Gün Olur Asra Bedel – Cengiz Aytmatov
1. ROMANIN K0NUSU:
II.Dünya Savaşından sonra Kazak bozkırlarında bir tren istasyonunda yaÅŸamaya baÅŸlayan Yedigey’in burada tanık olduÄŸu olaylar.
2. ROMANIN ÖZETİ:
Roman kahramanı Yedigey Cangeldin, cepheden döndükten sonra,Kazak bozkırlarında küçük bir aktarma istasyonunda çalışmaya başlar. Burada tanık olduğu ve uzak geçmişine çağrışım yapan olaylar, gerçekte bir siyasi rejimin gümbür gümbür çöküşünün nedenleridir.
Yedigey’in çok eski ve yakın arkadaşı olan Kazangap ölür.Onun için bir cenaze töreni düzenleler. Bu törene Kazangap’ın ÅŸehirde oturan oÄŸlu ve kızını da çağırırlar.Kazangap’ın cenazesini mezarına götürürken,Yedigey kendisinin ve milletinin geçmiÅŸini,acı-tatlı,düşündürücü yanlarıyla bir bir gözlerinin önünden geçirir.O gün ‘Asra bedel bir gün’ olur onun için.Sevdikleri kiÅŸinin cenazesini Naymanlar’ın kutsal mezarlığına götürdükleri zaman,orada bir uzay üssünün kurulmuÅŸ olduÄŸunu görürler ve cenazenin gömülmesine izin verilmez.Öte yandan,Rus-Amerikan ortak araÅŸtırması sonunda kozmonotlar,uygarlık düzeyi Dünyanınkinden çok daha yüksek bir gezegen keÅŸfeder.Bu gezegende yaÅŸayanlar dünyalılarla iliÅŸki kurmak isterler.Fakat daha yüksek bir uygarlığı ,daha iyi bir yönetimi kendileri için zararlı gören dünyalı yöneticiler bu isteÄŸi reddederler.
3. ROMANIN ANA FİKRİ:
Aytmatov anlatım gücüyle insanları mankurt olmaktan kurtaralım mesajını vermektedir.
4. ROMANDAKİ OLAYLARIN VE ŞAHIŞLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
Kitaptaki olaylar genelde küçük kasaba hayatını anlatmakta ve karakterler çok gerçekçi durmaktadır.Ancak kitapta geçen uzay üssü ile ilgili bölümler romana biraz bilim kurgu havası katmaktadır.Kişlere gelince;
YEDİGEY: Romanın baş kahramanıdır.Savaşmış geleneklerine bağlı önder bir kişiliği vardır.
UKUBALA: Kocasını seven artık yaşlılığı iyiden iyiye hisseden yardımsever bir kadındır.
KAZANGAP: Yedigey’in çok eski bir arkadaşıdır.Köye yerleÅŸmesinde ve iÅŸi bulmasında büyük katkısı vardır.
5. ROMAN HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
Kitapta bir rejimin baskısı altında yaşan ve kültürel değerlerini kaybetmeye yüz tutmuş bir köyde geleneklerine bağlı bir insan ve çabalarını görüyorum.
6. ROMANIN YAZARI HAKKINDA BİLGİ: Cengiz Törekuloviç Aytmatov
Cengiz Törekuloviç Aytmatov 12 Aralık 1928 tarihinde Kuzeybatı Kırgızistan’da Åžeker adlı bir köyde doÄŸdu.Babası Törekul Aytmatov at yetiÅŸtiricisiydi. Kırgızistan’a,daÄŸlık yörelere Ekim devrimi daha yeni ulaşıyordu. Yazarın çocukluk yılları sistemin yeni yeni yerleÅŸmeye baÅŸladığı yıllararastlar.GeçmiÅŸe baÄŸlı yaÅŸlı neslin yanında yeni düzene ayak uydurmuÅŸ genç kuÅŸak da toplumdaki yerlerini alıyorlardı. Yazar kolhoz tarlalarında çalıştı.Çevresini,tabiatı,insanları o yıllarda tanımaya baÅŸladı. İkinci Dünya Savaşı yıllarında bütün yetiÅŸkinler savaÅŸta oldukları için gençlere çok iÅŸ düşüyordu. Henüz on beÅŸ yaşındayken köyü Sovyetinde sekreterlik yaptı,tarım makinalarının hesaplarını tuttu. Daha sonra Kazakistan’daki Cambul veterinerlik teknik okulunda okudu Ardından Frunze(bugünkü BiÅŸgek tarım enstitüsünde okudu.Zooteknisyen olarak bütün ülkeyi ,Kazakistan’ı dolaÅŸtı. Aynı zamanda da bir gazeteci sıfatıyla çalışıyor,sürekli gözlem yapıyordu. Pek çok genç nesil mensubu gibi halkından uzaklaÅŸmadı,insanına daha da yakınlaÅŸtı. Kırgız gazetelerindeki yazıları,redaksiyon servislerinde aldığı görevler ,muhabirlik faaliyetleri onu yavaÅŸ yavaÅŸ edebi dünyaya hazırlıyordu.Yazarın akıcı uslubu,kurgudaki baÅŸarısı bu ön araÅŸtırmalarıyla yakından ilgilidir.
Açıklama-2
Gün Olur Asra Bedel, Cengiz Aytmatov’un bir romanıdır. Roman, geleneklerini korumaya çalışan insanları anlatır. Komünizm sırasında yaÅŸanan anılar, insanların kutsal saydığı ÅŸeylerin yok sayılması, aÅŸkın sorgulanması romanın deÄŸindiÄŸi konulardır. Komünizm materyalist düşünce yapısı ile hayata bakmış, cenneti dünyaya getirmeye çalışmıştır. Elbette bunun içinde cennet var olsun ya da olmasın insanlara yaÅŸadıkları cehennemi deÄŸiÅŸtirmenin kendi ellerinde olduÄŸunu anlatma çabası içinde olmuÅŸtur. Kitaba kısaca mankurtlaÅŸma ile geleneklerini koruma arasındaki insanların hikâyesi de denebilir. Gerçekten çok güzel bir kitap olduÄŸunu ayrıca belirtmek isterim…Sizlerede okumanızı tavsiye ediyorum fakat lütfen özetini satın almayın mümkünse kitap kalın olsun ancak o zaman çok iyi anlarsınız.
“Bu yerlerde trenler doÄŸudan batıya, batıdan doÄŸuya gider gelir, gider gelirdi… Bu yerlerde demiryolunun her iki yanında ıssız, engin, sarı kumlu bozkırların özeÄŸi Sarı Özek uzar giderdi. CoÄŸrafyada uzaklıklar nasıl Greenwich meridyeninden baÅŸlıyorsa, bu yerlerde de mesafeler demiryoluna göre hesaplanırdı. Trenler ise doÄŸudan batıya, batıdan doÄŸuya gider gelir, gider, gelirdi…”
Aytmatov’un çok tanınan eserlerinden biri olan “Gün Olur Asra Bedel”, diÄŸer adıyla “Gün Uzar Yüzyıl Olur” esas itibarıyla Sovyetler BirliÄŸi döneminde yaÅŸanan sosyal ve kültürel sorunların bir öz eleÅŸtirisidir. Aytmatov, romanında, geçmiÅŸin efsaneleriyle geleceÄŸin bilim kurgusunu harmanladığı çok özel bir teknik uygulamıştır.
Çağdaş romancılığın başyapıtlarından biri olan Gün Olur Asra Bedel, aslında yalın bir kurguya dayalıdır. Uçsuz bucaksız bozkırların kuş uçmaz kervan geçmez köşelerinin birinde, belki ayda bir trenin geçtiği istasyonda görevli iki arkadaştır, Yedigey ve Kazgangap.
Aytmatov romanında, sıradan bir yaÅŸamdan, ulusal ve toplumsal sorunlara gönderme yapar.Yer, Sarı Özek bozkırıdır…Kırgızistan’ın uçsuz bucaksız bozkırlarının birinde Sarı Özek’teki basit ve tekdüze bir yaÅŸamın; demiryolcu Yedigey’in, İkinci Dünya Savaşı’ndan beri arkadaşı ve en yakın dostu Kazangap’ı, vasiyeti üzerine, atalarından miras kaldığına inandığı ve kutsal bildiÄŸi Sarı Özek bölgesinde bir mezarlığa gömmek istemesinin ve bu süreçte yaÅŸadığı çeliÅŸkilerin öyküsüdür. Çevre ve kiÅŸiler, bize pek yabancı olmayan, Orta Anadolu bozkırlarının ve halkının adeta bir kopyasıdır.
Aytmatov’un yapıtlarında baÅŸlangıç, aynı zamanda bitiÅŸtir. BaÅŸlayan her ÅŸey biter, biten her ÅŸey de yeni bir baÅŸlangıçtır. Zamanın erdiÄŸi bozkırlarda, gün, yüzyıl kadar uzun; geçen yüzyıllar ise bugün kadar yakındır aslında. Aytmatov tren raylarının sonsuzluÄŸa uzayıp giden kıvrımları arasında yiyecek arayan bir tilkinin yaÅŸadıklarını adeta empatik yaklaşımla yaÅŸatır bizlere.
Kazgangap, saÄŸlığında, Kırgız efsanelerinin birinde adı geçen Nayman Ana türbesinin yer aldığı Ana Beyit bölgesine gömülmek istediÄŸini söylemiÅŸtir. Her ÅŸey, bir devenin sırtında Ana Beyit mezarlığına yol alan cenaze konvoyunun en önünde giden Yedigey’in bilincinde oluÅŸur ve geliÅŸir. Sarı Özek’teki istasyondan kutsal mezarlığa giden cenaze konvoyunun başını çeken Yedigey, can dostu Kazgangap’la yaÅŸadıklarını, bu kısa yolculuk sırasında geri dönüşlerle bilinç üstüne çıkarır. Romanın ilerleyen sayfalarında, anlatılanların, bu yolculuk boyunca tahayyül edilenlerin ürünü olduÄŸu ortaya çıkar. Yedigey, koca ömrü, bir güne hatta saatlere sığdırır; geçmiÅŸin, ÅŸu anın ve geleceÄŸin aynı ÅŸey olduÄŸunu, deve sırtındaki bilinç akışlarında yaÅŸar ve yaÅŸatır.
Gün Olur Yüzyıl Olur, dönemin yönetim anlayışına, Stalin diktatörlüğüne eleÅŸtirel bir bakış getirir. Bu eleÅŸtirel bakış, devlet kademelerinde görev yapan kiÅŸilere olumsuz karakterler çizilmesiyle kendisini gösterir. Roman kahramanlarında Sabitcan, bozkırın karşısında ÅŸehri, sıradan Kırgızın karşısında ise yönetime yakın, toplumsal yabancılaÅŸmaya örneÄŸi temsil eder. Aytmatov’un yapıtlarında olumsuz kiÅŸilerin ÅŸahsında, sistemin yozlaÅŸmış uygulamaları, üstü kapalı da olsa acımasızca eleÅŸtilir.
Yedigey, can dostu Kazgangap’ın naaşını vefa borcunu ödemek üzere küçük bir cenaze konvoyuyla Ana Beyit’e götürmektedir. Ancak, destan kahramanı Nayman Ana’nın mezarının bulunduÄŸu Ana Beyit’te, Sovyet yönetimince bir uzay üssü kurulmuÅŸtur.Yedigey,aynı zamanda yaÅŸadığı yasak aÅŸkı yani Zarifeyi hatırlar.Zarife ve kocası Abutalip ıssız Sarı Özek bozkırına sürgün edilmiÅŸlerdir.Sebebi ise Abutalip´Ãn savaÅŸ sırasında esir düşmesidir.Bir bakımdan hain görülüyor.Abutalip eski hatıralarını yazıp tutuklandığı için cezaevindeyken ölür.Kısa süre sonra Zarife´de Yedigeyden şüphelendiÄŸi ve Abutalip´in acısına dayanamadığı için Sarı Özek´i terkeder. Sonradan Yedigey Zarife´nin evlendiÄŸini öğrenir.
Cengiz Aytmatov, romanında “mankurt” kavramını bir sosyoloji terimi yapacak derecede çarpıcı sosyolojik saptama yapar. Mankurt, Aytmatov’dan sonra, geçmiÅŸini unutmuÅŸ, bedeniyle ve ruhuyla karşı tarafın buyruÄŸu altına girmiÅŸ, yeni efendisine yaranmak için kendi deÄŸerlerine, ailesine ihanet edenlerin ortak adıdır.
Nayman Ana, mankurt olan oğlunu kurtarmaya çalışan, umut ve korku dolu bir yürekle çalkalanan bir Kırgız anasıdır. Onun mücadelesi, trajediyle bitse de, sonraki yüzyıllarda yaşanacaklara âdeta geçmiş çağlardan, ötelerden bir uyarıdır.
Kırgız ananın trajedisi, bulduğu sandığı bir anda, oğlunun okuyla öldürülmesiyle, efsaneden modern topluma bir projeksiyon tutar. Tarihsel mankurtlaşma, aslında, modern zamanlarda yaşanan mankurtlaşmanın iz düşümüdür âdeta.
Gün Uzar Yüzyıl Olur’da geçmiÅŸ ile ÅŸu an, gerçekler ile destanlar iç içedir. Juan Juanlar, Sarı Özek bozkırında yaÅŸayan Naymanların topraklarını istilâ eder. Tutsak aldıkları Nayman gençlerinin kafalarına yaÅŸ deve derisinden bir baÅŸlık geçirirler. GüneÅŸ altında kurumaya ve daralmaya baÅŸlayan deri, esirlere korkunç acılar verir.Ayrıca çıkan saçlar deve derisine giremediÄŸinden dönüp kurbanın kendi kafa derisine girer böylece tutsaklar hafızalarını kaybeder. Tutsaklar bu iÅŸkencenin sonunda ya ölürler ya da mankurtlaşırlar yani belleklerini ve bilinçlerini yitirirler. Juan Juanlar, tutsakların anılarını belleklerinden silmekle, insanlığın bilincini yok etmekle insanlık onurunu ayaklar altına almayı baÅŸarmış (?) bir topluluktur.
Mankurtlaşan tutsak artık efendisinden başkasını tanımaz. Ne anasını, ne babasını, ne de bir başka şeyi hatırlar. Ağzı var, dili yoktur artık; isyanı ve itaatsizliği hiç düşünmeyen tek varlıktır yeryüzünde.,
Yedigey’in Kazgangap’ı gömmek istediÄŸi yer, Nayman Ana’nın mezarı artık uzay üssüdür. Romanda yerleÅŸik sistemin deÄŸerlerini simgeleyen Kazgangap’ın oÄŸlu Sabitcan ise babasının cenazesine dahi zorla gelmiÅŸtir; herhangi bir sorun çıkmadan bir an önce törenin bitmesini ve ÅŸehre dönmeyi istemektedir.
Üsse yaklaÅŸan cenaze konvoyunu durduran nöbetçiler, buranın askerî bölge olduÄŸunu söyleyerek cenaze konvoyunun Ana Beyit’e girmesine izin vermek istemezler. Tartışma sürerken Nöbetçi subay gelir. Nöbetçi subay Kırgız kökenli bir delikanlıdır. Kendi halkından bir muhatapla karşılaÅŸan Yedigey sorunu çözeceÄŸi inancıyla konuyu açıklamaya baÅŸlar. Nöbetçi subayın cevabı çok kısa ve çarpıcıdır: “YoldaÅŸ, Rusça konuÅŸ” . Yedigey afallayarak niçin Kırgızca konuÅŸmadığını sorar. Kırgız subay görevde olduÄŸunu, görevde iken Kırgızca konuÅŸamayacağı cevabını verir.
Konvoy çaresizlik içinde, kutsal topraklardan uzaklaşır. Yedigey başka bir yerde cenazeyi yaparak gömer; ancak Kırgız geleneklerini, tam olarak bilmeden ve uygulayamadan gömmek onu çok rahatsız etmiştir.
Aytmatov, baskıcı bir rejimin yerel ve ulusal değerleri silmeye çalıştığı bir zamanda alegrofik imgelerle ulusal kimliğini örten perdeyi aralamayı bilmiş, toplumsal sorunları ve bu sorunların derin yapılarını zamanın gündemine taşıma olanağını yaratmış ve romanlarıyla insanlığın hizmetine sunmuştur.
Romanda geçen Orman-Göğüslü gezegeni aslen Aytmatov’un zihninde yaratmak istediÄŸi coÄŸrafya ve bu coÄŸrafyada yaratmak istediÄŸi insanların izdüşümüdür. Yıllarca Rus mahkumiyeti altında yaÅŸayan Kazaklar’ın aslında layık olduÄŸu coÄŸrafya, Orman-Göğüslü gezegeni tadında bir coÄŸrafyadır. Elbette bu coÄŸrafya her hangi birisi tarafından Kazaklara sunulacak deÄŸildir. Bu gezegen tadında bir coÄŸrafya için çabalamak gayret sarfetmek gereklidir.

![]() |

ÖzgürOkul.Org'un etkinliklerini ve hazırlanan videoları takip edebileceÄŸiniz bir 







