Sultan Ahmet Camii Eski ve Yeni Hali

Sultan Ahmet Camisi’nin 1895 yılındaki hali
 Sultan Ahmet Camii
Sultan Ahmet Camii, 1609-1616 yılları arasında sultan I. Ahmet tarafından İstanbul’daki tarihi yarımadada, Mimar Sedefkâr Mehmet AÄŸa’ya yaptırılmıştır. Cami Mavi, yeÅŸil ve beyaz renkli İznik çinileriyle bezendiÄŸi için ve yarım kubbeleri ve büyük kubbesinin içi de gene mavi ağırlıklı kalem iÅŸleri ile süslendiÄŸi için Avrupalılarca “Mavi Cami (Blue Mosque)” olarak adlandırılır. Ayasofya’nın 1934 yılında camiden müzeye dönüştürülmesiyle, İstanbul’un ana camisi konumuna ulaÅŸmıştır. Aslında Sultan Ahmet Camisi külliyesiyle birlikte, İstanbul’daki en büyük yapı komplekslerinden biridir. Bu külliye bir cami, medreseler, hünkar kasrı, arasta, dükkânlar, hamam, çeÅŸme, sebiller, türbe, darüşşifa, sıbyan mektebi, imarethane ve kiralık odalardan oluÅŸmaktadır. Bu yapıların bir kısmı günümüze ulaÅŸamamıştır.
Yapının mimari ve sanatsal açıdan dikkate sayan en önemli yanı, 20.000′i aÅŸkın İznik çinisiyle bezenmesidir. Bu çinilerin süslemelerinde sarı ve mavi tonlardaki geleneksel bitki motifleri kullanılmış, yapıyı sadece bir ibadethane olmaktan öteye taşımıştır. Caminin ibadethane bölümü 64 x 72 metre boyutlarındadır. 43 metre yüksekliÄŸindeki merkezi kubbesinin çapı 23,5 metredir. Caminin içi 260 pencereyle aydınlatılmıştır. Yazıları Diyarbakırlı Seyyid Kasım Gubarî tarafından yazılmıştır. Çevresindeki yapılarla birlikte bir külliye oluÅŸturur ve Sultanahmet, Türkiye’nin altı minareli ilk camisidir.
Altı Minarenin Hikayesi
Efsaneye göre dönemin padiÅŸahı I. Ahmet, baÅŸta minareleri altından yaptırmak istemiÅŸtir. Ama kaplamada kullanılacak olan altının deÄŸeri padiÅŸahın bütçesini fazlasıyla aşınca, caminin mimarı Sedefkar Mehmet AÄŸa bu emri güya yanlış iÅŸiterek, “altın” sözcüğünden “altı” yaparak, camiyi 6 minareli inÅŸa ettirmiÅŸtir.
Ancak efsaneler bir kenara, İstanbul’da meydana gelen her büyük olay, her büyük eser, İslam dünyasını yakından ilgilendiriyor ve baÅŸlıca konu ediliyordu. Sultan Ahmet Camisi’nin yapılması da hayranlıklar, geniÅŸ yankılar uyandırmıştı. Fakat İmparatorluÄŸun bazı eyaletlerinden de itirazlar gelmiÅŸti. İtiraz edenler, camiye altı minare yapılması kabe’ye saygısızlık olur diyorlardi. Çünkü o zamanlar altı minaresi olan tek mabed Mekke’de idi. PadiÅŸah bu meseleyi bütün İslam alemini memnun edecek bir ÅŸekilde halletti: Mekke’ye yedinci minareyi yaptirdi.
Sultan Ahmet Camisi’nin 1895 yılındaki haliMinarlerle alakalı diÄŸer bir husus da, ÅŸerefelerdir. Sultanahmet minarelerinin dördü üçer, ikisi de ikiÅŸer ÅŸerefelidir ve toplam 16 ÅŸerefe yapmaktadır ki bu da aynı zamanda Sultan Ahmet’in 16. padiÅŸah olduÄŸuna iÅŸaret eder. Ama bu yanlış bir bilgidir çünkü Sultan 1. Ahmed 14. padiÅŸahtır.
Caminin içeriye açılan 3 kapısından herhangi birinden girildiğinde dış görünüşü tamamlayan boyama, çini ve vitray camlarının zengin ve renkli süslemeleri ile karşılaşılır. İç mekan büyük bir bütündür; ana ve yan kubbeler geniş sivri kemerlerin dayandığı 4 iri sütun üzerinde yükselir. Caminin içini 3 taraftan çevreleyen balkonların duvarları, yine iznik çinileri ile süslüdür. Bunların yukarısı ve bütün kubbe içleri ise boya işidir. Avlunun batı girişinde ise, demirden ağır bir kordon bulunmaktadır. Bu kordon avluya atıyla giren padişahın kafasını çarpmaması için eğmesini gerektiriyordu. Bu, padişahın bile camiye girerken kendisine çeki düzen vermesi gerektiğini göstermek amaçlı sembolik bir eylemdi.

ÖzgürOkul.Org'un çeşitli konularda 25 







