilerdir.
Yazılı kurallar, gruptaki insan sayısının artmasından sonra, insanlar arasında ortaya çıkan güvensizliğe karşı önlem olarak konmuş kurallardır. Ancak birincil ilişkinin var olduğu gruplar, küçük gruplardır. Bu nedenle insanlar, yüz yüze ve samimi ilişkiler kurabilirler. Bunun doğal sonucu olarak da, yazılı kurallara ihtiyaç duymazlar.
Bundan dolayı doğru cevap: B’ dir.

ÖRNEK :
“Durkheim’e göre, bir toplumda nüfus arttıkça yaşamak için verilen mücadele de şiddetlenmektedir. Toplumsal farklılaşma, nüfus artışının getirdiği sonuçlara barışçıl bir çözümdür. Bu yolla aynı işlerdeki yarışma ortadan kalkar; bireyler başka başka meslekler edinerek farklı görevleri yerine getirirler. Böylece her birey ayrı ayrı çalışarak diğer bireylerin hayatına katkıda bulunur.”
Bu paragraf, aşağıdakilerden hangisine ilişkin bir açıklamayı içermektedir?

A) Organik dayanışmanın ortaya çıkışına
B) Mekanik dayanışma ile toplumsal bilinç arasındaki ilişkiye
C) Kolektif mülkiyetin bireysel mülkiyete dönüşmesine
D) Toplumsal bilinç ile bireysel bilinç arasındaki farka
E) Toplumun sürekliliği ile toplumsal bilinç arasındaki ilişkiye
(1983/ÖYS)

Çözüm :
Durkheim’e göre insanlar, oluşturdukları gruplarda kişi sayısına göre yaşam biçimi geliştirmektedir. Bunun sebebi ise, bir arada yaşayan insan sayısı arttıkça, kaynak kullanımı sorunun ortaya çıkmasıdır. Bu ise, paylaşım ve değişim ilişkilerini karmaşıklaştırmaktadır. Bu nedenle bizler, aile içerisindeki ilişkinin benzerini toplumun kendisinde görememekteyiz. Toplumlar da kendilerini oluşturan kişi sayısına göre yaşam biçimi geliştirmişlerdir. Örneğin: Kişi sayısı az iken daha samimi ve sözlü kurallara dayalı dayanışmanın olduğu mekanik ilişkileri; kişi sayısının arttığı durumlarda ise, yüzeysel ve yazılı kurallarla belirlenmiş işbölümünün olduğu organik ilişkiler bulunmaktadır.
Paragrafta insanların kendi işlerini yaptıkları, uzmanlaşmış bir toplum yaşamı anlatılmaktadır. Buna göre “işbölümü” anlayışı gelişmiştir. Çünkü üretimde herkesin kendince yapabildiği bir iş vardır ve ortak çalışma bir ürünü ortaya çıkarmaktadır. Böylece aslında “organik toplumun ortaya çıkışının” anlatıldığını görmekteyiz.
Bu nedenle yanıt: A’ dır.

B. İlişkinin Süresine Göre:
a. Tesadüfi ilişkiler : Belli bir ihtiyacı gidermek için karşı karşıya gelmiş insanların kısa süreli sosyal ilişkileridir. Örneğin:Taksi şoförü ve yolcusu arasındaki ilişki.

b. Periyodik ilişkiler : Önceden planlanmış bir program dahilinde belirli zamanlarda gerçekleşen seyrek, fakat düzenli ilişkilerdir. Örneğin: Haftanın belirli günlerinde ders için bir araya gelen öğretmen ve öğrencilerinin ilişkisi.

c. Sürekli ilişkiler :
İnsanların birbirleriyle gerçekleştirdikleri çok uzun süreli olarak devam eden ilişkilerdir. Örneğin: Aile içinde ve yakın arkadaşlarla kurulan ilişkiler.

4- Toplumsal İlişki ile İlgili Temel Kavramlar

a. Toplumsal Statü ve Roller

Statü :
Bir toplum içinde yaşayan bireyin, o toplumdaki yerini, konumunu ve mevkisini belirleyen özelliklerine toplumsal “statü” denir. Statüler ikiye ayrılırlar:

a. Verilmiş Statüler : Bireyin kazanmak için herhangi bir çaba sarf etmediği, doğuştan kendisinde varolan statülerdir. Örneğin: cinsiyet, ırk, zengin ya da yoksul bir ailenin çocuğu olmak gibi.

b. Kazanılmış Statüler : Bireyin doğuştan sahip olmadığı, kendi çaba ve gayretiyle sonradan elde ettiği statülerdir. Örneğin: öğretmen, öğrenci, zengin ya da yoksul olmak gibi.

Statülerin Özellikleri:
• Bazı statüler doğuştan vardır, bazıları ise sonradan kazanılır.
• Aynı anda birden çok statüye sahip olunabilir.
• Bireylerin sahip oldukları statülerin sayısı zamanla artar.
• Her statü kendisine özgü bazı kurallara bağlıdır.
• Statüler arasında karşılıklı ilişki vardır.
• Statüler toplumdan topluma değişebilir.
• Statülerin kaynağı toplumdur.

Anahtar (Kilit) Statü :
Bireyin sahip olduğu statüler arasında bulunduğu toplumda en etkin olanına “anahtar” statü denir. Anahtar statü, bireyin toplumdaki temel görevlerini ve kimliğini belirler. Örneğin: çalışan bir bayan için “annelik” anahtar statü olabilir.

Toplumsal Rol :
Her statünün kendisine özgü olarak bireye yüklediği bazı görevler vardır. Toplum bireyin bu görevleri yerine getirmesini beklemektedir. Bireyin statüsüne uygun davranışlarına “rol” denir. Roller, “ideal rol” ve “gerçek rol” olarak ikiye ayrılır. Bir statüden toplumun beklentilerine (olması istediklerine) “ideal rol”, o statüdeki kişinin gerçekleştirebildiklerine de (statüsüne uygun olarak elinden gelenlere) “gerçek rol” denir.

Rollerin Özellikleri:

• Roller, statünün değişken ve hareketli yönüdür.
• Her statünün rolü ait olunan toplum tarafından belirlenir.
• Roller statüye sahip bireyin tutum ve davranışları üzerinde etkilidir.
• Toplumsal yapılara göre farklılaşabilir.
• Bireyin statüsüne uygun biçimde yaptığı gerçek rol, toplumun beklentilerine uygunsa beğenilir, uygun değilse kınanır.
• Bir statünün rolü zamanla değişebilir.

Rol Çatışması ve Rol Pekişmesi :
Birey bir toplumda aynı anda birçok statüye sahiptir ve aynı anda bu statülerin gerektirdiği rolleri yerine getirmek zorundadır. Bireyin rollerinden bir tanesinin, başka bir rolün gerektiği gibi davranmasını güçleştirmesine “rol çatışması” denir. Örneğin: bir okul müdürünün evinde de çocuklarıyla resmi bir ilişki kurarak “baba” rolünün gereklerini yerine getirememesi.
Bir rolün, bireyin diğer rolünü yerine getirmesini kolaylaştırmasına da “rol pekiştirmesi” denir. Örneğin: anaokulu öğretmeni olan bir annenin, çocuklarını eğitirken bu bilgisini kullanması.

Toplumsal Prestij :
Toplumsal prestij (saygınlık), bireyin sahip olduğu statülerle ilgilidir. Birey, statüsünün kendisine yüklemiş olduğu rolü ne kadar başarılı uygularsa, yani gerçek rolü, ideal rolü ile ne kadar örtüşürse toplumun önünde o kadar beğeni kazanır. Bireyin zeka, ahlâk, yetenek ve yaratıcılık yönü saygınlığın kazanılmasında etkilidir. Saygınlık, birey tarafından kazanılıp kaybedilebilir.

b. Toplumsal Kontrol Mekanizması

 Bir toplumda düzenin bozulmaması ve top-lumsal birlik ve beraberliğin sağlanması için insanlar üzerinde etkili denetim görevi yapmaya “toplumsal kontrol” denir. Toplumsal kontrolün amacı gerek insanlar gerekse kurumlar arası denetimi düzenleyerek toplumun düzenini devam ettirmektir. Toplumsal kontrolün olmadığı yerde toplumun devamından söz edilemez.

Toplumsal Kontrolü Sağlayan Faktörler:

I. Yazılı (Resmi) Normlar:
Hukuk Kuralları: Toplum içerisindeki bireylerin birbirleriyle ve devletle olan ilişkisinde haklarını ve yükümlülüklerini düzenleyen ve devlet gücüyle desteklenen sosyal kurallar bütünüdür. Hukuk kuralları yazılı ve devletin güvencesi altındadır. Kurallara uymayanlar devlet tarafından cezalandırılır. Bu kurallar genel olarak insanların hepsini kapsayacağı gibi, etnik bir topluma da özgü olabilir. Etnik bir toplumda hukuk kurallarının etkin olması için uygulanacak kuralların, toplumun inancıyla ve töreleriyle aynı paralellikte olması gerekir. Aksi takdirde hukuk kuralları toplumda uygulanma zemini bulamaz.

II. Yazısız (Resmi olmayan) Normlar:
a. Töreler: Uyulması zorunlu davranışlardır. Yazısız kuralların en etkili olanıdır. Birçoğu yasalarla desteklenmiştir. Cepheden kaçmamak, namusu korumak…

b. Adetler: Toplumdaki yaygınlaşmış alışkan-lıklardır. Uyulması ve yapılması toplumca gerekli görülen davranışlardır. Düğünler, bayram ziyaretleri…

c. Gelenekler: Bir kuşaktan diğerine aktarılan köklü ve eski alışkanlıklardır. Türk misafirperverliği, belirli yörelere göre değişen kız isteme biçimleri…

d. Görgü Kuralları: Bireylerin birbirlerinden görerek yaptıkları davranışlardır. Yaptırım gücü en az olandır.

Toplumsal Kontrolün Özellikleri:
• Toplumsal yaşama göre ortaya çıkar.
• Toplumsal bütünleşmeyi ve ulusal birliği sağlar.
• Toplumda düzeni ve devamlılığı sağlar.
• Toplumdan topluma ve bir toplumda zaman içerisinde değişirler.
• Bireylerin toplumsallaşmasına katkı sağlar.

ÖRNEK :
Batı ülkelerinde, ikram edilen bir yiyeceği alması için misafire ısrar edilmez. Bu ülkelerde, karnı aç olduğu halde misafirlikte ikram edilen yiyeceği almayıp ısrar bekleyen ve bu nedenle aç kalan Türkler olmuştur. Oysa Türkiye’ye gelen yabancılar kendilerine ikram edilen yiyecekleri, eğer istiyorlarsa, ısrar beklemeden alırlar. Bu durum Türkler tarafından genellikle yadırganır ve böyle davrananlar görgü kurallarını bilmeyen kişiler olarak değerlendirilir.
Bu parçada, toplumsal değerlerin hangi özelliği üzerinde durulmuştur?

A) Yaptırım gücüne sahip olma
B) İnsan gereksinimlerine cevap verme
C) Toplumdan topluma değişme
D) Zaman içinde değişme
E) Bireylere belli sorumluluklar yükleme
(1993/ÖSS)

Çözüm :
Anlatılan örnekte asıl vurgulanan iki kültürel özelliğin birbirleri arasındaki farkın vurgulanmasıdır. Özellikle batı ülkelerinde olan anlayış ile ülkemizde uygulanan anlayış farkı ortaya konmuştur. Böylece anlatılmak istenen asıl konu toplumsal değerlerin “toplumdan topluma değişebileceğidir”.
Bu nedenle doğru yanıt: C’ dir.

c. Toplumsallaşma (Sosyalleşme)
Bir toplum içinde yaşayan bireyin o toplumun tüm davranış, değer ve düşünme biçimlerini öğrenmesi, benimsemesi ve yapmasıdır. Birey, top-lumsal yaşama katılmak için sahip olması gereken beceri, değer ve davranış kalıplarını toplumsallaşma sayesinde öğrenir. Toplumsallaşma doğumla başlar ve ölünceye kadar devam eder. Toplumsallaşmada en etkili kurum “aile”dir. Daha sonra bunu akraba, arkadaş çevresi ve okul takip eder.

d. Toplumsal Sapma
Bireyin içinde bulunduğu toplumun davranış, değer ve düşünme biçimlerini öğrenemediği ya da onlarla uyum içinde bulunmadığı, yani “toplumsallaşamadığı” durumlarda gösterdiği davranışlara “toplumsal sapma” denir. Örneğin: çöplerini sokağa döken, görevini yapmayan kişilerin davranışları.

ÖRNEK :
Bir toplumda;
– Trafik polisi yoksa kırmızı ışıkta geçilmesi
– Piknik yapılan yerlerde, çöplerin çöp kutusuna atılmayarak açıkta bırakılması
– Toplu taşıma araçlarında gençlerin, yaşlılara yer vermemesi
gibi davranışların yaygın olması aşağıdakilerden hangisinin en güçlü göstergesidir?

A) Bazı toplumsal kuralların gereği gibi benimsenmemiş olduğunun
B) Teknolojik ilerleme karşısında yasaların yetersiz kaldığının
C) Endüstri toplumlarında, duygu ve düşünce alışverişinde azalma olduğunun
D) Nüfusun hızla artmakta olduğunun
E) Kültürler arası etkileşimin ulusal değerleri değiştirdiğinin
(1992/ÖSS)

Çözüm :
Verilen örneklerde insanların toplum içerisinde konulmuş olan bazı kurallara uymadığı görülmektedir. Ancak bunun nedeni konusunda bize kesin bir bilgi verilmemiştir. Bu nedenle kurala uymama davranışının “teknolojik ilerleme karşısındaki yasaların yetersizliği” olarak düşünmemizi sağlayacak bir bilgi de bulunmamaktadır. Aynı şekilde karşımızdaki toplumun “endüstri toplumu” ya da “nüfusu hızla artmakta olan bir toplum olduğunu” da söyleyememekteyiz. Ayrıca bu toplumun bir başka toplumla “kültürel etkileşime girmesinden dolayı ulusal değerlerini yitirdiğini” de paragrafta bulamıyoruz.
Ancak elimizdeki bilgilerden bu toplumdaki insanların “bazı toplumsal kuralların gereği gibi benimsenmediklerini” anlayabilmekteyiz.
Bu nedenle doğru yanıt: A’ dır.


Etiketler:

Sosyolojinin Diğer Bilimlerle İlişkisi

İnsan topluluklarıyla ilgilenen sosyoloji, birçok bilim dalı ile beraber çalışma yürütmektedir. Beraber çalıştığı bilim dallarıyla ilişkisi şöyledir:

1) Sosyoloji – Tarih: Geçmişte yaşamış insan toplulukları hakkında bilgi edinir.

2) SosyolojiPsikoloji: Toplumun bireye, bireyin de topluma etkilerini inceler. Bu alandan “Sosyal Psikoloji” ortaya çıkar.

3) SosyolojiAntropoloji: Toplumların gelişimini ve kültürel özelliklerini inceler.

4) Sosyoloji – Hukuk: Hukuk kurallarının toplumsal işlevlerini ve kuralların topluma uygunluğunu inceler

5) Sosyoloji – Ekonomi: Ekonomik olaylar ve toplumsal olaylar arasındaki etkileşimi inceler.

6) Sosyoloji – Siyaset Bilimi: Toplumların yönetim biçimlerini inceler.

7) Sosyoloji – Coğrafya: Toplumun yaşadığı bölgenin coğrafi özelliklerinin toplumun yaşayışına etkilerini inceler.

ÖRNEK :
Anadolu kadını;
– Evlilik çağına gelmişse “gül oyası”,
– Nişanlı ya da evliyse “karanfil oyası”,
– Sevdiğinden ayrı, üzüntülü ya da yalnızsa “nergis oyası” ,
– Kocasından hoşnut değilse “biber oyası” takar.
Görüldüğü gibi, Anadolu kadını “oya”yı yalnızca süslenmek amacıyla kullanmamaktadır.
Oya’nın bu parçada sözü edilen toplumsal işlevi aşağıdakilerden hangisidir?

A) Duygu, düşünce ve sorunların dile getirilmesine yardımcı olma
B) Toplumsal olayları denetim altında tutma
C) Deneyimleri sonraki kuşaklara aktarma
D) Toplumdaki dayanışmayı yaygınlaştırma
E) Bireylerin gelenek ve göreneklere bağlılığını sağlama
(1993/ÖSS)

Çözüm :
Toplum, aynı zamanda toplumsal ilişkiler bütünüdür. Bu yönüyle toplum denildiği zaman, gelenek, görenek, sanat, teknoloji… girmektedir. Paragrafta Anadolu kadının takmış olduğu bir eşyanın kullanım amacı, insan ilişkileri çerçevesinde açıklanmıştır. Kadın, istek, duygu ve şikayetlerini kullandığı eşyanın desenleriyle anlatmaya çalışmaktadır. Bunun dışında duygusunu dahi açık biçimde ortaya koyamayan kadının “toplumsal olayları denetim altına almaya” ya da “dayanışmayı yaygınlaştırmaya” çalıştığını söyleyemeyiz. Ayrıca burada oya, bir eğitim aracı da değildir. Bu nedenle “deneyimleri sonraki kuşaklara aktarma amacı olarak” da görülemez. Kadın, duygusunu ifade ederken “gelenek ve göreneklerine bağlı” kalmışsa da paragrafın temel vurgusu duygunun dile getirilmesidir.
Bu sebeplerden yanıt: A’ dır.


Sosyolojide Yöntem ve Araştırma Teknikleri

Sosyoloji, toplumsal olayları bilimsel bir disiplinle inceler. Tarafsız, düzenli ve en doğru bilgiye ulaşmak için çeşitli yöntemler kullanır. Yöntem, doğru bilgi elde etme sürecinde sosyolojinin kullandığı kurallar ve araçlar bütünüdür.

1- Sosyolojik Yöntemler
a. Toplumsal olay ve olguları araştırır ve belirler.
Olay: Bir toplumda gelişen tek tek durumlardır. Tekildir ve somut olarak yaşanmıştır. Örneğin: 1789 Fransız İhtilali, Kurtuluş Savaşı, I. Dünya Savaşı, Ali’nin doğumu, Ayşe’nin okula gitmesi…

Olgu: Olaylardan yola çıkılarak ulaşılan genellemelerdir. Tümel ve soyutturlar. Örneğin: İhtilal, savaş, doğum, eğitim

b. Olaylar arasında neden-sonuç bağı kurar.
c. Ulaştığı bilgilerden toplumların tümü için geçerli genellemelere ulaşmaya çalışır.

Bunu yapmak için sosyoloji üç ayrı yöntem kullanır:
Tümevarım: Tek tek olayların bilgisinden genel bir bilgiye ulaşma.
– Tümdengelim: Genel bilgiden hareketle yaşanmış olan tek tek olayları anlamlandırma.
– Birleştirici Yöntem: Herhangi bir olayı genel olarak toplumdan soyutlamadan, aksine toplumla iç içe değerlendirerek tanımlama.

ÖRNEK :
“M.Ö. V yüzyıl Atina’sı hakkında pek çok bilgi kaynağı vardır. Ancak bunların çok büyük bir kısmı o dönemde yaşamış olan “Atinalı yurttaşlar” tarafından yazılmıştır. Bu yüzden dönemin Atina’sının bir Persliye, bir köleye ya da yerleşmiş bir Korintli’ye nasıl göründüğü hakkındaki bilgilerimiz pek azdır. Tarihsel belgelerin yazarları, olayları kendi görüş ve duyguları doğrultusunda değiştirmiş olabileceklerinden o dönem Atina’sının gerçek durumu yazılanlardan ve anlatılanlardan farklı olabilir.
Bu parçada sözü edilen duruma düşmemek için, günümüz olaylarını inceleyen bir tarihçi nasıl bir yol izlemelidir?

A) Belgelerdeki eksiklikleri yorum yaparak tamamlamalıdır.
B) Yalnız yabancı gözlemcilere dayanan belgelerden yararlanmalıdır.
C) İlk elden yazılmış belgelerden yararlanmalıdır.
D) Değişik kaynaklara dayalı belgelerden yararlanmalıdır.
E) Yalnız resmi kaynakları kullanmalıdır.
(1983/ÖSS)

Çözüm :
Paragrafta anlatılana göre Antik Yunan dönemiyle ilgili olarak elde edilen bilgiler bize geçek olayları göstermekten uzaktır. Bunun nedeni bu dönemdeki belgeleri “Atinalı yurttaşların” hazırlamış olmalarıdır. Bu yüzden elimizdeki bilgilerin öznel olacağı vurgulanmış, bize bir bu dönemdeki bilgilere güven duymamamız önerilmiştir. Ancak soruda “günümüz olaylarını” inceleyen bir tarihçinin ne yapması gerektiği sorulmuştur.
Dikkat edilmesi gereken nokta, sorunun doğru anlaşılmasıdır. Eğer, soruyu “tarihçinin Antik Yunan’daki, bu olumsuz durumu düzeltmek için yapması gereken nedir?” şeklinde anlayacak olursak “A” seçeneği bizi yanıltabilecektir. Çünkü bu dönemde başka kaynak olmadığı için yorum yapmaktan başka çare kalmamaktadır.
Oysa “günümüz” olaylarının incelenmesi sırasında değişik kaynaklar da bulunmaktadır. Bu sebepten, “ilk elden bilgilere ulaşmak” önemli olsa da yeterli değildir. Tıpkı ne “sadece resmi kaynakların” ne de “sadece yabancı kaynakların” yeterli olmaması gibi. Tarihçi elindeki kaynak bolluğunu iyi kullanmalı ve “değişik kaynaklardan yararlanmalıdır.”
Yanıt: D’dir.


Sosyolojik Araştırmalarda Veri Toplama Teknikleri

Sosyolojik Araştırmalarda Veri Toplama Teknikleri

a. Gözlem
İnsanlar arasındaki sosyal ilişki ve olguları yerinde izlemek ve incelemektir. İki türlü gözlem vardır:

Doğal Gözlem: Araştırılan konunun kendi doğal ortamında ve araştırmacının müdahalesi olmaksızın incelenmesidir.
Uyarı: Doğal gözlemde, araştırmacının toplumsal olayların karmaşıklığından dolayı tam ve net bilgi elde etmesi mümkün olmayabilir.

Katılımlı Gözlem: Araştırmacının araştırdığı gruba dahil olarak olayları daha yakından izlemesidir.
Uyarı: Katılımlı gözlemde araştırmacının doğrudan grubun içerisinde olması objektifliğini bozabilmektedir. Bu durumda nesnel bir değerlendirme mümkün olmayabilir.

b. Anket
Belirli bir konuda kişilerin ve toplumların eğilimlerini ve düşüncelerini öğrenmek için, uzmanlarca hazırlanmış soruların kişiler tarafından verilmiş yanıtlarının yorumlanmasıdır. Bilgisine ulaşılmak istenen toplumdaki kişi sayısının fazla olması, ekonomik ve zamansal sorunlar doğuracağından anketler, toplumun genelini yansıtacağı düşünülen belli bir “örneklem” grubu üzerinde yapılır.

c. Monografi
Özel bir toplumsal olayı incelemek için aynı türden gruplar üzerinde yapılan yoğunlaştırılmış ve derinlemesine incelemelerdir. Örneğin: Aile, köy ve mahalle monografileri gibi.

d. İstatistik
Diğer tekniklerle elde edilen sayısal verilerin daha kolay yorumlanmasını sağlamak için bilgilerin tablolarda gösterilmesidir.

e. Sosyometri
Bir gruptaki kişilerin aralarındaki tüm ilişkilerini çözümlemeye çalışan ve bu amaçla uzaklık-yakınlık, grup-alt grup ilişkisini ölçen bir çalışma biçimidir.

ÖRNEK :
“Toplumsal ilerleme” kavramı, ilerleme sözcüğünden dolayı, “daha iyiye gidiş” anlamını içermektedir. Bu yüzden toplumsal değişme, “toplumsal ilerleme” olarak adlandırılmamalıdır.
Bu yargı, Durkheim’in sosyolojik araştırmalarla ilgili hangi ilkesine uygun düşmektedir?

A) Toplumsal bir olayın nedeni, yine bir toplumsal olayda aranmalıdır.
B) Bir toplumsal olayın normal olup olmadığını anlamak için genel olup olmadığına bakılmalıdır.
C) Toplumsal olaylar incelenirken bu olayların değişmeyen yönleri üzerinde durulmalıdır.
D) Her türlü toplumsal olayın kökeni demografik olaylarda aranmalıdır.
E) Toplumsal olaylar değer yargılarından sıyrılarak incelenmelidir.
(1992/ÖYS)

Çözüm :
Bilimsel araştırmalarda temel amaç, konu edilen varlığın elde edilen bilgisini olduğu gibi vermektir. Bu açıdan bilimi mahkemeye delil sunan dedektiflere benzetebiliriz. Bilim bilgiyi sunarken, bu bilginin nasıl yorumlanacağı konusuna karışmaz. Çünkü, bilim adamının bilgiyi yorumladığı durumlarda, bir süre sonra “bilgi elde etme” amacından uzaklaştığı gözlenmiştir. Bu nedenle yoruma dayalı ifadeler bilime ters düşmektedir
“Daha iyiye gidiş” ifadesi, içerisinde “iyi-kötü” yorumunu barındırmaktadır. seçeneklerde, bilim adamının nesnel tavrı ile ilgili kural, “değer yargılarından sıyrılarak inceleme” ifadesiyle “D” seçeneğinde görülmektedir. Diğer seçeneklerde zaten sosyolojinin kuralı durumundaki bilgiler verilse de “nesnellik” özelliğine dair bilgi bulunmamaktadır.
Bu nedenle yanıt: E’ dir.

ÖRNEK :

Kentteki insan davranışları üzerinde araştırma yapan bir sosyoloğun, tüm bireylere ulaşıp onlarla konuşması mümkün değildir. Bu nedenle, araştırma kapsamına giren bireylerin tümü üzerinde değil, bunlardan belli bir yöntemle seçilen bir kısmı üzerinde inceleme yapılır.
Bu parçada, araştırma ile ilgili olarak aşağıdakilerden hangisinin gerekliliği üzerinde durulmaktadır?

A) Genellemelere varma
B) Verileri analiz etme
C) Varsayım (hipotez) oluşturma
D) Örneklem alma
E) Problemi tanımlama
(1994/ÖYS)

Çözüm :
Toplumla ilgilenen sosyolojinin önündeki en ciddi engel, maliyet ve zaman sorunlarından dolayı toplumdaki tüm bireylerle görüşme yapamamasıdır. Bu sorunu aşabilmek için sosyoloji anket tekniği içerisinde bir kolaylık geliştirmiştir. Buna göre toplumsal yapının benzeri özelliklerini taşıyan insanlardan yine toplumda bu özelliklere rastlanan oranlarda kişi sayısıyla örnek bir grup oluşturulur. Böylelikle, oluşan grup toplumun bir minyatürü şeklinde olacaktır. Sosyolojik araştırmalar bu “Örneklem” grubu üzerinde yapılarak tüm toplum için geçerli olacak sonuçlar projeksiyon tekniğiyle elde edilir.
“A” seçeneği projeksiyon tekniğindeki genellemeleri ifade etmektedir. Oysa, paragrafın vurgusu öncelikle “Örneklem grubuna” dairdir.
Bu nedenle yanıt: D’ dir.

ÖRNEK :
Atatürk, Anadolu insanının bağımsızlığına ve özgürlüğüne düşkün olduğunu, vatan sevgisini her şeyin üstünde tuttuğunu ve ülke yönetiminde karar verici güç olması gerektiğini her fırsatta vurgulayarak ve onlara sorumluluk vererek, onların Kurtuluş Savaşına katılmalarını sağlamıştır.
Buna göre Atatürk, Anadolu insanının savaşa katılmasını aşağıdakilerden hangisini gerçekleştirerek sağlamıştır?

A) Toplumun sorunlarını kendi sorunları gibi ele alarak
B) Bireylerin davranış, tutum ve değerlerini etkileyerek
C) Toplumdaki ortak sorunlara çözüm arayarak
D) Engin bilgi ve deneyimlerini bireylere aktararak
E) Toplumdaki tepkileri dikkatle izleyerek
(1995/ÖYS)

Çözüm :
Toplum içerisinde karşılaştığımız tüm ilişki biçimleri ve yapılar, insanların arasında gelişen yaklaşma ve uzaklaşmaların sonucudur. Bundan dolayı Atatürk, bunun bilincinde olarak, Anadolu halkının Kurtuluş Savaşına katılımını, halkın değer yargılarına müdahale ederek sağlamıştır.
Bu dönemde halk, tıpkı şuurunu yitirmiş bir hasta insan gibi tepki verme yetisini gösteremez durumdadır. Anadolu’nun çeşitli yerlerinde direnişler gösterilse de ortak bir hareket için, ortak bir bilinç gereklidir. Toplumun bir arada olmasının en önemli sebebi ortak değer yargısıdır. Atatürk de bu amaçla öncelikle halk içerisinde ortak değer yargısını yaratmayı amaçlamıştır.
Bu nedenle yanıt: B’ dir.


Sosyolojinin Alanı

1. Sosyolojinin Konusu ve Tanımı
İnsan, yaşamının her döneminde diğer insanlara ihtiyaç duyan bir canlı olduğu için toplum yaşamı, insanlık tarihi kadar geçmişe dayanmaktadır. Düşünce tarihi boyunca bir çok filozof, toplum yaşamını ele almışsa da toplumsallığı bugünkü biçimiyle ele alan ilk kişi İbn-i Haldun’dur. İbn-i Haldun, özellikle “Mukaddime” adlı kitabında toplumları Göçebe (Bedevi) Toplum ve Yerleşik (Hadari) Toplum olarak ikiye ayırmıştır. Ancak Sosyolojinin felsefeden bağımsızlaşarak kendi başına bir alan olması Fransız İhtilali ve Sanayi Devrimi’nin sonuçları üzerine 19. yy.’ın başlarına rastlar.
Fransız Saint Simon, sosyolojiden 19. yy.’daki olayları açıklamak için yararlanmış; yine bir Fransız, Auguste Comte ise 1839 yılında yazdığı kitapta ilk defa “Sosyoloji” terimini kullanmıştır. Sosyoloji, “society” (toplum/topluluk) ve “logy” (loji/bilim) kelimelerinin birleşiminden “toplumbilimi” olarak üretilmiştir. Ama yine de sosyolojinin tanınması İngiliz Herbert Spencer tarafından sağlanmıştır. Bu yönüyle sosyoloji “en genç bilim dalı” ünvanına sahiptir.
Batı’da 19. yy.’da büyük bir kargaşa ortaya çıkmıştır. Özellikle, büyüyen kentlerde yaşayan işçilerle aristokrat kesim arasında ciddi uçurumlar oluşmaya başlamış, bu ise toplum içerisinde önemli bir hareketlilik ve değişim yaşanmasına neden olmuştur.
Sosyoloji ilk olarak bu dönemde, “toplumsal değişimi ve bu değişimin nedenlerini” açıklamaya çalışmıştır. Ancak sonraki dönemlerde, insanlar arasındaki tüm ilişki biçimlerini araştıran, bu ilişkilerin arkasında yatan nedenlerle birlikte sonrasında ortaya çıkan sonuçları konusu içerisine alan bir bilim dalı haline gelmiştir. Sosyolojinin amacı, toplumsal ilişkileri açıklayarak genel bir toplum kuramına ulaşmaktır.

Sosyolojinin Özellikleri:
• Toplum içerisinde olanı inceler; olması gerekenle ilgilenmez. Bu nedenle, kural koyan (normatif) bir alan değildir.
• Olayları neden-sonuç bağıyla birlikte inceler.
• Toplumu bireylere göre değil, bir bütün olarak değerlendirir.
• Kendine özgü araştırma yöntemleri vardır. Deney yapmaz.

ÖRNEK :
Boşanmaya yol açan belirli nedenlerin sosyolojinin ilgi alanına girebilmesi için, sadece birkaç çiftin bu nedenlerle boşanmış olması yeterli değildir. Bu nedenlerin başka birçok çifti de boşanmaya yöneltmiş olması gerekir.
Bu durum dikkate alındığında, bir olgunun sosyolojinin ilgi alanı içinde yer alması aşağıdakilerden hangisine bağlıdır?

A) İnsan ilişkilerini olumsuz yönde etkilemesine
B) Toplumun gelişmesinde rol oynamasına
C) Toplumun genelinde gözlenmesine
D) Birey için önemli bir sorun olmasına
E) Belirli normlara dayanmasına
( 1996/ÖSS)

Çözüm :

Sosyoloji insanların oluşturduğu toplumun içerisindeki ilişkileri konu edinmektedir. Bu nedenle herhangi bir konunun sosyolojinin ilgi alanına girebilmesi için, insanlar arasında görülmesinin dışında toplum içerisinde de gözlenmesi gerekmektedir.
Paragrafta boşanma olayından bahsederken, bunun “olumlu ya da olumsuz yönlerine” değinilmemiştir. Bu nedenle “A” ve “D” seçenekleri geçerliliklerini yitirmektedirler. Bununla beraber “toplumun gelişimine ya da gerilemesine” yönelik bir etkisi de anlatılmamaktadır. Böylelikle “B” seçeneğini de eleyebiliriz. Ayrıca “E” seçeneğinde denildiği gibi “boşanma”, genelde, hukuk kurallarına dayanıyor olsa da paragrafta kurallarla (normlarla) ilgili bir bilgi verilmemiştir. Ancak, “birkaç çiftin” değil, ”birçok çiftin” boşanmış olması durumunda sosyolojiye bir çalışma alanı doğacağı belirtilmektedir. Bu nedenle denilebilir ki, sosyoloji, toplumun genelinde görülen olguları konu edinir.
Bundan dolayı yanıt: C’ dir.

ÖRNEK :
“Olanı, var olanı söylemek gerekir, olması gerekeni değil.”
“Geleneklerin doğru ya da yanlış olduğunu söylemiyorum, onları yalnızca açıklıyorum.”
Bu iki cümlesiyle Montesquieu, aşağıdakilerden hangisini söylemek istemiş olabilir?

A) Toplumsal olaylar, değer yargılarından kaçınarak incelenmelidir.
B) Düşünürün görevi toplumu yargılamak değil, sorunlara çözüm getirmektir.
C) Toplumsal konularda, bir önerinin gerçekleştirilmesi eskisinden daha kötü sonuçlar verebilir.
D) Bir toplumsal olayın aksayan yanını düzeltebilmek için önce o toplumsal olayı açıklamak gerekir.
E) Toplumsal olaylar, akla göre yorumlanmalıdır.
(1982/ÖSS)

Çözüm :
Montesquieu, dile getirmiş olduğu sözleriyle aslında sadece sosyolojinin değil, tüm bilim dallarının genel bir kuralını dile getirmektedir. Bilimler sahip oldukları bilgilerin doğruluklarını test ederken aynı zamanda ulaşılan bilginin bir başkasına kabul ettirme yolunu da araştırır. Bu nedenle bilimler, bilgiye ulaştıkları yöntemlerin kesinlikle nesnel olmasına dikkat ederler. Nesnel bilginin ilk şartı somut verilerdir. Bu açıdan idealler, rüyalar ve hayaller bu tür bilgi olarak değerlendirilmez. “Var olan” somut bir gerçekliğe sahipken, “olması gereken” ancak soyuttur.
Bir soruna “çözüm getirmek” mutlaka zihinde doğru ve soyut bir kalıbın olması anlamına gelir. Bu nedenle “A”, “D” ve “E” seçeneklerinde bir ideale bağlı kalındığından bilimsel nesnelliğe ulaşılamaz. “C” seçeneğinde ise, “önerinin gerçekleştirilmesi” şartına bağlı bir değerlendirme yapılmıştır. Oysa bilim, yorumsal bir önerinin varlığına karşıdır. Bilimsel çalışmada sadece gerçeğin bilgisine ulaşmak istediğimiz için “değer yargılarından uzaklaşmamız” gerekir.
Bundan dolayı cevap A’ dır.

2. Sosyoloji ile İlgili Temel Kavramlar
Toplum : Belli bir fiziksel yeri ve coğrafyası bulunan, ortak bir kültüre ve devamlılığa sahip, üyeleri arasında işbirliği olan ve kendi kendini devam ettiren insan topluluklarına denir. Toplum, farklı sosyologlar tarafından çeşitli özelliklerine göre sınıflandırılmıştır:

İlk olarak İbn-i Haldun, toplumu insanları birbirine bağlayan duygu temelinde ikiye ayırır:
– Göçebe (Bedevi) Toplum: Kan bağıyla bir araya gelmişlerdir ve göçebedirler.

– Yerleşik (Hadari) Toplum: Belli amaçlarla bir araya gelmişlerdir ve yerleşik bir yaşam sürerler.

Emile Durkheim ise toplumu insanlar arasındaki ilişkiye göre ikiye ayırır:
– Mekanik (Basit) Toplum: İnsanlar arasında yüz yüze ve samimi ilişkilerin olduğu, homojen (uzmanlaşmanın olmadığı) toplumlardır.
– Organik (Karmaşık) Toplum: İnsanlar arasında resmi ilişkilerin ve işbölümünün olduğu, geniş nüfustan dolayı insanlar arasındaki kontrolün toplumsal baskı ile sağlandığı toplumlardır.

F. Tönnies, Durkheim’in toplum sınıflandırmasından yararlanarak ikili bir ayrım yapar:
– Cemaat: Mekanik toplum gibi basit, ırk ve etnik yönden farklılaşmamış bireylerin kurduğu toplumlardır

– Cemiyet: Organik toplum gibi karmaşık, etnik yönden farklılaşmış bireylerin kurduğu toplumdur.

Auguste Comte ise toplumun gelişimine göre her toplumun üç ayrı aşamadan geçeceğini/geçtiğini söyler:
– Teolojik Aşamadaki Toplum: Askeri ve monarşik bir yapı vardır. Askerler ve din adamları egemendir.

– Metafizik Aşamadaki Toplum: Her olay dine göre yorumlanır. Dini kurallar toplumun işleyişini belirler. Batıl inançlar (fallar, büyüler…) söz konusudur.

– Pozitif Aşamadaki Toplum: Tüm doğa ve toplum olayları sadece somut verilerle açıklanmaya çalışılır. Bilimsel düşünce egemendir. Sosyal karışıklıkların sona ereceği aşamadır.

3. Sosyolojinin Alt Dalları

 Zaman içerisinde Sosyoloji incelediği konulara göre çeşitli alt dallara ayrılmıştır. Bunlar:
Genel Sosyoloji, Ekonomik Sosyoloji, Sanayi Sosyolojisi, Hukuk Sosyolojisi, Kent Sosyolojisi, Köy (Kır) Sosyolojisi, Din Sosyolojisi, Siyaset Sosyolojisi, Bilgi Sosyolojisi, Aile Sosyolojisi, Eğitim Sosyolojisi’dir.

Bununla birlikte E. Durkheim, sosyolojiyi toplumla ilgili olarak incelediği alana göre şu üç bölüme ayırır:

a. Genel Sosyoloji: Temel olarak sosyolojinin konu alanını, kullanacağı yöntemleri ve diğer bilim dalları ile ilişkisini inceler.

b. Sosyal Morfoloji: Toplumun maddi yapısıyla ilgilenir ve iki ana bölüme ayrılır:
Sosyal Coğrafya: Yaşanılan bölgedeki coğrafi koşulların toplum yaşamı üzerindeki etkisini inceler.
Sosyal Demografya: Toplumun nüfusunu, nüfusun yapısını ve özelliklerinin toplum üzerindeki etkisini inceler.

c.Sosyal Fizyoloji: Toplumu oluşturan temel öğeler olan aile, din, ekonomi… gibi kurumların değişimi ve gelişimini inceler.